Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Çöp Toplayan İnsanlar
imanilmihali.com
Çöp Toplayan İnsanlar

Çöp Toplayan İnsanlar

Çöp Toplayan İnsanlar

İslam toplumunda zenginlik ve fakirlik asla bir ayrım vesilesi değildir, olamaz. Statüler, cinsiyetler, yaş ve meslek grupları sosyal yaşantıda bir çalışma birlikteliğinden öte gidemez çünkü İslam tüm insanların eşitliğinden yanadır. İslam’ın tek ayrım noktası vardır ve o da iman’dır.

Yani İslam’a göre insanlar iki çeşittir; imanlılar ve imansızlar.

Yine İslam’a göre iki din vardır; biri Allah’ın dini İslam ve diğeri şeytanın dini Şirk dini.

Yirmi birinci yüzyılda İslam aleminde bu eşitlik ilkesine uygulamaları görmek ne kadar acıysa, helal ve dürüst kazanç peşinde namusuyla ter dökenlerin horlanmasına şahit olmak da o kadar acıdır.

Dinin özünü anlamaktan aciz, imandan nasiplenmemiş, İslam’ı Yasin suresinden ve Arapçadan ibaret sanan bir toplumdan daha başka bir şey beklemek zaten hayal olur ama insanın, inanan kalplerin kanayan gözyaşları artık pansuman, tampon kabul etmez hale gelmek üzeredir.

Bir yanda haram yollarla biriktirilen servetler ve bu haram servetlerle oluşturulan korku imparatorlukları, devasa konforlu, ultra lüks yaşamlar, lüks ve israfta zirve yapan ahlaksızlıklar, bir yanda çöpten yemek, naylon, şişe toplayan binlerce insan.

İslam’ın yirmi birinci yüzyıldaki portresi tam olarak bu resimdir.

“Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara 2/168)

Daha da acı olan halkın çoğunluğunun ehliyetsiz, liyakatsiz, yetkisiz, haksız, adaletsiz olarak kazanılan servet sahiplerine ses edemezken, hatta onlardan – onları rızık veren pozisyonuna oturtarak- nimet ve rızık beklerken, onlara saygı ve sevgilerini abartarak göstermekte sakınca görmezken… çöpten namusuyla rızık çıkartma peşindekileri görmezden gelmesi, aşağılaması, selam vermekten çekinerek adeta pislik muamelesi yapması dinin geldiği noktayı çok iyi gözler önüne sermektedir.

Konuya kısaca dini pencereden bakacak olursak; saygıya ve hürmete layık olan helal kazançtır, çalışmaktır, alın teridir, kötü yollara sapmadan doğru yolda sebat edebilmektir. Tabiki tevekkül sadece Allah ile sınırlandırılmalı, sabredilmeli, ölüm pahasına bile olsa namustan vazgeçilmemelidir.

“Eğer inanan kimselerseniz Allah’ın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim.” (Hud 11/86)

Konunun kötülük yönünden irdelemesi ise şudur; haysiyet ve namusu beş paralık edip, ahiretten vazgeçip, kulları ilah mevkine oturtup onlardan rızık beklemek, haram yollardan servetler yığmaya çalışmak, lüks ve israfı bir yaşam tarzı haline getirmek, insanlara arsı eşitliği inkâr etmek, büyüklenmek, kibirlenmek, iman sahipleriyle dalga geçmek, bu dünyada verilen servetlerin aynısının ahirette de verileceğini ummak, bu verilen servetleri kişinin bileğinin hakkı sanmak, o servetlerin sınav için olduğunu unutmak,  bu dinen küfür ve inkâr noktasındakilere saygı göstermek, menfaat beklentisi ile onlara yanaşmaya çalışmak, onların yolsuzluk ve hırsızlıklarına sessiz kalıp utanmadan bunu kurnazlık olarak nitelemek dinen can yakıcı ve akibet karartıcı, hatta afsızlığa sürükleyici şeylerdir.

Yine konuya iyilik yönünden bakarsak; çöplerin geri dönüşümüne katkı sağlamak, tabiatın korunmasına yardımcı olmak, israfı engellemek, çevreye zarar verecek şeyleri engelleyip yeniden ekonomiye kazandırıp milli serveti artırmak eli öpülesi gayretlerdir.

Sıcak soğuk demeden, kar yağmur demeden, gece gündüz demeden, köpeklerin saldırısına, insanların horlamasına, bazılarının hakaretlerine aldırmadan … üç kuruş para için helal lokma peşinde koşanların inşallah tüm kazançları da helaldir.

“Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler , sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. Kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “Eğer size şu hüküm verilirse, onu tutun. O verilmezse sakının.” Allah, kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir. Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır. Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.” (Maide 5/41,42)

Peki haram servetler yığanlar için aynı şey denebilir mi?

Peki o zaman helal yoldan, namusuyla çöpten rızık çıkarmaya çalışanlar mı dinen daha makbuldür? Yoksa haram servetlerle lüks ve israf içinde koşanlar mı?

Hangisi daha imanlıdır; helal lokma arayanlara saygı duyup yardımcı olmaya çalışanlar mı? Onları aşağılayıp, yok sayan, hakaret edip ötekileştirenler mi?

Hangisi Allah’a kul olma yolunda daha sebatlıdır; şeytani ve dünyevi heveslere aldanıp dinden çıkan ve harama, günaha dalan, sonra çalışanların emeklerini vermeyen, hatta vergi kaçıran, zekatı göstermelik veren ve bu zekatı da vergiden düşen, yemek sofralarında milyarları bir öğünde harcayan, lüks ve israfta sınır tanımayanlar mı? Çöpten kazandığı paralarla soğan ekmek yiyerek ama yemekten sonra Allah’a şükrederek arkasına huzurla yaslanan mı?

İslam toplumu maalesef akıl almaz, dine sığmaz, tarif edilemez bir Kur’ansızlık, imansızlık, İsrailiyat, arabizm, maddiyatçılık ve inançsızlık içinde telef olmaktadır.

Oysa ki o haram servetlerle biriktirilen mal ve paralar, hakkı yenen, emeğinin karşılığı verilmeyen, ehliyetli olduğu halde o işe getirilmeyenlerin hakkıdır, devletin vergi hakkıdır, yoksulun zekat hakkıdır, yetimin ve tüyü bitmemiş bebeklerin hakkıdır.

Bunları istemek ve talep etmek yerine, hakkından adeta vaz geçip dilenci vaziyette el avuç açmak tam bir arabizm fitnesidir ve bunlara bahşedilen itibarlar İsrailiyatın zehirli etkisiyledir.

Tümü dini nasıl bilmediğimizi açıkça ortaya koyan bu mesele gibi toplumda çok daha fazla örnek vardır ama çoğunluğun zengin ve güçlüden yana olup, haklı ve namuslu olanlara sırt çevirmesi kabul edilir bir şey değildir. Bunun vebali de elbet çok ağır olacaktır.

Her zaman diyoruz yine diyelim; ülkede Müslüman kalabilenlerin yani Allah’a teslim olmuş vaziyette yaşayanların sayısı her geçen gün azalmaktadır ve komik olan bu din değiştirenlerin bunun farkında bile olmayışıdır.

Sözde rızık ve gelecek kaygısıyla paraya tutsak edilen kitleler, rızkı birilerinden beklemeye öyle alıştırılmıştır ve para hayatın öyle vazgeçilmezi yapılmıştır ki bunun dindeki adı PARAYA TAPMAK’tır.

Tevekkülü yerle bir eden, çalışmayı ikinci plana atarken kolay yoldan kazanmayı gaye edinen bu zihniyet helal ve haram ayrımını unutalı çok uzun zaman olmuştur.

Para ve mevkiler ile büyüklenmeler, kibir ve neticesinde aşağılamaların dindeki karşılığı belliyken, hak yemek, haksızlık etmek, adaletten sapmak kahredici günahlar iken, baskı ve zorlama ile kendisine tabi olanları desteklerken, diğerlerini görmezden gelmek bu zaman İslam’ının maalesef acınası halidir.

Toplumun gidişatı bu yüzden hiç iyi değildir. Ama bu kişilerin teslim olmasına veya sürüye katılmasına da asla gerekçe değildir. Aksine toplumdaki bu kötü örnekler, tıpkı çöpten ısrarla ve utanmadan namusuyla çöp toplamaya devam eden dindar vatandaşlarımız gibi tüm iman sahiplerine ibretlik öyküler olmalı, doğrulukta sebat için güç ve moral vermeli, kalplerdeki imanı daha çok artırmalıdır.

Yoksa yanlışa, küfre, şirke, paraya, kullara teslim olmak kolaydır, beraberinde pek çok dünyevi nimet ve kazançlar getirir. Ama ahiret kazançlarını siler süpürür, karanlık akıbetlere mahkum eder.

Uzatmayalım…

Helal lokma ve çalışmak İslam’ın şiarıdır. Rızkı veren Allah’tır. Allah’tan başka nimet veren ve hesap soracak olan yoktur.

Haram lokmalar çok ve kolay olsa da boğaz yakıcıdır, başkalarının hakkını yemek, devlet malını talan etmek, namusuyla çalışanların ekmeğini çalmaktır.

Helal lokma peşindekileri aşağılayıp, haram servetlerle büyüklenenleri alkışlamak ise doğrudan şirk kapısından içeri girmektir ki bu afsızlığı kabul etmek, ahiretten vazgeçmektir.

Kulun hak etmediği ücret veya parayı kabul etmesi bile haramdır, sadakaya muhtaç olmayanların aldıkları sadakalar dahi haramdır ve haram hafife alınacak bir şey değildir.

Para ve mevkilerin saltanatına aldanıp, şeytani heveslere teslim olmanın bedeli ağır olacak, namusuyla bu dünyayı zorluk ve fakat namusla tamamlayanların inşallah mekânları cennetlerdeki köşkler olacaktır.

O halde cehennem ateşlerinde sonsuz azaba mahkûm olmak veya cennetlerdeki köşklerde gölgelenmek arasındaki seçimler kulların bu dünyada nasıl yaşaması gerektiğine işarettir. Akıl ve kalp elbette Allah’ın hoşnutluğunu, rızasını ve cennetlerini ister. Şefaat dahi sadece Allah’ın razı olduğu kullar içindir ve cennetler sadece iman sahipleri içindir.

O halde kimlere ve nelere kanılırsa kanılsın, imandan çeviren her şey kötüdür, yanlıştır, şeytanidir.

Doğru cevap Allah ile, Kur’an ile, iman ile kalmaktır.

Allah herkese hak ettiği veren, az ya da çok ama rızkın tamamını bahşedendir.

Bu dünya sınavı; doğru yol (Sırat-ı Mustakim) üzerinde kalmak veya caydırıcılara kanıp, aldanarak Kur’an’ı elinin tersiyle itip cehenneme razı bir hayat sürmektir.

Hac ibadetiyle resetlenmek, binlerce kişinin hakkını yiyip tevbe ile kurtulmak, şefaat ile yırtarım diye düşünmek, ileri de vazgeçerim diye düşünüp o ana dek kötülükte ısrarcı olmak, o haram servetlerle birilerine yardım ederek günahlarının hafifleyeceğini sanmak ancak çocuk çizgi romanlarında olur.

Dinde ise kalpleri bilen Allah sadece nasuh tevbe emreder ki bunun manası perişanlıkla, pişmanlıkla, gözyaşları dökerek hatasını anlamak, o hatadan dönmek ve tekrarlamamaya yemin ederek tevbe etmektir. Muteber olan tevbe budur ve inşallah Allah bu tevbe sahiplerini affedecektir.

Dil ucuyla yapılan tevbeler, yalandan gösteriş için kılınan namazlar, kalpler fitne ve fesat ile yanarken ağızlardan düşürülmeyen Allah kelimeleri kulu kurtarmaya yetmeyeceği gibi günahları da büyüten gafletlerdir.

Kaldı ki onların çöp toplamaya muhtaç hale gelmelerinde toplumun tamamının ve özellikle devletin suçu ve vebali vardır. Toplumun bir kesimi varlık içinde yüzüyorken bir kesiminin çöpten ekmek arayışları yaşadığımız İslam’ın da göstergesidir.

“De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.” (Yanınıza) küfürle girip yine (yanınızdan) küfürle çıktıkları hâlde, size geldiklerinde “İnandık” dediler. Allah, onların saklamakta oldukları şeyi daha iyi bilir. Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür! Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!” (Maide 5/60-63)

Rabbim bizleri çöp toplayan kulları gibi namuslu, fedakar, haysiyetli, sabırlı kullarından eylesin.

Rabbim bizleri haram servetlerle büyüklenenlerden uzak eylesin.

Rabbim bizi doğru yoldan, helal kazançtan ayırmasın.

Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir