Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Cennet ve cehennemi dünyada yaşatmak
imanilmihali.com
Cennet ve cehennemi dünyada yaşatmak

Cennet ve cehennemi dünyada yaşatmak

Cennet ve cehennemi dünyada yaşatmak

Yüce Allah; zulmetmeyen, ihsanı emreden, hak ve adaleti üstün kılan, iyilik ve güzelliği şart koşan, esenlik ve huzur vadeden, itidal ve tavzu ile yaşamayı buyuran, çirkin sözün dahi açıklanmasını istemeyen, yalan ve batılı lanetleyen, şeytanı ve şeytanlıkları ebedi cehenneme mahkum eden tek Malik’imiz ve Veli’mizdir.

O, ruhlar alemindeki ve Arş katındaki noksansız huzur ve ahengi, kusursuz uyum ve sadakati, dipsiz esenlik ve mutluluğu insanlar bu yaşamda da sürsünler ve sonraki yaşamlarında da o ortama geçişte sıkıntı çekmesinler diye tasarlayandır. Yani Allah güzeldir, yarattıkları güzeldir, en güzel isim ve sıfatlar O’nundur, yarattıklarının da güzel şeyler yapmasını ister.

Kötülük, şeytanlık ve çirkinlikler ise zalim, cahil, nankör olan ve lanetlenmiş ve kovulmuş şeytanın fısıltı, süslü gösterme ve vesvesesine kanan, nefsine uyan insanın eserleridir.

Çünkü Allah zulmetmez sadece hak edenin hak ettiğini zerrece haksızlık yapmadan verir. Oysa insan zlaim ve cahildir, hırs ve kibirleri itikametinde kendi doğrularını yaratacak kadar kibirli ve şeytanlara kanacak kadar aptaldır.

Yüce Allah zengindir, nimet ve rızıkları sonsuzdur, cömerttir ama insan açtır, doymak bilmez haldedir, saklamak ve biriktirmek ister, çalışmadan elde etsin, hak etmese de ulaşsın, helal olmasa da kazansın ister.

Böyle olunca da bu dünya cennet olmaya namzet iken, cehennem olma yolunda hızla ilerlemektedir. Fıtrattaki misakı unutan, sınavı idrak edemeyen, imana uzak ve Kur’an’dan nasipsiz insanlık, şeytanların ağlarına düştüğünün farkında dahi olmadan kötülük üretirken nefsi tatminlere tabi olur, dünya süsleri ile oyalanır, beşeri zaferlerle sevinir ama sebep olduğu acıları görmezden gelirken, yol açtığı kötü çığırları aklına dahi getirmez.

Kalem ve demir nasıl insana bahşedilmiş ise, ateş nasıl nasip edilmiş ise, buğday nasıl bir anda yeryüzünde tanınır olmuş ise, sular, topraklar nasıl bereket fışkırıyor ise, yağmurlar nasıl hayat veriyor ise bunun gibi daha yüzlerce rahmeti sergileyen ve kullarını çok seven Yüce Allah kulları için daima huzur, güven ve insanca yaşam dilemiştir. İnsan ise tüm bu nimetleri şeytani ve nefsi maksatları istikametinde kullanarak savaş ve gözyaşı üretmekten, baskılamaktan, sömürmekten geri durmamıştır.

Bu dünyada kötülük ve iyilik kıyasıya bir rekabet halindedir ve gerçeğin takipçisi, doğrunun tarafı olan iyilik elbette kazanacaktır. Lakin kötülük muhtemeldir ki bir zaman daha yeryüzüne egemen olacak ve insanlık dinin ve imanın kıymetini daha bir süre idrak edemeyecektir.

Şeytanın vesveseleri ve nefsin güdüleriyle zirve yapan kötülük, sınır tanımaz ve helal – haram ayırmaz, hak ve hukuk bilmez haliyle dine düşman, hakka düşman, Hakk’a düşman haldedir. Rahmetlerin arasında diken gibi sivrilen bu şeytani kötülükler, hayatı arzu edilen cennetvari yaşamın tam aksine çevirmeye ve tüm insanları lanetlenen şeytanların kaçınılmaz akibeti olan ebedi cehennem cezasına çekmeye çalışmaktadır.

Lakin Allah nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmayacaktır ve kafirler istemese de durum budur. O halde iyiliğin kazanacağına şüphe yoktur ama yapılacak çok şey vardır. Bu görev sadece İslam alemine değil tüm insanlığadır ve içinde Allah hissi bulunan tüm iman sahiplerinin teşkile deceği ortak iman kardeşliği kurtuluşun da tek teminatıdır.

Şu an için hayal gibi gelse de bu gaye olacak olandır ve şayet bir son savaş yaşanacak ise bu savaşta iki cephe iman edenler ve etmeyenler cephesi olacaktır. Diğer bir deyişle ezenler ve ezilenler savaşı.

Dini ve milliyeti ne olursa olsun Rahman’ın imanlı kulları hem yaratılışta yani fıtratta hem beşeriyette kardeştir. Dinde olmasa da imanda buluşabilen bu iyilik sevdalıları ilahi nizamın gayesine hizmet için gayret edenlerden teşkildir ve elbet yolları bir yerde kesişecektir.

Şer cephesi de ister nefsani ister şeytani olsun batıl ve haksız çıkarlar peşinde zulüm üretirken kaçınılmaz olarak aynı safta buluşacak ve gaye birliği ederek dünyayı cehenneme çevirmeye ve iyi insanları kendilerine benzetmeye, benzetemediklerini yok etmeye çalışacaklardır. Yani onlarda elbet aynı gayede bir zaman sonra buluşacaklardır.

Bu savaş aynı zamanda hüccet ve kudret savaşı olacak, başlarda küfür cephesi mesafe katetse de Allah’ın yardımıyla iyilik muhakkak kazanacaktır. Bunu bize bildiren ayetlerdeki kıssalardır ve fakat o zaman kurtulanlar sadece iman edenler olacaktır.

Cennetin tasvirlerinde yer alan yüksek odalı binaları, altından ırmaklar akan yaşam mahallerini, ipek yatakları, yemyeşil ortamı, serinlik ve huzuru, bol bereketi kopyalamaya teşebbüs eden şeytanlar, asla kavuşamayacakları o ortamın sahtesiyle yetinmek zorundadır ama hem avunmak hem kandırmak gayeli bu davranışları nice yeni israf ve harama, nice yani aldanışa sebep olmaktadır. Keza cehennem için tasvir olunan azapları kendileri için değil de sanki uzaylılar için diye algılatan bu şeytanlar şefaat masalıyla milyarları kandırmakta, Allah affeder deyip sorumsuz yaşamı işaret ederken ALLAH İLE ALDATMAKTADIR.

Savaşların, terörün, sömürü düzenlerinin, despotizmlerin, haçlı seferlerinin, cadı avlarının, labaratuvarda üretilen hastalıkların, suni depremlerin, kimyasal kısırlaştırmaların sebebi hep bu şeytani amaçlara hizmet etmek, sözde yeni dünya düzeni için ortam hazırlamaktır. Bu konuya dair diğer yazılarda fazlaca izahat bulunduğundan burada değinilmeyecektir.

Dünyada bunca kötülük neden var ? sorusu yerine doğru soru; bunca kötüye rağmen iyilik hala nasıl ayakta durabiliyor ? sorusudur. Yani bizzat beşeri ve hukuki, teknolojik ve askeri, uluslararası ve ekonomik her türlü silah ve yetkiye sahip şeytanların ve işbirlikçilerinin hala egemen olamadığı bir dünya ilahi rahmetin bir eseri ve mucizesidir. Ezen ve zulmeden bu baskıcı şeytanların her imkana rağmen ele geçiremediği kale muhakkak kalplerdir ve bu kalplere imanı veren Allah’tır. kendilerine benzettiklerinin ise imansız olduğuna şüphe yoktur.

Ayrıca ahir zamanda şeytani cephenin güçleneceğini ve imanı elde tutmanın zorlaşacağını bildiren de Allah’tır ve devamında insanların çoğunun azacağını, iman etmeyeceğini, iman edenlerin de imanlarına şirk bulaştıracağını ve cehennemin ağzına dek dolacağını ve nihayet iblisin insanı kandırma yemininde haklı çıkacağını duyuran da Yüce Allah’tır.

Bu demektir ki ahir zamanda azan çok, iman eden az olacaktır. Keza ahiret hesabından sonra cennetlerin dolacağına dair bir ahidde bulunmadığından cennetlerin tenha kalacağını düşünmek yanlış olmayacaktır.

Kısaca, yaşam, ahiretin kazananlarına sunulacak güzellikte, kusursuz, yeterli, muntazamdır. Her şey vardır, güzeldir, kafidir ama geçicidir. Din ve iman bu güzelliklere fazlaca kıymet vermeden ahiret için yaşamayı öğütler ve fakat bu arada bu muntazam yaşamı kötülük ve pisliklerle de kirletmemeyi şart koşar. İstenen iyilik ve güzelliği yaymak, dengeyi muhafaza etmek, rızkı bölüşmek, huzur ve asayişi temin etmek, adaleti egemen kılmaktır. Kur’an’ın, iman ve dinin var olma maksatlarından birisi budur. Bunu tatbik ve muhafaza ise iyilere, iman sahiplerine görevdir.

Madalyonun diğer cephesinde yer alan şeytanlar ise hayatı kirletmek, dengeleri bozmak istek ve arzuları ile zulüm üreten, aldanmışlardır. Bunlar teknoloji adına verilen ilmi dahi silah yapmada, hastalık üretmede, eziyet etmede kullanacak kadar kalpsiz olanlardır çünkü kalplerinde iman yoktur.

O halde iman ayraçtır, kıstastır, faktördür, ilahi müjdelere giden kapıları açan hakikatli anahtardır.

İman, cennet ve cehennemin de, iyi ve kötünün de, güzel ve çirkinin de ayracıdır ve iman edebilenler, iman ile yaşayabilenelr bu dünyada eziyete maruz kalsalar da ahirette gülecek olanlardır. Neticede bu dünya fanidir, sınavdan ibarettir, kısadır. Sonsuz olan ve akla gelmeyen güzelliklerle dolu olan asıl yaşam ahiret yurdundakidir.

Orada karşılaşılmak istenen cennetleri burada var edebilmek mümkünken insanlık bunu başaramamıştır. Oradaki kaçınılmaz azap olan cehennem bilindiği ve korkulduğu halde bu dünyada yaşanır olmuştur ve buna sebep de yine insandır.

Çünkü Allah zulmetmez ama insan zulmeder.

Bu yaşamda herkes bir yön ve taraf belirlemek mecburiyetindedir ve bunun arası, nüansı yoktur. Bir insan ya Allah dostları safındadır ve şeytanların. Münafıklık etmek kimseye fayda sağlamadığı gibi kulu kafirlerden de aşağı rezilliklere mahkum eder ve doğru olan hak dostlarının yanında, tevhid erleri safında olmaktır.

Dünya rezilliklerle dolsa da bunun vebali o hale getirenleredir. Lakin bunun tek istisnası suçu yok farz edilen iman sahiplerinin yapılan o pisliklere razı olmaması, karşı durması ve cihat etmesidir. Yoska korkarak pısmak ve sessiz kalıp desteklemek, kınamamak hali aynen zulüm ve eziyete ortak olmaktır ki bu durumda yenen hakların talebi dahi mümkün değildir.

Elle, dille veya kalple yapılabilecek bu karşı koyuş iman göstergesidir ve karşı koymak imanın amelle olan tek bağıdır. Yoksa ibadetler, infaklar, ahlaklar, sevaplar kulu kurtaramaz. Asıl ve önce olan imandır ve diğer din adına olan herşey çok daha sonradır.

İman ise sadece Allah’a tabi olmak, O’nun emirlerine uymaktır.

Şeytana uyanlar ise dünyayı aldatış ve hilelerle karanlıklara mahkum eden, kendileri aldanmış olanlardır ve şeytanlarla aynı akibetlere mahkumdurlar.

Bu nedenle akıl ve ruh sahibi, emanetin ve sınavın idrakinde olan herkes için tek yol Allah yolu, tek gaye iman ve Allah rızasıdır.

Bu dünya cennet olabilecekken cehennem olduysa suç sadece şeytanlarda değil aynı zamanda o şeytanlardan korkan ve pısanlardadır.

O halde cihadı unutmamak, kaçınmamak ve ecele veya kıyamete dek Allah için nefes alıp vermek farz olandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir