Anasayfa / Global siyonizm / Çocuklarımızın yarınları
imanilmihali.com

Çocuklarımızın yarınları

“Gelecekte, millet hayatını tehdit edecek tehlikelere düşmemek için, ona göre şimdiden hazırlanmak ve çalışmak, vatanını seven bütün millet fertlerinin borcudur. Gerçekten, vatanımıza ve bağımsızlığımıza göz dikenlere yalnız askerlikçe üstün gelmek kâfi değildir. Memleketimiz hakkında istilâ emelleri besleyecek olanların her türlü ümitlerini kıracak şekilde siyaset, idare ve ekonomi bakımlarından kuvvetli olmak lâzımdır.” 1922 (Atatürk’ün S.D.II, s. 46)

On adımla sadeleştirip sunmaya çalıştığımız yarınların kaderini insanlık kendisi belirleyecektir. Medeniyet, hür ve insan kalmakla, köleleşip şeytanlaşmak arasında bir tercih yapacaktır. Hem de yakın zamanda. Yüce Allah’ın takdiri elbette iyiliğin kazanmasından yanadır ama iyilik kazanacakken yanlış tarafta olmak kaybetmek, şeytanı tuş edemesek de çaba sarf etmek kazanmak demektir. Gayretin sonu tevekküldür, gayret bizden muvaffakiyet Allah’tandır.

Yeni dünya söylemlerinin sıklaştığı bu günlerde şeytanların köşe başlarını tuttuğu gözle görünür olmuştur ve insanlık mirası olan devletlerin, özgürlüklerin, kültürlerin üzerine örtü çekmek dileğindeki şeytanlarca gelecek yıllar ipotek altına alınmaya çalışılmaktadır. Hem de zorla, hileyle, ağız birliğiyle. En ciddi varsaydığımız kurumların bile şeytandan yana olması gösterir ki bu süreç acılı ve çetin geçecektir. Bizler atalarımızdan hür, doğal, temiz bir dünya aldık. Teknoloji zayıftı, arabalar eski ve küçüktü, televizyonlar siyah beyazdı ama huzur, barış ve kardeşliğimiz vardı, yanaklarımız pembe pembeydi. Çocuklarımıza vermek üzere olduğumuz dünya ise sahte, sağlıksız, anlamsız, hürriyetsiz bir yarın.

Siyonist ve küreselciler, baltalarını topraktan çıkarmış vaziyette. Şeytanın başını çektiği bu iki grup sağlık ve güvenlik tehdidiyle, kutsal (!) yalanlarla, teknoloji silahıyla tüm dünyayı tek din ve devlete zorluyor, özgürlüklerin sınırlanacağı, dilin ortak olacağı, tek paranın kullanılacağı ve şeytanın egemen olacağı bir düzene, yeni dünyaya. İkisinin de planı bu, gönüllerinde yatan ise o düzene efendilik.

Siyonistlerin egemen olacağı dünya Filistin muadili Yahudi mezalimine çanak tutacak, diğer din ve milletleri köleleştirecek, dini kullanarak dinsizliği din yapacak bir gaflet. Küreselcilerin egemen olacağı dünya fakir, sağlıksız, hürriyetsiz, mülkiyetsiz faşist bir dünya. İkisi de inançsız, milliyetsiz. Küreselciler atağa kalkmış, Siyonistler beklemeye geçmiş görünse de yarınlar muallak. İnsanlar bu ikisinden birini seçmeye her zamankinden daha şiddetle zorlanıyor. Şeytan ahdini gerçekleştirmek için ikisini de destekliyor, ikisine de razı. Öyle hamleler yapıyor ki iki şeytanlığı da yaşatabiliyor. Çocuklarımızı ve gençlerimizi ders kitaplarıyla, filmlerle, bilgisayar oyunlarıyla esir etmeye çalışıyor, yarınlarda kendisine muhalif bırakmamak için sansürü, baskı ve şiddeti, hürriyetsizliği, yasaklama zihniyetini şiddetle uyguluyor. Ve bugünler daha şeytanın dişini göstermediği masum yıllar.

Şayet bu savaşı küreselciler kazanırsa dünyayı bekleyen sonda bizi; polis devletler, mülksüz insanlar, kısıtlı hürriyetler, baskıcı rejimler, tekdüze yaşamlar, dijital uzaktan kontroller, yapay zekaya mahkûmiyetler bekliyor. Şu anki dev milli şirketlerin çöküşü, düzenlerin ve borsaların iflası, para, din ve lisanların terki söz konusu. ABD ise yerle bir, sayısız yeni eyalet devlet, AB darmadağın … Kripto paraya, tek lisana, şeytan dinine, mülkiyetsiz hürriyetlere, sansürlü-sınırlı yaşama mahkum yarınlar. Teknolojiye zorla mahkum edilen, robotik-makineleşmiş, sanal kitleler…

Şayet Siyonistler kazanırsa bizi bekleyen; kan gölüne dönmüş Ortadoğu, bölünmüş ülkeler, işgal edilen bir yurt, değişmiş sınırlar, bombalamalar, göçler, ölümler, küreselcilerin karşı atağıyla gelecek yeni salgınlar, kısa vadede uzun yokluk ve fakirlik yılları, orta vadede işsizlik ve ekonomik krizler.

Küreselciler çok daha atak ve güçlü. En yakın düşman en büyük düşman olduğu için dünya halklarının şu an ulusçuluğu ve statüyü savunan küresel karşıtlığından başka şansı da zaten yok. Lakin siyonizm ve tanrı adamlarla yakın işbirliğinde. Dünya bir avuç seçkinin insanlığı dijital kafeslere hapsetme projesine karşı çıkmalı. İnsanlık teknolojik gelişme yaftası altında dünyayı kendi arzu ve hevesleri doğrultusunda yönetmek isteyen az sayıdaki insana köle olmamalı. Bu hevesin ilk adımları da yüz tanıma sistemleri , çipleme ve dijital para artık alenen söylenir oldu.

Çocuklarımıza bırakacağımız dünya teknolojinin de yer aldığı ama hap gıdaların değil, yeşil ormanların, sevimli hayvanların, doğal gıdaların, kardeş ve geleceğe el ele yürüyen eşit toplumların dünyası olmalı. Küresellik inançları ortadan kaldıracağı gibi duygu ve vicdanları da yok edecek, bizi makinelerin olmayan insafına, katı kanunlara uymaya zorlayacak. Bu uğurda en büyük güvencemiz ise Yüce Allah. Sanal yarınlar yaşasak da kalplerimizdeki inanç ve duygular ölmemeli!

Şu dikkatlerden kaçmamalıdır ki tek bir dünya devleti hayali kuran küresel sermaye seçkinleri, jeopolitik işgalle bunun mümkün olmadığını artık anladılar. Bu sebeple dünyayı avuçlarının içine almak için parasal kıskaç, yasal kumpas, sağlıkla tehdit, uzaktan kontrol, dijital zorlama gibi daha basit ve hasarsız bir süreci başlattılar. 5G’den sonra piyasaya sürecekleri 6G ile de insanlığı tamamen köleleştirip (robotlaştırıp) para sahiplerini tanrılaştırma hevesindeler.

Corona virüsü insanın acizliğini ve bencilliğini, ülkelerin komplo diye yıllardır itibar etmedikleri küresel tehdidin taarruzlarına hazırsızlığını bir kez daha gösterdi. İnsanlar, toplum ve devletler diğerinin sağlık malzemelerini çalacak kadar küçüldü, ihtiyat akçeleri bile durumu düzeltemedi, radyasyonla mutasyona uğratılan ufacık bir imal mikrop hayatı esir aldı, toplu ölümler yaşandı. Küreselciler tezgahlar kuradursun, öte yandan bu yaşananlar bize gösterdi ki tüm dünya bir araya gelse Yüce Allah’ın bir tek atom parçası ile yapabileceklerini engelleme gücüne sahip değil. O kadar zavallı ve küçük. Corona bu anlamda tüm dünyaya inançsızlığın ve akılsızlığın, tabiata zulmetmenin bedelini ödetiyor. Yüce Allah müdahalesizliği ile insanların uyanmasını bekliyor.

Bedenen olmasa da ruhen şeytan olan yeni dünya maceracıları, tanrı adamlığa soyunan, şeytandan aldıkları kara ilhamla büyüklenen zalimler. Aciz olduklarını unutan, şeytanın verdiği sahte kibir ve gazla eziyet eden insanlar. Servetlerini şerre harcayan bu insanlara uymak onlara daha da güç vereceğinden insanlık için doğru olan onları şeytana tabi kaderleriyle baş başa bırakmak.

İnanç ve sevgiler, minnet ve şükranlar, umut ve özlemler bizleri biz yapan değerlerdir. Millet veya inanç olarak hissiyatımız bizim en büyük parçamız ve özgürlüğümüz bu dünyadaki en kıymetli varlığımızdır. Sağlığımız keza yaşam gücümüzdür. Şeytanların zorla el koymaya çalıştığı bu faziletleri kanımızın son damlasına kadar savunmak ise hem insanlık onurumuz, hem Allah’a ve evlatlarımıza borcumuz. Türk ve İslam yaşamak, hür olmak, çağdaş ve Atatürkçü yaşamak zorunda olan milletimiz içinse başka bir seçenek zaten söz konusu değil. Çünkü şeytan ancak şeytanların ilahıdır.

Oyun ne olursa olsun, devletler neye karar verirse versin bu sadakat bireysel tarzda sonuna dek savunulması gereken hikmet. Aldanışlar bizi kurtaramaz, yasalar caiz kılamaz, para huzur ve mutluluk getiremez, hürriyetsiz yaşamlar bizleri köle yapar. Tabiata, atmosfere, yer altına bile zulmeden, tarih ve kültürü yok eden, sihir ve büyüyle hayatın doğal akışına müdahale eden, entrika ve yalanlarla, fitne ve fesatlarla hile yapan, fıtrata düşman olan şeytanlara kanmanın bedeli ağır, vebali yüksektir. İslam’ın, Türklüğün gözyaşlarından mesul bu bahtsızlık, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı iddiasındadır.

Doğrudur, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır ama her şey eskisinden de güzel olacak, insanlık ayağa kalkarak mutluluğa yürüyecektir. Yeni düşman ABD veya İngiltere yahut uzaylılar değil bizleri virüslerle, baz istasyonlarıyla, ilaçlarla, GDO’lu gıdalarla zehirleyen, kısırlaştıran, Filistin’e mermi yağdıran, topraklarımıza göz koyan seçkinler, masonik ve küreselci şeytanlar olacaktır. İnsanlık olarak kurabildiğimiz çok uluslu karar organları noksan yahut yetersiz de olsa bizimdir, genetik ortak mirasımızdır, tercihimizdir. Bizler daha güzel ve zengin bir dünya değil, bize ait olan, fikir ve duygulara sansür uygulanmayacak, daha sıcak ve insansı bir dünya istiyoruz. Robotlarla güdülmek veya siyonist askerlerin mermileriyle katledilmek istemiyoruz.

Kolay teslim olmayacak ve vazgeçmeyecek şeytanlar mukavemete elbette bedel ödetecektir. Lakin insanlık onuru ve inançlarımız, ülkelerimize duyduğumuz sadakatler bize dayanma gücü verecek ve yenilmeyeceğiz. Yenilsek de ayakta öleceğiz, yavrularımıza gurur dolu bir ömür bırakacağız hatıra olarak. Nice savaşlar çıkartsa, kıtlık ve salgınlar yaysa da şeytanların kaderi yenilmek ve yok olmaktır. Aksine bizler için corona sonrası hayat mükemmel bir fırsattır, unutulan değerleri yeniden hatırlamak, kötülük ve küslükleri bir kenara koymak, yeniden mutlu ve huzurlu ortamlar tesise çalışmak için kaçırılmaması gereken bir şanstır.

Kavgalar, toprak hevesleri, adaletsizlikler bu süreçte bitebilirse, barışın kıymeti anlaşılırsa, tarlalar doğal ekinle dolabilirse, insanlık kardeş olduğunu hatırlayabilirse … hiçbir şey gerçekten eskisi gibi olmayacaktır. Ve emin olun bu Yüce Allah’ın insanla gurur duymasına vesile olacak, şeytanı kahrından öldürecektir. Şayet insanlık bunu başarabilirse iblisin dünya cenneti hayali suya düşecek ama insanlık ahiret cennetlerine yakınlaşacaktır.

Dünya ON’dan da BEŞ’ten de büyüktür. Zengin Kabala’cı ailelere teslim dünya kaderi hak ve adil olmaktan uzak, saçma bir şeytan hayalidir. Bu yeşil ve emsalsiz gezegenin sahibi tüm dünya insanlığıdır, tüm mahlukattır. Kurtuluş ferdi olsa da tüm dünya bu beladan el ele çıkabilecek güçtedir. Yeis kafirin huyu, şeytanın tabiatıdır, imanlı kullara yakışmayandır. Allah elbette mazlum kullarını koruyacak ve fıtratını muhafaza edecektir. Altın çağ, Kur’an çağıdır, şeytanın değil! Mukaddesatı ve millet bilincini seçmekle, çocuklarımıza küresel, robotik, daha zengin bir dünya bırakamasak da, çocukluğumuzdaki hayal ve heyecanları bırakmış olmakla bahtiyar olacağız, torunlarımıza onurumuzla, şeref ve namusumuzla başımız dik veda edebileceğiz. Ve o zaman tarihten ders almanın önemini çok daha iyi anlayacağız. Şimdi soru şudur; kim hangi tarafta olacaktır?

Elinize bir kağıt kalem alın ve ortaya kocaman bir boş çuval çizin. Sonra içine Kur’an’ı ve Atatürk’ü koyun. Türk kültür ve tarihinin şanlı sayfalarını, ahlaki değerlerini de içine atın. Çocukluğunuzdaki huzurlu ve sakin yaşamı da ekleyin. Annelerinizin sizi beslediği doğal gıdaları, o tertemiz ormanları ve suları, havayı da içine atın. Komşularla, akrabalarla, okul arkadaşlarıyla geçirdiğiniz saf, karşılıksız dostlukları da katın. Ve çuvalın ağzını bağlayın. Diğer her şeyi dışarıda bırakın. Çuvala koyduğunuz bu şeyler size lazım olan her şeydir, saftır, doğru ve güzel olanlardır.

Diplomalarınız, maaşlarınız, kitaplarınız, müzikleriniz, filmleriniz hep dışarıdadır. Tüm bu dışardakileri çuvala koymak içinse tartın, eleyin ve zararlı olabileceğine dair şüpheyle yaklaşın. Emin olmadan, spekülasyonlara kanmadan, virüs tanıma programından geçirmeden, X-ray ile taramadan da çuvala koymayın. Çocuklarınıza da bunu bir şekilde izah edin… Başka türlü bu küresel şeytani kaoslardan kurtulmak mümkün değildir. Önce uyanış ve sonra kurtuluş için aydınlanmak ve ölüm uykusundan uyanmak şart olandır. Unutmayın çocuklarımıza güzel yarınlar bırakmak bizler için hizmet değil … vazifedir.

Sözlerimizi Sayın Oktay Sinanoğlu’nun 24 Mayıs 2003 tarihinde söylediği sözlerle bitirelim;

“Gençler! Yaşam boyu göstermelik işlerden kaçının, diploma için okumayın, yaşam gayeniz ferdi olmasın. Aileniz, ülkeniz, Türk dünyası için çalışın. İnsan, kendisinin dışında kendisinin üstünde milleti, devleti, toplumu ve insanlık için ne kadar uğraşıyorsa, gönlü ne kadar oralardaysa o derece insandır. Maddiyat ile maneviyatı dengeleyin. (Dininizi öğrenin, anlayın) Gündelik siyasetlerden, çıkar gruplarından, dışa bağlı – ucu açık cemiyetlerden uzak durun. Atatürk’ü okuyun anlayın. Dış ülkelerden ve kuyruklarından medet ummayın, gayeleri yardım değildir. (Göç edip uçmayın) Türk tarih bilincini ve geleneğini kaybetmeyin, dilinizi, kimliğinizi koruyun. Dil bir milletin şerefidir. Ancak şerefini koruyan milletler dünyada ciddiye alınır. Dil olmazsa kültür olmaz. Kültür olmazsa kimlik, kimlik olmazsa haysiyet, şeref olmaz. Ne yaparsanız en iyisini yapın. (Kötü idareci olacağınıza iyi bir fakir vatandaş olun.) Merak edin, araştırın, doğrusunu öğrenin, not için çalışmayın. Türk olmak kafa ve gönül işi, Türk kültürü; dili, dini, Ata’sıyla Türk’tür. Soy sopla kafa karıştıran, ayrıştıranlara fırsat vermeyin. Kültür genlerinize sahip çıkın, ırk genleriyle kutuplaşmaya çalışmayın.”

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir