Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / Cennet ve cehenneme götüren yollar
imanilmihali.com
İslam

Cennet ve cehenneme götüren yollar

Cennet ve cehenneme götüren yollar

Yüce Allah’ın dini İslam, Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’a vahyedilen Yüce Kur’an ile kıyamete kadar baki kalacak, değişmeyecek, tek dindir. Kuralları, kıssaları, açıklamaları ayetlerde alenen yazılı Kur’an, emri ve yasakların tümü, rahmet ve azabın tümü, sevgi ve şerrin tümü, batıl ve hak olanların tümüdür. Kur’an, cennete ve cehenneme götüren yolları tek tek saymakla adil, şeffaf, hak ve anlaşılır olandır. Yüce Allah, Kur’an ile çok sevdiği ve güvendiği insana hem sevap kazanacakları hem günah kazanacakları şeyleri tek tek örnekleriyle sayarken öte yandan rahmet ve merhametini göstererek kötülükten sakınmaya da sevap vererek, iyilik yapmayı erteleyene günah yazmayarak göstermiş, hatta niyet edildiği halde gerçekleşmeyen iyiliklere bile niyetler istikametinde sevap vereceğini, kötülüğe ancak kendisiyle, iyiliğe ise kat kat fazlasıyla müjdeler vereceğini bildirmiştir.

Kul, Kur’an istikametinde durmadan cennetlere vasıl olmayı dileyerek yaşar ve günahsız olamayacağını bilerek dua, tevbe, şükür ve secde eder. Kul diler ki cennetlerde köşkü, yeri, hiç olmazsa bir damla yeri olsun ve acısız ve cefasız cennetlere girebilip ebedi saadeti erebilsin.

Kul böyle ister ama öte yandan bir unutulan nokta vardır ki hayati öneme sahiptir. Ve o cehennem ateşidir.

Kul Allah sevgisi ile hata yapmamaya ve iyilik etmeye gayret ederken, kendisini cehenneme götürecek yollardan haberdar değil ise ve Allah’ın azabını muhtemel şefaat hesaplarına bağladıysa akibeti maalesef karanlık olacak ve bu karanlıklardan habersiz kendisini cennet hayalleriyle avutmaya devam edecektir.

Din iyilik etmek ve kötülüklerden sakınmak, hak yolcusu olup batılla mücadele etmek, Allah dostu olup iblise düşman olmak, tevhide gönül verip şirkten kaçınmak, iman edip imansızlıklara son vermektir. Yani bunların tamamı dinin tarifidir ve cennetlerin toz pembe hayalleri içinde yeterince cesur ve bilgili olamayan korkakları, menfaatçi ikiyüzlüleri bekleyen şey cennet değil cehennem olacaktır ki bunun affı da, şefaati de zordur.

Şöyle denebilir ki hayat boyu günah işleyip, Allah dilemedikçe ölüm anında tek bir tevbe ile kurtulmak nasıl mümkün değilse, sadece kendisine iyilik yapan ama Allah’ın insanlık düzeni için öngördüğü toplumsal iyiliklerden kaçınarak ve zalim ve haksızlara karşı sessiz kalmak suretiyle diğer insanlara iyilik yapmayanların da akibeti karanlıktır. Hem günahların günahlığından sakınmayacak hem şefaat umuduyla cennet hayali kuracak olanlar şunu iyi bellemelidir ki Allah’ı sevmek ve Allah’tan korkmak dinin aynı değere sahip iki farklı yanıdır.

Yapmadığınız kötülükler için nasıl sevap kazanacaksanız, yapmadığınız emir ve iyilikler için de günah kazanacaksınız. Başkalarından bana ne dedikçe gerçekten iman etmiş olamayacağınız için ibadete gömülü başınızı iman, ahlak ve salih amelle destekleyemediğiniz için o cennetlere varsanız bile bu önce cehennemlerde uzun süre geçirdikten sonra gerçekleşecektir. Çünkü cennetlere doğrudan girecek olanlar Allah dostları yani has ve kamil mü’minlerdir ve bunlar kendisinden de çok başka kulları ve Allah’ın dini İslam’ın selameti için uğraşanlar, fani dünya için değil baki ahiret yurdu için yaşayanlardır.

Kul, Kur’an ışığında cennetlere götürecek yolları öğrenmeye gayret ederken, kendisini cehennem ateşlerine atacak tehlikeleri öğrenmek, bunlardan kaçınmak ve bunlarla Allah adına savaşmak zorundadır.

Uyuşturucu içmemek insanı cennetlere götürecek bir yolsa, uyuşturucu satanlarla dost olmamak, onları tasvip etmemek, polise bildirmek, bu satışa engel olmak, satanları ve içenleri nasihat ile ıslah etmeye gayret etmek kulun görevidir. Tam tersine kendisi içmediği halde sokak başında bu satışı yapan birisiyle dost olanların durumu pek parlak değildir.

Dinen insanlar iman eden ve etmeyen ve din kavramı tevhid ve şirk olmak üzere iki kısımdır. İlk anılanlar cennetlere, ikinci sırada anılanlar cehenneme adaydır. Ayetlerin yarısından fazlasının cehennem ateşine dair olduğu dikkate alınırsa haram ve günahlardan sakınmanın, bunlarla cihad etmenin, nasihat ile ikaz etmenin ve Allah düşmanlarına düşman olabilmenin önemi çok daha iyi anlaşılacaktır.

Namaz, Arapça Kur’an, tesettür, oruç, zekat ve kandillerle sınırlandırılmış bir İslam tam ve gerçek İslam değildir. Bunlar Kur’an emirlerinin ancak doğrusunu Allah bilir çeyreğidir ve diğer üç çeyreğinden toplumun büyük kesimi habersiz yaşamaktadır. Çünkü Kur’an’ın anladığı dilde mealini okumayanlar Allah’ın emirlerinden ancak kendilerine söylenen kadarını bilir ve uygulamaya çalışır. Dahası o aktaran ve öğretenlerin hata ve noksanları ya da kasıtlı fitneleri o kulu günaha iştirak etmekten alıkoyamaz ve dinde bilmemek mazeret değildir. Çünkü hiç kimse Kur’an okumaktan men edilmiş değildir.

Öte yandan haksıza, zalime tabi olmak, haramların tamamı, adaletsizlikler, iblise boyun eğmeler, Allah’a daha fıtratta verilen sözün aksine davranışlar kulu cehenneme götüren hallerdir ve bu sayılanlar toplumun büyük kısmından saklanmaktadır.

İyilik ve güzellikleri toplumun büyük kesimi bilirken günah ve haramlardan toplumun büyük kesimi bu yüzden habersizdir.

Yalan ve hasetin, dedikodu ve gıybetin, hırs ve kibrin, fitne ve fesadın varlığından ve sonuçlarından habersiz insanlar bunların şeytan işi kışkırtmalar olduğundan habersiz yaşarken, bunlarla kazandıkları günahları bilmeksizin gün boyu bunlarla oynar dururlar. Masumiyete, hak’ka, adalete darbe vuran, toplum düzenini yerle bir eden bu hastalıkların daha farkında bile olmayanlar şahsi çıkarları için hak yer, zulüm eder, liyakatsiz ve ehliyetsiz iken o işi alır, başkasının hakkını dert etmeden yerlerken cehennem yollarının dikenli taşlıklarında olduklarının farkında bile değildir.

Yüce Allah’ın rahmet ve bereketi sayılanların çoğunu, kalıcı olmayanlarını, hak ve adalete büyük hasar vermeyenleri umulur ki tevbe ve dualarla affedecektir. Ama Yüce Allah’ın affetmeyeceğini bildirdiği en büyük ve belki de tek suç şirktir ve şirkin kelime anlamını toplumda yüz kişiden doksandokuzunun bilmediği de açıktır.

Şirk’i küfür ile denkleştirme gayretindeki bağnazların ve sahte dindarların uydurmaları ile toplum şeytana ettiği kulluklardan habersiz halde cehennemlerde yerini ayırtırken küfretmediği ve şirk yapmadığı kanı ve iddiasındadır. Ama gerçek öyle değildir. Ayette buyrulduğu gibi “insanların çoğu şirke düşmek dışında iman etmezler…”

Şirk, sanıldığı ve öğretildiği gibi Allah’ı inkar etmek veya dini yalanlamak değildir. Bu fıtrat ve yaratılış gereği zaten mümkün değildir ve ateist olduğunu iddia edenler bile dini yaşamaktadır çünkü din hayatın ta kendisidir.

Ama şirk, Allah’ın yanına berisine eş, ortak, yardımcı, aracı, şefaatçi, evlat, hissedar koymaktır ki bu doğrudan Allah’ın kudret ve iradesine haksızlık ve saldırıdır. Örneklenecek olursa; Hristiyanların teslis inancı, Yahudilerin Üzeyir Allah’ın oğludur iddiaları, meleklerin dişi oluşu, putların gölgesindeki cinlerden medet umuşlar, kişileri ve varlıkları ilahlaştırmalar, para gibi şeyleri hayatın emeli haline getirmeler, kısaca rızkı nimeti ve medeti Allah’tan başkasından bekleyişler, ilahi dine değil beşerlerce üretilmiş dinlere tabi oluşlar… hep şirktir.

Bu şirk isteyerek veya istemeden, gizli veya açık olur ki riya yani ikiyüzlülük ve gösteriş bile şirktir.

Bir insanı, bu kul Peygamber bile olsa ilahlık mertebesine isteyerek, aşırı yücelterek çıkarmak, onu Yüce Allah’ın emirleri hilafına kayıtsız şartsız şefaat edecek duruma getirmek, dilek ağacı gibi başkaca batıl şeylerden ummak ve beklemek, Allah’tan umut keserek kişilerden , cinlerden ve iblisten medet ummak şirktir…

Şirk’in özü ise muhakkak iblisin ilahlık mertebesine konmasıdır ki aslen kötülüklerin tamamı tek yaratıcı Allah’ın eseriyken insanların kötülüklere esir ve müptela olması şeytanın fısıldamaları iledir. Yani şirk tevhid dinine düşman şeytanın dinidir.

Şirk ve küfür bahsinin en can alıcı yanı ise şudur ki; şeytan kâfir değil müşriktir. Yani şeytan Allah’ı asla inkâr etmez hatta üstünlük ve ortaklık iddiası da yoktur. Ama kraldan çok kralcı olan cahil insan iblis adına şirki yaygınlaştırıp, onu ikinci ilah veya kötülüğün yaratıcısı konumuna koyar ve böylece kendi kuyusunu kazar. Şeytanın tek yaptığı küfür ve isyanına insanları ortak etme gayreti ve Allah’ın çok sevip güvendiği insanı batıl yolunda hak’ka düşman edebilmek, bu olmazsa tamamını yok ederek cennetlere aday olabilmeyi ummak en azından ebedi cehennem azabından kurtulabilmektir.

Şu da bir hakikattir ki şeytan Allah’ın izni ve iradesi olmadan bir yaprağı bile oynatamaz ve şeytanın fısıldamaları hep sınav gereğidir. Şirk dini simsarlarının da yaptığı şeytanın kötü emellerine aracılık, yalakalık ve askerlik etmektir.

Şirk affedilmeyecek tek suçken, şirke hizmet edenlere cennetler haramdır.

Şirk ile ilgili yazılarımızda detayları genişçe yer alan iblis konusunu daha fazla uzatmadan konumuza dönersek tevhid yolcularının şirk tehlikesini tanımak ve kaçınmak gereği de ortaya çıkmış olur.

Yüce Allah tek ve muktedir olandır. Diğer herşey sonradan olma ve yaratılmıştır. Buradan hareketle bu sonsuz ve kusursuz ilahi kudret ve iradeye eş ve ortak atamak demek olan şirke azıcık bile bulaşan, iman nurunu kirletmiş olacağından affa uğrasa bile cehennemlerde arındırılmadan cennetlere vasıl olamayacaktır.

Cennetlere kalbinde damla kadar iman olan herkes inşallah girecektir ama bunun zamanı bu dünyada yapılan günah, küfür ve şirk kırıntılarına bağlıdır ve bu dünyadaki ibadet, ahlak ve salih amel gibi güzellikler bile şirk lekesini temizlemekten uzaktır. Çünkü şirk demek iman zafiyeti demektir ve imanı tam olmayanlar imanları tam oluncaya kadar bir şekilde ıslaha ve eğitime tabi olacaktır. Bunun vasıtası da doğrusunu Allah bilir ama bu dünyadaki halleri, kabir azaplar veya cehennem ateşleri olacaktır.

İşte insanımızın cennet hayalleri arasında dikkat etmesi gereken en büyük olay budur ve cennet yolcuları peygamberimizin duasındaki gibi kendilerini cehenneme götüren yollardan sakınması için Allah’a dua etmeli, bilinen ve bilinmeyen şirk yol ve yöntemlerinden korunmalı, şeytandan Allah’a sığınmalıdır.

İmanı veren Allah, imanı bilen Allah, imanı ödüllendirecek olan yine ve sadece Allah’tır. Riya ve gösteriş, her türlü yalakalık ve münafıklıklar bu dünyada prim yapsa da ahirette en gerçek hakikat görünür olduğunda geçersiz kalacak ve orada sadece has niyet ve hak ameller karşılık bulacaktır. Çünkü Allah herşeyi bilen ve görendir. Çünkü Allah yapılan zerre kadar iyilik ve kötülüğü karşılıksız bırakmayacak olandır. Çünkü Allah tek ve Yüce olandır.

Kul, aklını başına devşirip, kişileri ilahlaştırmaktan, put gibi dünya malına ve özellikle paraya tapmaktan, şeytanın ahdindeki iddialardan sakınmalı, sadece Allah’a kulluk ve ibadet etmelidir ki her rekatta tekrar edilen Fatiha suresi bunun sözlü ifadesidir. Ama Fatiha’nın mealinden habersiz, ilahi olanı Arapça sanan zihniyetlerin bu olgunluğa ermesi zaten mümkün değildir.

İlk ve en önemli adım Kur’an’ı, yani Allah’ın emir ve yasaklarını bildirdiği ilahi kelamı anlayarak, hazmederek okumak ve benimsemek, sonra hayata tatbik ve rehber etmektir.

Şirk, iblisin ahdinde ifade ettiği, insanlara ve imana düşmanlığını belgelediği şeylerin adıdır ve şeytan insanları bu uğurda kendisine soy, asker, kul ve köpek eder. Başta kibir ve hırs olmak üzere sayısız silahı ve taraftarı olan şeytanın yeryüzündeki dini şirk dini diğer adıyla Yahudi kaynaklı siyon dinidir ki ilah kabul ettiği varlıklar iblis ve abisidir.

Dünyanın bugün başına bela olan ne varsa işte bu siyon dininin uzantısı, eki, etkisi, müdahalesi iledir.

Doğal olarak ta hedef önce İslam ve Türklük, sonra tüm insanlıktır.

Teslim olmak, sessiz kalmak, görmezden gelmek, habersizmiş gibi davranmak geçerli mazeretler değildir. Peygamberimizin hayatı baştan sona cihaddır. Ham zalim ve kafirler, hem münafık ve müşrikler, hem gafil ve hainlerle yapılan silahlı ve silahsız tüm cihadlar Peygamberimizin örnek İslam’ın nasıl yaşanacağını bize gösteren örneklerdir. Demek ki şeklen Peygambere tabi olmak değil aslolan manen Peygamberin takipçisi olabilmektir. Şekli olarak yaşanan İslam birilerine bu dünyada bazı ve hatta uzun süreli kazançlar sağlayabilir ama unutulmamalıdır ki bunların ahirette sevap olarak hiçbir değeri yoktur.

Ecel herkesin kendi kıyametidir ve mucizeler görünüp, ölüm melekleri ortaya çıktıktan sonra edilen iman değersizdir. Mesele henüz salih amel işleyebilecek zaman varken tevhide dönebilmektir. Şirk uğruna alınan her nefes cehennemlerde kalıcı istirahatin belgesidir.

Medet, rızık, umut, hayır, nimet Allah’ın verdiği, kimine az kimine çok verdiği şeylerdir. Dilek ağaçları, türbeler, aracı ve şefaatçiler nafiledir. Mezhep-meşreb-tarikat-cemaat liderleri İslam’ın Kur’an ve Hz. Peygamber tarafından sınırları çizilmiş halini insanlara anlatmaktan öte bir maksada hizmet edemezler. Din görevlileri ve dindarlar ise dinin has şeklini örnek olarak yaşamaktan, nasihat etmekten ve iyiliği topluma egemen kılmaya çalışmaktan sorumludur.

Tevhid Allah’ın emri, şirk Allah’ın affetmeyeceği tek suçtur.

Tüm bunların yazılı olduğu kaynak ise Kur’an’dır. Başkalarının küfür ve şirk tanımlamalarının yanlışlığı huzurda sizi beraat ettirmez. Çünkü Kur’an okunmak içindir, duvara asmak ve bezlere sarmak için değil.

Rabbim tevhid yolcularını şirk müptelalarından uzak eylesin.
Rabbim şeytan evliyalarına imkan ve fırsat vermesin.
Rabbim, Allah dostlarını baki ve muktedir eylesin.
Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam düşmanları

İslamın düşmanları

İslamın düşmanları Dünya üzerindeki meselelere bakıldığında ortak payda nedir? diye sorulsa cevaplar farklı ama bir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir