Anasayfa / DAHA FAZLA / Dini hikayeler / Çocuğuna Allah’ı, dini ve imanı anlatan baba
imanilmihali.com
Çocuğuna Allah'ı dini ve imanı anlatan baba

Çocuğuna Allah’ı, dini ve imanı anlatan baba

Çocuğuna Allah’ı, dini ve imanı anlatan baba

Derler ki zamanın birinde mutlu bir aile varmış. Ailenin on yaşlarındaki çocuğuna baba artık dini bilgiler vermeye başlamanın zamanı geldiğini görmüş ve ona usulünce, ürkütmeden anlatmaya karar vermiş.

Baba ilk iş olarak çocuğun odasındaki eşyaları değiştirmeye başlamış. Çocuk durumu fark edip annesine ve babasına kim değiştirdi diye sorunca da sevap vermemişler. Sonra mesela televizyon açıkken çocuğa göstermeden fişi prizden çekmişler ve yayın kesilince çocuk bunun nedenini araştırmaya başlamış. Başka bir zaman yemek tabağındaki yemeği çocuğa hissettirmeden alıp değiştirmiş ve boş tabak koymuşlar.

Değişikliklere mana veremeyen çocuk bir zaman sonra babasına gelip durumu anlatmış ve babasından yardım istemiş. Babası da onu yanına oturtup anlatmaya başlamış.

“Bak evladım televizyonun fişi kendi kendisine çıkar mı? Yemek tabağı boş olanla kendiliğinden değişir mi? Odandaki eşyaları biri ellemese başka odaya veya yere gider mi ?” diye sormuş önce.

Çocuk bunun mümkün olamayacağını ifade ettikten sonra da devam etmiş. “Peki bu güneş ve ay hergün doğar ve batar mı? Bu çiçekler baharda açıp sonbaharda kurur mu?”

“Hayır tabi” demiş çocuk. Bu cevap üzerine baba devam etmiş;

“İşte yıldızları oraya koyan, aya güneşe emreden ve görev veren, yağmuru yağdıran, bulutları rüzgarla oradan oraya sürükleyen biri olmalı değil mi?” demiş.

Çocuk haklı olarak onaylayınca baba devam etmiş; “İşte bunları yapan ve yaptıran Yüce Allah’tır. Her şeyi yaratan, her şeyin sahibi ve her şeyi bilen Allah’tır.”

Çocuk hemen sormuş; “Nerede peki, neden göremiyoruz?”

Babası başka bir soruyla cevap vermiş; “Havayı görebiliyor musun? Göremesen de içine çekiyorsun bu nasıl oluyor?”

“Doğru” demiş çocuk, “sesi, gölgeyi, ışığın renklerini de göremiyoruz.”

Babası hemen devam etmiş; “O halde görmemek onun olmadığı anlamına gelmez. Ama bazı insanüstü şeyler Allah olmasa olmazdı. Buradan ne sonuç çıkarıyoruz?”

Çocuk cevaplamış; “Allah vardır ama göremeyiz!”

“Bravo demiş babası.

Çocuk sormuş; “Peki sesini de duyamaz mıyız?”

“Elbette duyarız ” demiş babası “kokusunu bile alırız”

Çocuk sormuş; “Nasıl?”

“Bak bakalım pencereden dışarıya. Sayısız çiçeğin kokusunu veren kim? Dalgaların, rüzgarın, kuşların, dalların sesini veren kim?”

Çocuk anlamış; “Duymak isteyene ses de var, koku da yani!”

“Evet” demiş babası. Toprağın kokusu, çiçeğin okusu, arının yaptığı baldaki koku hep Allah’ındır. Güzel olan ne varsa O’nundur. O tüm güzel isimlerin sahibidir. O tek bir özellikte değildir ki tek bir şekilde veya isimde olsun. O’nun doksan dokuz adı vardır.”

Çocuk hemen sormuş; “Peki o bizimle konuşmak isterse?”

Baba cevaplamış; “O bizimle konuşmak isterse bizler arasından güzel ve ahlaklı, güven duyulacak namuslu birilerini seçer ve onunla konuşup sözlerini bizlere aktarmasını ister. Bu insanlara da peygamber denir.

“Peki ya kutsal kitaplar?”

“Onlar peygamberlere söyledikleri sözlerin yazılı halidir yani kutsal kitaplara insanların yazdığı birşey olamaz. Olursa ki eski kitaplar öyledir insan eli değmiş demektir onlar artık dinen kabul görmez ama Kur’an korunmuştur, Allah korumasındadır.”

“Bizim kitabımız hangisi?”

“Bizim ve tüm insanlığın kitabı, şimdi ve daima Kur’an-ı Kerim’dir.”

“Hani şu akşamları okuduğunuz?”

“Doğru bildin!”

“Ya yere seccade serip yaptığınız şey, namaz?”

“O bize can ve hayat veren, mülk ve kudret veren, rızık veren, sağlık ve afiyet veren Yüce Allah’a borcumuz ve gönül bağımızdır. Günde beş kere namaz kılarız çünkü Allah öyle emretmiştir. Niye kılarız? Sadece O’na kul olduğumuzu ve sadece O’na ibadet ettiğimizi göstermek için.”

“Ya namazdan sonra bir de yatarken ellerinizi açıp sessizce bir şeyler söylüyorsunuz o nedir?”

“Onun adı duadır. İnsan birşeyi istediği zaman Allah’a yalvarır ki Allah dileğini kabul etsin.”

“Yani noel babaya değil de Allah’a öyle mi?”

“Doğru bildin. Noel baba bizim dinimizde yoktur. O vaktinde yaşamış iyi kalpli bir din adamıdır ve çocuklara çok yardım yaparmış, onları severmiş. Ancak insanların dualarını duyan, onların dileklerine cevap veren sadece Allah’tır.”

Çocuk sormuş; “Tüm bu işlerin adı ne o zaman?”

“Bu işlerin adı yani Allah’a ve ilahi sistemin tamamına inanmanın adı iman, Allah’ın bizlere emrettiği şeyleri getiren peygamberin ve Kur’an’ın emrettiği şeylerin tamamının adı da İslamiyet. Bu bizim dinimizin adı. İslamiyete girenlere de müslüman denir. Başta söylediğim gibi Hepimiz müslümanız ama bu anlattıklarımı daha iyi ve kalpten anlayarak mü’min oluruz ki mü’min diye iman eden kimselere denir.”

“Bütün müslümanlar mü’min değil mi?”

“Değil! Çünkü bazısı yalan yere inanıyor görünür, bazısı inanmadığı halde öyle der. Bazısı resmen inkar eder, bazısı ise diliyle söylediğini kalbiyle desteklemez yani numara yapar. Bu yüzden müslüman görünen herkes mü’min değildir ama her mü’min müslümandır.”

“İman dediğin şey inanmak değil mi yani?”

“İnanmak ama dini olarak ve sadece Allah’a inanıp güvenmek. Paraya da, şeytana da, makamlara da, dünyaya da, güneşe de inanılır. Ama dediğim şey ‘gerçek iman’ ve sadece Allah’a iman.”

“Ben sana inanıyorum mesela, güveniyorum da.”

“Bu başka bir şey ama mesela sana verdiğimiz harçlığı bile bize veren kim?”

“Allah” demiş çocuk.

“Bak gördün mü hemen anladın. Demek ki herşeyi veren, yaratan sadece O’ymuş. O halde O’nun dediklerini yapmak, iyilik etmek lazım gelirmiş.”

“Kötülük yaparsak?”

“Şimdi dışarıya bak ve üç ay önce bahçedeki ağaçların yere düşen yapraklarını düşün.”

Çocuk dışarıya bakmış güzel çiçekleri görmüş, ağacın yaprakları yeşillenmeye başlamış. “Gördüm”

“Şimdi sonbaharda o yapraklar nereye gitti? Gitti de şimdi nasıl geriye geldi? Kim gönderdi onları? O küçücük kiraz çekirdeğinden şu karşıdaki kocaman ağaç nasıl çıktı? Hani sonbaharda ağaçlar ölmüştü?”

Aklı karışan çocuk sormuş; “Ölmediler mi yani?”

“Bilemeyiz öldüler de denebilir uykuya daldılar da. Ama öldüler demek daha doğru çünkü kupkuru kaldılar, yemediler içmediler. Her baharda yeniden doğdular demek lazım. Yani demek istiyorum ki ölen şeylere de birileri can verir ve yine yaşatır ki bunu yapan da sadece Allah’tır. Bizler de bir süre sonra rahmetli deden gibi öleceğiz ama çok zaman sonra uyanıp kalkacağız.

“Nerde, nasıl, ne zaman?”

“Bunu sadece Allah bilir. Şunu bil ki Allah asla yalan söylemez, kötülük yapmaz, dedikodu, iftira, hırsızlık hiç yapmaz. Hep doğru söyler, hatırlatır, ikaz eder ama mutlaka hesap sorar. Kur’an’da yazdıklarına biz tamamen inanırız ve o kitapta Allah der ki herkes öldükten sonra dirilecek ve hesap verecektir. İşte hani sormuştun ya kötülük yaparsak diye? Kötülük yaparsak cezasını asıl orada çekeriz. Allah bizi ateşlere yani cehenneme atar. Yok bu dünyada güzel yaşar ve iyilik yaparsak da öldükten sonra dirilince affeder, sever ve bize müjdeler verir, bizi cennetlerine koyar.”

“Sonra?”

“Oradaki hayat buradaki gibi kısa değildir. Uzundur. Cennetse güzel, cehennemse kötüdür. Ama orada iyilik ve kötülük yapamayız. Ne yaparsak bu hayattadır. Burada iyi veya kötü puan toplar ve ölürüz. Şöyle düşün Allah bizleri dünyaya eğlence olsun diye göndermemiş, bu yıldızları, ayı, güneşi süs olsun diye yaratmamıştır. demek ki hepsinin bir maksadı vardır.”

“Nedir o maksat?”

“Sınav”

“Nasıl yani? Okul sınavı gibi mi?”

“Aynen. Allah der ki kitabımı okuyun, anlayın, dersinizi çalışın ve ona göre yaşayın. Ne diyorsam yapın, neyi yasaklıyorsam uzak durun. İyi şeyler yapar ve sözümü tutarsanız sizi severim, dediğimi yapmaz ya da bana inanmazsanız sizi sevmem ve acımam.”

“Anladım. Kitap belli, sınav belli. O zaman çalışmak lazım”

“Doğru dedin. Ama bunu mecburen değil de severek yaparsak daha iyi olur. yani korkudan değil sadece ama aynı zamanda Allah’ı severek”

“Allah’ı nasıl severiz baba?”

“Emirlerini yaparak, yasakladıklarını yapmayarak, ona inanıp güvenerek ve O’na düşman olup inanmayanlarla aynı davranmayarak”

“Onlarla oyun da mı oynamayalım ?”

“Dinimize göre çocuklar on beş yaşına kadar filan hala çocuktur ve asıl sınavları başlamaz. Aklı erdikten, vücudu geliştikten sonra artık çocuklar da dinin emirlerini yapmak zorundadır. Yani insanın sınavı on beş yaşında başlar.”

“O halde cennetlere gitmek için neler lazım?”

“Allah’a inanmak ve güvenmek, ibadet etmek, başkalarına parayla veya başka şeylerle yardım etmek, dertleri yemeği paylaşmak, tebessüm etmek, kötülük yapmamak, kötülerle bir olmamak,..”

“Kötü dediklerin sadece inanmayanlar mı?”

“Sadece inanmayanlar değil bir de inkar edenler ve bildiği halde aksini iddia edenler var onlardan da uzak durmak lazım. Mesela insanın en büyük düşmanı şeytandır. Şeytan insan değildir ama insanla birlikte sınava tabi olan ayrı bir cins yaratılmışlardandır. Daha açık söyleyeyim cinlerdendir. O en başta daha insan yaratılırken Yüce Allah’ı gözüyle gördüğü ve konuştuğu halde insanı kıskanmış ve lanetlenmiştir. Sonra bizlerin ilk ataları olan Adem Peygamber ve eşini kandırmış ve bizlerin cennetten kovulmasına da sebep olmuştur. Yani o bu kirli oyunu oynamasaydı belki dünya hiç olmayacak belki herkes cennette yaşayacaktı. “

“Yani biz dünyaya bu yüzden geldik”

“Bilemeyiz ama şunu biliriz ki şeytan lanetlenip kovulurken aynı zamanda cehenneme mahkum edilmiştir. O da bunun üzerine Allah’tan süre istemiş ve insanları kıyamete kadar Allah aleyhine kışkırtacağına yemin etmiştir. Ekranlarda gördüğün tüm kötü şeylerde onun bir şekilde parmağı mutlaka vardır. Ama biz asıl Yüce Allah, hangimizin iyi hangimizin kötü iş yapacağını görsün diye geldik.”

“Ben şeytanı sevmiyorum”

“Kimse sevmez onu ama bazıları farkında olmadan onunla bir olur. Çünkü şeytanın en büyük özelliği kandırmaktır.”

“Nasıl? Yalan mı söyler?”

“Yalan söyler, süslü ve güzel gösterir, aklı karıştırır, haram ve helali birbirine katar ama sonra paçası tutuşunca hemen cayar. Yani aldatır ve sonra vaadinden cayar.” Ona kananlar ise telef olur gider.”

“Kanmasınlar onlar da.”

“Kanmasınlar diye Allah insana akıl, ruh ve iman vermiştir. Ama bazıları işte dünya süslerine ve nefislerine yani içten gelen isteklerine aldanarak yanlış şeyler yaparlar. Bunları da çoğu zaman şeytanların kışkırtmasıyla ve aldatmasıyla yaparlar. İntihar edenler, şarap içenler, kumar oynayanlar, fal ve kehanetlere inananlar hep ona kananlardır.”

“Bu kadar kötüyse şeytan madem neden aldanıyorlar?”

“Hani sınav dedim ya herkes aynı değildir elbet. Nasıl karanlık ve aydınlık varsa hem iyi hem kötü insanlar vardır. Cinler de öyledir. Ama melekler sadece iyidir. Onlar ayrı bir varlık grubudur ve nurdan yani ışıktan yaratılmıştır. Bu arada şeytan ateşten insan da topraktan yaratılmıştır. Melekler sadece görevlerini yapar ve kötülük bilmezler. Melekler sadece imanlı insanların ve cinlerin dostudur ve Allah’ın kendilerine verdiği işleri yaparlar, O’na yardım ederler. “

“Fabrika gibi yani”

“Aynen ama devasa ve mükemmel hatasız bir sistem düşün. Dünyada hiç kimsenin göremeyeceği bir yerde Allah katında yüce bir meclis düşün. Orada Allah yaratır, istediğine istediğini öğretir ve emir ve emir verip yaptırır. En tepede sadece Allah vardır. Diğer tüm varlıkları O yaratmıştır ve hepsinin sahibi O’dur. O’nun eşi, ortağı, benzeri, oğlu kızı yoktur. Var diyenler cehennemden asla çıkamazlar.”

“Bu diyenlerin adı var mı? Onlar kim?”

“Onlara müşrik denir ki yaptıkları işin adı da şirktir yani Allah’a varlık ve yönetimde ortaklar atamak demektir. Şeytan işte insanları bununla kandırır ve der ki sadece bir tek Allah yoktur, başka tanrılar da vardır. İnsana delice fikirler fısıldar ve insan bu fısıltılardan ancak iman ederek yani Allah’ı gönülden sevip saygı duyarak kurtulur. Çünkü Allah Kur’an’da demiştir ki imanlı kullarıma şeytan kötülük yapamaz.”

“O halde kanan veya aldananların imanı?”

“Evet doğru bildin. Birisi şeytana aldanıyorsa imanı zayıftır. Ya da imanı vardır ama kalıcı ve yapıcı değildir. Dilde kalmış veya kuvvetlendirilmemiştir. Nasıl desem? Hani bir ağaca su verirsen, gübre verirsen serpilir güçlenir ama su vermezsen kurur ve zayıflar ya onun gibi insanın imanı da Kur’an’la, Allah sevgisi ve saygısıyla, ibadet ve ahlakla, güzel işler ve iyilikler yapmakla, kötülüklerden kaçınmakla ve kötüleri sevmemekle güçlenir.”

“ben kötüleri sevmiyorum”

“Sevme de zaten. mecburen görüştüklerin hariç onlarla yeme içme yoksa onlar gibi olursun ve kurtulamazsın. Şunu bil ki iman etmeyen, imanı gerçek olmayan hiç kimse cennete giremez.”

“Cehennemde mi kalır hep?”

“Hep mi kalır bilmem ama bir zaman cehennemde ceza çekeceği muhakkaktır. Tabi Allah rahmetiyle şefaat edip affetmezse. Ama bil ki şeytana uyanlar demiştim ya demin asla affedilmeyecekler demiştir Allah. Yani onlar cehennemden asla çıkamayacaktır. İnanırız ki bizler günah bile işlesek bir süre cehennemde azap da çeksek bir süre sonra inşallah Allah bizi affedecek ve cennetine koyacaktır. “

“O bile kötü ama!”

“Kötü olmaz mı? Elini ateşe tut bakalım ne olur? Orada acı vardır çünkü ruhumuz bedene geri gelecek, hem bu dünyada yaptıklarımızı hatırlayacağız hem de orada acı veya sevinci hissedeceğiz. Yani hiç kolay değil”

“O halde kötü olmamak lazım”

“Sadece kötü olmamak değil aynı zamanda iyi olmak ve kötülük yapanlarla Allah adına karşı durmak lazım.”

“Allah affeder belki ama değil mi? Cam kırınca filan?”

“Affetmez mi hiç? O öyle büyük ve merhametlidir ki! Ama büyük günah işleyenleri affetmez. Başkalarının hakkını yiyenlere de karışmaz. Der ki gidin kimin hakkını yediyseniz onunla helalleşin bana gelmeyin. Kime ne kötülük yaptıysanız gidin önce ondan özür dileyin sizi affetsin sonra bana gelin.”

“Bu dediğin ne zaman?”

“Hani öldükten sonra dirileceğiz ya o zaman. Şöyle diyeyim biz görmesek de bir zaman sonra dünyada kıyamet kopacak yani her şeyin sonu gelecek, herkes ölecek ve dünya yerle bir olacak. Bu yüzden dünya fanidir yani ölümsüz değildir derler. Sonra Allah herkesi diriltecek ve hesap verme başlayacak. Gelmiş geçmiş kim varsa tek tek sırayla haksızlık yapılmadan, bir şey unutulmadan zaten defterlere yazılıyor ki bunları yazanlar her iki omuz başımızdaki melekler. Ama biz onları görmeyiz. Onlarsa her yaptığımızı ve dediğimizi kaydederler, deftere yazarlar. Onlar sadece içimizden geçeni yani niyetimizi bilemez. O içimizden geçeni bilen kimdir?”

“Allah”

“Doğru bildin. Allah gizli saklı her şeyi bilir ve görür. Hesap vermeye giderken herkesin defteri kendisine verilecek. İnsanlar bir bakacak ki yaşarken ne yaptıysa hepsi hiç unutulmadan oraya yazılmış. Sonra bu defterler tartılacak yani iyilik ve kötülük puanları karşılaştırılacak ve bir süre sonra da Allah hüküm verecek. Rahmeti gereği belki az zararda olanları kurtaracak belki çok zararda olanları bile affedecek ama şunu bil ki son sözü mutlaka o söyleyecek. Çünkü o ortamın, günün adı din günü, ahiret günüdür. Dinin de din gününün de tek sahibi sadece Allah’tır.”

“Peygamberler bizi kurtarmaz mı?”

“Ne dedim, din sadece Allah’ındır. Onlara müsade edilse, hatta meleklerin komutanlarına müsade edilse bile onlar ancak Allah’a af için yalvarırlar ama şunu unutma Allah’ın razı olmadığı bir kula kimse şefaat edemez, etse de Allah kabul etmez. Yani bu dünyada biz bir tek şey için yaşarız o da Allah rızasına mazhar olabilmektir.”

“O yüzden mi birşey yapınca teyzeler Allah razı olsun diyor?”

“Nasıl bildin? Evet, Allah bizden razı olmaz ise bizi kimse kurtaramaz. O halde toparlarsak Allah’ı bilip tanıyacak ve seveceğiz ama aynı zamanda O’nun azabından korkacağız bu bir. İki dille değil kalpten O’na inanıp güveneceğiz. Bileceğiz ki başımıza gelen herşey O’ndandır bu iki. İyilik yapıp kötülük yapmayacağız, boş şeylerle uğraşmayacağız bu üç. Kötülere karşı duracağız bu dört. Allah’ın Kur’an ile emrettiği, Peygamberimizin öğrettiği ibadetleri yapacağız bu beş.”

“Nedir onlar?”

“Namaz, oruç, zekat, hac ve en mühimi Kelime-i şehadet yani şehadet kelimesi anlamı ‘Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi yani Peygamberi olduğuna şahitlik ederim’ demektir. Bunlar aynı zamanda İslamın şartlarıdır.”

“İmanın şartları da aynı mı?”

“Hayır imanın şartları altı tane ve şöyle; Allah’ın bir’liğine ve kudretine inanmak, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahirete, kadere inanmak.”

Kader derken?”

“Bizler doğmadan önce hakkımızda yazılan alın yazımız ve bizim aklımızla yaptığımız tercihlerimiz, bizim sonuçlarını bilerek ve isteyerek  yapmayı istediklerimizin tamamı diyelim. Yani hayatımızın yarısı bizim seçtiklerimiz ama bazısı da Allah’ın bizim hakkımızdaki takdiridir.”

“Anladım”

“Devam edersek; dua etmek lazım, nimetlere ve rızıklara şükretmek lazım. Günahlar için pişman olup tevbe etmek lazım. Kanmamak, aldanmamak lazım. Yalan, iftira, kumar gibi pisliklerden uzak durmak lazım. İşte o zaman Allah bizi sever. Bizi severse de inşallah affeder ve bizi cennetine koyar. Tabi şeytanlarla bir olmamak kaydıyla.”

“Bunları dediğin iyi oldu baba, yarından tezi yok bende dini, imanı öğrenmeye başlayacağım. Kur’an’ı okuyacağım ama geçen gün baktım anlamadım. Türkçe değil ki!”

“Sakın anlamadan okuma. Çünkü Kur’an, kendisini anlamadan okuyanları kutsal kitap taşıyan eşeklere benzetir. Mealler var, tefsirler var hepsi Türkçe. Okulda öğrendiğin Türkçe ile yavaş yavaş anlayarak oku. ben sana yardım ederim. Hatta sana okurum da. Her müslümanın Kur’an’ı anlayarak okuması Allah’a borcudur, Allah’ın hakkına saygıdır. Anlamadan mesela japonca bir hikaye okusan hoşuna gider mi?”

“Anlamam ki”

“Bak gördün mü dini ve imanı öğrenmek istiyorsan mutlaka anlayarak okumalısın yoksa o eşeklerden farkın kalmaz. Yıllar sonra imkanın olur da arapça öğrenirsen ne ala o zaman arapçasını da oku. Ama şimdi ve önce Türkçe okuman lazım.”

“Ama önce biraz daha okuma yazmamı geliştireyim de”

“Ne dedim acele yok. Onbeş yaşına kadar dinen reşit değilsin. Bizlere bak, etrafındaki ahlaklı ve namusluları örnek al. Hikayeler dinler, bana sor. En mühimi aklını kullan. Çünkü Allah ayetinde der ki ‘Allah aklını kullanmayanlar üzerine pislik atar’ Bu ne demek? Aklını kullanmayan aptallar şeytana yem olur ve pislikten asla kurtulamaz.”

“Babacığım çok teşekkür ederim anlattıkların için.”

“Olmadı ne diyecektik?”

“ALLAH RAZI OLSUN”

“Şimdi oldu. Allah senden de razı olsun oğlum haydi şimdi yemeğe.”

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dini-hikayeler

1’den önce sayı var mı?

1’den önce sayı var mı? Allahü teâlâyı inkâr eden zeki bir dehri [ateist] vardı. Hristiyan ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir