Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Bütün meseleler din kaynaklıdır
imanilmihali.com
Bütün meseleler din kaynaklıdır

Bütün meseleler din kaynaklıdır

Bütün meseleler din kaynaklıdır

Din, hayatı yaratan, sürdüren ve sonlandıracak olan, sonra yeniden başlatacak ve bilemediğimiz bir gelecekte ve mahiyette devam ettirecek olan Yüce Allah’ın ilmi, kaidesi ve iradesidir. Yani din geçmiş ve gelecek hayatın ta kendisidir.

Din bir inanç veya moda ya da bir sınıf değil hakikattir ve diğer tüm çırpınışlar felakete sürüklerken, din kendisine uygun yaşayanları, ilahi ve muazzam sisteme isyan etmeyenleri, Allah’a kul olmaya gayret edenleri bahtiyar eder.

Din basit, sade ve anlaşılır haldedir. Din olup biten herşeyin gerçeği ve sebebidir. Din, dinsizliğin de, dindarlığın da yapı taşı ve hesap ve mizanın kurallar bütünüdür. Ve din sadece Allah’ındır ve adı İslam’dır.

Tevhid yani Allah’ı Bir’leme esasına dayalı, kırmızı çizgileri Kur’an ile belirlenmiş İslam ise, kıyamete kadar sürecek olan geçerli tek dindir ve Allah’ın tüm insanlık için seçtiği yaşam biçimidir.

İnsanlık bu duygu ve anlayışa yaklaştığı her zaman mutlu ve refah içinde yaşamış, bu ilahi sistemi sorgulamaya başladığı her zaman gaflet ve felaketlere gebe kalmıştır. Zaman içinde şekillenen, değişen kaidelerin tamamı Rabbimizin dilemesi ile olduğu halde insan o ufacık aklıyla dini evrimleşmeyle, yeniden yazılmayla veya çeşitlenmeyle suçlamış ve demode, hatalı, tahrif edilmiş hatta isyana bulaşmış batıl işleri, ego karışımı isteklerini, taraflı ve sahte inançlarını dine katarak dinin duru haline ve aslına zarar vermiştir. Bunu yaparken de kimisi hainlik kimisi aşırı sevgi ve tutuculuk zırhına bürünmüştür. Sonuçta din tam anlaşılamayan, anlaşılması istenmeyen bir müessese gibi bazılarınca tatbik edilmesine göz yumulan bir sosyal hobi vaziyetine getirilmiştir.

Bu yazılanları daha Fatiha suresinin manasından habersiz insanların anlaması düşünülemez ama birazcık din ilmine temas etmiş kullar çok iyi bilecektir ki dünya üzerinde yaşanan her şey bu ilahi sistemin parçası, gereği veya sonucudur.

Şöyle ki; ilahi kudretin tek ve gerçek sahibi Yüce Allah yaratılıştan itibaren sevdiği, seçtiği ve güvendiği insanlığın kendisine tabi, doğru ve güzel yaşamasını dilemiş, kuralları koymuş, söz almış ve kitap ve peygamberleriyle zaman zaman unutulan hakikatleri hatırlatmış ve yoldan çıkan insanlığa yeniden rota belirlemiştir. Bu kimi zaman aydınlatma kimi zaman helak şeklinde gerçekleşmiş ama her defasında kurtuluş bu sayede hayat bulmuştur.

İnsanlık ise zayıf hafızası, kocaman egosu, minicik aklı, sınırsız şehvet ve hırsları ile sürekli aksini ispatlamaya çalıştığı dini tartışılır vaziyette tutmaya gayret etmiş, elinden geldiği ölçüde yaşanan ve yaşanacakları akıl süzgeci ile doğrulama ihtiyacı hissetmiştir. Lakin dinin yarısının görünen hayatla diğer yarısının da görünmeyen yani gayb dünyasına ait olduğunu unutmuş ve ölmekten korkmuş, ölmeyi yok olmak saymış ve bir daha canlanmayı kabul edememiş ve şüphe etmiştir.

İman, işte bu gayba katıksız ve şüphesiz itikad iken, çoğusu iman etmemiş, iman ettim diyenlerin tamamına yakını da ayette buyrulduğu gibi şirke düşmek dışında imana yaklaşamamıştır. Yani en inançlı kesim bile bazen tereddüt etmiş, araya aracılar, şefaatçiler, muteber kullar koymaya çalışmış, nefsi, şehvet ve hırsı, hatta dinin tek düşmanı iblisi kurtarıcı bellemiştir.

Cahillikle bezenmiş ve güvensizlik kulları olması gereken dünya hayatını tesis görevinden uzaklaştırmış, insanlık dinin cennetvari ahlak ve güzelliklerle dolu yaşantısına yanaşamamıştır bile. Bunun yerine dünyaya kan ve göz yaşı hakim olmuş, umutlar, hayaller fani olmaktan öte gidememiştir.

Zaman zaman ve bazı kulların kişisel gayretleri ve inançlı azınlığın gerçek iman etmiş olması dünya üzerindeki kötüye gidişi durdurmaya yetmemiş, çoğunluğun eseri küresel felaketler gün ve gün yaşanır hale gelmiş, inançlar yerini ihtiyaç ve hırslara bırakmıştır. Mucize olmadan inanmayan, görmeden kabul etmeyen insanlık cahiliye dönemi Araplarından da koyu küfür ve şirk karanlıklarına batmış, nuru göstermekle görevli din adamları görevini yapmakta aciz kalmış ve hatta dine savaş açarak makam ve yetkilerini ne pahasına olursa olsun koruma gayretine düşmüştür.

Sadece Kur’an’ı anlayarak okuyarak dinin yarıdan fazlasına hakim olabilecek insan tenezzül edip bir tek sayfa okumadan dindarlığa soyunmuş, anlamamış, tanımamış ve saygı duymamış halde dine yardım etmemiş, Allah’a yardım etmemiştir.

Bunların sebep ve gerekçesi sadece gaflet ve cehalet değildir elbet. İşin içinde ihanet muhakkak vardır. Kur’an okuyan herkes çok iyi bilir ki iblisin ahdi insanlığı saptırmak ve dinin yaşanmasını engellemekten yanadır. Lakin bu ahidde çok önemli bir husus vardır ve o şudur ki iblis ne dine ne de Allah’a zarar verebilir. Aksine iblis Yüce Allah’ı bilir ve O’nun izniyle amel eder. Dahası dünya sınavının hakikati insanların iblise uyup uymama sınavıdır. Yoksa küçük günahlar, masum hatalar, unutma ve üşenmeler inşallah cehennem sebebmiz olmayacaktır. Ama cehennem sebebimiz iblise kanmak ve ilahi sistemin tek ve gerçek sahibi Yüce Allah’a teslim olmamak olacaktır.

Cinlerden olan iblisin cinden ve insanlardan sayısız askeri ve kandırma yöntemi vardır ki burada bahsedilecek değildir. Lakin şu bilinmelidir ki iblisin askerlerinin gücü fazladır ve Yüce Allah Peygamberimize bile korunmak için Allah’a sığınmasını (Euzu besmele çekerek) öğretmiştir. İblisin gücü, Allah’ın izni gereği sadece iman etmeyenler üzerinedir ve bu yüzden bugün gördüğümüz kötü zalimlerin hepsi imansız, imansızların tamamı zalimdir. Çünkü ayetler hilafına, akaid itilafına, tevhide karşı, imana düşman yapılan her şey, her kötülük, her kandırmaca, her katliam, her hainlik ve zulüm, her düşmanlık ve cana kast etme, her haksız mevki ve makam hırsı iman zafiyetinden kaynaklanmakta ve Allah’ın kalplerindeki iman zırhını, besmele zırhını kaldırdığı bu kullar kamp çadırında cibinliksiz yatarak sivrisineklere mahkûm izci çocuklar gibi bu kullar şeytanın kandırmaca ve saldırılarına maruz kalmaktadır.

Sonuçta kanan, kalbindeki imanı daraltan insanlık her geçen gün sahte kazanımlarında etkisiyle şeytana köpek olmakta ve nice kötülükler üretmek için kendisini haklı ve güçlü bulmaktadır. Bu insanlara yapılan tüm telkin ve nasihatlerde kalplerindeki nur zayıfladığı hatta yok olduğu için karşılık bulmamaktadır.

Bu öyle bir şeydir ki yaşanan zaman diliminde insanlık, ilahi iradeye rest çeker, kural tanımaz, günlük yaşar ve beşeriyet-medeniyet-ilim üçgeninden dışarı bakamaz haldedir. Mazlumların da gücü ve iradesi zayıf imanlarından dolayı bununla savaşabilecek durumda değildir. Korkaklar kabuğuna çekilmiş halde, zalimler kılıçlar kuşanmış ve şahlanmış atlar üzerindeyken kötüye gidişe dur diyecek kul sayısı yok denecek kadar azdır.

Sistemin bu şekilde gitmeyeceği aşikardır. Bilemediğimiz bir zaman ve şekilde muhakkak bir ilahi yardım ulaşacak, ecel veya tufan şeklinde bir ilahi müdahale elbet gerçekleşecek ve iyilik yeniden kötülüğe egemen olacaktır. Kıyamet alametleri arasında da yer alan bu huşu önemlidir çünkü başı ve sonu bilen Allah’ın kötülüğün egemen olacağı bir dünya yaratması zaten mümkün değildir ve aslında tüm yaşanan acılar bile sınavın bir gereğidir. Yani Rabbimizin bir “Ol” demesiyle düzelecek kötü gidişatın Rabbimizce hala engellenmiyor olması da sınavın ve bizlere kesilen cezanın bir ürünüdür.

Dünyada olup biten açlık, kayırmaca, haksızlık, zulüm, merhametsizlik, kan ve gözyaşının sebebi işte bu anlayışsızlık ve isyandan dolayıdır. Hakikat ile kandırmaca arasında sıkışmış insanlık, menfaat ve çıkarları uğruna parayı ve katiline aşık olmayı seçmiştir. İnsanlık gördüğü şeye inanmayı, görmediğini reddetmeyi seçerek derin bir imansızlık örneği sergilerken öteki hayat ile ilgili beklenti ve inançlarının birilerince kasıtlı olarak yok edildiğinin farkında bile değildir.

Zavallı insanlık Hristiyan, Yahudi, kafir, müşrik, mürai ve münafıkların zehirli oklarıyla, iblisin süslü kandırmacalarıyla kör, sağır ve dilsiz hale gelmiş, dinden uzak, ahlaksız, gurursuz, şahsiyetsiz halde ve televizyon karşısında nefes tüketir olmuştur.

Sonuçta bu suçluluk ve birikmiş şirk kefeleriyle insanlık cennet hayallerini şefaat umutlarına bağlamış ve yine iblisin oyunuyla şefaatle, Allah ile kandırılmıştır. Yazık ki buna öncülük edenlerde din adamlarıdır. Mezheplere, meşreplere, tarikatlara bölünen İslam, diğer batıl dinlerin güç ve inancına sahip olmaktan uzak, ilimi reddeder tembel vaziyette sözde kaderine razı yaşamayı seçmiştir. Kader çok güzel bir avunma biçimidir ama yanlıştır. Zulme karşı yapılan tüm sessizlikleri, korkaklıkları, teslim olmaları kadere bağlamak… kader değil imansızlıktır. Zulmedene teslim olmanın, şeytana tabi olmanın, haksızlığa göz yummanın, kan ve göz yaşına sessiz kalmanın, adaletsizliğe kulak tıkamanın adı kadere razı olmak değil şeytanlıktır ve bunu yapanlar için cennetler haramdır.

Ortadoğu’da, ülkemizde, dünyada yaşananlar bu anlatılanların özeti ve ispatıdır. Tüm pisliklerin, savaşların, acıların yaşandığı ülkelere bakıldığında en cahil ve dinden uzak kesimin nereler olduğu zaten görülecektir. Kardeşin kardeşi vurduğu, terörün yaşandığı, demokrasinin yerlerde süründüğü ülkelere bakıldığında, kadına, çocuğa şiddetin kol gezdiği, taciz ve tecavüzlerin sokaklarda yaşandığı, ekranlarda aleni seks reklamlarının yapıldığı, dizi ve filmlerde dinsizlik temalarının işlendiği, mason ve Yahudi localarının ekonomi ve hayata egemen olduğu net olarak görülecektir.

Şeytanın askeri, soyu durumundaki bu şer güçlerin hedefi, iblisin ahdi istikametinde insanlığı doğru yoldan (Sırat-ı Mustakim’den) uzaklaştırmak, saptırmaktır. Bunun için ihtiyaç duydukları her şey ellerinde mevcuttur. Para, silah, uyuşturucu, kadın, makam, şehvet, araba, yatlar, katlar … Kanacak hedef kitle de bunlara aç ve ufak bir menfaat karşılığı ruhunu satacak haldedir. Ortam ve saha müsait olunca da kandırmacalar çok çabuk hayat bulmakta ve kananların, dinden uzaklaşanların sayısı her gün daha çok artmaktadır.

Kandırmaca usulleri, ana meseleler üzerinde burada bahsedilecek te değildir ama şu çok iyi bilinmelidir ki haksız olan her şey haram ve adaletsiz olan her şey zulümdür. İblisin ve ordularının sunduğu her şey ise ya haksız ya adaletsizdir. Yüce Allah’ın sundukları ise hak ve adil olandır.

Kulun tercihi bu ikisinden birisi olmak zorundadır. Birinden azıcık, diğerinden biraz diye bir şey olamaz. İman demirden bir kalkan gibi zulüm oklarını engelleyemiyorsa o oklar sizi şiddetinden öldürmese bile okun ucundaki zehirden muhakkak öldürecektir. Ölmek ve mahvolmak istemiyorsanız imana sarılın ve Allah’tan yardım dileyerek sadece Allah’a sığının.

Varsın bu dünyada sayısız metresiniz, katınız, yatınız olmasın. Varsın gecelerde smokin giyip fuhuş bataklıklarında kumarlar oynamayın. Varsın işçinin çalışanın alın terini cebe indirip Parislerde romantik akşamlar yaşamayın. Ama iman edin.

Sebat edin, kanaat edin, sabır edin, şükür edin, dua edin, tevbe edin, secde edin.

Yüce Allah’ın insanlara verdiği emir ve hedefler arasında; zengin olmak, yüksek mevkilere gelmek, sayısız kadınla birlikte olmak, yedi tane ev sahibi olmak YOKTUR.

Aksine Allah’ın emri; adam gibi yaşamak, tevazu ile yardımlaşmak, ahlaklı ve adaletli olmak, aç bile olsa çalmamak, harama el uzatmamak, mahreme sadık kalmak, fıtratta edilen yemine bağlı kalmak, şerefli yaşamak, kötüye ve kötülüğe karşı koymak, sevmek ve muhabbet beslemek, yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmek, iman kardeşliğini tesis etmek, Kur’an’ı ve Peygamberimizin örnek ahlakını rehber edinmek, Allah’a kul olmaya gayret etmek, salih amel işlemeye niyet etmektir.

Kötülüğü biriktirip haramlardan korkmamak, rızkı ve medeti başkalarından bekleyerek şeytana tabi olmak sonra da Allah’tan şefaat dilemek salaklıktır. Şefaat sadece Allah’ın razı olduğu kullarının küçük günahları içindir ve sadece Allah’ın şefaat etmesine müsaade edeceği kullarca edilecektir. En büyük şefaatçi ise Kur’an’dır ve Kur’an Yüce Rabbin bizzat kelamı olmak sıfatıyla aslında herkese inmiş bir vahiy vaziyetindedir. Kur’an bu yüzden ‘ayetler ilk defa size vahyedilmiş gibi’ okunmalıdır. Çünkü daha Allah kelamını okumaya tenezzül etmeyen, anlamaya çalışmayan insanın köpekten de taştan da farkı yoktur ve dini Arapçaya mahkûm edenlerin bu yüzden kabirde ve ahirette yatacak yeri yoktur.

Son söz olarak denebilir ki; mesele ne petrol, ne güç, ne paradır. Bunların hepsi zaten şer güçlerin elindedir. İman kardeşlerinin elinde olan ise haysiyet, gurur, şeref ve Kur’an’dır.

Şeytan bu maneviyatı para ile satın almak, imanlı kalpleri köleleştirmek, tevhid aşkıyla yanan gönülleri kendisine asker etmek, iman yolcularını batıla sürükleyerek Allah nezdinde haklı çıkmak ve sonsuz azaptan kurtulmak dileğindedir. Gayesi insanlığın tamamını yoldan çıkarmak, köleleştirmek gerekirse hepsini öldürmektir. Yahudilerin kitaplarına yapılan eklemelerdeki gibi bu maksada hizmet etmeyen tüm insanlar hayvandır ve katli vaciptir.

Siyonizm şeytanın en büyük ve organize silahıdır ve gayesi önce Türklüğü sonra da İslam’ı ortadan kaldırmaktır.

Mesele para, güç değil Allah DİNİ İSLAM’I ORTADAN KALDIRMAKTIR. Bu yüzden tüm meseleler dinidir, ahiret beklentilerine aittir, dünyaya ait meseleler değildir. Bunu anlayabilen kullar bahtiyar olmaya aday kullardır.

Anlayamayan kibirli kullar ise şeytanın köpeği ve iblisin ordusudur ve hak talep etme hakları da yoktur. Bunlar cehennemde iblisle birlikte kavrulacak ve oradan asla çıkamayacak olanlardır.

Rabbimizin daha önceki helak edilen kavimlerin suçlarının her birini ve çok daha fazlasıyla işleyen zamane insanlığını kısmen  helak etmemesinin sebebi acaba KIYAMETE ÇOK YAKLAŞMIŞ OLMAMIZ olabilir mi?

Tek din İslam, tek yol Allah yolu, en büyük düşman şeytandır. İman, Allah’a kul olma bilincinin adı, şeytana karşı en büyük kalkandır. Ve tevbe herkes için yeni bir başlangıçtır. 

Rabbim imanlı gönüllere cesaret ve güç versin.
Rabbim kullarına Kur’an ile hikmet ve hidayet nasip etsin.
Rabbim kıyamete yaklaşılan bu ahir zamanda ülkemizi ve dinimizi muhafaza ve daim eylesin.
Rabbim din ve vatan düşmanlarını bertaraf etsin.
Rabbim tuzak kuran, kandıran, aldatan hain zalimlerin tuzaklarını başlarına geçirsin.
Amin!

Bütün meseleler din kaynaklıdır

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 48 = 49