Anasayfa / AHİR ZAMANLAR / Bütünleşemeyen İslam
imanilmihali.com
Bütünleşemeyen İslam

Bütünleşemeyen İslam

Bütünleşemeyen İslam

Yüce Allah ayetlerinde Müslümanları İslam’a ve imana çağırırken, parçalanıp bölünmeye ve birbirine düşman olmaya karşı uyarır, Allah’ın ipi Kur’an’a sımsıkı sarılmayı emreder.

Aslen bireysel yaşanan İslam, evrensel ve zaman ötesi özelliğiyle, tesis etmeye çalıştığı bu kardeşlik bağlarıyla, geçmiş ve gelecek nesilleri de kapsayan bir bütünlük arz eder. Çünkü İslam, kıyamete dek bakidir ve o ana dek doğru, güzel ve birleştirici tek din olarak kalacaktır.

Bunun kaçınılmaz sonucu ise şudur ki bugünden İslam âlemi o anın yatırımlarını yapmalı ve temellerini atmalıdır. Ama böyle bir çaba hayallere dahi gelmemektedir. Bireyselliği yanlış anlayan ve bencillikle denkleştiren Müslümanlar dini fani ömürleri müddetince diye farz edip evveli ve sonrayı hesaba katmazlar.

Oysa Kur’an defaten uyarmıştır ki kötü veya iyi çığır açanın vebal veya sevabı sürecektir. Yani ileriye doğru etki edecek bugünün amel ve niyetleri etkisi ve kalıcılığı oranında farklı değer ve katsayılara sahiptir.

Daha çık söylemek gerekirse İslam dini geçmişin kıssalarından ders alıp, geleceğe kötü tohumlar ekmemek dinidir.

Müslümanların yapması gereken sadece kendi hayat dilimlerini düşünmek değil, İslam’ın bekasını ve geleceğini de düşünmektir ki bu asla yapılmamıştır.

Bunun aksine örnekler ise maalesef bir hayli çoktur.

Hz. Peygamberin ahir zamanı vurgulayan hadislerinin çoğunluğu Müslüman dünyayı düşündürmelidir. Çünkü on beş asır evvel O’nun belki beş asır sonrasına dair öngörüleri, o zamandan Müslümanları tedbir almaya davetleri, gençlere ve çocuklara nasihatten asla geri durmamaları boşuna değildir.

Yani Peygamberimizin gayesi sadece o anda hayatta olan veya aklı yerinde olan yetişkinleri dine sokmak değil, İman kardeşliği etrafında birleşecek Müslümanlardan teşekkül İslam alemini bir ve beraber olarak sonraki çağlara selametle taşımaktır.

Yüce Allah’ın niyet ve maksatlarından birisi de budur. Çünkü daha İslam’ın kelime anlamında yatan huzur, barış, kardeşlik, esenlik ve sadece Allah’a teslimiyet kelimeleri dahi bu gizli manayı gözler önüne sermeye yeter. Kaldı ki Yüce Allah iyilik ve güzelliğin yeryüzüne egemen olmasını dilemekle imanlı kullara hedef de göstermiş vaziyettedir.

Durum buyken İslam’a tabi olanların şahsi kurtuluşla uğraştıkları kadar, toplumsal ve topyekun kurtuluşa da çalışması kaçınılmazdır. Bunu derken bahsedilen herkesin kurtulması değildir, bahsedilen sistemin yani dinin bekası yani İslam’ın selametle, tahrif edilmeden, birleştirici vaziyette, kıyamete dek salim ve selim olarak ulaştırılması, insanlarda bu dine olan sevgi ve saygının muhafaza ettirilmesine katkı sağlanmasıdır.

Yine daha açık söylersek Peygamberimizden sonraki dört büyük halife dahil İslam’ın birleştirici özelliğini bir türlü yakalayamamış, haklı olarak imanı vicdani bir mesele yaparken, İslam topraklarının tamamını asla bir devlet şeklinde toplamaya çalışmamışlardır. Zaten bu da LAİKLİK halidir ve dinin emridir.

Ancak İslam vicdanlarda kurmaya çalıştığı iman kardeşlikleriyle dünya Müslümanlarını aynı sevgi ve gölgede toplamaya çalışmış, bunu teşvik ederken organize olamadığı ve asırlara sari plan yapamadığı için ümmetler halindeki İslam toplulukları her biri kendi inancına kültürü istikametinde başka yön vermiş, böylece birden çok uygulama ortaya çıkmıştır.

Velhasıl elinden tutulmayan İslam, Kur’an hayatın dışına itilince de İslam’a benzeyen ama İslam’dan farklı sayısız din doğurmuştur. Adına mezhep, akım, tarikat, tekke, zaviye, fırka vs. ne denirse densin her bir ayrı yol kendisini doğru ve diğerlerini yanlış kabul ederek dini daha fazla bölmüş ve acı son itibarıyla da onlarca sahte peygamber ortaya çıkmıştır.

Oysa Siyonizm, İslam düşmanı ve şeytan dini şirk’in uzanımı olarak, organize olmuş vaziyette Sümerlerden de önceki pagan kültürlerini, inatla ve ısrarla, gizemle, kutsal bir emanet zihniyetiyle, Firavun’a karşı da, Musa Peygamber’e karşı da koruyarak (!) bu günlere dek yaşatabilmiştir.  Siyonizmin aslında hastalıklı olan bu yaklaşımı sistematik olarak ise bir büyük başarıdır çünkü Siyonist – şeytancı Yahudiler asla ferdiyetçi olmamış, tamamının ahiret selameti için sözde belirlenen yol ve şekillere sadık kalarak asırlar boyu aynı yanlış ta olsa aynı sapık dini (!) yaşamışlardır. Bu yüzden devletlere karşı durabilmiş, liderlere boyun eğmemiş, çoğuna boyun eğdirmiş, paraya kavuşmuş, bilim üretmiş, gizli organizasyonlarını meraklı gözlerden koruyabilmiş ve ideallerini hastalıklı da olsa yaşatabilmiştir.

İslam ise Asr-ı Saadet dönemindeki heyecan ve ruhu kaybetmekle kalmamış, o zaman olmayan binlerce mezhep türeterek, zalimleri dahi halife yaparak, kişilerin yarattığı, sistematiği ve mantıki dayanağı olmayan bir dönemsel dinler kuşağı yaşamıştır. Öyle ki bir sonraki halife eskisini bela ile anmış, bir sonraki de bir öncekinin sistemini tamamen değiştirmiş, kadı ve şeyhülislamlar dahi halifeyle birlikte değişmiş, adalet o halifenin istekleri istikametinde tecelli eder hale gelmiştir.

Yani Kur’an gibi değişmez bir kaynağa rağmen İslam alemi Kutsal Kitaba veya dine dayalı değil kişilere bağlı bir din olarak asırlardır yaşana geldiğinden bugün tanınmaz haldedir.

Bu bencillik ve vurdumduymazlıkla bundan mesela iki asır sonrasını hayal etmek hiç zor değildir.

Siyonizmin İslam’a ve diğer dinlere karşı başarısı da burada yatmaktadır. Hele ki diğer batıl dinler ve Hristiyanlık dini Sözde Tevrat, Kabala ve Talmud gibi sistemli mesnetlere karşı koyamamış, daha orijinal İncil’den habersiz ve şirk kokulu İncilleri (Teslisi öngören) baştacı eden Hristiyan dünyası Yahudilerin eski ahit – yeni ahit oyunuyla da tuş olmuş vaziyettedir.

İsa Peygamber, kendisi Yahudiyken, başkaca bir din ve kitap getirmesine rağmen, İsa Peygmberin takipçileri yine bir başka Yahudi olan Pavlus tarafından çok fena oyuna getirilerek aldatılmış, Yahudileştirilmiş ve kendisini aslında haram olan domuz eti türü şeyleri bir anda helal kabul eder bulmuştur. Nihayetinde Hristiyanlık apayrı ve Yahudiliği tarihten silen bir din olarak indirilmiş iken, Hz. İsa’nın mirasına sahip çıkamayanlarca Yahudi dinini ortadan kaldıramadığı gibi, o dinin arka bahçesi ve yardakçısı olmuştur.

İslam âleminin hiç olmazsa felsefede henüz Yahudileşmemesinin (ama maalesef yarıdan çoğu farkında olmasa da yahudileşmiştir) sebebi Müslümanların yıkılmaz inançları veya başarıları yahut kılıçları sayesinde değil Yüce Allah’ın ezeli gören İlmiyle Kur’an’ı dokunulmaz ve değişmez kıldığı içindir. Yani Kur’an tahrif edilemediği içindir ki Yahudilik İslam’a sınırlı miktarda girebilmekte ama öze inememektedir.

Burayı biraz daha açmak gerekirse İslam’ın emri ve yasaklarını, sevap ve günahlarını, özellikle hukuk alanındaki prensiplerini tek bir yoruma bağlamaktan aciz İslam alemi kuramsallaştıramadığı İslam’ı dönemsel, kişilere bağlı ve keyfi yaşarken kalıcılık ve evrensellik adına da bir başarı kaydedememiştir.

Bu anlamda sözde İslam’ın sancaktarlığı ile övünen Osmanlı’nın durumu da sözden ibarettir. Çünkü fethettiği yerlerde İslami bir yönetim, düzen ve hukuk kurmak yerine vergi almayı, devşirme yosmaları saraya taşıma, hazine biriktirme gayretindeki Osmanlı hem dine öncülük edememiş hem kendisini bir anda devşirilmiş vaziyette bulmuştur.

İslam alimlerinin ve özellikle arabizm meraklılarının, arap milliyetçisi tutumları, israiliyatın dinmek bilmez saldırıları, münafıkların (aslında yahudiyken İslam görünen hem de İslam alimlerinin) İslam dini içinde hadis alimi olarak kabul görmesi neticesinde İslam yazılı eserlerde dahi bütünü ve aynı çizgiyi yakalayamamıştır.

Dönemsel olarak akla ve bilime verilen destek bir zaman sonra akla düşman hale getirilmiş ve halen bu belanın kahrı çekilmeye devam edilmektedir. İslam dünyasının ürettiği bilime dayalı pek çok icat, keşif ve teoride (özellikle tıp ve uzay alanında) heba olup gitmiştir. Bunda işgal ve savaşların da etkisi büyüktür lakin kurtarılan eserler de incelendiğinde tamamının aynı İslam felsefesine hizmet etmediği zaten ortadadır.

Demek ki siyonizmin altı bin yıldır kaybetmeden hatta üzerine katarak tesis ettiği pagan dini (şirk – şeytan dini) kalıcı ve etkili bir hal aldıysa bu sistemli ve planlı çalışmalar sonucudur. Tüm dünya Siyonistleri kendilerinden evvel dinlerini ve sistemin kalıcılığını düşündüğü ve bu istikamette çalışıp eser ve fikir ürettiği içindir ki Siyonizm bugün hala canlıdır.

İslam alemi ise Allah’ın emrine rağmen aksine davranarak ve benden sonrası tufan mantığıyla doğum ve ecel arası bir dini evrenselleştirememiş, bencillikle İslam’ı dar çerçeveye mahkum etmiştir.

Halifelik makamını yaklaşık beş aır elinde tutan Osmanlı’nın da bu alanda bir şey yapmamış olması, bunun yerine mezhep savaşlarını ve bölüştürmeyi esas alması, sorunu içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir.

Yapılması gereken; Kur’an’ın tüm dünya Müslümanları için anlaşılır hale getirmek ve ana dilde okumayı özendirmek, laiklik ilkesini ana prensip yaparak din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak, dindeki zorlamaları ortadan kaldırmak, mezhepleri aynı merkezde buluşturmak, tarikatları ayrı birer yol olarak değil aynı yere giden farklı güzergahlar olarak görmek, tevhid ve şirk tanımlarını muhakkak kullara öğretmek ve en mühimi de siyonizmin mahiyet ve çabası hakkında ortak bilinç yaratıp, savunma modelleri geliştirmektir.

Şu an siyonizme ve hatta Hristiyan misyonerliğine karşı kalkanları inik durumdaki İslam’ın kendisini korumak için Kur’an’dan başka sığınacağı liman yoktur. Sünnet ve hadisler çoktan siyonizmin ve arabizmin bulaşıcı hastalıklarına yakalanmış durumdadır fakat Müslüman dünya Kur’an’ı okumadığı ve okusa da anlamadan okuduğu için, anlayarak okusa da tamamını değil bazı yerlerini on bin tekrar okuduğu için Kur’an’ın koruyucu mihveri hayata geçememektedir.

Bunu çok iyi bilen Siyonizm sahte hadis ve sünnetlerle, uydurma içtihad ve kıyaslarla, aklı engellerken, hurafeler ve örfler İslam’ını yüceltmekte, dini özden uzaklaştırırken, aramızdaki münafıklar marifetiyle yerini sağlamlaştırmaktadır.

İslam’ın bekasını telaffuz etmekten dahi korkan İslam alemi, sadece kendi cebinin derdinde olarak insan ve cin şeytanlara yem olmuş, kurtlara kuzuları teslim eder hale getirilmiştir.

Onbinlerce kafa karıştıran mişnaya (Kur’an dışı dini kitapların tamamının ortak adıdır) fon sağlayan Siyonizm bu sayede dini bulandırmakta, on binlerce sahte Kur’an ve meal ile dini tanınmaz hale getirmektedir.

Büyük şehirlerin her birinde apartman dairelerinde en az beş bin kilisenin (Binlerce misyonerin) faal olduğu ve gençleri haramsız, sınırsız bir Hristiyanlık dinine çağırdığı da düşünülürse Yahudilik ve Hristiyanlık tarafından hedefe ortaklaşa konan İslam’ın yarınlarını tahayyül etmek çok zor olmasa gerekir.

Ülkede cirit atan pek çok patriğin, ülkeyi sıklıkla ziyaret eden papanın, hahamların her biri farklı bir dinamiti ateşlerken insanımız hala sözde soykırıma maruz kalmış Musevilere duyduğu merhamet hissi ile siyonizme duyması gereken kini ayırt edemez haldedir.

Nasıl ki İslam alemi şirk ve müşrikliği tanımıyor ve fakat şirk içinde yüzüyorsa cehaleti bu misyonerlik faaliyetlerine karşı da aynıdır. Tutarsız, bilinçsiz ve cahil vaziyette de bu din dışı saldırılara karşı koymak mümkün değildir. Müslümanlar bu saldırılara karşı koyamazsa da İslam’ın bekasını korumak sadece Allah’a kalır.

Yüce Allah elbette İslam’ın ve Kur’an’ın bekasını sağlayacak ve elbette İslam kıyamete dek tek ve son din din kalacaktır. Ama mesele insanların bu idrake inancı ve savunmak için bir şeyler yapmasıdır. Bunun adı gerçek cihattır.

Yoksa cihat hazineler veya devşirme hatunlar için balkanlara seferler düzenlemek değil, şeytan ve zalimlere karşı İslam’ı savunmak, Allah’ın sınırlarını yeryüzüne egemen kılmak için mücadele etmek, yeryüzünde bozgunculuk edenlere karşı cephe alabilmek ve evvela da kendi İslam kalesini korumak, vatan ve bayrağını müdafa etmektir.

İslam, sistematiğe ve kurumsallığa kavuşmalı ancak bu kişilere bağlı olarak değil düşünce ve fikir anlamında Kur’ansal olmalıdır. Yani asırlar geçse de, kişiler değişse de İslam’ın Kur’ansal ilkeleri hukuktan ekonomiye, sosyal yaşamdan sanata kadar her alanda egemen olmalı, tüm İslam ülkelerinde geçerli ortak dini ilkeler aynı saygı ve itibarı görmelidir.

Laik Türkiye bu konuda önderlik yapabilecek tek ülkedir. Modern anlayışı, bileğinin kuvveti, sarsılmaz inancı, Kur’an İslam’ına olan sadakati, kurumsal diyanet teşkili, devlet geleneği, esaret bilmeyen mazisi, mertliği ve gözüpekliği ile Türkler İslam aleminin bu nedenle sancaktarıdır. Allah’ın yeryüzündeki ordusu durumundaki Türkler, İslamiyet’i en duru ve sade yaşayan, Kur’an dışı İslam’a (bazıları hariç) asla itibar etmeyen bir yapıdadır ve bu haliyle tüm İslam alemine de örnek durumdadır.

Siyonizm bunu bildiği içindir ki Türkiye’yi tüm İslam alemiyle kavga ettirmekte, komşuları ile iyi geçinmesine engel olmakta, ekonomisine zarar vererek, aile bağlarını kopartarak, mertlik ve namus kavramlarını gevşeterek, laikliği yeniden tanımlatarak bu kendisine risk oluşturacak yapılanmayı daha baştan engellemeye çalışmaktadır.

Zaten siyonizmin en tepedeki hedeflerinden biri Türklük ve Müslümanlığı muhakkak ve en kısa sürede ortadan kaldırmaktır ki diğer İslam ülkeleri çoktan teslim olmuş vaziyettedir.

İslam’ın gelecek asırlara korunarak aktarılması için aslında çok şey yapılmasına da gerek yoktur. Yani uydurma din olan Siyonizm örneğindeki gibi üçler meclisine, yetmişler meclisine, talmud ve kabala türü uydurma şeytani şeylere, çocuklara günde sekiz saat Tevrat (tahrif edilmiş haliyle) – talmud (sözde tefsir) – kabala (kara büyü kitabı) eğitimi vermeye gerek yoktur.

İnsanımız daha şunun idrakinde değildir; İslam’dan başka din yoktur, Adem (as)’dan itibaren tüm din diye bildiklerimiz İslam’ın ta kendisidir, (değişen sadece o toplumların azgınlık durumlarına göre farklılık gösteren helal – haram şeyler farkıdır) ama şeytanlar eliyle tüm dinler tahrif edilmiş ve ayakta sadece İslam kalmıştır.

Siyonizm ve İblis’in şeytanları kutsal kitapları tahrif etmekle kalmamış, Peygamberleri de öldürmüştür ki Hz. İsa. Peygamber de öldürülenler arasındadır. (Biz öldürüldüğünü değil göğe yükseltildiğini kabul ederiz.)

Siyonizmin Kur’an karşısındaki çaresizliği kabul ederek projesinden vazgeçeceğini düşünmek ise kelimenin tam anlamıyla salaklıktır çünkü böyle bir şey yoktur. Ne vardır?

Orijinal metin ve ayetlerle oynamak yerine meal ve tefsir oyunları yaparak dini ılımlılaştırmak, siyasallaştırmak, kelimeleri değiştirerek anlamları kaydırmak, evrensel beyanları belli bir döneme ve bazı kişilere has kılmaya çalışmak, iman edenlere, sahabelerin içerisindeki münafıklara hitap eden ayetleri saptırarak okları Yahudi veya münafıklara çevirmek, sahabelerin tamamını günahsız göstermeye çalışmak, günahsızlaştırılan (tevbe) bu sahabeler ağzıyla hem de Peygamberin vefatından yıllar sonra Peygambere de yalan söyleterek sayısız hurafe ve yalan hadis üreterek İslam’ı Yahudileştirmek vardır.

İşte bu kadar acımasızca saldıran siyonizme karşı daha Fatiha’nın mealinden habersiz İslam aleminin Kur’an’ı ve İslam’ı savunabilmesi mümkün müdür? Peki gelecek nesillerin mahvolacak maneviyatlarının vebali kime olacak dersiniz? İslam’ın zarar görecek bekası (aslı zarar görmeyecek ama toplumda yaşanan şekli tahribata uğrayacaktır) kimden sorulacaktır?

O halde tedbir; evvela Kur’an’ı anlamak, okumak ve sımsıkı sarılmak, sonra dini yüceltirken, dine düşman olan unsurlarla savaşmaktır.

İslam alemi bir ve birlik olamaz ve Türkiye’nin laik önderliğinde birleşemezse Ortadoğu daha çok kan ve gözyaşına gebedir. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlatılan İslam’ı yaban otlarından temizleme harekatı sekteye uğradığı yerden devam ettirilirse ve tüm İslam ülkeleri aynı inanç ve anlayışla dine sahip çıkarsa görülecektir ki o zaman kan ve göz yaşı duracak, refah yükselecek, İslam alemi dünya dengelerinde hak ettiği değere erişecektir. Böylece beka sorunu da olmayacak ve Siyonizm başarısızlığa mahkum olacaktır.

Ama bunun için evvela İslam aleminde bilinçli olarak canlı tutulmaya çalışılan Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığının tedavi edilmesi ve sonra laiklik ilkesi ruhuyla, tertemiz ve sadece Kur’an diyen İslam’a yanaşılmasıyla Türkiye önderliğinde ama tüm İslam devletleri eşit ve kardeş olarak birlik olunması şarttır.

Kandırılmış ve satın alınmış İslami terör örgütleri, tersine İslam karşıtı terörler, sözde İslam korkusu (İslamofobi), Müslümanları dışlamak isteyen ülke siyasetleri, Müslümanları potansiyel suçlu gören anlayışlar hep dinin tanınmaması ve yaşatılamaması, anlatılamaması yüzündendir. Ve buna sebep başkalarından ziyade evvela Müslümanların kendileridir. Çünkü dininden habersiz başka bir şeyler yaşayan insanlar sokaklarda İslam diye gezerken dışarıdan bakan gözler bunları İslam sanmakta ve yanılarak düşman kesilmektedir. Oysa Müslümanlar Kur’an’a göre bir İslam yaşayabilse, o dışarıdan bakanlar bu kez düşmanlık değil gıpta besleyecektir.

Lakin bu da olacaktır çünkü Peygamberimizin ifadesiyle Hristiyanlar yarın, Yahudiler yarından sonra elbet Müslüman olacaktır. Bu demektir ki bizim gibi kötü örneklere rağmen dünya İslam’a bölük bölük akacak ve şuan pek çoğu kâfir durumundaki yabancı ümmetler bir anda Müslüman olacaktır.

O halde kişisel olarak bize düşen bu kaçınılmaz sona yakışır bir duruş sergilemek, doğru tarafta yer almak, Kur’ani İslam’dan başkasını reddetmek, dini bölmemek aksine dini birleştirici bir mesnet yapmaktır.

Kurumsal ve zaman ötesi evrensel İslam’ın Kur’an’dan başka kaynağa ihtiyacı yoktur. Yeter ki ülkeler, mezhepler, hizipler arası yorum farkları dinleştirilmesin. Aynı Allah’a, Kur’an’a ve Peygamber’e tabi İslam aleminin birbirine bu denli kanlı bıçaklı olması ancak bu sayede önlenir. Ve bu gerçekleşirse de İslam alemi kıyamete dek bakasından emin ve refah içinde yaşar.

Gelecek nesillere de tertemiz teslim edilen İslam’dan payımıza düşen o zaman vefat etmiş dahi olsak sadece amel defterlerimize yazılmaya devam eden devasa sevaplar olur.

Ama bu kurtuluşun daha Kur’an’ın anlaşılırak okunmasını din dışı bulan kimselerce, petrol gelirleriyle milyarlık servetlere konup, kızlarına milyar dolarlık düğünler yapanlarla, dincilikle kandıranlar eliyle elde edilebileceğini sanmak ise … en hafif kelimeyle aptallıktır. Allah herkese akıl vermiştir. Aldanan ise zaten bizden değildir. 

Rabbim İslam’ın bekasını muhafaza eylesin.

Rabbim bizleri İslam’a faydalı kullar eylesin.

Rabbim bizleri Kur’an’dan ayırmasın. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kin ve nefret tohumları

Kin ve nefret tohumları

Kin ve nefret tohumları Kur’an’ın yeryüzünde bozgunculuk yapanlara, iman kardeşliğini bozmaya çalışanlara dair en yüce ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir