Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / Çağın vebası; zina
imanilmihali.com
zina

Çağın vebası; zina

Zinâya yaklaşmayın. Şüphesiz ki o, pek çirkin bir şeydir ve pek kötü bir yoldur. (İsrâ, 17/32)

Çağın vebası; zina

ZİNA VE FUHUŞ

İslamiyet dini; iman, ibadet ve ahlak temelleri üzerine oturmuş faziletli, öğüt ve teşvik yüklü esenlik ve teslimiyet dinidir. İslamiyet; kulları ne yapması ve ne yapmaması hususunda uyaran, korunma çarelerini de beraberinde gösteren, ıslah yollarını öğreten bir rehberdir ve bu dinde iman kaybedilmemesi gereken ilk maddedir. Çünkü o kaybolduğunda ne ahlak kalır ne de ibadet. İmanın yokluğunda ne sevaptan bahsedilir ne de cennet diyarından.

İman belirtilen esaslarına tam itikat etmek ve ona uygun yaşamaya çalışmaktır ki diğer dinlerden belki de en büyük farkı fani dünya sonrası yaşanacak olan sonsuz yaşamdır. Ve o dünyada yer ve mevkimiz bu dünyada yaptıklarımızın bir sonucu olarak belirlenecektir. Bu nedenle açık ve gizli tüm yaptıklarımız veya yapmadıklarımızdan mesul ve iyi veya kötü ettiğimiz tüm niyetlerden sorumluyuz.

Açıkça işlediklerimiz ister iyi ve ister kötü olsun başkalarınca da tespit ve teşvik veya tenkit edildiğinden düzeltilmesi nispeten kolayken, gizlice işlediklerimiz ilham kaynağı da, tespiti de düzeltilmesi de daha zor olandır.

İslamiyet; en büyük tehdidi şirkte, günah işlerken haddi aşmakta, zulümde ve hak yemekte aşırıya gitmekte görmüş, günahlardan sakınma anlamında en büyük tedbirini mahremiyet tabanında koymuş ve bu alanı girilmesi şarta bağlı hususlar arasında saymıştır ki bu alanın mevcudiyeti ve korunması tamamen kulların iyiliğinedir. Mahremiyetin kırmızıçizgileri büyük günahlardan korunmanın da en büyük güvencesidir.

Sadece kulun diğer kullara veya kendisine karşı değil Hak’ka karşıda mahremiyet söz konusudur ve bu alana tecavüz edilmesi hak yemek ve azgınlık etmek/göz koymaktır ki hem kulu, hem toplumu menfi etkiler.

Mahremiyet (gizlilik, özel hayat) insanlarda fıtrî olan bir duygudur. Dinimiz mahremiyetin korunmasına özen göstermiş, avret, halvet, ihtilat, tesettür mefhumları çerçevesinde pek çok değerin sakınılmasını öngörmüştür.

Mahremiyet konularının Yüce Rabbimize ait olan kısmı hariç doğal olarak ilk başlığı kişi kalbi, hane içi ve ev halkı arası, ikinci başlığı ise diğer insanlarla yaşanan gizli ilişkilerdir ki iman ve mahremiyet konusu içinde ele alınacak iki bölüm esas buralarıdır. Her iki başlığın ortak paydası da yine ağırlıklı olarak cinsel münasebet üzerine kuruludur. Yüce Rabbe karşı olan mahremiyet ise aslen mahremiyet bile değildir ve en küçük zerresi Yüce Allah tarafından anında bilinir olur. İşlediğimiz iyi kötü ameller anında malum ve görünür olunca da inkâr imkânsızlaşır. Yaratan’a karşı yapılan haksızlık ve zulüm tevbe kapısından geçene kadar da baki kalır. Bu nedenle işlediğimiz amellerin boyutu; diğer kullara ve Yüce Allah’a karşı olmak üzere iki tanedir.

İşlediğimiz günahlar, zina gibi çirkin işler bu yüzden hem o kula hem Yaratan’a haksızlık ve zulümdür.

Dinimiz helal olmayan, mübah olmayan şeylerin terkini emrederken zinayı başlarda saymakta, daha ileri giderek zina yapmaktan da önce zinaya yaklaşmayı men etmektedir. Böyle yapmakla günah çukuruna düşmeden korunma yolları açıklanmakta ve kulun ateşten korunması hedeflenmektedir.

Çağın vebası zina ve fuhuş konusuna girmeden önce konunun esasını teşkil eden cinsel ilişkiyi incelemek gerekir.

Detayları fıkıh konusu olan cinsel ilişki; temel toplumsal yapı olan ailenin ahlak ve fazilet dolu yaşamına, o aileden gelecek imanlı ve nezih nesillerin basiretine kadar uzanan yolda, çocuk sahibi olmanın ve aile fertleri arasında sevginin sürekliliğini sağlamak için bahşedilmiş zevk veren bir nimettir. Yüce Allah böyle yapmakla eşler arasındaki muhabbetin devamını sağlarken, göz ve amellerin helal olmayanlara kaymasını da engellemiş ve korunması gereken namus ve iffet kavramlarının da altını kalın çizgilerle çizmiştir.

O kadar ki zina yapmak büyük günahlardan iken “mü’minlerin gözlerini haramdan sakınması” emri ile zinaya yaklaşmanın bile günah olduğu vurgulanmış, öte yandan özellikle kadınların karşı cinsi kışkırtmasına sebep olacak şekilde vücut hatları ve mahrem yerleri açık dolaşması yasaklanmıştır. Hane içinde belirli zamanlarda kıyafet değiştirilirken oda kapılarının açık veya kapalı tutulması inceliğini bile gösteren Kur’an, görmenin kötü amelin ve azmanın hatta davetin ilk basamağı olduğunu açıkça ifade etmiştir. Sonuçta zina suçu (kaba kuvvet kullanımı hariç) iki taraflı bir şer batağıdır.

Kadınla erkeğin nikâhsız birleşmelerine zina denmektedir. Zina semâvî dinlerin hepsinde haramdır.

Cinsel ilişki gelecek nesiller ve ahlaklı aile yapısının vazgeçilmeziyken, Yüce Allah bu zevki kutsal yuva olan aile içi muhabbetin artırılması için bahşetmişken maalesef bu çağda konu istismar edilmekte ve şeytani heves ve arzuların nihai hedeflerinden biri haline gelmektedir. Yine acıdır ki kadın bu anlamda bir hedef ve mal etiketini sahiplenmekte, iblis kullarını bu yolla kışkırtmaktadır. Çirkin yollara yönelince de cinsel ilişki ilahi kimliğinden sıyrılıp şeytan kandırmacası olmakta, Yüce Rabbin sevgi ve üreme maksatlı bahşettiği bu sınırsız zevk; kimliksiz sabahların, babasız çocukların, katledilen dünyalıkların, kaybedilen şeref ve haysiyetin ve vazgeçilen ahiretlerin nedeni haline gelmektedir.

Cinsel ilişki bu yüzden tarih boyunca değişik etkiler altında ve zayıf imanlar nedeniyle bir eğlence ve azgınlık teması olmuş, para ve hırs ile birlikte kulları doğru yoldan karanlıklara sevk eden bir gaflet aracı haline gelmiştir.

Eşlerin kendi arasındaki helal olan cinsel ilişkilerinde bile aybaşı hallerine, birleşme esnasındaki dua ve usullere (Kesin yasaklanmamakla birlikte tavsiye edildiği şekilde eşlerin cinsî ilişki esnasında üstlerine bir örtü almaları, eşlerin birbirlerinin tenasül uzuvlarına bakmamaları, münasebet esnasında az konuşmaları) önem veren İslam ilminde, helal olmayan başkaları ile birlikte olmayı istemek, başkalarına şehvet dolu bakışlarla bakmak ve başkalarıyla olmak, hele hele bu eylemleri aynı cinse karşı beslemek ve icra etmek, dahası başkalarına alenen anlatmak zinhar yasaklanmıştır.

Hele kendi mahremi ile (evlat, üvey evlat, anne-baba, kendisine helal olmayan her bir insan vs.) cinsel ilişkiye giren sapık zihniyetlerin akıbeti çok daha fenadır. Benzer şekilde anılan eylemin küçük çocuklarla, başkasının rızası olmadan zorla ve kuvvet kullanarak (ya da bayıltarak vs.) yapılması da kulun karanlık çukurlardan çıkamaması manasınadır.

Para karşılığı cinsel ilişkinin (fuhuşun) zararı da muhakkaktır ve başta ailelerin nafakasının heba olması, toplumun gayri ahlaki ilişkiye fikren alıştırılması, o işi para karşılığı yapan kimsenin ıslahı yerine bu işi yapmaya özendirilmesi, eşlerin aldatılıyor olması, yerleşik gelenek ve adetlerin unutulması, namus ve iffet müesseselerinin zedelenmesi, gençlere kötü örnek olunması, toplumsal kontrol ve fren mekanizmalarının devre dışı bırakılması nedeniyle cezaya müstahaktır.

Cinsel eğitimin (para veya rıza karşılığı) edinilmesi ve tecrübe kazanılması bir gerekçe olamaz ve olmamalıdır. Maksat illaki buysa büyüklerden, akrabalardan, kitap ve yayınlardan bilgi edinmek pekâlâ mümkünken bu fena yola girilmesi sadece bir mazeret arayışından ibarettir. Dahası kimse yeni evliyken tecrübeli olmak zorunda değildir ve tecrübe eşler arasında yaşanmalıdır.

Modern zamanın bu maksada (kişinin kendisini tatmine vs.) hizmet eden hap ve oyuncakları nispeten mekruha hizmet ediyorsa da karşı cinsin şuurunu kaybetmesine neden olacak hap türü şeyler bizzat harama, zulme, hak yemeye hizmet eder.

Rızası dışında ilişkiye zorlanan kimsenin yapması gerekense karşı koymak, gerekirse kendisini paralamaktır. Kurtuluş mümkün değilse amel sonrası temizlenmesi ve af dilemek için her şeye rağmen tevbe etmesi gerekir. Ameli işleyen zalim iken mağdur hakkı yenen durumunda olsa da karşı koyma derecesi iman derecesi ile paralellik arz eder. Keza bu zorla ilişkiden bir bebek hasıl olursa unutulmamalıdır ki en temel hak hayat hakkıdır ve canı veren de alacak olan da Allah’tır. Kader açısından da kul mağduriyetinin bir imtihan vesilesi olduğunu dikkate almalıdır ki inşallah masum ve temizse karşılığını ahirette alacaktır.

Namus bacak arasında veya kafa da değil kalptedir. Kalbin sesi sadece doğruyu söyler. Allah her kulunun ne kadar masum-suçlu ve mağdur-zalim olduğunu en iyi bilendir.

Bu noktadan hareketle kendisine zina suçu isnat edilen kişi Allah adını vererek yemin ettiği takdirde kullar nezdinde masumiyetini ispat etmiş olur ki yalan konuşmuş ve yemin etmişse zaten cezası ahirette misliyle olacaktır. Zina isnat eden ise aynı şekilde zinanın yapıldığından emin ise Allah adına yemin edecektir.

“Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah’ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır.” (Nur 24/6-9)

Arayan gözlerle bacaklara, göğüs çatallarına, beden hatlarına bakmak ve günlük yaşamdaki göze çarpmaların dışındaki tüm hallerde mahremiyete tecavüz göz zinasıdır. Günaha müstahaktır. Bu günah sadece bakana değil aynı zamanda mahrem yerlerini ortaya alenen koyanlarındır.

Hemcinslerine aynı şehevi duygularla yanaşmak ve gayri tabi ilişkide bulunmak ise Lut kavminde olduğu gibi helak sebebidir. Keza Kur’an’da yer almasa da Pompei halkının yaşadıkları da muhtemel aynı maksatlı azgınlıkları yüzündendir.

İslamiyet kullara; iman, ahlak, ibadet, tevazu, hayâ, ar, namus, iffet çizgisinde yaşamayı emreder. Müsaade edilen haller dışında hırsızlık yapmak, cinayet işlemek, ölçüde bilerek yanlış tartmak nasıl günahsa, namusunu korumamak, namusunu korumayanları ikaz etmemek, namussuzları kılık ve davranışlarla kışkırtıp suça davet etmek, başka namuslara gıybet ve iftira ile çamur atmak, namuslara zorla (tecavüz) leke sürmek ve namussuzluk yapmak ta azıyla – çoğuyla büyük günahlardandır.

Burada zina ve fuhuş suçunu işleyenin cezası kadar namuslu bir kadın veya adama gıybet ve iftira yoluyla namussuz yaftası yapıştırmanın da (İfk olayı gibi) ne kadar büyük bir günah olduğunu hatırlamak gerekir.

“Yasak olan amelleri işlemek günah, günahı hafife ve alaya alıp sonucundan çekinmeden işlemeye devam etmek daha günahtır. Tevbe etmemek ise cezayı azgınca ve nankörce kabullenmektir.”

Eşler arası muhabbetin ve gelecek nesillerin devamı için bizlere bahşedilen cinsel ilişkinin helal olmayan kişilerle duman ve alkol kokan ortamlarda, tehna köşelerde, zevk âlemlerinde yaşanması, nefsin ve imanın zayıflığından, şeytan ve hain arkadaşların kışkırtmasındandır çoğu zaman. Çünkü delalete düşmek sıkça kişinin tek başına yaptığı bir şey değil başkalarının kışkırtması ve teşviki ile güzel gösterip, alıştırması ve özendirmesiyle gerçekleşir. Ortam ve toplumun bu konuya bakışı kulun davranışları üzerinde etkendir ve kul yasaklardan uzak durmayı arzularken bir anda kendisini şehveti günahların dibinde bulur. Sonrasındaysa bu alışkanlık haline gelir ve kul tevbe etmek yerine daha fazlasını isteyip kendisine yeni mazeretler üretir.

Mü’min, toplumun zinaya ve fuhuşa ne yazık ki ılımlı bakışına rağmen önce kendisini düzeltir, gözlerine ve davranışlarına terbiye verir, nefsini ıslah etmeye çalışır ve yanlış yola sapanlara tatlı dille nasihat eder. Yüce Allah zina konusunda bu tatlı nasihatlere ilaveten gerektiği zaman kaba kuvvet kullanılmasını hatta zorunlu göçe zorlanmasını buyurmuştur ki nedeni bu hastalığın topluma salgın bir hastalık gibi bulaşmamasıdır.

Toplum, medya ve diğer dinler vasıtasıyla kadın olsun erkek olsun bir kul; “Bu zamanda evlilik öncesi ilişki, erkek arkadaşla birlikte yaşamak, açık saçık giyinmek normal” gibi düşünceleri doğru kabul eder ve toplumun içki ve uyuşturucuya adeta teşvik eder bakışı neticesiyle de aşırı özgür bir tavır sergilerse, kendisini Allah korusun bir anda zina ve fuhuş batağında buluverir.

Şurası açıktır ki kulun helali olmayan, aralarında nikâh bulunmayan birisiyle ister rızayla ister para karşılığı bu işi yapması zinadır. Kabuğuna uydurmak için uydurulmuş muta nikâhları, gecelik imam nikâhları, mezhepler arası farklara göre değişik usullerde gerçekleştirilen birleşme sahneleri suçun mahiyetini değiştirmez ve cezaya mazhardır.

Günahları engelleyen en büyük şey Allah sevgisi ve Allah korkusudur ve her ikisi de takva ve akaid dairesinde birleşmiştir. İman; Allah’ın birliğine, kudretine, emir ve yasaklarına, tüm din mekanizmalarına, geleceğe, hesap ve mizana görmese de inanmayı emreder. İman edip inanıyorsak kötülük ve çirkinliklerden uzak durmalıyız. Eğer itikat zayıfsa kulun kendisini frenleyip, nefsine hâkim olması da zor olacaktır.

Bu durum tam iblisin aradığı durumdur ve kulu kandırıp, eylemi güzel gösterip sonra ecele kadar kendisine asker ve Yaratan’ına karşı maymun eder. İmanı zayıf kimse günahı bilmez, bilse de sonucunu idrak edemez, etse de korkmaz ki bu kişinin mahvıdır.

İmanlı kimse ise tenezzül etmez ve şaş keza hata işleyince de hemen tevbe edip affedilmeyi umar.

Tevbe kapısı her zaman açıktır ama bu yanlış eylemi işleyen kulun günahı sadece kendisi ve o işi birlikte yaptığı kişi ile de sınırlı değildir. Söz gelimi taraflardan birisi evli ise o evlilikte yer alan tüm bireylerin hakkı yenmiş, aile yapısına hakaret edilmiş, o aileden üreyecek yeni nesiller şimdiden damgalanmış, bu ilişkiden doğacak muhtemel gayri meşru çocuklar yokluğa mahkum edilmiş, hanelerin nafakası nefis oyunuyla haram yollara harcanmış demektir. Dahası ailelerden teşkil bir toplumun mayası bu pis işlerle bozuluyorsa ve azgınlık yaygınlaşıyorsa amel topluma karşıda haksızlıktır ve ayrıca ceza gerektirir.

En önemlisi ise kul iman ve ahlakı ile bu eylemi frenleyemiyor, davranışları ile nefsine ve şeytana uyarak imanından ve ahiretinden vazgeçiyor demektir. Zayıf imanlı bu kimselerin tevbe edip vazgeçmedikleri takdirde bir süre sonra kalplerinde vicdan, merhamet ve yüzlerinde nurdan eser kalmayacak, kendileri kötü kul haline dönüşecek, imanları yok olacak, fuhuşta haddi aşma yaşanacak, bu fuhuş illeti pek çok kötü alışkanlığı da (hırsızlık, hak yemek, ar-namus tanımamak vs.) beraberinde getirecektir. Bu kişiler eylemlerinden vazgeçmedikleri takdirde de sonraları aile kuramayacak, kursa da sağlıklı olmayacak, çoluk-çocuk sahibi olamayacak ve evlilik müessesesi zarar görecektir. Velhasıl fuhuş ve zina eylemi her yönüyle imanın zayıflığını gösteren, çirkin ve engellenmesi gereken bir meseledir.

Cinsel ilişkinin bahşedilmesi kulların başkaları ile dilediğince zevk-ü sefa etmesi için değil, evliliği teşvik, mütevazı yaşam, hayâ ve iffet ile bezenmiş namuslu yarınların muhafazası içindir. Çünkü Allah kadınları bir sınav vesilesi olarak erkeklere süslü göstermiştir.

Zinanın, ahlaksızlığın sanal ortamda yapılması, bu maksat güdülerek internette veya telefonda gizli saklı konuşulması, açık film ve resimlerin izlenmesi suçun varlığını değiştirmez. Çünkü zarar görenler aynı, maksat ve niyet aynıdır. Kötülük işleninceye kadar günah yazılmaz beklentisi umulur ancak fiili zina kadar olmasa bile aile yuvasına ve sadakate sanal zina ve zinaya teşebbüs ile verilen zarar da cezaya müstahaktır.

Bedensel olarak ta zina aşağılayıcı, istikbal köreltici bir istismar unsurudur. Şöyle ki kullanılan kadın veya erkek olsun etrafına “ben bir et parçasıyım, aklım, ruhum, terbiyem, başkaca meziyetlerim yok” mesajını vermektedir. Çünkü anlık zevkler uğruna aklını ve ruhunu değil sadece bedenini öne çıkarmakta ve nefsini geçici olarak körelttiğini sanmaktadır.

Ama unutulmamalıdır ki “nefis; hemen acıkan bir bebek gibidir ve siz onu her beslediğinizde daha da büyür ve yeniden, yeniden acıkır.” Onu acıkınca beslemek değil, açlığa mahkum ve terbiye etmek esas olandır.

Şeytan ise ister mal, para veya kadınla olsun insanı Yaratan’ına karşı azdırmaya yemin etmiştir. Şuuru içkilerle, nefsi kadınlarla, tevazuyu mal ve para hırsıyla yok etmeyi adet edinmiş iblis kurallara uymamayı telkin ederken asla zorlamaz ama güzel gösterir, kandırır. Kanan gönül ve bedenler ise isyandadır.

İyiliği yapmak kadar kötülükten sakınmak ta vacip olandır, sevabı bulunandır. Yani zina eden cezasını çekerken, zina ve fuhuşa bulaşmayanlar için mükâfat vardır.

İnsanın boy abdesti (gusül) gibi iman ve temizlik gereği hususları göz ardı etmesi de, çoluk çocuğun rızkının bu çirkin amel uğruna heber edilmesi ise ayrıca cezaya müstahaktır. Fıkıh konusu olmakla beraber kişinin arzu ve isteklerini bastırmak için kendisini tatmin etmesi zina değil ancak mekruhtur.

Kulu cehenneme davet eden dört şey vardır:

a. Fanî, geçici ve de aldatıcı olan dünya,

b. Kur’an’da “çok aldatıcı” olarak vasıflandırılan şeytan,

c. Her zaman kötülüğü telkin eden, terbiye edilmemiş nefis,

d. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz gafil arkadaş.

Cehennem yolundan uzaklaşmak için;

fani dünya yerine, bakî cenneti tercih etmek,

Şeytanın kapılarını kapatan ve ahiretin kapılarını açan sağlam iman ve salih amelin sevdalısı olmak,

kötülüğü telkin eden nefsi dizginlemek için, onun arzu ve istekleri yerine, imanlı kalbin, şuurlu akl-ı selimin arzularını yerine getirmek,

gafil insanlar yerine, kalbi uyanık imanlı arkadaşlar bulmak doğru olandır.

Haya imandandır. Edep ise yaşamın vazgeçilmez direklerindendir.

Zina ise hem bu dünyada kulu karanlık, pis kokulu bataklıklarda yaşamaya mahkum eden hem de kulun ahiretine mahveden bir kötü şeytan-nefis oyunudur.

Zinadan korunmak, Allah tarafından bahşedilen cinsel ilişki heyecanını doğru yönlendirmek için; zinanın mahiyetini ve sonuçlarını iyi anlamak, iffetli olmak ve iffetli yaşamak, nefse düşkünlükten vazgeçmek, sıkça Kur’an’a müracat ederek, bol bol tefekkür etmek, hayal ve arzuları kontrol altına almak, ölümü çokça hatırlamak, evlenmek, oruç tutmak, yalnız kalmamak, iyi arkadaşlar edinmek, azgınlığı aşikâr hemcins veya karşı cinsten insanlardan uzaklaşmak, bu tür ahlaksızlıkların övüldüğü-yaşandığı ortamlara girmemek, yaşantılarıyla örnek insanların öğütlerini dinlemek, eserlerini okumak, boş kalmamak, spor yapmak, şehevi duyguları tahrik edici ortamlardan uzak durmak, uyuşturucu ve alkolden uzaklaşmak gerekir.

Kul bir kere nefsine yenilir de bu günahı işlerse dünyanın sonu değildir. Umulur ki Yüce Allah tövbesini kabul eder ve günahını bağışlar. Bu nedenle; günaha girdikten sonra ümitsizliğe kapılmayın, çünkü ancak kafirler Allah’tan ümit keser, bol bol dua edin ve nefsinizi terbiyeye, imanınızı güçlü kılmaya gayret edin.

(Herşeyin doğrusunu Allah bilir. Burada yazılanlar iman penceresinden bakıldığında görülen zina ve fuhuş çirkinliğidir. Maksat kimseyi suçlamak değil Allah’ın izniyle sapmışları doğru yola sevk edebilme gayretidir. Allah okuyandan da, okutandan da razı olsun. Günah ve yanlışımız varsa Allah affetsin.)

ÖZET;

İslam;

-iman, ibadet ve ahlakla yaşanmasını,

-aile yapısı, mahremiyet ve iffetin korunmasını,

-nefsi ve şehevi arzuların dizginlenmesini,

-kötü arkadaş, eş, sapıklardan ve şeytandan uzak durulmasını,

-teknolojinin beraberinde getirdiği ahlaksız ve kolay zevk oyuncaklarından sakınılmasını,

-fuhuş ve zinanın kulu, aileyi, toplumu yıkıcılığına istinaden ister rıza ve isterse para karşılığı olsun bu çirkin işten sakınılmasını,

-bu günaha çıkan kişi, yol ve ortamlardan, alkol ve uyuşturucudan uzak durulmasını,

-Hz. Yusuf Peygamber (as) örneğinde olduğu gibi “Ben Allah’tan korkarım” diyerek arkasını dönüp gidilmesini,

-hem kadın ve hem erkek için gözlerin haramdan sakınılmasını,

-vücut hatları belli olacak şekilde giyinmek, cilveli ve kışkırtıcı haller sergilemek, davetkar bakışlar sergilemek gibi azdırıcı eylemlerden uzak durulmasını,

-zinanın sadece yapılmasını değil aynı zamanda zinaya yanaşılmamasını,

-mahremi konuların (eşiyle bile olsa cinsel ilişkilerin) alenen ve rastgele ortamlarda konuşulmamasını,

-ahlaksız fıkra ve benzeri kışkırtıcı, normal gösterici, konuşmaların yerine ahlak, namus ve iffeti telkin edici istişare yapılmasını,

-zina edenlerin alenen cezalandırılmasını, bu işi yapanlardan en az biri evli ise cezanın artırılmasını,

-büyüklerin, ilim sahiplerinin, mü’minlerin ahlaksızlığa karşı eliyle, sesiyle, kalbiyle karşı çıkmasını,

-günah işlendikten sonra ise hemen tevbe kapısına yanaşılmasını tavsiye eder ve kimse görmese de bir gören olduğunu bildirir!

Konu iman ve ahlak olunca; zina ile ilgili teşebbüsler, niyetler, ameller, eylemin vasfı ve temas edilme derecelerinden ziyade kulun nefsine ve şeytana mağlubiyeti ön plana çıkar. Bu durumda tüm kontrol mekanizmaları devreden çıkmış ve iman freni boşalmış demektir. Bir an önce tevbe ederek kazaya uğramadan durmak doğru olandır.

Allah herkese Hz. Yusuf peygamber ahlakıyla “Ben Allah’tan korkarım” demeyi nasip etsin inşallah!

İLGİLİ AYETLERDEN BAZILARI;

(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.” (Enam 6/151)

Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak) güzel davranışlar takdim edin. Allah’a karşı gelmekten sakının ve her hâlde onun huzuruna varacağınızı bilin. (Ey Muhammed!) Mü’minleri müjdele. (Bakara 2/223)

Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır. (Al-i İmran 3/14)

Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın). Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir. Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa 4/15-17)

Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.” (Bakara 2/222)

Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır. (Maide 5/5)

Lût’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?” “Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” Kavminin cevabı ise sadece, “Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!..” demek oldu. (A’raf 7/80-82)

Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi. Andolsun, kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı, Yûsuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı. (Yusuf 12/23,24)

Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir. (Nur 24/4)

Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz! (Nur 24/30,31)

Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır. (Ahzab 33/35)

Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.(Ahzab 33/59)

Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmek; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların da tövbelerini kabul etmek için insana emaneti yüklemiştir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.(Ahzab 33/73)

Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah, (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikâfta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar. (Bakara 2/187)

“Zinâya yaklaşmayın. Şüphesiz ki o, pek çirkin bir şeydir ve pek kötü bir yoldur.” (İsrâ, 17/32)

“De ki: Rabbim, ancak gizlisi ve açığıyla her türlü fuhşu, günahı, haksız yere tecâvüzde bulunmayı, bu hususta hiçbir delil indirmediği halde Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” (A’râf, 7/33)

Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür. (Nisa 4/34)

“Onlar Allah ile birlikte başka ilaha dua etmezler. Haksız yere, Allah’ın haram kıldığı kimseyi öldürmezler ve zina da etmezler. Kim bunları yaparsa cezaya çarpar. Ona kıyamet gününde kat kat azap verilir ve o azabın içinde alçaltılmış şekilde ebedî bırakılırlar.” (Furkân, 25/68).

“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, bunları Allah’ın dinini uygulama hususunda acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da, onların cezasına şahid olsun.” (Nûr, 34/2).

İLGİLİ BAZI HADİSLER;

Bir rivayette Rasûl-ü Ekrem (a.s.m), “Gençlerinizin en hayırlısı, (sefahetten uzak durmakta ve temkinli davranmakta) ihtiyarlara benzeyendir. Yaşlılarınızın en fenası ise, (başını gaflete sokmakta ve nefsinin arzularına uymakta heva-perest) gençler gibi yaşayandır.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, X/270; İbn Hacer, el-Metalibu’l-Aliye, III/3). buyurmuştur.

“Zinâ edenler -eğer tövbe etmemişlerse- haşir meydanına vücutları yanar halde gelirler.” (Câmiü’s-Sağir, 2/542)

Asr-ı saadette Peygamberimiz (asm) ashabıyla beraber bulunuyordu. Bir genç çıkageldi ve çok saygısızca: “Ya Resulallah! Ben felanca kadın ile arkadaş olmak istiyorum, onunla zina yapmak istiyorum.” dedi. Ashab-ı Kiram, bu durumdan çok öfkelendiler. İçlerinden gazaba gelerek genci dövmek ve huzuru Resulullah’dan çıkarmak isteyenler oldu. Bazıları bağırıştılar. Çünkü genç çok hayasız konuşmuştu. Sevgili Peygamberimiz (asm) “Bırakın o genci.” buyurdu.

Resulullah, genci yanına çağırdı, dizinin dibine oturttu. Gencin dizlerini kendi mübarek dizine değdirecek bir şekilde oturttu ve: “Ey genç, birinin annenle bu kötü işi yapmasını ister misin? Bu çirkin hareket hoşuna gider mi?” diye sordu. Genç hiddetle: “Hayır Ya Resulallah!..” diye cevab verdi. Resulallah: “Öyle ise o çirkin işi yapacağın kimsenin evlatları da bundan hoşlanmazlar. Peki, bu çirkin işi senin kız kardeşinle yapmak isteseler, sever misin?” diye sorduklarında genç: “Hayır, asla!..” diyerek hiddetleniyordu. “Şu halde insanlardan hiç kimse bu işi sevmez.” buyurdu.

Sonra Hz. Peygamber (asm) mübarek elini bu gencin göğsüne koyarak şöyle dua etti: “Allah’ım! Sen bu gencin kalbini temiz kıl. Namusu ve şerefini muhafaza eyle ve günahlarını da bağışla.” buyurdu. Genç, Resulallah’ın huzurundan ayrıldı. Bir daha günah işlemediği gibi böyle bir kötü düşünce aklından bile geçmeden yaşamış! (Müsned, V. 257)

“Siz, iffetli ve namuslu olunuz ki, kadınlarınız da iffetli ve namuslu olsun.” (Feyzu’l- Kadir, 4/318; Münziri, et- Terğib ve’t-Terhib, 3/493)

“Başkalarının hanımlarına iffetli davranın ki, sizin hanımlarınız da iffetli ve namuslu olsunlar.” (Feyzu’l- Kadir, 3/317, 492; Hakim, Müstedrek, 4/154)

“İffetli olunuz, yani fahiş fiillerden kendinizi çekiniz ki, sizin kadınlarınız da o kötü fiillerden kendilerini tutsunlar.” (Hadimi, Berika, 5/42)

“Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet, ğına (gönül zenginliği) isterim.” (Müslim, Zikr 72; Tirmizi, Daavat 72; İbn Mace, Dua 2)
Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır. (Al-i İmran 3/14)

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...