Anasayfa / ALLAH (cc) / Bu dünyaya neden geldiniz
imanilmihali.com
imanilmihali.com

Bu dünyaya neden geldiniz

Bu dünyaya neden geldiniz ?

Kader bahsi, akılların sadece görünenle izah edemeyeceği kadar kapsamlı, karmaşık ve derin bir mevzu olduğu içindir ki Peygamberimiz (sav) bile bu konuda konuşmaktan uzak durmuştur. Çünkü bu bahsin içinde sadece kader değil, aynı zamanda fıtrat ve aynı zamanda akibet, aynı zamanda başkalarının da kaderi ve nihayet aynı zamanda sınavın ta kendisi vardır.

Sorulması gereken soru ise şudur ;

Bizler bu anne babadan, bu ülkede, bu dinde, bu cins ve renkte, bu maddiyat ve maneviyatta neden dünyaya geldik? Vazifemiz ne? Sınavımız ne? Bizden beklenen ne? Bu gök ve kainat altındaki bu minicik gezegenin üzerinde bir karınca misali yaşayan bizlere hayatı bahşeden kim ve bizi neden yarattı? Zengin ve makam sahibi olmak mı gaye yoksa başka gayeler mi bekleniyor bizlerden?

Sorunun doğal olarak cevabı içinde saklı düşünün beyinler için. Yani kimse bu dünyaya zengin olsun, daha çok yaşasın, daha fazla yesin, pahalı kıyafetler alabilsin diye gelmedi. Kimse bu dünyada sınavından başkasına maruz kalmadı, kalmayacak ve kimse kaldıramayacağı yüklerle sınav edilmeyecek ve sahip olduğumuz veya olamadığımız her şey aslında bir sınav… Tıpkı yaptıklarımız, yapmamız gerekirken yapmadıklarımız ve yapmamak gerekirken yaptıklarımızın birer sınav olduğu gibi.

Başını göğe kaldırıp kainatı ayet gözüyle izleyemeyenler veya akidesi zayıf olanlar için hayat sadece bir tabiat döngüsünden ibarettir ve sonrası onlar için kocaman bir boşluktur. Oysa oyun olsun diye yaratılmayan bu hayatta nefes alan, hacmi ve kütlesi olan en ufak bir şey bile boşuna değildir.

Eskilere giderek annenizin babanızla tanıştığı güne veya daha eskiye dedenizin annenizi neden okula göndermediğine, sonrasında bu diplomasızlık ile annenizin kiminle evlenmek durumunda kaldığına ve sizlerin bu sayede nasıl dünyaya geldiğinize bir bakın…. Yine bakın ki sizler hangi ortamda nasıl ve ne şekilde büyüdünüz, aileniz size neler sundu, ne oldunuz ve sizler evlenip barklandığınızda sizden dünyaya gelen çocuklar neden ve nasıl oldu!

Birey, aile, akrabalar manzumesi, komşuluk halkaları, toplum, devlet ve nihayet milletin tamamının ferdi ve ortak olarak kaderi işte bu sorular daha doğrusu cevaplarla şekillendi…

Uzatmayalım. Kimse ve hiçbir varlık bu dünyaya iş olsun diye gelmedi. Yaratan Yüce Allah tek ve muktedir olarak oyun olsun diye hayatı yaratmadı ve sınavı şeffaf ve adil olarak emretti. İnanıyorsak, iman ediyorsak, Kur’an ve Peygambere tabi isek durum bu. Bunda en ufak bir şüphe ise imansızlık ve dinsizlik ve koyu karanlık bir akibet.

O halde sınavı kabul ediyorsak, bireysel ve toplumsal kaderi de kabul etmek mecburiyetindeyiz.

Bizim neden yaratıldığımız ve bu toplumun neden bu coğrafyada, bu zaman diliminde, bu şekilde davrandığının cevapları da zaten bu anlayışta gizli.

Bizden beklenen iman etmek, tevhide uygun davranmak, kul olmak, ibadet etmek, Kur’an’a ve Peygambere biat etmek, Allah’ın sınırlarına aynen uymak, öğüt ve yasaklama ayetlerine aynen uymak… Nihayetinde de temiz bir nefisle ve imanlı olarak son nefesi verip ruhumuzu asıl sahibine tertemiz olarak iade etmek. Bizden beklenen bu ferdi davranışların genelinde ise etrafa iyilik saçmak, kötülükle ve kötülerle mücadele etmek ve dünyayı cennete çevirmek gayreti var.

Ve en önemlisi de doğal ve şüphesiz olarak sadece ve sadece Allah’ı bir, muktedir ve Malik olarak kabul etmek var. Bu ferdi ve ortak gayelerin tamamının taşıyıcı kolonu.
Şimdi diyebiliriz ki kimse para veya makam için, şöhret ve kuvvet için, sayısız mücevher ve hizmetçilere sahip olmak için, kendisine bahşedilen rızkı israf etmek için, riya ve gösteriş için yaratılmadı. Ve kimsenin Allah’tan başka bir malik seçme hakkı ve mazereti yok. Kimse rızkı, medeti ve hikmeti başkasından beklemeyi aklından bile geçiremez ki geçirenlerin işlediği suçun adı şirktir ve şirk affedilmeyecek tek suçtur.

Şimdi bu yüzyılda, bu coğrafyada yaşayan Müslümanları mercek altına alalım ve bakalım durum nedir?

Adalet ve hak’kın üstünlüğüne, özgürlük ve eşitliklerin durumuna, suçlu ve kötülerin nasıl egemen olduklarına, aç ve muhtaçların nasıl gözardı edildiğine, sayısız entrika ve oyunla nasıl kamu mallarının talan edildiğine, nasıl dini ilkelerin çiğnendiğine, nasıl ahlakın yerlerde süründüğüne, zamanında helak edilen nice kavimlerin herbirinin helak sebebinin bugün nasıl bir arada ve misliyle bu toplumda cirit attığına bakalım ve sonra susalım. Riya ve gösteriş şirk olduğu halde, kişilerden ve paradan ilah gibi medet umduğumuz için ayrıca şirke boğazımıza kadar battığımıza göre, kendimizi düşünüp evlatlarımızın geleceğini feda ettiğimize göre … cevabı hep birlikte verelim. Verelim ve cahiliye araplarından bile çok daha gayri müslüman olarak yaşadığımıza şahitlik edelim.

Oysa neden yaratılmıştık ve şu an hangi beyhude hevesler uğruna didinip duruyoruz?

Peki bizi kim kandırdı da perde arkasından kandırmaya devam ediyor? Kim bu pislikleri ve dünya menfaatini tek gaye yapıp süslü gösterdi de biz ona kandık? Cevabı İblis kıssasında açıkça ve defaten açıklandığı halde o ayetler maalesef arapça okunup anlaşılmadığı için güme gitti.

İnsanlar sevap kazanmak adına anlamadan ve bazı sure ve ayetleri binlerce kez okurken diğer sure ve ayetleri elinin tersiyle ittiği için, Yüce Allah 23 senede insanlara bir Kur’an hikmeti gönderdiği halde bizler onu okumayarak, okusak ta anlamayarak nasıl birer cehennem namzeti olduk şimdi farkında mısınız?

Bizden beklenen bu ayetlere göre yaşamak değil miydi? peygamber bu uğurda ömrünü feda etmedi mi? sadece sakal ve hırka bir de misvak mı bıraktı Peygamber bize yoksa ahlak, iman, ibadet,i dua ve şükür mü? Peygamber sadece tevhidi mi emretti yoksa aynı zamanda şirkle mücadeleyi de mi? Peygamberin tamah etmediği paraya, makama, saltanata, gavurla işbirliğine, her türlü ahlaksızlığa, dini işimize geldiği gibi yorumlamaya ne zaman başladık?

Ne zaman insanlıktan çıkıp şeytanlaştık? Şeytanlaşmışken nasıl olurda şefaat beklemeyi umut ettik? Allah’ın razı olmadığı kullar şefaat göremeyeceği halde nasıl olup ta Allah’ı es geçip Peygamberden şefaat dilenir hale geldik? Son nefeste iman ederek günahlardan sıyrılacağımızın, ölüm anında edilen tevbenin geçerli olacağına bizleri kim kandırdı?

O zaman sınavın adaleti ne oldu? Allah’ın rahmeti elbet sonsuzdur ve O affedicidir ama bizler boğazımıza kadar şirke batmışken, günah denizlerinde fütursuzca kulaç atarken bizi neden affetsin ki? O okumadığımız Kur’an bize neden şefaat etsin ki? Aksine hatırlayın Peygamberimiz bile mahşerde bizden şikayetçi olup “Kur’an’ı hayatın dışına ittiğimiz için” bizlerden şikayetçi olacak. Böyleyken şefaati bize kim layık görebilir?

Cehennemi çok hafife alır ve cenneti çok kolay bir şey sanır haldeyiz. Oysa iş öyle değil! Öyle olsaydı sahabeler o savaşlarda onca canlar vermez, o malları infak etmez, o ayetler için ölmezlerdi. İş o kadar basit olsaydı Peygamberimiz hasır evde oturmaz, komşusu açken yiyip içip sultanlar gibi yaşardı.

Demek ki en fakirimizin bile bugün Peygamberimizden çok daha varlıklı olması başlı başına bir suçtur ve bizler infak etmediğimiz, toplumdaki muhtaç ve yetimlere el uzatıp o bize verilen nimetlerdeki yoksulun hakkını iade etmediğimiz için çok suçluyuz. Sandık ve hala sanıyopruz ki o nimetler ve bol paralar bize bolca harcamak için verildi. hayır! O nimetler ellerimizle, gönülden isteyerek infak edelim, muhtaçların ve diğer tüm varlıkların hakkını asıl sahibine teslim edelim diye verildi,. İşte sınav bu.

Bizlere bahşedilen bu ahenkli tabiat zehredelim, kirletelim, telle çevirerek sahiplenelim diye değil insanca ve huzurla yaşayalın, ekmeğimizi topraktan çıkaralım diye bahşedildi.

Oysa bizim yaptıklarımız israf etmek, kandırmak, kirletmek ve kendimize saklamaktan, geleceğimizi Yüce Allah’tan değil de, kenara koyduğumuz üç kuruştan medet ummaktan ibaret. Dahası ve daha acısı Allah ile aldatan şeytanlara biat ettikçe toplumun üzerindeki külfette her geçen gün artıyor.

Düzelme niyetinde ve arzusunda olmayan toplum her an yeni kurnazlık ve hileler peşinde koştukça toplumun vebali de artıyor ve kaderi karanlık akibetlere doğru şekilleniyor.

Kaderin malum ve Rabbimizce biliniyor olması O’nun razı olması demek değildir. O’nun bilgisi ve müsadesi olmadan bir yaprak yere düşmezken biz nasıl olur da mucizeleri tabiata, sıradan ve rastgele hale sokarız? Kader bizler adileştikçe daha da karanlıklaşacak ve sadece ama sadece mü’minler kurtulacaktır.

Son paragraf olarak bunu açarsak şöyle denebilir ki cennetlere iman etmeden girilemeyecektir. Cehennemin mevcudiyet sebebi varlıkların iman etmemelerini cezalandırmak ve iman etmelerini sağlamaktır. Cennetlerin varlık sebebi ise mü’minleri, yani görmediği halde sırf Allah kelamı Kur’an’la bildirildiği için koşulsuz inanan ve buna göre yaşayan kulları mükafatlandırmaktır.

İmanın detaylı ve düşünerek kabulü demek olan tahkiki ve tafsili iman işte budur ve saf olmak zorundadır.

Bu dünyada tek bir gayemiz vardır ve o da Allah rızasına mazhar olabilmek’tir.

Ötesi boştur. herkes yaptığını ödeyecek ve zerre haksızlık yapılmadan cehennemler dolacaktır. Rabbimizin cenneti doldurmak gibi bir iddiası yoktur ama O, cehennemi doldurmaya and etmiştir.

O halde insan neden yaratıldığını düşünmeli ve bir an önce Hakk’a ve hak’ka dönmeli, Kur’an’ı anlayarak ve benimseyerek okumalı ve gereğini yapmalıdır. herkesin kıyameti kendi ecelidir ve bunun bir saniye sonra olmayacağının garantisi yoktur.

Zaman, tevbe etmek ve Hak’ka dönmek, fıtrat ve tevhide uygun yaşamak, kötü ve kötülerden, şirk ve şirk tehlikesinden fersah fersah kaçınmak zamanıdır.

Allah rızası dışında edindiğimiz her bir emel ve bu uğurda harcadığımız her bir saniye bizlerin cehennem de fazladan kalacağı yılları biriktirmekten başka birşeye yaramayacaktır.

Telafisi olmayan günahların tevbesinin kabulü sadece Rab’bimizin kudretindedir ve Allah affetse de kul affetmeyeceği için kaçınmak, karıncayı incitmekten bile uzak durmak lazımdır.

Boynuzlu hayvanla boynuzsuz olanın helalleşeceği günde hakkı yenilenler karşınıza dikildiğinde yetmiş yıl secdeden başınızı kaldırmamış olsanız da hak yiyip zulmettiğiniz, kamu malını talan ettiğiniz, garibi ezdiğiniz, menfaat için haktan ayrıldığınız için cennetler size haram olacaktır.

Kur’an’ı, İslam’ı, tevhidi anlamak, uygulamak ve tabi olmak mecburiyeti herkes için farzdır. Keza şirki ve haramı, günah ve vebali anlamak ve uzak durmak ta Allah’ın emri ve cehennem sebebidir. Yaptığınız iyiliklerden sevap alırken, yapmadığınız iyiliklerden alacağınız günahlar geleceğinizi karartmasın. Çünkü bu lütuf veya rica değil emirdir. Keza kötülerle ve kötülükle mücadele etmek de bir rica değil emirdir.

Eğer menfaat kaybı için hatta canınız için ayetleri ve Hakk’ı savunmak yerine şeytanlara teslim oluyor ve şirke tabi olmayı seçiyorsanız karar sizin. Çünkü dinde zorlama yoktur.

Ama bilin ki ahiret haktır, ölüm haktır, mahşer haktır, cennet ve cehennem haktır ve yaşanacaktır.

Şimdi bir kez daha ama Kur’an ışığında sorun kendinize ben bu dünyaya neden geldim? Görevim, sınavım ve mecburiyetim ne?

Unutmayın; yarına kalsa da yanınıza kalmaz! Ağırdan da olsa kendinizi satmayın!

Rabbim tüm imanlı kulları Kur’an istikametine kılavuzlasın.
rabbim kirli nefisleri temizlesin.
rabbim bizleri bağışlasın.
Rabbim dünya yaşamını cehenneme çevirme gayretindeki kafir ve müşriklerin tuzaklarını başlarına geçirsin.
Rabbim, İsrailiyat’ı hayatımıza sokmak gayretindeki münafıkları yerle bir etsin.
Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Cumartesi halkı

Cumartesi Balıkçıları ve İslam toplumları mukayesesi

Cumartesi Balıkçıları ve İslam toplumları mukayesesi Kur’an’da “Cumartesi Halkı” veya “Cumartesi Balıkçıları” tabiriyle anılan, lanetlenmiş ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir