Anasayfa / İMAN ESASLARI / Dar zamanlar
imanilmihali.com
Dar zamanlar

Dar zamanlar

Dar zamanlar

Daraldığımız zamanlar yaşıyoruz. Kötülüğün kol gezdiği, mutsuz akşamların arttığı ve zamanın hızlandığı… “Eskiden ne güzeldi” diye başlayan öyküler bize her zamankinden daha fazla haz veriyor. Zevk aldığımız şeyler sürekli azalıyor. En değer verdiğimiz şeyler yavaşça kaybolup gidiyor ve çevremize çok daha fazla duyarsız hale geliyoruz. Bunu yaparken insanlıktan her geçen akşam biraz daha uzaklaşıyoruz.

Ortak düşüncemiz daha iyi yaşam oldu. Daha çok para, daha geç yaşlanmak ve elbette güçlü olmak. Bunlar için herşeyi yapar olduk düşünmeden. Birilerinin bizi görmeyeceğini umarak.

İnsan olarak zaten ahlaklı yaşamak durumundayken birileri bize hep ne yapacağımızı söyledi. Ders kitaplarında hep onların doğrularını öğrendik, gözümüzün önünde en temel gerçekler yatarken. Yapmamamız gereken en temel hataları tekrarlayıp durduk yıllar boyu.

İyi insan olmak için bir ömür harcamışken on dakikalar içinde kötü olduk. Acımadık, aramadık, yardım etmedik…bencilliğimiz öne çıktı, hayatı erteledik. Mutluluğu içimizde değil dışarda aradık tam onların istediği gibi. Hatta cenneti bile bu dünyada hayal eder olduk. Pahalı evler, arabalar aldık. Bu dünya hayatı bize o kadar cazip geldi ki diğer yaşamı unuttuk.

Lisan öğrendik, kariyer yaptık, sertifika aldık, işe girdik, evlendik, emekli olduk, yaşlandık ve son zamanlarda yeniden başa döndük…en başa. Ardımızda binlerce günah ve hatayla çocukluğumuzun masumluğunu aradık. Bulamadık. Çocukluğumuzdaki tertemiz heyecanının yitip gidişine inanamadık ve nasıl kötü bir insan olup çıktığımıza hayret ettik. Çok geç olmadığını umarak geriye dönmeye çalıştık ama hayat yada dünya yada yer’de yaşayan diğerleri buna müsade etmedi. Pişmanlıkla öldük gittik.

Diğer dünyada bizi neyin beklediğini bilmek pek mümkün değil ama şu bir gerçek ki eğer inanıyorsak bilim aksini söylese de başka bir yerde yeniden yaşanacağını bilmek pek zor değil. Bu yaşamı bu yer’de sıfırdan yaratan gücün başka yer ve zaman biçimlerinde başka yaşamlar yaratması neden olmasın?

Bu başka yaşam şekilleri bazı kesimlerin işine gelmiyor, bu insanlar bizleri hesap sorulacağı veya ödül – ceza sisteminin çalıştırılacağı fikrinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Böyle yaparak da başımızı kuma sokuyor, bizi köreltiyor ve kötü yapıyor.

Bu dünyayı sahte beton kulelerle bezeyip, altlarından ırmaklar akıtarak cenneti kopyalıyorlar. Ama asıl niyetleri cenneti vurmak, tam kalbinden.

Bazı tereddütler doğuyor içimizde ve günük yaşamaya başlıyoruz. Caydırıcıların da etkisiyle hayat akıp gidiyor ve yüzeysel yaşıyoruz. Cenneti sorgulamadan yada sorgulamaktan korkarak. Cennet varsa ve biz dünyada iyi yaşarsak zaten sonuç lehimize olur. Cennet yoksa ve biz iyi yaşarsak ne kaybederiz? Cennet yoksa bile bu dünyada kötülük ederek mi yaşamak lazım? Umursamadan, her günü kayıtsızca yaşamak? Rastgele ve sorgulamadan? Sadece çok az bir kesim mutlu olacak diye milyarlarca insanın mazlum olması?

Peki içimiz acıdığında ne olacak? Güneşin batışını, kumsalda suya ulaşmaya çalışan yavru yengeçleri, bulutların dans edişini, çiçekleri, ağaçların göğe ulaşmak için yaptıkları yarışı gördüğümüzde? Çiçek kokularını içimize çektiğimizde, ağaç gövdelerine ellerimizle dokunduğumuzda, yavrumuz bize sarıldığında sıcaklığını taa içimizde hissettiğimizde?

Mucize aramaya gerek yok. Sadece etrafımıza bakmak yeterli bu yaşamın bir manası olduğuna dair. Bir başı, bir sonu olduğunu. Bir yaratan ve yaratılış olduğunu. Hayatın rastgele değil bir maksat için varedildiğini. Bizden önceki yaşam formlarına bakarak nasıl şanslı olduğumuzu anlamak için alim olmamıza gerek yok.

İyi olmak ve inanmak zorundayız. Bu sıfatların şekli ve mahiyeti değişebilir elbette ama kötü olmaya, kanmaya, haberimiz yoktu demeye hakkımız yok. İster budist, ister müslüman, ister yahudi veya hıristiyan olun inanmak zorundasınız. Kalbiniz ve aklınız size bunu emrediyor. Bu işi nasıl yapacağınız ise size kalmış. Çünkü imanın adresi tektir ve O, Allah’tır. Koşulsuz, ortaksız Allah’a iman ettiğiniz sürece kurtuluşunuz mümkün demektir.

Geçmiş bize malesef çok şeyler veremiyor, bilim ise evrenin yüz milyarda birini bile tercüme etmekten aciz, gözlerimiz ise sadece göklerin içindekini görüyor. Din ve bilim bu noktada çarpışıyor. Bu ikisi daha iyi yaşam için elele vermek zorundayken neden sırt sırta dönüyor? Neden bilim sıkıştığı yerde rastgele diyor da hakikatleri kabul etmiyor? Aslında bildikleri halde neden bilimadamları inkar peşinde? Neden bilim dinlerin ifade ettiklerini yalanlamaya çalışıyor? Ve bizler neden alet ediliyor ve kandırılıyoruz?
Kanmakla kalmayıp kuralları da bu tercihimize göre kendimiz koyuyoruz. İşimize geldiği için de güçlü tarafta olmak için çırpınıyor, yalakalık yapıyoruz. Ama asıl güçlü olan tarafı fark etmiyoruz. Konulan bu talimatlara göre ne kadar uyumlu yaşarsak o kadar mükafatlandırılıyor, ne kadar uçarı davranırsak o kadar cezalandırılıyoruz. Oysa uçarı davranışlarımızı cezalandıranlar gaflet içinde olduklarını kısa zaman sonra öğrenecekler.

Geçmiş çok daha yakınken bilim çok daha gerilere uzanmak hevesinde. Mucizeler defalarca görünmüşken hala güncel mucizelerin peşinde insanlar. Yaşanmış mucizelere itibar etmeyen güruh hala kendine özel mucizeler bekliyor kainatın her yeri mucizelerle doluyken. Çünkü işimize böylesi geliyor ve maaşımızı bu insanlar ödüyor. Biz ise onlara teslim oluyoruz.

Kabul etmemek, bilmiyordum demek, hata yaptım demek bizi sorumluluktan kurtarmaya yetmeyecektir. Zaten içimizdeki ses bize hep bunu fısıldıyor. Uyanmak için zaman kalmadı. Yataktan çıkmak ve yaptığımız kötü şeylerden kurtulmak ve af dilemek için bile çok zaman yok. Yarının ne zaman sonlanacağını tahmin etmek elbette imkansız ama yakın olduğu gerçek!

Şimdi aklı işletmek, insan olmak, pişman olmak, farketmek ve taraf olmak zamanı. Çünkü tüm hatalardan bir anda kurtulmak mümkün değil, değişebilmek te. O kadar çok caydırıcı var ki etrafımızda bunları fark etmek bile güç. Ama şunu biliyoruz “son” yaklaşıyor.

Son bazılarımıza malesef birşey ifade etmiyor, hatta ölmekle aynı anlamlı. Bazılarımız ise bu sonun yeni bir yaşam formuna dönüşmek olduğunun bilincinde. Bu sonun nasıl geleceği de belirsiz bazılarınca. Bazı kandırmacalarla değişik masallar var üretilen ve tabi takvimler. Satranç oyunundaki hamleleri yenilince geri almak gibi bu kesimler her boşa çıkan öngörülerinden sonra taşını geri alıp başka bir taşı oynuyor. Bizi bir müddet daha oyalayıp sonra taşı yeniden geriye alıyorlar. Biz onları bu yüzden bir türlü yenemiyoruz. Çünkü bizi oyalıyor ve kaybetmektense oyunun bitmemesini hedefeliyorlar. Ve keşke niyetleri bu kadar masum olsa!

Bize hayatı da bilimi de yanlış öğretiyorlar. Hatta dini bile farklı tercüme ederek, saklayarak, çarpıtarak haksızlık ediyorlar. Tek niyetleri bilimi, maddeselliği, yüzeyselliği esas alan bir yaşam tarzı geliştirmek. Adına medeniyet veya teknoloji dedikleri bu kandımacanın kurallarını da kendileri koyuyor. Parayı, seksi, ilimi, petrolü, silahı baz alan bu oyunda güçlü zayıfları yönetmek hakkın sahip. Zayıflar yada yönetilenler ise sadece nefes alacak ve denileni yapacaklar. Yani insanlar iki grup halinde yaşıyor. Aşağılayan azınlık ve aşağılanan çoğunluk. Ama zor oyunu bozar.

Peygamberimiz müftüler fetva verseler de kalbine danış diyerek bir hakikate dikkat çekiyor. Demek ki zaman sorgulamak ve anlamaya çalışmak zamanıdır. Ya aşağılayanlardansınız ya gönül ve akıl gözleriniz buğulanmış aşağılananlardansınız. Arası yok. Tarafsız olmak yok. Ya imanlısınız ya imansız. Bu tedavisi zor bir hastalık ve Allah yardımcımız olsun.
Tutulan taraf önemlidir. Kazanan ve kaybedenlerin karşılaşacağı muamele de. Kaydedenin nelerden mahrum kalacağı, kimlerin kaybedeceği bilinmesi, sorgulanması mutlak gerekli olandır.

İnsan mucizeleri gözüyle gördüğü vakit dünyaya geri dönmek ve iman etmek isteyecek. Ama çok geç olacak. O gün geldiğinde tövbe kapısı kapanmış ve amel işleme imkânı kalmamış olacak. Sonsuza dek sürecek bu yeni yaşamda herkes layığını bulacak ve orada kimse kimseyi kandıramayacak, şahit gösteremeyecek, günahını üstlenemeyecek ve şefkat bulamayacak.

Ne tarafta olacağınıza kendiniz karar verin.

 

Dar zamanlar

Bu yazıyı okudunuz mu?

Fetva-i Azam (En büyük Fetva)

Fetva-i Azam (En büyük Fetva)

Fetva-i Azam (En büyük Fetva) Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Değerli Müslümanlar, Allah Bir’dir, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir