Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / Cin suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Cin suresi – Karşılaştırmalı meal

Cin suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

CİN SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- De ki: ‘Bana gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: -Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur’an dinledik’
Diyanet Vakfı l. (Resûlüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur’an’ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, hârikulâde güzel bir Kur’an dinledik .
Elmalılı Hamdi Yazır 1-De ki: “Cinlerden bir grubun (Kur’an’ı) dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyolundu: “İnan olsun biz acaip bir Kuran dinledik.
Süleyman Ateş 1. De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur’an dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu: “Biz harikulade güzel bir Kur’an dinledik.
Yaşar Nuri Öztürk 1 De ki: “Cinlerden bir topluluğun dinleyip şunu söyledikleri bana vahyolundu: ‘Gerçekten biz, hayranlık verici bir Kur’an dinledik.”
Ali Bulaç 2- ‘O (Kur’an), ‘gerçeğe ve doğruya’ yöneltip-iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.’
Diyanet Vakfı 2. Doğru yola iletiyor, ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır 2-Doğru yola iletiyor. Biz de ona iman ettik, Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.
Süleyman Ateş 2. Doğru yola iletiyor, ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.
Yaşar Nuri Öztürk 2 “Doğruya ve hayra kılavuzluyor. Biz de inandık ona. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.”
Ali Bulaç 3- Elbette, Rabbimizin şanı yücedir. O, ne bir eş edinmiştir ne de bir çocuk.’
Diyanet Vakfı 3. Hakikat şu ki, Rabbimizin şânı çok yücedir. O, ne eş ne de çocuk edinmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır 3-Doğrusu O Rabbimizin şanı çok yüksektir, ne bir arkadaş edinmiş, ne de bir çocuk.
Süleyman Ateş 3. Doğrusu Rabbimizin şanı yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.
Yaşar Nuri Öztürk 3 “Rabbimizin adı/kudreti/işi/gayreti çok yücedir. O, ne bir dişi dost edinmiştir ne de bir çocuk.”
Ali Bulaç 4- ‘Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz, Allah’a karşı ‘bir sürü saçma şeyler’ söylemişler.’
Diyanet Vakfı 4. Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (iblis veya azgın cinler), Allah hakkında pekaşırı yalanlar uyduruyormuş.
Elmalılı Hamdi Yazır 4-Doğrusu bizim beyinsiz, Allah’a karşı saçma şeyler söylüyormuş.
Süleyman Ateş 4. Meğer bizim beyinsiz (İblis veya cinlerin kafirleri) Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.
Yaşar Nuri Öztürk 4 “Doğrusu, bizim beyinsiz, Allah hakkında saçma lakırdı ediyormuş.”
Ali Bulaç 5- ‘Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah’a karşı asla yalan söylemiyeceklerini sanmıştık.’
Diyanet Vakfı 5. Halbuki biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler, sanmıştık.
Elmalılı Hamdi Yazır 5-Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah’a karşı asla yalan söylemez sanmışız.
Süleyman Ateş 5. Biz insanların ve cinlerin, Allah’a karşı yalan söylemeyeceklerini sanmıştık (onun için o beyinsizin sözüne uymuştuk),
Yaşar Nuri Öztürk 5 “Biz sanmıştık ki, ne insanlar ne de cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler.”
Ali Bulaç 6- ‘Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki, onların azgınlıklarını arttırırlardı.’
Diyanet Vakfı 6. Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 6-Doğrusu insanlardan bazı erkekler cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların istilalarını artırıyorlardı.
Süleyman Ateş 6. Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklığını artırırlardı.
Yaşar Nuri Öztürk 6 “Gerçek şu ki, insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere/cinlerin şerrinden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklık ve azgınlığını artırırlardı.”
Ali Bulaç 7- ‘Ve onlar, sizin de sandığınız gibi Allah’ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlardı.’
Diyanet Vakfı 7. Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 7-Doğrusu onlar sizin sandığınız gibi sanmışlardı ki, Allah hiç bir kimseyi asla peygamber göndermeyecek.
Süleyman Ateş 7. Onlar da sizin sandığınız gibi Allah’ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.
Yaşar Nuri Öztürk 7 “Onlar, tıpkı sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi asla diriltmeyeceğini/peygamber göndermeyeceğini sanmışlardı.”
Ali Bulaç 8- ‘Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk.’
Diyanet Vakfı 8. Doğrusu biz (cinler), göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk.
Elmalılı Hamdi Yazır 8-Doğrusu biz o göğü yokladık da onu kuvvetli muhafızlar ve atılmaya hazır ateşin aleviyle doldurulmuş bulduk.
Süleyman Ateş 8. Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçilerle ve ışınlarla doldurulmuş bulduk.
Yaşar Nuri Öztürk 8 “Biz göğe gerçekten dokunduk da onu titiz ve güçlü bekçilerle ve kayıp giden ışınlarla/alevlerle doldurulmuş bulduk.”
Ali Bulaç 9- ‘Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur.’
Diyanet Vakfı 9. Halbuki, (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor.
Elmalılı Hamdi Yazır 9-Doğrusu biz dinlemek için onun bazı mevkilerinde otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa, kendisini gözetleyen bir alev buluyor.
Süleyman Ateş 9. Ve biz onun dinlemeğe mahsus olan oturma yerlerinde oturur(gayb haberlerini dinlemeğe çalışır)dık. Artık şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetleyen bir ışın bulur.
Yaşar Nuri Öztürk 9 “Biz eskiden, onun, dinlemek için oturulan yerlerinde otururduk. Ama şu anda kim dinlemeye kalksa kendisini gözetleyen bir alev/ışık bulur.”
Ali Bulaç 10- ‘Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?’
Diyanet Vakfı 10. Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?
Elmalılı Hamdi Yazır 10-Doğrusu biz bilmiyoruz, o yeryüzündeki kimselere bir kötülük mü arzu edilmiştir, yoksa Rableri onlara bir hayır mı dilemiştir.
Süleyman Ateş 10. Bilmiyoruz bununla yeryüzündekilere kötülük mü (yapılmak) istendi, yoksa Rabbleri onları doğruya mı iletmek diledi.
Yaşar Nuri Öztürk 10 “Doğrusu, bilmiyoruz, yeryüzündeki şuurlulara şer mi istendi, yoksa Rableri onlar için doğru ve güzel olanı mı istemiştir.”
Ali Bulaç 11- ‘Gerçek şu ki, bizden salih olanlar vardır ve bunun dışında (ya da aşağısında) olanlar da. Biz türlü türlü yolların fırkaları olmuşuz.’
Diyanet Vakfı 11. Gerçekten biz, -kimimiz sâlih kişiler, kimimiz ise bunlardan aşağıda olmak üzere- türlü türlü yollar tutmuştuk.
Elmalılı Hamdi Yazır 11-Doğrusu bizler: Bizlerden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Dilim dilim tarikatlar olmuşuz.
Süleyman Ateş 11. Bize gelince, bizden iyiler de var ve bizden başka türlü olan da var. Biz çeşitli yollara ayrıldık.
Yaşar Nuri Öztürk 11 “Şu da bir gerçek ki, bizden hayra yönelenler/barışçılar vardır; ama bizden, başka türlü olanlar da vardır. Dilim dilim yollar olmuşuz biz.”
Ali Bulaç 12- ‘Biz şüphesiz, Allah’ı yeryüzünde asla aciz bırakamıyacağımızı, kaçmak suretiyle de O’nu hiç bir şekilde aciz bırakamıyacağımızı anladık.’
Diyanet Vakfı 12. (Artık) şu gerçeği şüphesiz anladık ki, biz yeryüzünde bulunsak da Allah’ı âciz bırakamayacağız, başka yere kaçmakla da elinden kurtulamayacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır 12-Doğrusu biz anladık ki, Allah’ı yeryüzünde aciz bırakmamıza ihtimal yok, kaçmakla da O’nu asla aciz bırakamayız.
Süleyman Ateş 12. Biz yeryüzünde Allah’ı aciz bırakamayacağımızı (yerden) kaçmakla da O’nu aciz bırak(ıp O’ndan kurtul)amayacağımızı anladık.
Yaşar Nuri Öztürk 12 “Ve biz şunu sezdik: “Biz yeryüzünde Allah’ı asla âciz bırakamayız; kaçarak da onu âciz bırakamayız.”
Ali Bulaç 13- ‘Elbette biz, o yol gösterici (Kur’an’ı) işitince, ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman ederse, o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar, ne de haksızlığa uğrayacağından.’
Diyanet Vakfı 13. Doğrusu biz, o hidayeti (Kur’an’ı) işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artık ne bir (ecrinin) eksikliğe uğratılmasından ne de haksızlık edilmesinden korkar.
Elmalılı Hamdi Yazır 13-Doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iman ettik. Her kim O Rabbine iman ederse artık ne hakkı yenmek ne de istila olunmak korkusu kalmaz.
Süleyman Ateş 13. Biz, yol gösteren (Kur’an)ı işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa (ne hakkının) eksik verilmesinden, ne de kendisine kötülük edilmesinden korkar.
Yaşar Nuri Öztürk 13 “Biz, doğruya ve güzele kılavuzlayanı dinleyince, ona inandık. Rabbine inanan kişi ne hakkının eksik verilmesinden korkar ne de tecavüze uğrayıp kuşatılmaktan.”
Ali Bulaç 14- ‘Ve elbette bizden müslüman olanlar da var, zulmedenler de. İşte (Allah’a) teslim olanlar, artık onlar ‘gerçeği ve doğruyu’ araştırıp-bulanlardır.’
Diyanet Vakfı 14. İçimizde, (Allah’a) teslimiyet gösterenler de var, hak yoldan sapanlar da var. Teslimiyet gösteren kimseler, doğru yolu arayanlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 14-Ve doğrusu bizler: Bizlerden müslümanlar da var, bizlerden haksızlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır.
Süleyman Ateş 14. Ve biz, bizden müslümanlar da var ve bizden doğru yoldan sapanlar da var. Kimler müslüman olursa işte onlar doğru yolu aramışlardır.
Yaşar Nuri Öztürk 14 “Nihayet, bizden Allah’a teslim olanlar da var, haksızlığa sapıp çizgiden çıkanlar da var. Allah’a teslim olanlar, işte onlar, doğruyu ve hayrı aramışlardır.
Ali Bulaç 15- Zulmedenler ise, onlar da cehennem için odun olmuşlardır.
Diyanet Vakfı 15. Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 15-Ama haksızlar, cehenneme odun olmuşlardır!”
Süleyman Ateş 15. Hak yoldan sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır.”
Yaşar Nuri Öztürk 15 “Haksızlığa sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır.”
Ali Bulaç 16- Eğer onlar (insanlar ve cinler), yol üzerinde ‘dosdoğru bir istikamet tuttursalardı’, mutlaka Biz onlara bol miktarda su içirir (tükenmez bir rızık ve nimet verir)dik.
Diyanet Vakfı 16. Şayet doğru yolda gitselerdi,onlara bol su verirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 16-Onlar gerçekten o yol üzere dosdoğru gitselerdi, elbette kendilerini bol bir su ile suvarırdık.
Süleyman Ateş 16. Şayet yolda doğru gitselerdi onlara bol su verirdik (rızıklarını bollaştırırdık).
Yaşar Nuri Öztürk 16 Eğer yolda, kıvamında yürüselerdi, onları bol bir su ile suvarırdık,
Ali Bulaç 17- Ki, kendilerini bununla denemek için. Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Allah), onu ‘gittikçe şiddeti artan’ bir azaba sürükler.
Diyanet Vakfı 17.Bu hususta kendilerini denememiz için , Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Rabbin) onu gitgide artan çetin bir azaba uğratır.
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Onları onun içinde imtihan edelim diye. Her kim de Rabbini anmaktan yüz çevirirse O, onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.
Süleyman Ateş 17. Ki onları, onunla sınayalım. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse (Rabbi) onu, alt eden bir azaba sokar.
Yaşar Nuri Öztürk 17 Ki onları, onun içinde imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden/Kur’an’dan yüz çevirirse Rabbi onu, gittikçe yükselen bir azaba sokar.
Ali Bulaç 18- Şüphesiz mescidler, (yalnızca) Allah’a aittir. Öyleyse, Allah ile beraber başka hiç bir şeye (ve kimseye) kulluk etmeyin (dua etmeyin, boyun eğmeyin, tapmayın).
Diyanet Vakfı 18. Mescidler şüphesiz Allah’ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (ve kulluk etmeyin).
Elmalılı Hamdi Yazır 18-Şüphesiz ki, mescitler hep Allah içindir, o halde Allah’ın yanında başka birine dua etmeyin!
Süleyman Ateş 18. Mescidler, Allah’a mahsustur. Allah ile beraber hiç kimseye yalvarmayın.
Yaşar Nuri Öztürk 18 Hiç kuşkusuz, mescitler/secdeler Allah içindir. O halde, Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayan/Allah’ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın.
Ali Bulaç 19- Şu bir gerçek ki, Allah’ın kulu (olan Muhammed,) O’na dua (ibadet ve kulluk) için kalktığında, onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi.
Diyanet Vakfı 19. Allah’ın kulu, O’na yalvarmaya (namaza) kalkınca, neredeyse onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır 19-Allah’ın kulu kalkmış O’na dua ederken neredeyse onun etrafında keçeler gibi birbirlerine geçeceklerdi.
Süleyman Ateş 19. Allah’ın kulu kalkıp O’na yalvarınca (hayretten, hepsi) onun üzerine üşüşüp nerdeyse keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.
Yaşar Nuri Öztürk 19 Allah’ın kulu kalkmış O’na yakarırken, onlar onun üzerine keçeleşir gibi üşüşüyorlardı.
Ali Bulaç 20- De ki: ‘Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O’na hiç kimseyi (ve hiç bir şeyi) ortak koşmuyorum.’
Diyanet Vakfı 20. (Resûlüm!) De ki: Ben ancak Rabbime yalvarırım ve O’na kimseyi ortak koşmam.
Elmalılı Hamdi Yazır 20-De ki: “Ben ancak Rabbime dua ederim ve O’na hiçbir ortak koşmam.”
Süleyman Ateş 20. De ki: “Ben ancak Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi O’na ortak koşmam.”
Yaşar Nuri Öztürk 20 De ki: “Ben ancak Rabbime yakarırım/çağırırım. Ve hiç kimseyi O’na ortak koşmam.”
Ali Bulaç 21- De ki: ‘Doğrusu ben, sizin için ne bir zarar, ne de bir yarar (irşad) sağlayabilirim.’
Diyanet Vakfı 21. De ki: Doğrusu ben (kendi başıma) size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim.
Elmalılı Hamdi Yazır 21-De ki: “Haberiniz olsun, ben size kendiliğimden ne bir zarar verebilirim, ne de bir irşad yapabilirim.
Süleyman Ateş 21. De ki: “Ben size ne zarar, ne de akıl verme gücüne sahip değilim.”
Yaşar Nuri Öztürk 21 De ki: “Ben size zarar verme gücüne de ışık ve aydınlık verme gücüne de sahip değilim.”
Ali Bulaç 22- De ki: ‘Muhakkak beni Allah’tan (gelebilecek bir azaba karşı) hiç kimse asla kurtaramaz ve O’nun dışında asla bir sığınak da bulamam.’
Diyanet Vakfı 22. De ki: Gerçekten (bana bir kötülük dilerse) Allah’a karşı beni kimse himaye edemez, O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam.
Elmalılı Hamdi Yazır 22-De ki: “Allah’tan beni kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka bir sığınacak bulamam.
Süleyman Ateş 22. De ki: “Beni Allah'(ın azabın)dan hiç kimse kurtaramaz ve ondan başka sığınacak kimse bulamam.”
Yaşar Nuri Öztürk 22 De ki: “Allah’tan beni hiç kimse kurtaramaz ve O’nun dışında bir sığınak da asla bulamam!”
Ali Bulaç 23- ‘(Benim görevim,) Yalnızca Allah’tan olanı ve O’nun gönderdiklerini tebliğ etmektir. Kim Allah’a ve O’nun elçisine isyan ederse, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere onun için cehennem ateşi vardır.’
Diyanet Vakfı 23. (Benim yaptığım) ancak Allah katından olanı, O’nun gönderdiklerini tebliğdir. Artık kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki ona, (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-Ancak Allah’tan ve elçilik görevlerinden bir tebliğ yapabilirim. Her kim de Allah’a ve Rasulüne isyan ederse, muhakkak ona içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.
Süleyman Ateş 23. Benim yapabileceğim sadece Allah’tan (bana vahyedilenleri) size duyurmak ve O’nun elçilik görevlerini yerine getirmektir. Artık kim Allah’a ve Elçisine baş kaldırırsa, ona içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır.
Yaşar Nuri Öztürk 23 “Ancak Allah’tan bir tebliğ ve O’nun mesajlarından bir şeyler sunabilirim.” Allah’a ve O’nun resulüne isyan edenler için cehennem ateşi vardır. Uzun süre orada kalaçaklardır.
Ali Bulaç 24- Sonunda kendilerine vadedileni gördükleri zaman, yardımcı olmak bakımından kim daha zayıfmış ve sayı bakımından kim daha azmış artık öğrenmiş olacaklardır.’
Diyanet Vakfı 24. Sonunda, tehdit edilip durduklarını (azabı, kıyameti) gördükleri zaman, kim yardımcı olma bakımından daha güçsüz ve sayıca daha az imiş, bileceklerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır 24-Nihayet o vadolundukları şeyi gördüklerinde, artık bileceklerdir, kimmiş yardımcısı en zayıf ve sayıca en az olan!
Süleyman Ateş 24. Kendilerine va’dedilen şeyi (ya azabı veya kıyamet sa’atini) gördükleri zaman, kimin yardımcı bakımından daha zayıf ve sayıca daha az olduğunu bileceklerdir.
Yaşar Nuri Öztürk 24 Sonunda, onlar kendilerine vaat edileni gördüklerinde, yardımcı bakımından daha zayıf kim, sayı bakımından daha az kim, bileceklerdir.
Ali Bulaç 25- De ki: ‘Bilmiyorum, size vadedilen (kıyamet ve azab) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?’
Diyanet Vakfı 25. De ki: Tehdit edilegeldiğiniz (azap), yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar, ben bilmem.
Elmalılı Hamdi Yazır 25-De ki: “Ben dirayetle bilmem, o size vadolunan yakın mı, yoksa Rabbim onun için bir uzun süre mi koyar?”
Süleyman Ateş 25. De ki: “Size söylenen şey yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyacaktır, bilmem.”
Yaşar Nuri Öztürk 25 De ki: “Bilmiyorum, size vaat edilen şey yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyacaktır?”
Ali Bulaç 26- O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.)
Diyanet Vakfı 26. O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz;
Elmalılı Hamdi Yazır 26-O bütün gaybı bilir, fakat gaybına kimseyi apaçık vakıf kılmaz.
Süleyman Ateş 26. Gaybı bilen O’dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez.
Yaşar Nuri Öztürk 26 Gaybı bilendir O. Gaybı konusunda hiç kimseyi yardımcı yapmıyor.
Ali Bulaç 27- Ancak elçileri içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler dizer.
Diyanet Vakfı 27. Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar,
Elmalılı Hamdi Yazır 27-Seçtiği bir elçiden başka; çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler dizer.
Süleyman Ateş 27. Ancak razı olduğu elçiye gösterir. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler (koruyucular) koyar.
Yaşar Nuri Öztürk 27 Seçtiği bir elçi müstesna. Çünkü O, resulünün önünden ve arkasından gözetleyiciler yürütür.
Ali Bulaç 28- Öyle ki onların, Rablerinden gelen risaleti (insanlara gönderilenleri) tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah,) onların nezdinde olanları sarıp-kuşatmış ve her şeyi sayı olarak da sayıp-tesbit etmiştir.
Diyanet Vakfı 28. Ki böylece onların (peygamberlerin), Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah) onların nezdinde olup bitenleri çepeçevre kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır (kaydetmiştir).
Elmalılı Hamdi Yazır 28-Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla ulaştırmış olduklarını, onlarda bulunan her şeyi kuşattığını ve herşeyi bir bir saymış olduğunu bilsin diye.
Süleyman Ateş 28. (Böyle yapar) Ki onların, Rablerinin kendilerine verdiği mesajları duyurduklarını bilsin. Allah, onlarda bulunan herşeyi (bilgisiyle) kuşatmıştır ve herşeyi bir bir saymış(hesabetmiş)tir.
Yaşar Nuri Öztürk 28 Ki onların, Rablerinin elçiliklerini hedefine tam ulaştırdıklarını bilsin. Allah, onların katında bulunan şeyleri kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıya bağlamıştır.

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

Cin suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir