Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Çocukları dine ısındırmak ve Kur’an eğitimi
imanilmihali.com
Çocukları dine ısındırmak ve Kur’an eğitimi

Çocukları dine ısındırmak ve Kur’an eğitimi

Çocukları dine ısındırmak ve Kur’an eğitimi

Çocuk, ailenin sevgi fidanı, toplumun geleceği, Türk ve İslam olan vatanın teminatı, dinin selameti ve yarınların şekillendiricisi olarak bir Allah emanetidir. Çocuk anne babanın eşyası olmadığı, Allah emaneti olduğu için de Allah rızası istikametinde yetiştirilmesi farzdır, borçtur.

Çocuğun topluma, ulusa ve dine uygun yetiştirilmesi için dinen reşit olduktan sonraki mükellefiyetleri taşıyabilecek şekilde donanımlı olması aileye bir görevdir.

Toplumsal beklentiler, çocuğun ahlaklı, ehliyetli, liyakatli ve becerikli olmasını, topluma olumlu değerler kazandırmasını gerektirirken, dini beklentiler ise onun iman, takva sahibi, salih amel ve hayırlar peşinde koşan, düzgün ve güzel insan olmasını ve bu şekle uygun yetiştirilmesini gerekli kılar.

Çocuğun dini vecibeleri taşıyabilmesi ve İslam’a faydalı bir birey olabilmesi için kendisine Allah tarafından bahşedilmiş sayısız nimet ve hikmet vardır ki fıtrat ve misak bunun başı, lutfedilen hayat ve cennetlere varis olma hakkı en değerli armağanı, akıl, kalp, ruh ve şuur yaşamının destekçisidir.

Tüm insanlar gibi çocuğun da bedeni, kainatı ve Kur’an’ı en büyük ayetleri ve rehberidir. Çocuk bu hakikatleri ne kadar çabuk ve ne denli doğru okuyabilirse o denli hayırlı ve faydalı birey olur.

Aile, çocuğun din öğreticisi olarak ilk sırada sorumlu olan cemaattir ki anne ve baba hatta kardeşler ve akrabalar çocuğa örnek olmak zorundadır. Çünkü çocuk en başta görerek öğrenir, taklit eder. Bunun yanlış bir taklitçilik olmaması, sapık ve din dışı istikamete kayması aileyi nasıl mesul kılarsa, doğru yönlendirilmesi de aileyi sevaba boğar.

Dini eğitim veren teşkillerin ve okulların çocuk üzerindeki görevi ailenin ilk görevlerinden sonra gelir ve temeli ailede atılmış olan dini eğitim gerek duyulduğu takdirde buralarda daha fazla eğitilir ve şekillenir, kalıcı hale gelir.

Çocuğun kız veya erkek olması neticeyi değiştirmez ve aklı yerinde her çocuk dinen reşit olma yaşına geldiğinde, yani erkekler ihtilam olmaya, kızlar adet görmeye başadıktan sonra, bu da ortalama 12-15 yaş arasıdır, dinen günah ve sevap kazanmaya başlar.

Çocuğun dine ısındırılması demekle kast edilen, işte bu reşit olma yaşına kadar dinin sevdirilmesi, Kur’an’la tanıştırılması, ibadete ilgi duydurulması, dinin temel ahlak ve sevgi kurumlarının çocuğa ezberletilmesidir. Burada maksat yaptırmak değil, farz olarak yapacağı zamanlara hazırlamaktır.

Kur’an eğitimi, dini eğitimi içinde en büyük öneme haizdir ki çocuğun korkutulmadan, abartılmadan, ayetleri anlaması ve sevmesi sağlanmalı, bu yapılırken de detaya girip boğulmamalıdır. Çünkü adı üstünde bu bir eğitimdir ve nisbi olarak artan miktarlarda yapılmalıdır.

Çocuğun anlamadığı dillere mecbur bırakılması dinden soğumasına bir numaralı engeldir. Çünkü ikna edici olmayan dil gerçekliğini ve gereğini çocuğa yansıtamaz. Çocuk anlamadığı ama sadece ezberlediği şeyler ile uzun süre ayakta kalamaz ve unutur, korkar, nasılsa yapamam veya mükemmeli yakalayamam hissine yenik düşer ve dinden soğur. Bu vaziyette devam edecek zorlama ise ister dayak, isterse cezalandırma şeklinde olsun çocuğu çok daha öte karanlıklara ve küskünlüğe iter.

Olması gereken çocuğa masal veya hikaye tadında Allah’ın, Hz. Peygamberin, imanın, ahlakın, salih amellerin, iyilik ve hayırların, günah ve sevabın, cennet ve cehennemin, ahiret sorgusunun anlatılması ve o minicik kalbinde Allah sevgisinin filizlendirilmesi, o henüz tazecik olan beyninde islam’ın ve ahlakın gerekliliğinin yer ettirilmesidir. Bu yaş grubunun ilgisine paralel olarak bu oyun, şarkı, masal şeklinde olabilir ve büyükler en küçük gayreti bile alkışlarsa çocukta heves yaratılır.

Şiddet ve zulümle çocuğun iradesine egemen olarak aşırı dini eğitime baskılanması, bebek yaşta Arapça kurslarına gönderilmesi, yurtlardaki karanlık odalara mahkum edilmesi, buralarda eziyet ve psikolojik işkencelere maruz bırakılması istenen hasılayı yok edecek, çocuğu Allah yolundan uzaklaştıracak, bilimselliği tarumar edecek, çocuğun geleceğini tehlikeye sokacaktır.

Tarikat, cemaat, hizip, mezhep gibi gruplara katılım, şeyhe, müride, dini lidere teslimiyet ise dinle bağdaşmayan ve faydasız işler olduğundan çocuk daha en baştan kaybedilecektir. Bu gruplara üye olan ailelerin evlatlarını bu maksada daha o yaşta zorlaması yerine seçmesi gereken yol öncelikle çocuğun Kur’an’ı öğrenmesini beklemek ve sonra bu hizipleşmeyi kendi rızasına bırakmaktır.

Arapça din eğitiminde çocuğun önündeki en büyük engeldir ve merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın deyimiyle “Arapça konuşulan bir yerde doğup büyümeyenin, yani ana dili arapça olmayanın arapçayı tamamen anlar hale gelmesi tekniken mümkün değildir.” Bu şu demektir ki çocukların Kur’an eğitimi veya kursu diye arapça kurslarına mahkum edilmesi, o dili öğrenmesine yetmeyeceği gibi, zamanını boşa harcatacak, dinden soğutacak ve çocuğu ezbere, anlamını bilmeden okumaya, ilerki yaşlarda riyaya sevk edecektir. Çünkü mahiyetini asla öğrenemeyeceği dini sadece şekil sanacak ve etrafındakileri taklitten öte gidemeyecektir.

Bu nedenle ailelerin ilk görevi dini ve ilahi sistemi masalımsı olarak anlatmak, ikinci görevi Kur’an’ın hiç olmazsa belli surelerini (Fatiha, nas, Felak vb.) Türkçe mealden okutarak Yaratılıı, Yaratan’ı, ahid ve misakı çocuğun kalbine ve kafasına yerleştirmek olmalıdır ki ilerki yaşlarda çocuğun kötülüğe, kötüye ve küfre uzak durması, harama uzanmaması ancak bu anlayış ile mümkündür. Ve bu sevgi dolu anlayış çocukta yer ederse ömür boyu izi silinmez ve Allah dilemedikçe çocuk kötü olamaz.

Türkçe mealler bahsi böyleyken aynı durum dualar, tesbihler, abdest ve namaz sureleri için de geçerlidir. Çocuk dini ancak anlar ve kabullenirse sever. Ne dediğini bilmeden okur ve konuşursa kabullenemez, benliğine yerleştiremez ve savunamaz. İlk kuvvetli şer rüzgarında da dağılır gider. Çocuk dini tanımaz ve sevmez ise dünyaya tamah eder, paraya ve kişilere tapar, ahiretten yani ölmekten korkar. Çocuk dini tanımaz ise Allah’ı bilemez, yaratılış anlayamaz ve ahiret yurdunun nimetlerini, dünyanın sınav olduğunu asla idrak edemez. Velhasıl okuduğu, kurslara gittiği halde cehaleti yenemez ve tevhidi ona tanıtan olmadığı için elbet bir gün küfre ve şirke yenik düşer. Bunun vebali de öncelikle anne ve babayadır. Kur’an kursundaki hocaların vebali ailelerinkinin yanında devede kulaktır. Çünkü emanet asıl anne ve babaya verilmiştir.

Dini kurslarda dini veya Kur’an eğitimi adı altında arapça eğitimi veren hocalarında vebali azımsanamaz çünkü o çocuğun iman neferi olmasının önünü tıkayıp, cahil bir müslüman olmasına şeklen ve resmen destek verenler en başta Kur’an’a haksızlık etmiş olur ki Kur’an namaz surelerini barındıran, dualara esas teşkil eden, ölülere adanan bir kitap değil önce ve mutlaka diriler için hayat rehberidir. Bu rehberin okunmasını ve anlaşılmasını daha en başta engelleyenler dine iyilik yapmış olmazlar.

Okullar da dini eğitim veren kurumlar olarak çocuğun hayatında üçüncü sırada yer alır ve ahlak ile birlikte din eğitimi verilir. Yalnız dikkat edilemsi gereken çok önemli bir nokta vardır ki okul din eğitimini, ahlakla, toplumsal kural ve kabullerle, milli değerlerle, geleneklerle, ulus ve millet olmanın gerekleriyle birleştirmek ve çocuğu bu sayede hayata ve topluma hazırlamakla yükümlüdür. Yani din ve ahlak dışındaki diğer alanlarda ailenin kısmen ve Kur’an kursunun çoğu zaman görev ve yetki alanına girmeyen bahislerde okul devrede olmalı ve yurttaşlık bilgisi kapsamında çocuğun neden dini öğrenmek ve uygulamak zorunda olduğu anlatılmalıdır.

Askerlik hizmeti, vergi ve zekat meselesi, şehit olma arzusu, yasalara uyma mecburiyeti gibi toplumsal hedef ve gerekler çocuğa bu tarzda öğretilmelidir ki o çocuk yarın vergisini versin, askere gitsin, üretsin, istihdam sağlayıp, topluma iyilik ve fayda sağlasın.

Tüm bu anlatılan dini eğitimin gayesi işte bu bahistir. Kişisel bazda çocuğun iman ve takva sahibi bir Allah eri olması, toplumsal bazda namuslu, dindar, güvenilir olması asıl gaye ve hedeftir. İmanın ve İslam’ın geleceği ancak bu hayırlı evlatlarla mümkündür. O evladın nasıl bir birey olacağını Allah bilir ama anne ve baba verdikleri veya vermedikleri eğitimden birinci derecede sorumlu olduklarından baştan sona eğitim vermek, diğer verilen eğitimleri takip ve kontrol etmek, yanlışlıklara müdahale etmek zorundadır. Adına terbiye dediğimiz bu oluşturulan mizaç babanın evladına vereceği ilk ve en büyük mirastır. terbiyesiz veya yanlış terbiyeli yetişen çocuk sadece babanın yüz karası olmayacak, toplumun da belası olacaktır ki baba bundan kurtulamaz. Çünkü ailede önce sorumlu olan babadır.

Kısaca çocuğa dinin reşit olma yaşından önce sevdirilmesi esastır, gereklidir, güzeldir. Reşit olana kadar ailenin görevi önce masal tadında, sonraları hikaye ve roman tadında Kur’an’ı ve sınavı çocuğa anlatmak ve neden bu dünyaya geldiğimizi, ölünce nerede ne şekilde hesap vereceğimizi usulünce, korkutmadan çocuğa anlatmak ve ikna etmektir. Namazların neden kılındığını, kandillerde neden helvalar, aşureler yapıldığını, kurbanların neden kesildiğini anlatırken aile ve akrabalar çocuğu sık sık ödüllendirmeli bu sayede dine ısındırmalıdır. ısındırmalıdır ki reşit olma yaşına gelip mesuliyet çocuğun sırtına bindiğinde hazır ve tamam olsun.

Çocuğun dine ısındırılmasını ihmal, dine ısındırlmasındaki erken ve oransız zorlama çocukta ters etki yapacak, çocuğun anlamadığı dile mecbur bırakılması dini şekilciliğe ve riyaya sevk edecek, çocuk erken yaşlarda Allah sevgisi ile tanışamadan İslam’ın şirk kokan karanlık şekillerine tabi olacaktır.

Bu nedenle; ailenin çocuğa dini sevdirmesi, tanıtması, doğruyu yaşayarak göstermesi esas, Kur’an kurslarının arapçayı zorlamak yerine Kur’an’ın hikmet ve nimetini anlatması görev, okulların din ile ahlakı ve toplumsal gerekleri aynı çizgide buluşturması elzemdir.

Dinen reşit olan çocuk, bu aldığı ısındırma eğitimiyle kendi ayakları üzerinde yürüyecek, sorumlu olacak ve neyi nasıl öğrendiyse ona göre tepki verecektir. Yanlış ve sevgisiz, mantığını ve gereğini anlamadan tabi olduğu din ona huzur ve güven vermezken şayet sever, anlar ve kalbiyle desteklerse selamet ve huzur bulacaktır.

Çocuk ileride dürüst vatandaş olmasını, namusla yaşamasını, Allah’ın sınırlarına tabi yaşam sürmesini bu eğitime borçludur. Bu eğitim yanlış, noksan veya kötü niyetli olursa da çocuk hayırsız olacak ve baba terbiye veremediği için mezarda bile rahat uyuyamayacaktır.

Oysa Kur’an basit, sade anlatımıyla, hikayemsi tadıyla çocukların bile anlayacağı güzelliktedir.

Yusuf peygamber kıssası, ifk olayı, fil suresi, Peygamberimizin hayatı ve ahlakı, fatiha suresi, iman etmeyi gerektiren diğer din ve kitapların neden ve nasıl tahrif edildiği, İslam’dan öte dinlerin makbul olmadığı, ahiret inancı çocuğa pekala ve masal tadında anlatılabilecek şeylerdir. Kur’an’ın mesajları, Allah’ın emir ve yasakları, iman ve küfür mücadelesi çocuğa anlatılabilecek şeylerdir.

Tabi bunların anlatılabilmesi için lazım olan ilk şey anne ve babanın bunları bilmesidir ki bilinmezse zaten anlatılamaz. Anne ve babaların bunu bilmiyor olması da kendi anne ve babalarının vebalidir.

Dini bölen, tarikatleştiren yapılanmalara zorlanan çocuk ise diğerlerini yani o tarikate üye olmayanları din dışı sayarak daha en baştan İslam’a, Allah’ın “dini bölmeyin” emrine savaş açacaktır.

Asrı Saadet yıllarındaki örflerden, rivayet ve hurafelerden arındırılamamış İslam’ın çocuğa din diye aşılanması ise din diye arap kültürünü ve maalesef şirk vaziyetinde yaşamasına sebep olacaktır.

Ahlakın dinin meyvesi olduğu, iyi işler ve değerler üretmenin birer ibadet olduğu, camilerin din dışı maksatlarla kullanılmasının dine aykırı olduğu, dinin siyasete, menfaate alet edilmesinin büyük günah olduğu çocuğa mutlaka anlatılmalı ve öğretilmelidir.

Keza günah ve sevap kavramı, mahiyeti, nelerin günah ve nelerin sevap olduğunun izahı ana baba üzerine bir farzdır.

Allah’a, ahirete, kitaplara, peygamberlere, meleklere, kader ve kazaya imanın mahiyetini anlatmakla yükümlü aile, ahiret sorgusundan misaller vererek cennetleri teşvik etmeli, cehennemin ne lanet biryer olduğunu çocuğa aktarabilmelidir ki çocuk kendisine çeki düzen verebilsin.

Toplumu ve dini çökerten, kardeşlik ve yardımlaşma hissini yok eden gıybet, ayıp ve açık aramak, yalan ve iftira gibi ahlaksızlıklar çocuğa anlatılmalı ki bunlara tamah etmesin.

Kafir, müşrik, münafık, mürai tanımları çocuğa belletilmelidir ki çocuk bunlardan sakınsın.

Anne ve baba bu dünyanın sınav olduğunu ve asıl hayatın ahiret yurdunda yaşanacağını çocuğa usulünce anlatabilmelidir ki çocuk bu dünyada Allah’ın sınırlarına riayet etmeyi görev bilsin.

Diğer dine mensup olanların İslam’ı hak din kabul etmedikleri, diğer dinlerin değiştirildikleri için bu zaman için hak olmadığı, diğer din misyonerlerinin sokaklarda cirit atarak müslüman çocukları kandırmaya çalıştığı hususlarını aile çocuğa anlatmak mecburiyetindedir.

Aile, tevhid ile şirki birlikte tanıtmak, şeytanın Araf suresi 11 ve 25 nci ayetler arası geçen ahdini ve insanlığa nasıl düşman ve yalancı olduğunu anlatmak zorundadır.

Aile, şeytanın oyunlarına, kandırmacalarına karşı çocuğu ikaz etmeli, dikkatli olmaya zorlamalıdır. Yine aile bunun en büyük korunma tedbirinin iman olduğunu çocuğa belletmelidir.

Bugün dünya üzerinde ve özellikle Müslüman devletlerin başındaki belaların Kur’an’dan uzaklaşmanın neticesi olduğu, dini bölen cahil Müslümanların birbiriyle savaştığı ve birlik olamadığı, aklı ve bilimi esas alan Kur’an ayetlerinin aklı inkar eder hale getirildiği, dine pek çok hurafe, örf ve rivayetin din diye sokulduğu, İsrailiyatın dini parçalamaya yemin ettiği çocuğa mutlaka ama mutlaka anlatılmalı, cihadın küfre ve zulme karşı yapılması gereği, terörün İslam’da zinhar yeri olmadığı öğretilmelidir.

Bunların yapılabilmesi ise yukarıda bahsedildiği gibi ailenin bilmesiyle mümkündür ve öğrenmenin yaşı yoktur. Kur’an apaçık ortadadır ve bunların hepsi orada yazılıdır. ve Kur’an’ın ilk emri dinle değil ‘Oku!’dur. Aile göstermese bile çocuğun vazifesi aklı erdikten sonra bile olsa Kur’an’ı anlayarak okumak ve hayata sonra başlamaktır. Aile içinde asla geç değildir. Olur ki bu yazılanlar ailenin de malumu değildir. O halde aile de gerekirse çocukla birlikte bunu okumak ve anlamak zorundadır ki bu aynı zamanda aile bağlarını da güçlendirecek, çocuğu daha çok motive edecektir.

Bunları aile, kurs ve okullar öğretemezse, çocuk sokaktan veya karanlık odaklardan öğrenecek ama bu öğrendikleri hak ve hakikat olmayacaktır.

Çocuk, ailenin ve çevrenin tüm bu gayretlerine karşılık içten bir öğrenme hissi duymalı, manasını bilerek okumalı, anlamalı ve hayatı tanımalıdır.

İsyan eden, direten çocuk için ödül ve ceza mekanizması mutlaka işletilmeli ama ölçü kaçırılmamalıdır. Söz gelimi güzel karne için alınan çok pahalı hediyelere karşılık, güzel bir dini eğitim meyvesi için (mesela bir sureyi okuyup bitirince) daha küçük hediyelerle çocuğun alakasının devamı pekala sağlanabilir.

Kontrol ve gözetim ailenin evlat yaşadıkça görevidir. Her ne kadar dinen reşit olan çocuk kendisi sorumluysa da ailenin görevi takiple ve gerekirse müdahaleyle, nasihat şeklinde ölene kadar devam edecektir.

Anne baba ahirete intikal edince ise evlat hayırlı ise sevap defterleri, evlat hayırsız ise günah defterleri kapanmayacaktır. Bu sayede anne ve baba kabirde de huzur bulacak veya bulamayacaktır.

Son söz; dinde esas olan niyet ve içtenliktir. Aile gereğine inanarak ve samimi halde hak olanı öğretmek, çocuk öğrenmek zorundadır. Tüm kişi ve kurumların rehberi ve dayanağı Kur’an’dır. Çünkü din adına hüküm koyma yetkisi sadece Allah’ındır ve Kur’an bu yüzden dinin tek kaynağıdır.

Rahmet elçisi peygamberimiz özü sözü bir fevkalade bir insan ve dindardır, vazifesini de en güzel şekilde tamamlamış ve dini tanıtmış, elçiliğini başarıyla tamamlamıştır. Allah O’ndan razı olsun. Ama bugün diğer dinlerin başına gelen bozma ve değiştirmeler, peygamberimize ait olduğu söz ve davranışlar için de geçerlidir ve güvenilirlikleri ancak Kur’an’a uygunlukları nispetindedir.

Bu demektir ki hadis ve sünnetler bilinmeli ama sadece Kur’an ayetleri yani Allah kelamı dine esas teşkil etmelidir ki zaten Peygamberimizin de Kur’an hilafına söz etmesi mümkün değildir.

Öte yandan Kur’an dışı tartışmasız kaynak ve Hz. Peygamber hariç tartışmasız kişi kabul etmenin adı şirktir. Küfrü de geçen bu illet maalesef raflarda dolaşan sayısız kitapla avlarını beklemektedir.

Keza siyasal, ılımlı, Anadolu’ya has gibi İslam’a ait yakıştırmaların hiçbiri doğru ve hak değildir. İslam tek, Kur’an tek, peygamber ve Allah tektir. Diğer mezhepleri din dışı ilan eden yaklaşımların bizatihi kendisi bir şirk ve küfür mekanizmasıdır.

Sevgi ve muhabbet dinin kaynağıdır. Dinde zorlama asla yoktur. İçten olmayan iman, amel ve ahlaklar riyadır ve riya şirktir. Şirk ise affedilmeyecek tek suçtur.

Çocuk şirke tutsak edileceğine, küfre batması yeğdir çünkü küfrün affı mümkün, kafirin dini bulması olasıdır. Şirkin ise kendisi cehennemlik ve müşrikler ıslah olmaz şeytanlardır.

Dine zarar vermekle kalmayan aynı zamanda çocukların din eğitimlerine de el atan müşriklerin ilk gayesi onları Kur’an’dan uzaklaştırmak ve anlamadan okumaya sevk etmek, ikinci gayesi aile bağlarını koparmaktır.

İmanı veren Allah, hayatı bahşeden Allah, nimet ve rızkı bahşeden Allah’tır.

İslam, sadece ve sadece Allah’a teslim olmak ve sadece O’ndan beklemektir.

Bunu siz ilk başta ve doğru öğretmez iseniz, birileri çocuğa sizin yerinize ve yanlış olarak öğretecektir.

Rabbim tüm evlatları iman yoluna kılavuzlasın, ailelerin emek ve gayretlerine güç ve destek versin.

Rabbim has kullarını salih kullarıyla birlikte yaşatıp öldürsün.

Rabbim şirk, küfür ve mübafıklığı meslek edinenleri rezil ve rüsva eylesin.

Rabbim kimseyi Kur’an’sız bırakmasın.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir