Anasayfa / ALLAH (cc) / Cehennemi doldurmak Allah’ın vaadidir
imanilmihali.com
Cehennemi doldurmak Allah'ın vaadidir

Cehennemi doldurmak Allah’ın vaadidir

Cehennemi doldurmak Allah’ın vaadidir

“O gün Cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “daha var mı?” der.” (Kaf 50/30)

Yüce Allah kimin daha iyi işler yapacağını görmek için hayatı ve insanı yaratmış, çirkine sapanlara azap, iyilik ve güzellikte kalanlara müjdeler vadetmiştir. Hayat bir sınavdır ve bazıları hafife alsa da sınav yaratılışın tek gayesidir. Ömür ecele dek süren imtihandır ve asıl baki hayat ecelden sonra başlayandır.

“İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti. Şüphesiz biz insanı, karışım hâlindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık. Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder. Şüphesiz biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık. İyiler ise, katkısı kâfur olan içecekler dolu bir kadehten içerler. Bir pınar ki Allah’ın kulları ondan içer, onu (istedikleri şekilde) fışkırtıp akıtırlar.” (İnsan 76/1-6)

Tüm insanlar doğal olarak affedilmeyi, cennetlere konulmayı ve sonsuz yaşamda mutlu ve huzurlu olmayı, korkudan uzak güvende olmayı diler. Bu dünyada nasıl yaşarsa yaşasın hemen herkes ecelden sonraki hayatta korkulacak bir şey olmadığına inanmak ister. Halbuki durum bunun tam tersidir ve ecel kurtuluş değil bilakis vefasızlık ve haddi aşmalarla hesaplaşma, işlenen günah ve yapılan kötülüklerin hesap verme yeridir.

İnsan, ayetin ifadesiyle cahil, nankör, zalim ve acelecidir. Bunu söyleyen meleklerdir ve dağların dahi yüklenmeye korktuğu emaneti rızasıyla yüklenen insan, emanete layıkıyla sahip çıkamamak suçuyla günahların en büyüğüne de imza atmaktadır. Bunun da elbet bir bedeli olacaktır.

İblisin ahdi

İblis ya da diğer adıyla şeytan, insanın yaratılışı esnasında cehalet ve kibirle isyan etmiş, lanetlenmiş ve önce huzurdan sonra Arş’tan ve nihayet cennetten kovulmuş, lanetlenmiş, cehenneme mahkum edilmiş dumansız ateşten yaratılmış bir cindir.

İblis, insanın yaratılması esnasında hikmeti anlamaktan aciz haliyle kibirlenmiş, büyüklenmiş, akıl, ruh ve şuur nimetini anlayamamış nitekim secde emrine karşı gelirken isyana teşebbüs etmiştir. Bunun sonucu da ağır olmuş ve bunun üzerine Yüce Allah’tan o çok sevdiği ve güvendiği insanların aslında bu sevgi ve güvene layık olmadıklarını ispatlamak üzere kıyamete kadar süre istemiş ve süre verilenlerden olmuştur. (İblis süre verilen tek varlık değildir. Diğerleri muhtemelen kendisine uyan cinlerdir ama doğrusunu Allah bilir.)

Bu süreyi isteme bahanesine esas olan, insanları saptırma, Allah yolundan çevirme ahdi “İblisin ahdi” diye geçen yeminin adıdır ve gayesi insanları doğru yoldan (Rahmani yoldan) şeytani yollara (Şerre) çekmek ve kıyamete yakın zamana kadar insanların çoğunu gerçekten ve ilahi buyruktan ve yaratılış maksadından uzaklaştırmaktır.

Yüce Allah’ın bu ahde karşılık vaadi ise “imanlı kulların üzerinde şeytanın sultasının olmayacağına” dairdir. Yani insanlık tarihinde şeytan sürekli ve kıyamete kadar insanları (geçerli zamana ait silah, sistem, yalan ve kandırmacaları kullanarak) Allah yolundan saptırmaya çalışacak, sadece imanlı kullar kurtulacak başka bir deyişle sadece iman edenler şeytandan emin olarak cennete girecektir.

Maalesef iblis çalışkandır, sempatiktir, yalanda hünerlidir ve insan zalim ve cahil olduğu için kanmaya fazlasıyla müsaittir. Yazık ki insan kalp ve akıl nimetini kullanmakta acizlik gösteren, ruhunu sızlatan, vicdanına ters düşen, dünya süslerine kanan, şeytana aldanandır.

Bunun kaçınılmaz sonucu ise insanların çoğunun kanacağı ve şeytana uyacağı sonucudur. Aşağıdaki ayette açıkça görüleceği üzere Yüce Allah’ın şeytana hitaben kullandığı “cehennemi seninle ve sana uyanlarla dolduracağım” sözü haktır ve Allah’ın vaadidir. Ve Allah vaadinden caymayandır.

“Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen! Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, “Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım” sözüm gerçekleşecektir.” (Secde 32/12,13)

Allah’ın ahdi şeytana uyanların cehenneme, uymayanların cennete gideceğine dairdir ve yine maalesef insanlık anlamsız bir umursamazlıkla ateşe sürüklenmeye devam etmektedir. Bu süreç tarih boyunca böyle olmuştur ve ahir zamanda durum çok daha vahimdir.

Zaman öncesi ve sonrasını bilen Allah, iblisin isyanını da, insanın dünya hayatından neleri yapıp yapmayacağını da elbet bilendir. Lakin hikmeti bilen sadece O’dur ve sınavı yaratan Allah, sonucu da ilk baştan bilendir.

İblisin ahdine karşı insanı sevmeye ve güvenmeye devam eden Allah, vaadinden caymamış ve fıtrattaki ahde bağlı kalarak kullarına daima kitap ve peygamberler göndererek hatırlatmalarda bulunmuş, adaleti ve sınav hakkaniyetini bozmadan imanı hatırlatmıştır.

Ruh, akıl, kalp, vicdan, şuur, bilinç her zaman ve her yerde “Allah” diye bağırırken, kainat, beden ve kutsal kitaplar ayetlerle doluyken, nankör insan her zaman inanmamayı seçmiş, bu dünya hayatını nihayet olarak kabul etmiştir.

Din denilen inancın içindeki bazı dıştan ve çoğunlukla içten hançerleyen şeytanlar nedeniyle hakikat perdelenmiş, batıl güçlenmiş, ilahi buyruklar dünya meşgalellerine yenik düşmüştür.

Bunun sonucunda da yine ezeli bilen Allah buyurmuştur ki; “cehennemin doldurulması” gerçekleşmiştir. Yani insanlar imana mesafeli durmakla şeytana yaklaştıklarının farkında dahi olmadan imandan uzaklaşmış, cehennemlik olmuş ve cezaya müstehak hale gelmiştir.

Allah kullarını cehennem için yaratmamıştır

Sanıldığı aksine Yüce Allah insan ve cinleri cehennem için yaratmamıştır. Bilakis tamamından beklediği iman ve sadakattir. Bunun sonucu ise sadece cennetlerdir. Lakin zalim insan ve akılsız şeytana tabi olan şeytani cinler o denli akılsız ve hesapsızdır ki kanarak ve aldanarak cehenneme koşmuştur ve koşmaktadır. Allah’ın “dolduracağım” veya “dolduracağım ahdim kesinleşti” buyrukları ezelde akibeti gören Allah’ın ikaz ve ihtarıdır.

Bunun aksi olsaydı yani bazı kullar sanıldığı gibi cehennem için yaratılmış olsaydı sınavın hükmü ve adaleti olur muydu? O halde konuyu iyi anlamak ve sınavı çok iyi bilmek lazım gelendir. Bizler için mühim olan cehennemin ağzına kadar dolacağı ahdidir ve kesinleşeceği yine Allah tarafından beyan edildiğine göre inanılması gerekendir.

Öte yandan Allah’ın cennetleri dolduracağına dair bir ahdi yoktur. Ayetler iyi okunursa cennetlerle ilgili müjdelerde tehnalık, genişlik söz konusuyken, cehenneme ait çoğu tasvirde sıkışık alanlar, üst üste pislikler, kat kat azap odalarından bahsedilir ve bu cehennemin ne kadar sıkı fıkı dolulukta olacağına, cennetlerin ise az sayıda insana nasip olacağına da işarettir.

Yine aşağıdaki ayette Rabbimizin merhamet ettikleri ile kast edilen insanların iman edenler ve rahmete, şefaate mazhar olacaklar olduğu açıktır. Ayetin devamında bu iman nimetine ve devasa şefaat ve rahmete rağmen insan ve cinlerin azmaya devam edecekleri, rahmete mazhar olamayacakları da buyrulmaktadır.

“Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti.” (Hud 11/18,119)

Cehennemin dolması hak ve gerçek ise o halde insanlığın en başa dönerek ahde yeniden bakması lazım gelir ki Kur’an Sad suresinde ahdin öncesi ve sonrasını insanüstü bir harikalık ile anlatmış ve cehennemin neden dolacağına dair sebepleri de açıklamıştır.

“Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: “Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım.” “Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin.” Derken bütün melekler topluca saygı ile eğildiler. Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu. Allah, “Ey İblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?” dedi. İblis, “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi. Allah, şöyle dedi: “Öyle ise çık oradan (cennetten), çünkü sen kovuldun.” “Şüphesiz benim lânetim hesap ve ceza gününe kadar senin üzerinedir.” İblis, “Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver” dedi. Allah, şöyle dedi: “Sen o bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar mühlet verilenlerdensin.” İblis, “Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım” dedi. Allah, şöyle dedi: “İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum: Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım.” (Sad 38/71-85)

Buradan çıkacak en net sonuç şudur ki iman etmemek şeytanla işbirliği etmekle eş anlamlıdır ve insanların çoğu tarihte de ezelde de imanın hilafına şeytanla işbirliği yapmaya meyilli, hevesli ve gönüllüdür. Bugün yaşananlara bakmak bu sonucun ne kadar gerçek ve haklı olduğunu anlamaya yeterlidir.

Yüce Allah, peygamberler aracılığıyla insanlara doğruyu ve yanlışı gösterdikten sonra kendilerine verdiği hür iradenin bir gereği olarak onları tutacakları yolu seçmekte özgür bırakmış, razı olduğu yolu göstermiş ancak mutlaka doğruyu seçmeye zorlamamıştır.

Yüce Allah insanlara yanlışı seçme hakkı tanımamış olsaydı, insanları iman eden, melekler gibi davranan tek ümmet yapmış olurdu. Böyle yapmayarak onları sınav gereği doğru veya eğriyi seçmekte serbest bırakmıştır. Aksi takdirde seçimlerinden dolayı sorumlu tutulmalarının bir anlamı olmazdı. Bunun sonucu olarak bazıları nefislerinin heva ve hevesine uyup yanlışları seçmişler ve böylece ihtilaflar ortaya çıkmıştır. İhtilaflar çıkmaya da devam edecektir.

Âyet-i kerimede bu gerçek vurgulanmakta, Allah’ın gösterdiği yolu yani imanı seçenlerin O’nun rahmetini elde etmiş olacakları belirtilmekte ve aslında bütün insanların özgür iradelerini kullanarak bu rahmeti elde etsinler diye yaratıldığı yahut da kendi seçimlerine göre hangi yolu tercih etmişlerse, o yola gitmek üzere yaratıldıkları ancak birçoklarının yanlışları tercih ederek, fıtratta verdikleri “inanıp iman ettik” yeminini unutarak, Allah’ın rahmetinden uzak kaldığı, böyleleri için de cehennemin kaçınılmaz bir varış yeri olarak kararlaştırıldığı ifade edilmektedir.

Netice olarak

Kullar, müslüman olabilmek ve bunun bir adım ötesi olarak mü’min olabilmek için öncelikle hak ve hakikat kaynağı Kur’an’ı okumak ve anlamak mecburiyetindedir. Aklın ve kalbin emri, Allah’ın buyruğu bu yöndedir. Kur’an, okunmalı ve anlaşılmalıdır ki sınav ve şartları anlaşılır olsun, cennet ve cehennem vaadlerinin neye göre belirlendiği bilinir olsun.

Daha Kur’an’ı anlayarak bir kez olsun okumamış insanlık, Kur’an’ı inkar eden milyarlarca sözde modern Avrupalı bu vadedilen karanlık akibete doğru yuvarlanırken beşeri teselliler ile oyalanmakta, hak din İslam’a kulakları tıkamakta ve gereğini yapmamaktadır. Din dışındakiler bu denli saf iken din içindeki hainlerde şefaat ve aracılık yalanlarıyla milyonları kandırmakta ve hesaptan korkmamayı öğütlemektedir.

Vaadin sahibi Allah, hesabın sahibi Allah’tır. O, azap ve müjdeyi ilk baştan emreden, ortaya koyan, sınavın şartlarını belirleyendir. O’nun sözü haktır, dini sabittir, ahdi gerçektir.

O’na rağmen birilerinin şefaat masallarıyla kandırdığı milyonların gideceği yer sadece cehennemlerdir ve en başta da şeytanlar ve şeytan yardakçıları yobaz münafıklar olacaktır.

Kur’an mü’minleri ise sıkıntı ve fakirlikte dahi doğru yoldan ayrılmayan, Allah’ın öfke ve azabından korkan ama hayatı ve bunca güzelliği bahşettiği için Allah’ı en çok sevenler ve her zaman Allah’a güvenenlerdir.

Cennetler işte bu bir avuç mü’minlerin hakkıdır ve iman etmeden kimse cennete giremeyecektir.

İslamın, ibadetin, ahlakın abdesti durumundaki İMAN, Allah’a yaratış, varlık ve yönetimde koşulsuz itimat, itikad ve teslimiyeti gerektirir ki iblisin gayesi işte bu sarsılmaz inancı sarsmak ve şaşırtmaktır.

Sınav ortada, hak ortada ve ezeli akibet ortadadır.

Kula düşen tevbe ve dua ile imana dönmek, imanı veren ve bilen Allah’a rahmet ve merhamet için yalvarmak, iyilik ve hayırlarda yarışmak, boş söz ve işlere dalmamak, şer ve şeytanlardan uzak durmak ve şer odaklarıyla Allah yolunda mücadele etmektir.

Hala beşeri meşgalelerle, aldanmaca ve tesellilerle dine ayak direyen, imanı yok sayan, İslam’ı yahudileştirmelere göz yumanların vebali herkesten fazladır ve bu haksızlık ahirette azapla karşılık bulacaktır.

Dinde bilmemek mazeret değildir. Asırlarca süren insanlık tarihinin her safhası zor, çileli ve muazzam bir eser iken, Allah’ın değişmeyen dininin gerekleri malum iken, yaratılış ve yönetilişteki hikmeti anlamamak, bu sonsuz kudretin azabından korkmamak akıllı bir insanın yapacağı iş değildir.

En büyük hak Allah hakkıdır ve daha Yüce Allah’ın emir ve yasaklarını okumaya dahi tenezzül etmeyen müşrik ve kafirlerin cennet hayali kurması kabul edilir değildir.

Dini arapçaya ve siyonizme teslim edenlerin de vebali bu anlamda büyüktür ve emevilerle başlayan yahudileşmelerin ardında hep şeytan ve soyu vardır.

Allah herkese akıl ve hür irade vermiş, doğruyu göstermiş, sınavı anlatmış ve akibette zerrece haksızlık olmayacağını defaten buyurmuştur. Sonra kimse haberim yoktu diyemeyecek, şefaat dilenemeyecek, kimse kimsenin günahını üstlenemeyecek, günahkarlara günahları dahi sorulmadan (Allah onlarla konuşmayacaktır) defterleri dürülecektir.

Cehennemler ise hafife alınacak yerler değildir.

Kalbinde damla kadar imanı olanlar için ebedi cehennem azabı olmayacağını buyuran Peygamberimizdir. Lakin bu doğruysa bile cehennemin bir saniyelik azabını tatmak akıl karı mıdır?

Cennetlerdeki müjdeler dururken, şeytana ve dünya süslerine aldanıp cehennemlik olmanın savunulacak bir yanı var mıdır?

Nihayet, iman lezzeti ve hidayeti varken, şeytana uyup yalan ve dolana taraftar olmaya, boş vaadlerle avunmaya, ilahi düzene isyan etmeye gerek var mıdır?

Elbette doğru yol ve olması gereken imandır. Sitemizin amacı işte bu imanı tanıtmak ve ne zaman geleceği belli olmayan kıyametten önce kulları imana davet etmektir.

Rabbim iman dileyene iman, azgınlık dileyene azgınlık nasip edendir.

Rabbim herkese gönlüne göre, akılsız ahmaklara ise cehennemin azaplarını versin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir

Dokuz Eylül sadece İzmir’in kurtuluşu değildir 9 Eylül 1922, Kurtuluş savaşının Batı cephesinde 26 Ağustos ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir