Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Deizm nedir ne değildir
imanilmihali.com
Deizm nedir ne değildir

Deizm nedir ne değildir

Deizm nedir ne değildir

Merhum Yaşar Nuri Öztürk ile gündeme gelen deizm ile ilgili sayısız yorum ve itiraz yükselirken toplumun neyin kast edildiğini anlamaktan uzak ve sadece dinin mevcut statüsünü muhafazaya çalışan tutumu, konunun netlik kazanmasına da mani olmakta ve deizm ateistlikle eş tutularak sapkın bir inanç modeli olarak servis edilmektedir. Eleştiri okları ise merhuma çevrilmekte ve dine bir ömür adamış ilahiyatçı yazar din dışı ilan edilmeye çalışılmaktadır.

Oysa deizm konusundan ve dine uygunluğunu tartışmadan evvel sayısız dini eser vermiş, Kur’an’ı duvarlardan indirerek okunmasını ve kalplere girmesini sağlamış, imanı tanıtmaya ve İslam’ın yaban otlarını göstermeye çalışmış bir ilahiyatçı olan Yaşar Nuri Öztürk’ün gaye ve maksadını iyi anlamak lazım gelir. Çünkü bu araştırılmadan ona dinsiz veya ateist yakıştırmaları kimsenin harcı ve hakkı değildir. Deizmin savunulacak yanı olmasa da bu merhumu karalamak için bahane olmamalıdır.

Kaldı ki günümüz İslam aleminin kanlı göz yaşları İslam’ın yerini almakta olan deizmi ister istemez yaşamakta ve vahiy değil ama Kur’an ve Peygamber ikinci plana atılmaktadır. Bunun nedeni de Kur’an’ı arapçaya mahkum edenlerin kötü niyetli yaklaşımları ve Peygambere yalan söyletmek adına uydurma hadis üreten kafir ve müşriklerin çıkar odaklı işbirlikleridir.

Deizmin çıkış noktası da budur ki merhumun burada savunmasını yapmak zaten haddimiz değildir lakin konuyu bu ihtiyaca veya gerçeğe mahkum edenleri anlamadan ve merhumun feryadlarını duymadan konuya ve merhumun inancına kılıf biçmek olası değildir.

Toplumda deizm hakkında iki farklı görüş olsa da çoğusu basit bir Tanrıcılık dini veya vahyi inkar eden ve bu suretle aklı öne çıkaran bir tanımlamayı esas alır. Nihayet her iki tanımda da Kur’an ve Peygamber ve bu arada tüm peygamber ve kutsal kitaplar devre dışı bırakılır. Aynı şekilde Allah, Yaratan ama sonra insanı aklı ve iradesiyle baş başa bırakıp kenara çekilen olarak tasvir edilir.

Buna iman penceresinden olur vermek mümkün değildir. Çünkü hem vahye inanıp ve vahyi imanın yarısı sayıp, sonra diğer yarı olan aklı tüm parsele egemen kılmak olası ve hak değildir, doğru da değildir.

Lakin ortada iki seçenek söz konusudur ve merhumun izahı da satır araları iyi okunursa bu merkezdedir. Şudur;

Toplum ve özellikle İslam alemi insanlar eliyle (özellikle din adamları) kirletilen dini (ayetlerle oynamak ve sahte hadislerle) olduğu gibi kabul etmek ve böylece dine aykırı hatta şirke batmış halde inanmaya devam etmek veya,

Dini arındırarak aslına döndürmek ki, hurafelere batmış İslam’ı, rivayet ve yalanlardan temizlemek çok kolay değildir, Kur’an’ı hayata egemen ve anlaşılır kılmak, bunun yanısıra Peygamberimizin Kur’an’a uygun hadis ve sünnetleri dışındakileri reddetmek.

İşte bu iki tercihten ikincisini seçen merhumun izahı ilk tercihin tamamen şirk olduğu ve buna inanmaktansa inkarı seçmenin daha az günah olduğu şeklindedir. İkinci tercih yani dini orjinaline döndürmek ise kolay olamyan yoldur ve yoğun çaba ve kabul gerektirir. Oysa toplum bırakın bu idrake yakın olmayı daha Kur’an’ı okumayı dahi inkar etmekteyken dinin yalan ve yobazlıklardan kurtulması mümkün değildir.

Anlayışlar değişmediği sürece her iki tercihde hayata geçemeyeceğine göre toplum Emevi İslam’ına mahkumdur ve bu haliyle dini en zirvede yaşayanları dahi bekleyen sadece cehennemdir. Çünkü ilahilikten uzaklaşan ve beşerileşen din Allah’ın dini olamaz ve arapçaya, israiliyata mahkum din İslam dini olamaz.

Peki o halde ne yapmak lazım gelir sorusunun cevabını veren merhum asla iman, ibadet ve salih ameli inkar etmeden ama tüm bu inanç ve ibadetleri Allah’a kılavuzlayarak dini yaşamayı savunmuş, Allah’ın Yüce rahmetinin bu hareketini affedeceğini umarak, yalan-gerçek karışık hadislere biat etmektense hepsiyle arasına mesafe koymaya gayret etmiştir.

O’nun kadere imanı iman esaslarından kabul etmemesindeki asıl gaye, kadere karşı olması değil fakat kaderi ölçü ve nizam olarak tanımlayıp, saltanat dinciliğine fırsat tanıyan kaderci anlayışı toptan reddetmek üzerinedir. 

Kaldı ki araştırmaları neticesi sahih hadis sayısının bir, en fazla otuz olduğunu belgelerle kanıtlayan merhumun bugün sokaklarda gezinen milyonlarca hadise inanması mümkün değildir.

Kur’an’ı meal ve tefsir eden, Kur’an’ın mucize ve gerçeklerini duyurmaya çalışan merhumun aklı öne çıkarma önerisi kendisinin değil Yüce Allah’ın emridir. Akıl insana, dini, imanı ve Allah’ı bulsun diye bahşedilmişken bunu kullanmayarak sırtları vahye yaslamak en iyi ihtimalle dini yarım yaşamaktır.

Aklı öne çıkaran akımları lanetleyenler, aklı inkar edenlere tek kelime etmemekle aynı tezi farklı kutuplardan savunmakta ama sinsi manevralarla okları rakiplerine yöneltmektedir.

Sorun şudur ki itiraz eden, yargılayan, eleştirenlerin hemen hiçbiri ne merhum kadar tahsilli, ne onun kadar araştırmacı ve ne de onun kadar bilgilidir. Merhumu yargılayanların merhuma ait eserlerin tamamını okudukları da şüphelidir.

Merhumun genel inanç ve kanaati tüm eserleri okunduğu takdirde anlaşılacaktır ki 85’den fazla esere imza atmış merhumun inancı sabittir ve dine tamamen uygundur. Dahası o izah şeklinde bile deist olduğunu ilan etmemiş, insanların kendisini tekfir etmesine (din dışı ilan) imkan tanımamıştır.

İbadet ve ahlakında, iman ve sebatında şaşma olmayan merhumun deizm açıklamaları; Emevi ve arapçılık islamına batmış, hurafelere boğulmuş, hristiyan ve yahudi egemenliği altında ezilmekte olan, aklı inkar eden, yobazlara imkan tanıyan, şeyhlerin ekranlarda cirit attığı has ve duru dini düze çıkarmak için bulduğu kişisel yoldur.

Avrupa ve dünya genelindeki deistlerin izah ve açıklamaları dikkatle okunursa kendileri müslüman olmayan bu insanların İslami felsefeye ne kadar yakın oldukları da görülecektir. Kendileri itiraf etmese de (Putin örneğindeki gibi) hal ve düşünceleri tamamen inanç, ahlak ve salih amel üzerine kuruludur ve gayeleri barış, huzur ve esenliği temindir. Ayrıca tek Allah’a teslimiyet demek olan İslam’ın bu tarifine aykırı hareketleri de yoktur.

Bu onların müslüman oldukları anlamına asla gelmez lakin yine Kur’an dikkatli okunursa diğer dine mensuplardan da iman edenlerin olacağı ve onların da cennetlere gideceği yazılıdır.

Çözüm din ile imanı birbirinden ayırmaktadır

İmam-ı Azam Ebu Hanife gibi ulvi bir şahsiyeti (Sünni mezhebinin kurucusu) zehirleyerek öldüren bir zihniyetin, İslam’ı düze çıkarma gayretlerini anlaması ve teşvik etmesi elbette beklenemez lakin kula düşen oyuna ve yanlışa gelmeden seçici olmaktır.

Deizm açıklamaları bu anlamda haddi aşan bir izahtır ve kabul edilemez lakin mesaj nettir; “insanalrın çoğu şirke düşmek dışında iman etmezler” ayetinin de işaretiyle şirke batmış bir dini takip etmek yerine, has ve sade bir Allah inancını yaşatmak yeğdir. Çünkü Allah ibadet etmeyenlere cehennem vadetmemişken, kendisine iman etmeyenleri cehenneme mahkum etmiştir. Hatta kafirlerin cehennemden çıkış umutları her zaman varken müşrik, mürai ve münafıkalrın bu ihtimali de yoktur.

O halde inkarı seçmek dahi (kafir olamk) şirke batmış dini takip ederek müşrik olmaktan daima yeğdir.

Deiszt olmak Yaratn’ın insanı yarattığını ve sonra serbest bıraktığını kabul eder ki merhum buna asla kabul göstermemekte ve kadere imanı imanın esaslarından saymamakla birlikte ilahi kudreti hep en tepede tutmaktadır.

Dahası insana verilen aklı savunan ve aklı inkar edip kullanmayanları pis olarak tanımlayan merhum öte yandan imanı ve Allah’ı işaret ederek istikamet vermekteyken deist olmaktanda uzaktır.

İnsana verilen hür iradeyi ve eşitlikle bezenmiş hürriyeti esas alan merhumun izahları, batıda olan ama islam aleminde eşine rastlanmayan hukuk devleti gerçeğini öne çıkaran ve deist çıkışlarla bu adalet kavramını yaşatmayı esas alan haykırışlardır.

Sitemden kaynaklanan deizm açıklamalarını, merhumun din inancı olarak tanıtmak ise adil değildir.

Merhum, iblise, şer ve şirrete, saltanat dinciliğine, dinciliğin tümüne, şirk ve müşriklere böylesine düşmanken ve imanı savunurken onu deist olarak adletmek te adil ve hak değildir.

Sorgulanması gereken dine bu hale getirenlerin art niyetleri ve dış mihraklı gayretleridir. Daha israiliyattan haberi olmayan, israile toz kondurmayan, şirkten ve tevhidden habersiz yaşayan, iblisin ahdini, fıtri misakı bilmeyenlerin konuya fazlaca yorum getirmesi doğru değildir, tam değildir.

O halse deizmi şöyle tarif etmek mümkündür; sadece İslam alemine has olmayan, Allah’ı var ve koşulsuz muktedir sayan, peygamber ve kutsal kitaplara mesafeli yaklaşan, güzele ve barışa hizmet edenleri dinden sayan, insan akıl ve iradesini egemen kabul eden, Allah’ı ‘kulu kendi başına bırakmayan ama tercihlerinde hür kılan’ kabul eden, hurafe ve rivayetlere aldanmayan, yobaz ve dincilere düşman bir akımdır.

Hz. İbrahim (as)’in tevhid eri olduğunu savunan ve O’nu Allah dostu kabul eden Kur’an, Hz. İbrahim’i o zaman ki dinlere tabi asla kabul etmez ve onu müslüman (Allah’a teslim olan) olarak tarif eder ki deizmin asıl manası buradadır.

Merhumun izahları da deizm tanımıyla tevhide yol bulmak, haniflikle müslümanlığı eşitlemek ve daha ötelerde müslümanlıktan veya diğer tüm dinlerden ziyade hanifliği öne çıkarmaktır. Çünkü insan zalimdir ve ayetleri değiştiren, uydurma hadis servis eden insanlık ilahi vahye beşer eli değdirendir.

Tevhidin özü Allah’ı Bir’lemektir ve haniflik dosdoğru Allah yolunda olmak ve sapmamaktır.

Tevhid eri Hz. İbrahim’in dini Nuh Peygamber veya Salih peygamber veya Şuayb peygamber dini değil sadece haniflik dinidir. O halde O’nu da deist olarak tarif etmek mümkün olamayacağına göre de deizmi bu manada yeniden tarif etmek lazım gelir.

Kötünün iyisi olarak deizmi bir alternatif olarak sunan merhum asla deist olmamış, davranışlardan sonuç çıkararak benzerlikle göstermekle yetinmiştir.

Hakkı savunan ve batıla düşman olan merhumun batıl olan deizmi savunması mümkün müdür?

Yine merhumun asla Peygamberi inkar eden, vahyi yalanlayan, Kur’an’ın ilahiliğine dil uzatan ne bir açıklaması vardır ne de bir şüphesi.

Kanaatimizce de deizmin inanç olarak İslam’ın üzerine çıkması ve imanın yarısına hitap etmesi olası ve doğru değildir. Hak ve gerçek olan din, Allah katında da muteber olan İslam’dır ve İslam kıyamete kadar baki kalacak tek dindir.

Lakin ahir zamanda din tanınmaz hale gelmiş, bölünmüş, arapçaya ve israiliyata, rivayet ve hurafelere, şekli yobazlara mahkum edilmiş haldedir. Bu haliyle İslam, şirke düşman olamamakta aksine şirkle koyun koyuna yatmaktadır ve bu dine tabi olmak, bu haliyle, şirke bulaşmaktır ki şirk affedilmeyecek tek suçtur.

Dahası din, zorlamalar (ikrah), afarozlar (tekfir), Allah ile susturmalar gibi illetlerle zor ve karmaşık hal almış, gönüllere değil ceplere ve şekillere hitap eder hale gelmiştir. O kadar ki toplum imanı ibadette, sakal ve takkede aramakta, hac ile resetlenmeyi ummakta, kurbanın gösterişlisini keserek hava atmak derdindedir.

Hiçbiri dinde makul olmayan bu haller nedeniyle tanınmaz hale gelen dinde reformdan da söz edilemez çünkü din ilk günkü temiz haliyle ortadadır lakin bugünkü tanınma zhali zalim insanlar eliyledir ve Kur’an’ın savaşı zulüm iledir.

Reform yapılacaksa bu dinde değil dini eğiten, öğreten, gösteren, kullanan, etiketleyen, tartışan, yazan ve çizenlerin zihniyetlerinde yapılmalı ve muhakkak Kur’an’a yaslanmalıdır.

Merhumu din dışılıkla itham etme derecesine varan tenkit sahiplerinin feryadları nedense dini bu hale getirenelre asla uzanmamaktadır. Bu şaibeli değil midir?

Dinin istismarı maalesef en çok Peygamber sünneti üzerindendir ki pek çok gönülde sünnet ve hadis maalesef ayetlerinde üzerinde bir öneme sahiptir. Adeta din adına hüküm koyma yetkisini peygambere tanıyan bu kabul, dine tamamen düşman bir hal sergilemekte, kullar farkında olmadan çok sevdikleri peygamberini ilahlaştırmak yolunda bilinçsizce mesafe kat etmektedir.

Deizm isyanının toplumda kabul görmesi de bu nedenledir. Acı olan şudur ki İsrailiyatın da gayesi kulları İslam’dan kaydırıp başka felsefelere yem etmek, bu sayede dini hobileştirerek sosyal bir uğraşı seviyesine düşürmektir. Bu nedenle değil midir ki ılımlı islam veya dinler arası diyalog tartışmaları yaşanmaktadır?

Mü’minler, sıradan müslümanlardan farklıdır ve sadece Kur’an ile konuşur ve sadece Allah için yaşar ve ölürler. Birer kul olan Peygamberler örnek ahlaklarıyla, vahye muhatap vasıflarıyla nadide kimselerdir lakin her biri birer insandır. Yaşar, yer, tuvalete gider, evlenir, çocuk sahibi olur, sakal bırakır, traş olur, diş fırçalar ve ölürler. Bu beşeriyeti yok sayıp onlara önce meleklik, günahsızlık sonra ilahlık mertebesi vermek şirktir.

Konu sadece Peygamberlerin ilahlaştırılmasında da değildir. Bugün toplumda ve İslam tarihinde nice sahte peygamberler vardır ki kabul görmekte ve adına vahiy denmese de ilham veya rüya yoluyla hala risalete aracı farz edilmektedir.

Tarikat şeyhlerinin Peygamberler üstü, onların yazdıkları eserlerin tartışma üstü kabul edilmesi nedir? Dini mezheplere, tarikatlere, hizip ve fıkralara bölmenin adı nedir? Sapıklık ve sübyanlık derecesine varan, her biri yahudilik kaynaklı cinsel taciz ve tecavüzlerin din diye tanımlanması nedir? Kadını ikinci plana atan, müslüman ve arap olmayanları aşağılayan anlayışın adı nedir? Şeytana tabi olanların, şeytan işi pisliklerle servetler kazanıp büyüklenenlerin eziyetlerinin adı nedir?

Bu sayısız örnek bize gösterir ki din tanınmaz haldedir ve gerçek İslam bu değildir. gerçek İslam’ın egemen olmasına dair bir gayretin olmaması da ayrıca bir çile sebebidir.

Toparlanacak olursa, dinin geldiği bu istenmeyen nokta, alternatif arayışları da beraberinde getirmiş ve mü’minlerei çıkar yol aramaya teşvik etmiştir. Rivayet ve hurafelerle mücadele etmek yerine bunların saçma ve yanlış olduklarını iddia edenlerin afaroz edilmesi ise acı olandır.

Doğrusu şudur;

Allah vardır, Bir’dir, herşeye Kadir ve herşeyi bilendir. Güç, mülk, ilim ve kudret sadece O’nundur. Rızkı, medeti, şifayı, rahmeti, azabı, nimeti veren sadece O’dur. hal böyleyken O’nu yaratıp bırakan bir varlık olarak kabul etmek dine de imana da aykırıdır.

Kur’an ve diğer tüm ilahi kitaplar haktır, ilahidir, doğrudur. yanlış olan insan eliyle yapılan müdahalelerdir ki Kur’an’ın korunmuşluğu Allah tarafından sağlandığı için oyun melallerle ve tefsirlerle yapılmaktadır.

Peygamberlerin tamamı Allah’ın seçtiği ve görevlendirdiği insanlardır. Onlar gönderilmemeiş, seçilmiştir. Melek değil insandır. Ölümsüz değil fanidir. Hatasız değil affa uğrayan ve temizlenenlerdir. Sahabeler günahsız değildir.

Din yarısı vahiy ve yarısı akıl olan bir hakikattir. İman kalpte yeşeren bir inanç faziletidir ve sadece Allah’a teslim olmayı, güvenmeyi emreden yavru bir kuştur. İman, yaşama gayemiz, sınavımızın en zor sorusudur.

Dünya hayatı din ve imanın arandığı, şartları Kur’an’da yazılı bir sınav ve aykırılıklara yaptığımız tercihler bütünüdür. Kul, iradesiyle Allah’tan güç dileyen ve vebali tek başına üstlenendir. Kader, ruh ve gayb bilgileri sadece Allah’ta olan mefhumlardır.

Nihayet Allah kulunu yaratıp bırakmayandır ki O’nun dilemesi ve izni olmadan ne bir yaprak düşer yere ne de bir kuş uçabilir. O dilemeden ne bir anne doğurabilir ve ne de bir taş yuvarlanabilir.

Bu doğrular istikametinde deizm ile kast edilenler tamamen yanlıştır. Lakin;

Kötünün kötüsü inkar veya küfür değil şirktir. Kötünün zirvesi tanınma zhaldeki İslama tabi olup şirkle yaşamak ve ölmektir. Kötünün en gerçeği Allah’a iman ediyor görünüp şeytanlara hizmet etmektir.

İkilem aracı ve şefaatçilerin tümünü (şirk tehlikesi her zaman vardır) inkar etmek ve devre dışı bırakmak veya temizlemeye gayret ettikten sonra temizlenemese de ne olursa olsun dini bu haliyle yaşamaktır.

Vebal

Deizm diye ortaya çıkan inanç bir ihtiyacın gereğidir ve vebal dini bu hale getirenler üzerinedir. İsrailiyatın sınırsız gücü özellikle gençleri dinden uzaklaştırmaya pekala muktedirdir. Bu yapılamasa dahi arzulanan vahye muhatap insanları ve onların aracı oldukları kutsal kitapları devreden çıkarmak suretiyle tek Allah çatısı altında tüm dinleri aynı çuvala doldurmak ve böylece İslam’ı batıl dinlerle aynı değere indirerek yerlerde süründürmektir.

Kurtuluş her zaman ve her şeyde olduğu gibi yine Kur’an’dadır ve Kur’an’ı anlayarak okumak her müslümana farzdır. Kur’an’ı Allah kelamı kabul edip buna rağmen okumayanlar şeytanlara yem olmaya mahkumdur ve yemdir.

Dincilerin ortalıkta cirit atması, saltanat dincilerinin egemenliği, yobazların şovları, ateistlerin kurnazlıkları, yahudi devşirmelerin ahkam kesmeleri, riyayet ve uydurmalar, manevi mikroplar ile kirlenen İslam bu yaban otlarından arınamazsa korkarız fatura Peygamber ve Kur’an’a kesilecek, din kaybedecek ve israiliyat – arabizm ortaklığı kazanacaktır.

Daha imam ve vaizi arapçaya bilemeyen bir toplumda kulların arapçaya mahkum edilmesi anlaşılır gibi değildir. Kaldı ki ibadeti, tesettürü cennete gitmek için yeter sayanlar, her türlü halt ve haramı yerken cumaya gitmekle resetleneceğini kabul edenlerden teşkil bir İslam esenlik ve huzur getirmekten uzaktır.

Aklı kenara koyan bu sinsi cehalet, iblisin ahdinden habersiz yaşarken, akılı egemen kılmış batı karşısında ayakta duramayacağı gibi daima ezilmeye de mahkumdur. Kur’an ise ezilenleri ezenlerin üzerine çıkarmaya çalışmakta ve zulümle savaşı emretmektedir.

Cihadı sadece kılıçla sanan İslam alemi, Allah yolunda mücadeleden, haniflikten, fıtri misaktan habersiz yaşamakla şeytanlara kurban edilmekte, imanın yarısının itimat ve tvekkül diğer yarısının zulme karşı direnme olduğunu da bilmemektedir.

Dini Allah’a has kılamayan, Allah’ın yanına, Allah’ı inkar etmeden yedek ilahlar koymada hünerli insanlık şirk pençesinde kıvranırken şirke ses çıkarmayarak ama dinin geldiği noktayı eleştirenelri tefe tutarak mücahid bayraktarlığına soyunmaktadır.

Bu gidiş doğru ve güzel değildir, hayır değildir.

Gençleri bekleyen hobileşmiş, sosyal kabul seviyesine inmiş demode kabul edilen (eskilerin hikayeleri) İslam veya Kur’ansız İslam’dır ki bu Kur’an vicdanlı mü’minleri rahatsız etmelidir. Rahman’ın mü’min kullarına düşen görev İslama yamanmış yaban otlarını temizlemek ve arı din İslam’ı duru ve hak haline geri döndürmektir.

Aydınların ve dini meselelere ait kurumların vebali çok büyüktür ve doğru bir izah ve yönlendirmeye toplum her zamankinden çok daha fazla muhtaçtır. Diyanet yerine mebusların konuştuğu, dini yazarların konuya izah veya itiraz değil de sadece karalamak ve afaroz maksadıyla yaklaştığı bir ortamda deizm konusunun kapanması da mümkün değildir.

Deizmin dünya örneklerinin olması İslam alemini çokça bağlamaz çünkü onların tahrif edilmiş dinleri içinde deizm bir felsefe olarak her zaman hayat bulabilir lakin İslam içinde tüm iman ve ibadete aykırı bu felsefenin yaşaması mümkün değildir. Yaşayabiliyorsa bu dış ve hain odaklar eliyledir.

Toplum, dikkatli ve uyanık olmalı, şekli islamdan manasal ve ilkesel islama bir an önce geçmeli, dini kişiler değil ilkeler dini yapabilmeli ve dini bölenlere artık paye vermemelidir.

Münafık ve şeytan soyunun arzu ve emelleri malumdur. Mü’minlerce teşkil iman kardeşliğinin gayesi de. Kazanacak taraf Allah dostları olacaktır ve fakat bu uğurda çokça emek ve ter dökmek lazımdır. Allah kafirler istemese de nurunu tamamlayacaktır ve cennetlere sadece iman edenler girecektir.

Şirk affedilmeyecek tek suçtur ve münafıkların cehennemdeki yeri kafirlerden de aşağıdadır.

Riya yani ikiyüzlülük İslam’ı esir almıştır. Sözü ve davranışı bir olmayanların dine yön vermesine müsaade edenler de en az onlar kadar suçludur.

Sonuç

Deizm nedir ne değildir sorusuna verilecek cevap elbette Kur’an ve iman penceresinden olmalıdır ki bu haliyle deizm kabul edilir bir şey değildir. Lakin yine Kur’an emreder ki şirke batmış iman yerine, sadece Allah’a iman yeğdir. Çözüm ve çare İslam’ı yeniden Kur’an’a döndürmektedir.

Acı olan bir husus da şudur ki; toplumu dinsiz veya hobileşmiş İslama mahkum etmeye kararlı bazı siyonist veya arapçı kesimler -hem de deizm işlerine gelirken- şimdilerde şov yaparak feryat etmektedir. Yine bazıları Peygambere yalan söyletmek yoluyla dini sömürürken, şimdi deizm tehdidiyle Peygamberin din dışına itilmesinden (peygamberi kullanarak sümürememekten) dinen değil menfaat kaybı nedeniyle rahatsız olmaktadır.

Deizmi lanetleyenler bir kez de ortamı ve deizme ortam sağlayan, sebep olan, toplumu itikaddan uzaklaştırarak deizmi tartışır hale getirenlere lanet etmelidir.

Korku sadece Allah’a duyulmalı, güven sadece Allah’a olmalıdır.

Merhum Yaşar Nuri Öztürk, dine gönülden bağlı nadide bir mü’mindir ve onu eleştirenler önce Kur’an’a sonra onun kaleme aldığı tüm eserlere göz atmalı, ancak onun kadar tahsil görüp, çeviri yapıp ve alın teri sarf ettikten sonra, onu din dışılıkla suçlamalıdır.

Dine ve Peygambere yalan söyletenler cezasını elbet görecektir. Lakin bu olana dek kananlar da mesul tutulacaktır.

Deizm, doğru ve kabul edilir olmasa da bugünkü İslamın şirke batmış halinden yeğdir.

Doğru ve güzel olan ise sapıklıklara meydan vermeden İslam’ı duru haline geri döndürmek ve Kur’an İslamını yeşertmek, sadece Allah’a kulluk ve ibadeti yeniden dinleştirmektir.

Unutulmasın ki Allah cehennemi dolduracağına ahdetmiştir. (Böyle olacağını bilmiştir.) Ve O’nun cennetleri dolduracağım diye bir ahdi yoktur. Yalan ve iftira ise en büyük zulümdür.

Rabbim bizleri İslam’dan ve Kur’an’dan ayırmasın.

Rabbim dine hizmet eden, hakka riayet eden merhumlara rahmet eylesin.

Rabbim yaşamakta olan İslam gönüllülerine tevhidi ve şirki tanıtarak doğruyu göstersin.

Rabbim bizleri Kur’an’sız ve Peygambersiz bırakmasın.

Rabbim bizlere doğru yolu göstersin.

Rabbim sapan, haddi aşan ve yanılarak aldananları ıslah eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir