Anasayfa / İMAN ESASLARI / Kalbin sesi / Cennetlere sevapla değil imanla gidilir
imanilmihali.com
Cennetlere sevapla değil imanla gidilir

Cennetlere sevapla değil imanla gidilir

Cennetlere sevapla değil imanla gidilir

Sevap kazanmak, yapılan güzel ve hayırlı işler neticesi, iyiliğin niyetine, kıymet ve derecesine göre kazanılan olumlu notlar, güzel derecelerdir. Sevap kazanmak bu anlamda insanın gayelerindendir ve sevaplar arttıkça ahiretteki akibetin de o denli güzelleşeceği farz edilir.

Lakin sevabın sevap olabilmesi, evvela niyetin salih olmasına ve amelin riya ve gösterişten uzak olmasına bağlıdır ki yalan varsa o işten hayır gelmez, sevap hasıl olmaz.

Dahası sevap sadece iyiliklere koşmaktan değil aynı zamanda ve daha çok kötülüğe bulaşmamak ve kötülükle mücadele etmekten kazanılır.

Kendimize değil evvela Allah’a ve sonra başkalarına yaptığımız iyilikler asıl sevap pınarlarıdır.

İman ise Allah’a, başkalarına ve kendimize neden ve nasıl iyilik edeceğimizi gösteren, saptıran şeytanları tanıtan, cennetlerin sadece Allah’ın razı olduğu kullar – mü’minler için olduğunu gösterendir.

İslam’a girmek, sevap kazanmak için kafidir ama iman olmazsa yani kul müslümanlıkla yetinir, mü’min olmaya gayret etmezse sevapla yetinmek ve cennete girebilse dahi köşklerden uzak kalmaya mahkumdur.

İman olmadan cennetler haramdır. Kul ama bu dünyada ama ahirette elbet iman edecek ve teslim olacaktır. Güzel ve lazım olan bu dünyada görmeden, sırf Allah dediği için iman etmektir ki asıl sevap da budur.

İbadet, amel ve ahlakın sevabı vardır. Kur’an’ı anlamadan okumanın da. Kötülükten sakınmanın, sadaka vermenin, hacca gitmenin, namaz kılmanın, orucun da.

Lakin bunların fışkırdığı kaynak iman pınarı değilse, sevabı az veya hiçtir. Çünkü iman; kime ve neden iman ve ibadet edilmesi gerektiğini bildirendir. Huşu ve samimiyeti emreden, doğrulukla yumuşaklığı emredendir.

İman, iyilikleri gösteriş ve riyadan kurtaran, secdeleri miraca çeviren, kalbi yumuşatan, kalplerdeki kirleri temizleyen, ibadeti sıradanlaştıran tüm beşeri illetleri söküp atandır.

İman, sevabı değil Allah rızasını arayanların ahiret yolluğudur.

İman, şefaati sadece Allah’a teslim edenlerin, kurtuluşu sadece O’ndan dileyenlerin dayanağıdır.

İman, Kur’an’ı anlayarak okumanın, Allah’ın sınırlarını ilk ağızdan öğrenmenin, kainat ve fıtratın sınırlarına erebilmenin, sınavı idrak edebilmenin adıdır.

Bunlar olmadan ibadet, ahlak ve amel hiçtir. Çünkü iman, İslam kalesinin ilk tuğlası, cennet bahçelerinin kapı anahtarıdır.

Sevap kazanmak sonuç değil sebep olmalıdır. Kul sevap biriktirmek yerine sevap getirecek işlere sırf Allah emrettiği için uymalıdır. İbadetten ahlaka, salih amelden hayırlara kadar her alanda gaye sevap kazanmak veya cennetlere gitmek değil, Allah rızasına mazhar olabilmeyi istemektir. Çünkü asıl müjde ve güven budur. İman işte bu güveni tanıtan, huzuru ve teslimiyeti getiren, selameti müjdeleyendir.

Sevap kazanmak, içerisinde iman yoksa, kısırdır, cılızdır, gayesizdir, yetersizdir. Kişiyi sadece kendisine iyilik etmeye kandırır. Allah’a iyiliği, başkalarına iyiliği şart koşmayarak, kişiyi kabuğuna kilitler ve toplumsal refaha katkı sağlayamayan bu kimse kifayetsiz ibadetleriyle meşgul olur, huşuyu yakalayamaz, dini anlayamaz, İslam’ın gayesini hayata geçirmek için çaba gösteremez.

İman ise huşuyu doğrurandır, samimiyeti getirendir. Doğurgan ve bereketlidir ki iman varsa her iyilik başka nice iyiliklere kapılar açar, cennet bahçeleri birbiri ardına görünür olur, yürekler ferahlar.

Cennetlere sevapla değil imanla gidilir çünkü milyarlarca sevap bir damla iman etmez ve iman etmedikçe kimse cennetlere giremeyecektir.

Sevap kazanmak için anlamadan Kur’an okuyanlar, huşusuz, aradan çıksın diye namaz kılanlar, kurbanın gösterişlisini kesmeye gayret edenler, zekat verirken dostlar görsün diye reklam edenler, kıyafetle İslam’ın şartları yerine geldi sananlar, elde tesbih dolaşırken on üç yaşındaki kızları gebe bırakanlar, İslam’ı Kur’an’da ve kalpte değil de tarikatlarda arayanlar, kainat ve bedendeki ayetleri göremeyenler, servetlerle şımaranlar, kibirlenip büyüklenenler, iman edenlerle alay edenler, dillerinden Allah adını düşürmedikleri halde ahlaktan nasipsiz olan münafıklar, şeytana, paraya tapan müşrikler görecektir ki, İMAN YOKSA CENNET de olmayacaktır.

O halde sevap kazanmak bir gaye değil araçtır ve Allah’ın ahiret müjdelerine erebilmek için lazım olan yakıttır. İman ise kalpten doğan ve ahiretteki müjdelerin tümüne varabilen nimettir.

Mü’minin gayesi Allah rızasına ermek, ahiret yolluğu servetler değil imandır.

Cennetler sevap kazanmışların değil iman etmişlerin hakkıdır.

Çünkü iman, hak yemenin de, zulmetmenin de engelleyicisidir. Sevap sahipleri ise imandan yoksun iseler, haksızlıkla yaşayacak, sevap kazanırken helallik almak mecburiyetinde kalacaktır ki ahirette hesaplaşma, hakkı yenenlerin günahlarını üzerine alma, yetmezse kendi sevaplarından onlara verme şeklinde olacaktır. Bu halde de sevaplar ile günahlar yer değiştirecek, kul cehennemde yatak beğenecektir.

Sevap kazanmak gayesindekiler, eğer imandan yeterince nasiplenemediyse, niyetlerini has tutamayacak, kalplerinde gönül tahtalarına Allah adından başka isimler de yazacaktır ve şirke battıklarının farkında dahi olmadan iman ettik sanacaklardır.

İsyan ve inkar, şirk ve küfür kula yabancı gelmiyorsa da iman yok demektir ve iman yoksa cennetlerde yoktur.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995

Mavi kelebekler, Srebrenitsa ve 11 temmuz 1995 BOSNA’DA TOPLU MEZARLARI ORTAYA ÇIKARAN MAVİ KELEBEKLERİN HİKAYESİ ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir