Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Çocukları dine hazırlamak
imanilmihali.com
Çocukları dine hazırlamak

Çocukları dine hazırlamak

Çocukları dine hazırlamak

Çocukları dine hazırlamak , onları Allah yolunda terbiye etmek, Kur’an ile yetiştirmek, namusla yaşatmak, dini öğretip sevdirmekle mümkündür.

Çocuklarımız Allah emaneti, İslam Allah’ın son ve tek muteber dinidir. Yarının büyükleri durumundaki çocukları maddi ve manevi yönden İslam’a hazırlamak, eğitmek, ısındırmak ise ana ve babanın başlıca görevidir. Çünkü Yüce Allah’ın en kutsallarından olan aile mahremiyeti kalpleri dine ısındırmak için ilk adımdır. Eğitim de, sevgi de, vicdan da, terbiye de öte yandan terbiyesizlik de, ahlaksızlık da, imansızlık da bu yuvada başlar daha sonra başka yer ve zamanlarda şekillenir ama ilk kaynakta çocuğa verilen eğitim ve alışkanlıklar daha sonraları zor değişir ve asıl mesuliyet hep ailede kalır. kaldı ki ailenin vebal ve sorumluluğu ecele kadar devam eder. Hatta hayırlı ve hayırsız evlatların yapageldikleri Peygamberimizin hadisine göre kabirdeki ana ve babaya bile intikal etmeye devam eder.

Allah’ın dini oyun veya eğlence değil, dünya sınavı boş bir heves değildir. Ayetin buyurduğu gibi dünyaya gelen her kulun ilk vazifesi kul olmaya çalışmak, iman etmek, ibadet, salih amel ve güzel ahlak ile mirasa sahip çıkıp dünya sınavını misakta verdiği söze sadık kalarak Allah yolunda alnının akıyla tamamlamaktır. Kim ne derse desin bu hakikattir ve yaşamın gayesi zengin olmak, sayısız eş almak, dünyayı gezmek, onlarca malikaneye, sayısız banka cüzdanına sahip olmak değil imanı tam adam yani mü’min olmak, olabilmektir.

O halde çocukları dine bu istikamette hazırlamak lazım gelir ki bilgiye muhtaç, günahsız hatta ergenliğe kadar sorumluluktan uzak olan çocukları hayata hazırlamak demek onları mü’min olmaya da hazırlamak demektir. Bu da şu demektir ki anne ve babalar çocuklarına, hem beşeri, maddi, eğitim, edep, kabiliyet, meslek, temel bilgileri verecek hem de maneviyata hitap eden güzellikleri onlara kazandıracak, alıştıracaktır.

Okullarda veya sonraki diğer yerlerde başkaları çocukların istikbaline dair neler planlarsa planlasın, hatta ihmalleri bulunsun, hatta art niyetli olsunlar ailenin vebal ve görevi değişmez. Ev dışında çocuğun alacağı en mükemmel terbiye biel ailenin mesuliyetini ortadan kaldırmaz. Çünkü Yüce Allah çocuğa bir şey katanlara, o öğretmene de, müdüre de, ilim sahibine de soracak ama en çok aileye hesap soracaktır. Çünkü emanetin sahibi önce ailedir.

Milletler de evlatları emanetlerine aldığı içindir ki eğitim ve öğretim devlet ve hükümetlerin vebalidir. O halde aileden başlayarak her kurum ve kişi geleceğin mü’minleri durumundaki çocukları eğitmek, kollamak ve korumakla mükelleftir. Bu koruma ve kollama sağlıktan, barınmaya, eğitimden ahlaka, spordan sanata kadar her alanı kapsar.

Peki çocuklar nasıl mü’min olmaya hazırlanacaktır?

Önce mü’min nedir, neleri yapar, neleri yapmaz konusuna açıklık getirmek lazım gelir ki bu pek çok yanlış uygulamayı da gözler önüne serecektir. Çünkü bugün eğitim ve öğretim alanında kan gövdeyi götürmek de, çocuklar yeterince yeşerememektedir.

Öncelikle unutmamak lazım gelir ki mü’min imanını kalpte yaşatan, riya, gösteriş, kibir, yalan ve iftiradan, haksızlık ve adaletsizlikten uzak durandır. Yine mü’min iyilik ve hayır yapmada yarışan, salih amel üretmek için didinen, alın terine ve helal rızka güvenen tevazu içinde yaşayan namuslu ve fedakar insan demektir.

Mü’min, şer ve şeytanlara karşı, kafirlere ve müşriklere karşı Allah tarafında durmaya ne pahasına olursa olsun devam edebilendir. Mü’min, ibadetinden ahlakına, sporundan sanatına, biliminden eğlencesine kadar Allah için yaşayan ve ölendir. Mü’min için hayatın tek gayesi vardır o da “Allah rızasına mazhar olabilmektir.”

Durum böyle olunca Çocukları dine hazırlamak için önce tevhidi ve şirki öğretmek yani güzel ve doğru olan ile, kötü ve batıl olanın arasına kalın bir çizgi çizmek lazım gelecektir. Çocuk haramdan, günahtan, yanlıştan, haksızlıktan çekinmeyi öğrenir ise hayatının geri kalanında olaylara doğru yorum getirebilecek ve hatalar asgariye inecektir. Çocukları dine hazırlamak için bu nedenle ilk mesken aile ama ilk kaynak muhakkak Kur’an’dır.

Din ve iman adına ne varsa, doğrusu yanlışıyla, eskisi yenisiyle, öncesi ve sonrasıyla Kur’an’dadır ve mü’min olabilmenin ilk şartı Kur’an’ biat etmektir. Ailenin ilk görevi de bunu sağlamaktır. lakin bu arapçaya gömülmüş, anlaşılmayan, ahenkli ve yarışma havasında okumaktan öte gidemeyen bir Kur’an eğitimi değil, okuduğunu anlayanların, anladığını hayata yansıtabilenlerin, Yüce Allah’ın niyet ve maksadını anlamaya çalışanların eğitim şeklidir.

Yani aile önce doğru ve yanlışı öğretecek bunu yaparken Kur’an’ı baz alacak, önce kendisi öğrenecek ve sonra çocuğa öğretecektir. Nitekim sahabeler de, Peygamberimiz de, ehli beyti de İslam’ı sadece Kur’an’dan öğrenmiştir. Çocuk da öyle yapmalıdır. Örnek olmak ailenin eşdeğer diğer bir görevidir ki ahlaksızlığa bulanmış bir ailenin evladının güzel ahlak ile yeşerebilmesi imkansız olmasa da zordur.

Kur’an ana dilde ve anlaşılarak okunur, anlaşılır, hayata yansıtılmaya başlanırsa salih ameller de, güzel ahlak da, ibadet fasılları da peşi sıra gelecek mesela namazda çocuk kime, neden namaz kıldığını bilecek, niyetini “Allah rızası” şeklinde yapacak ve şirkten korunacaktır.

Gösteriş ve yalandan, riya ve kibirden uzak durmaya başlayacak Kur’an evladı zamanla etrafındaki yanlış ve doğruları da görecek karakteri şekillenecek, pis huyları teker teker kaybolmaya başlayacaktır. Bu safhada da aile çocuğun ekranlardan, sokaktan, okuldan, arkadaş ve komşulardan aldığı yanlışları eleyerek def edecek ve çocuğu sadece güzele kılavuzlamaya gayret edecektir.

Çocukların ergenliklerine kadar ki bu yaş genelde onbeş yaş kabul edilir ailenin mesuliyeti var, çocuğun yoktur. Reşit olma haliyle birlikte çocuk dinen mükellef olacağından o zamana kadar aile vermesi gerekeni vermeli sonraya iş bırakmamalıdır. Komik şekillerde altı daha bezden sıyrılmamış çocuklara arapça eğitimi vermek gibi akılsızlıklarla değil ama bilinçli ve kültürlü yaklaşımlarla söz gelimi beş ve onbeş yaş arası on yıllık süre ailenin kendi imtihanı ve çocuğun dine hazırlanması için gayet yeterli bir süredir ki Allah bilir insan evlatlarının diğer canlı mahlukattan farklı olarak hayata başlaması bu nedenle hemen değil uzun bir zaman sonradır. Çünkü bu ilk onbeş sene öncelikle ana ve babaların (doğal olarak dede ve ninelerin de) sınavıdır ve ancak onbeş yaşından sonra dinen reşit olan çocuk artık kendi günah ve sevabından masul hale gelir.

Aile bu onbeş sene zarfında ibadet şekil ve yöntemlerini de muhakkak vermeli ama ilk önce niyet ve maksadı izah etmeli, anlatmalı ve öğreterek takip etmelidir. Kula, dünya malına, varlık ve makamlara yapılan ibadetin tehlikesi çocuğa anlatılmalı, has ve duru din İslam’ın gayesinin sadece Allah’a ibadet ve kulluk etmek olduğu izah ve terbiye edilmelidir.

Çocuğun bu süre zarfında yapacağı yanlışlar elbette olacaktır. Bunları da rencide etmeden, kalp kırmadan, dövmeden düzeltmek esastır. Öte yandan ailenin tüm iyi niyetine rağmen bunları kabule yanaşmayan evlatlarda olacaktır ki bugün sokaklar ve ekranlar bu zehirleyen akreplerle doludur. Söz gelimi dizilerde peş peşe sıralanan ahlaksızlıklar, zina reklamları, hırsızlığı ve mafyalaşmayı özendiren, silaha ve sekse dayalı senaryolar içinde çocuğun salim kalması gayet zordur. Yine uyuşturucudan alkole, kumardan fala, tacizden tecavüze kadar her türlü şeytan işi pislik sokaklarda kol gezmekte maalesef pek çoğu da devlet eliyle işletilmektedir.

Aile yuvası bu yüzden kutsaldır, mahremdir. Çirkinlik ve pislik buralara girememelidir. Hanelere zorla girmek bu nedenle büyük günahlardandır. Maksat huzur ve esenliği korumak kadar aile ve çocuğun ahlakını da korumaktır. Rüşvetin, hilenin, sahtekarlığın, yolsuzluğun giremeyeceği hane olan yuva çocuğun aynı zamanda barınağıdır. Lakin ana ve baba en önce kendisi bu lanet huylardan arınmış olmalıdır ki çocuk evde huzur bulabilsin. Evde ana ve baba kendisi ahlaksızlığa batmış ise çocuğun esenliğe ulaşması da Allah dilemedikçe zor hatta imkansızdır. Bu durumda da ailenin vebali katlanarak gider ki kurtuluş yok gibidir.

Çocukları dine hazırlamak konusunda yapılan en büyük yanlışlardan birisi bu görevi birisine havale etmek yani pas atmaktır. Bu çoğu zaman cami veya Kur’an kursu şeklinde tezahür eder ki büyük hatadır.

Şu çok açık olarak anlaşılmalıdır ki çocuğun arapça öğrenmesi değil Kur’an öğrenmesi farzdır. Yani çocuğu arapçaya mahkum ve mecbur etmek eziyet ve zulümdür. Mesleği ve görevi din olanlar dışındakilerin arapçayı öğrenmek gibi bir mesuliyeti yoktur olamaz. Olsaydı Yüce Allah bunu buyurur, daha önceki kutsal kitaplarını da ibranice vaya başka dilde değil yine ve daima arapça gönderirdi.

Allah’ı, Hz. Peygamberi, Kur’an’ı tanıtmak, sevdirmek ve gönüllere yerleştirmek ise kurslarla, cami odalarıyla olacak şey değildir. Aksine bunlar hayatın her aşamasında ve her yerindedir. İlk ve temel görev ise ailenindir ve bu gayet kolaydır. Masal tarzında bir anlatımla çocuk pek ala dine hazırlanır, sevdirilir ve şefkat, merhamet gibi duygular pekala çocuğa aşılanabilir. Allah’ın ayetleri hem Kur’an’da, hem bedende hem kainatın her yerindedir. Aile sırf bunları çocuğa göstererek bile sevdirme ve hazırlama işini yapabilir. Ama kursa göndermek hem hata hem kaçış hem kolay olandır. Çocuğun o kurslarda yanlış öğrendiklerinin de, yediği dayakların da, öğrenemediklerinin de vebali ana ve babadan kalkmayacağı gibi, o evlat ilerki yaşlarda pis ve iğrenç bir hayat yaşadıkça ailenin günahları da çığ gibi büyür.

Oysa her ana baba evladına masal okur, hikaye anlatır, kışın soba başında kestane patlatırken, yazın pikniklerde sohbet ederken sayısız öykü anlatır. Bunları iyi seçmek, tatlı dille defalarca bıkmadan izah etmek çocuğun tazecik dimağında ve kalbinde zaten dine yer açacaktır. Hikaye ve öykülere insani ve dini duyguları katmak, Peygamberimizin hayatından sıkça örnekler vermek işi kolaylaştıracak, yanlış ve çirkin, maksatlı ve küfür içeren hikayelerden, sapıklık ve kirlerden teşkil zamane uydurmalarından arınmış bu hikayeler ile gençken eğitilen ağaç olan fidanlar (çocuklar) ileride hatadan sakınabileceklerdir.

Sakınma işi gayet zordur. Çünkü şeytan ve soyu sokaklarda, ekranlarda kol gezmekte, ahlaksızlık ve dinsizlik, imansızlık reklam edilmekte, şeytan işi pislikler ve edepsiz şehvetler insanları esir almaktadır. Ana ve babalar gayretlerinin bir kısmını da bunlarla mücadeleye ayırmalı ve şirk denen şeytan dinini çocuklara öğretmeli, küfür ve şirk arasındaki muazzam farkı mutlaka ezberletmelidir.

Dua, şükür, tevbe, istiğfar, mağfiret gibi güzel dini vecibeler çocuğa mutlaka öğretilmeli, mesela bisiklet isteyen çocuğa o bisiklet bir süre dua etmesine imkan sağlandıktan sonra alınmalıdır. Bu sayede çocuk dua ile gelen bisiklete daha çok sevinecek ve duanın manasını daha iyi anlayacaktır.

İsraftan ve lüksten kaçınmayı öğretmek de büyük belaların önlenmesi için gereklidir. Çünkü tek gayesi para ve lüks yaşam olanların gözleri dünyadan öteleri göremez ve onların ahiretten beklentileri de yoktur. Ana ve baba çocuklarına hesap ve mizanı, helalleşmeyi mutlaka ama korkutmadan öğretmeli, hayatı ve ölümü sadece sınav için yaratan Yüce Allah’ın kudret ve ilmini öğretmelidir.

Mülkün ve kudretin tek sahibi Yüce Allah’ın en büyük dost ve Malik olduğu anlatılmalı öte yandan şeytanın en büyük düşman olduğu ve şeytana uyanların da şeytanlaşacağı izah edilmelidir.

Allah dostları ile Allah düşmanları ayrımı mutlaka yapılmalı, kafirler, münafıklar ve müşriklerle oturup kalkılmamalıdır. Zorunlu beşeri ilişkiler ve ticaret işleri hariç bunlarla oturup kalkanların da onlara benzeyeceği öğretilmeli, insanların çoğunun imandan yoksun yaşadığı ama bunun farkında bile olmadıkları anlatılmalıdır.

Nefis ister, açtır. Çocuğun da hevesleri nefisle körüklenir ve aile çocuğun nefsinin terbiyesine de ilk önce el atacak kurumdur. Her istediği yapılan bir çocuk yokluk bilmez ve daima kolayca kazanmaya alışınca sonradan azgınlaşır. Rızkı paylaşmayı, helal lokmayı bilmeyen bir çocuk ise ailenin yüz karası zayıf karne notudur.

Aksine aile helal yoldan ter dökerek kazanmayı öğretmeli, bu kazancın vergisini ödemeyi yaparak göstermelidir. Ağaç sevgisi, hayvan sevgisi gibi şefkati besleyen konulara ait de ailenin yapabileceği sayısız şey vardır ki fidan diktirmek, eve mesela kafesle kuş almak buna örnektir.

Sema, tabiat çocuk için muazzam dini ayetlerdir ki ana baba bu temaları sıkça kullanmalı ve çocuğa kainatın boşa yaratılmadığı hissini mutlaka vermelidir.

Sema zannedildiği gibi bir fal mekanizması değildir, tabiat rastgeleliğin eseri veya doğurgan-yaratan değildir. Aksine tümü yaratılmış ve insan hizmetine sunmuş ölçü ve nizamdır ki bunun adı kaderdir. Ama kader zulme ve haksızlığa sessiz kalmak değil mücadele etmektir. Kader aslen Allah’ın yüce iradesiyle buyurduğu işlere rıza göstermek ve Allah’a güvenmektir. Bu çocuğa iyi anlatılmalıdır.

Her şeyi bilen ve gören Allah geleceği de geçmişi de, gizliyi de açıktan söyleneni de, akıldan geçeni de, kuytularda yapılanı da bilen ve görendir. Bize şah damarından yakın olan Allah’tan saklı kalamayacağına göre tüm pisliklerden arınmak ve güzele yönelmek esas olandır. Bu nedenle saklamamalı, yalan söylememeli, saklı iş yapılmamalı, şeffaf ve adil olunmalıdır. Bu çocuğa mutlaka anlatılmalı ve öğretilmelidir.

Çocukları dine hazırlamak denilince unutulmaması gereken bir diğer konu ise dedikodu, gıybet, açık aramak, yalan ev iftira, kötü zanda bulunma, haksızlık, kötü söz, adaletsizlik, affetmeme, yalan yere yemin, yalancı şahitlik, fitne ve fesat gibi habis urların çocuğa ne denli pis ve yanlış olduğunun anlatılmasıdır. Mü’min gıpta eder ama haset etmez. Bu itibarla güzele özenen, örnek alan, kötüden uzak duran ve değersiz servet ve makamlara kıymet vermeyen, kendisinde olmayana haset etmeyen evlat yetiştirmek ailelerin boyun borcudur.

Nasihat mü’minlere iyi gelir. Bu itibarla da çocuklara ve çevreye sık sık nasihat etmek, kırmadan, incitmeden hatalarını göstermek lazım olandır. 

Keza şiddet ve terörün, sömürgeci yayılmacı politikaların, ganimet savaşlarının, din adına dindaşının başını kesenlerin yaptıklarının CİHAD olmadığını, çocuğa cihadın Allah yolunda her türlü mücadele demek olduğunu öğretmek ana babanın başlıca görevlerindendir.

Sayısız örnek verilebilecek konunun teması anlaşıldı kanısındayız. Mesele ailenin örnek olarak önce bilmesi ve sonra anlatması, yanlışı ve doğruyu göstermesi, pisliklerden koruması, sıkça takip ve kontrol etmesi, güzele kılavuzlaması, güzel işleri ödüllendirmesi, çirkin işleri cezalandırmasıdır. Ödül ve ceza eziyet için değil sadece güzeli teşvik veya çirkinden caydırma maksatlı ve ölçülü olmalı, taciz ve şiddet derecesine varmamalıdır.

Kaba olmamak, yüksek sesle konuşmamak, böbürlenerek yürümemek, hırs ve kibirden zinhar kaçınmak gibi öğretilerle karakteri şekillenen çocuğun maneviyatı da, hissiyatı da inşallah gelişecek ve ana baba bahtiyar, çocuk inşallah mü’min olacaktır.

Affetmeyi, sevmeyi, paylaşmayı, tevazuyu, hakkı, adaleti, doğruyu ve güzeli esas alan çocuk ise dini de imanı da doğru ve güzel yaşayacak, milleti de, ümmeti de, geleceği de güzel kılacaktır.

Ama tüm bu sayılanları din kursu, Kur’an kursu adındaki arapça kurslarına havale eden ana babalar bu nimetten istifade edemeyecekelri gibi yanlış öğreti ve gayesiz emeklerin de vebaline ortak olacaktır.

Allah kimseye taşıyamayacağından fazla yük yüklemez. Yüce Allah o aileye bir evlat bahşetmiş ise, ki bu emanettir, o çocuğun terbiyesi ve eğitimi ailenin maddi ve manevi imkanı dahilindedir demektir. O halde kimse kaçmamalı, pas atmamalı, bahane üretmemeli, dini has ve doğru yaşamak için gayret sarf etmelidir.

Din, arapçaya mahkumken, ana dilde okunmayan Kur’an toplumlara da, aileye de, fertlere de yol gösteremez, şefaat etmez, aksine şikayetçi olur. Çünkü Yüce Allah’ın emri Kur’an’ı okumak, anlamak ve hayata yansıtmaktır. Bu emir içinde arapça asla yoktur. Arapçaya mahkum din insanı kurtarmayacağı gibi rezil eder ki insanın muazzam ebedi lisan ile yazılı Kur’an’ı anlayacak ve nüansları fark edecek kadar arapça öğrenmesi tekniken de mümkün değildir. Bahse girilebilir ki bugün görevi din olanların hemen hiçbiri ağır bir cümleyi arapçaya tercüme etmekten hatta günlük yaşamda geçen cümlelerin arapçasını söyleyebilmekten acizdir. Bu durumdaki insanların kursiyerlerini tam bilir hale getirmesi de zaten hayaldir, abestir.

Çocukları daha bebek yaşlarda kara çarşaflara dolamanın da din ve imanla alakası yoktur. Çünkü ne mesuliyet ergenlikten önce başlar ve ne de namus bedendedir. Bu nedenle önce akıl ve kalpler eğitilmeli, şekilci İslam’dan uzak durulmalı, Hz. Peygamberimizin coğrafi veya örfi alışkanlıklarından önce örnek Kur’an’i ahlakı esas alınmalıdır.

O halde dini arapçaya değil Allah’a kılavuzlamak esastır ve din Kur’an’dadır.

Özetle;

Aile çocuğa ibadetten, ahlaktan, salih amelden de önce İMAN’ı öğretmek mecburiyetindedir. Çünkü imansız hiçbir niyet ve amel MUTEBER değildir. Bu arada çocukları tarikat ve cemaatlerden korumak ve kurtarmak da ailelerin başlıca görevlerindendir.

Rabbim ailelere sabır, sebat, güç ve destek versin.

Rabbim ailelere hayırlı evlatlar yetiştirmeyi nasip etsin.

Rabbim milletimize hayırlı evlatlar bahşetsin.

Rabbim bizleri evlatlarımızla sınav etmesin, taşıyamayacağımız yükler yüklemesin.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir