Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / Din adamlarının asıl görevleri
imanilmihali.com
din adamları

Din adamlarının asıl görevleri

Din adamlarının asıl görevleri

Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun. (Bakara 2/145)

DİN ADAMLARININ GÖREVLERİ

Din adamları bu dünyadaki en mutlu insanlardandır. Çünkü hem ibadetlerini hür ve zamana bağlı kalmaksızın yapabilecek serbestliğe ve imkâna sahiptirler hem de geçimlerini bu yoldan sağlarlar. Yani çoğu insanın çalışmak veya ibadet etmek ikilemini yaşamazlar.

Dahası dinin en doğru şeklini ve detaylarını gereksiz bilgilerden arınmış olarak kaynağından ve sadeleştirilmiş olarak öğrenir, din konusunda uzmanlaşarak ayrıntılara girerler. Yaptıkları iş sadece öğrenmek değil aynı zamanda örnek olmak ve öğretmek olduğundan bu işlerden de ziyadesiyle hem bu dünyada itibar hem ahiret hayatına ait sevap kazanırlar.

Mütevazi ve dürüst oldukları için açgözlü değillerdir ve bu nedenle de aldıkları maaş ve sosyal imkanlar onlara ailece yeter. Muhitleri dar ve etrafları genelde müminlerden oluştuğu için kötülerle karşılaşma veya haksızlığa uğrama gibi bir sıkıntıları da olmaz çoğu zaman.

Kısaca; din adamları hem bu dünya geçimini sağlar, hem rahatça ve sürekli olarak ibadet eder hem de başkalarına örnek olup öğretir. Bu dünyanın rızkını ahiretin sevabını kat kat kazanır.

Bu genelde bütün din adamları için geçerli bir kaidedir.

Din adamının yetiştirilme gayesi illeri veya şirketleri yönetmek değil dini öğrenmek ve öğretmektir. Din adamının görevi faizlerle, borsayla, lüks teknelerle değil cami avluları ve ibadethanelerledir. Din adamlarının ilgi alanları siyaset ve partizanlık değil Allah’ın dini İslam’ı öğretmektir.

Din adamının işi Arapça değil Kur’an öğretmektir.

Din adamlarının seviyesi ne olursa olsun görevi; cemaate doğru imani ve ahlaki kazanımlar kazandırmak, dinin hakikatini öğretmek, Peygamberimizin örnek ahlakını topluma yaşayarak yansıtmak, mütevazi yaşayarak fani dünyayı hafife almayı halka anlatmak, asıl önemli olanın ahiret hayatı olduğunu vurgulamak, topluma sabır ve dürüstlükle güven vererek dine ısındırmaktır.

Yurdun hangi köşesinde olurlarsa olsunlar Müslüman halk onları bağrına basar, bilirkişi – sözüne güvenilen kişi kabul eder ve din adamlarının ailesiyle birlikte her türlü ihtiyaçlarını karşılamaya da gayret eder. Evinde pişirdiğinden getirir, kurban kestiğinde onlara da verir, çay demlediğinde bir bardak ta onlara uzatır aldığı aile ve din terbiyesiyle.

Din adamları işte bu dini terbiyeden de sorumludur. Çünkü devlet nasıl kişilerden oluşuyorsa din de din adamlarından oluşur ve din adamları o dinin sevdirilmesinde önemli rol oynarlar.

Hutbe ve vaazlar başlıca seslenme vasıtaları olsa da yaptıkları her davranış, söyledikleri her söz, kıldırdıkları her rekat birer mesaj ve örnektir topluma. Halk dinin doğrusunu, dinin kendisini, hurafeleri, niyet ve maksatları hep din adamlarından öğrenir. Din adamlarının bu nedenle yaptıkları işin sevabı çok ama çok büyüktür.

Bunun tam tersi maalesef hüsrandır. Yani doğru bilgiyi halka ulaştırmamak, dinin bazı kesimlerini kasten atlamak, Allah’ın ayetlerini saklamak, zalimlere ve haksızlıklara karşı verilmesi gereken karşılıklar konusunda toplumu bilinçlendirmemek, iman ve ahlakı gerilere atarak sadece ibadeti ön plana çıkarmak, ibadeti toplumun anlamadığı dille yapmaya zorlamak gibi dine isyan girişimleri Allah korusun ateşle karşılık bulur.

Din adamlarının bu dünyada beklentileri yok denecek kadar az, ahiretteki beklentileri çok ama çok fazladır. Hepsi gönülden Rabbine ve Rabbinin cennetine kavuşmayı dilerler. Bu uğurda gözleri ne dünyayı görür, ne dünya malını. Mala, paraya, makama ve başkaca fani şeylere itibar etmezler. Aldıkları eğitim ve terbiye bunu gerektirir eğer riyakâr değillerse ve gerçek din adamları iseler.

Akıllı, hisli ve imanlı din adamları doğruluk ve adaletten asla ayrılmaz öleceklerini bilseler hakikati söyler ve toplumu bilgilendirirler.

“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”(Nisa 4/135)

Halk; Allah’ı, kaderi, Kur’an’ı, Peygamberimizi, Allah’ın istediği ve men ettiği şeyleri, mümin ile münafığın farkını, Müslüman ile olmayanı, müşrik ve kâfirleri, sahabeleri, ahlakı ve ahlaksızlığı hep onlardan öğrenir. Onlar doğrusunu bilir, öğretir ve uygularlar.

Onlar Kur’an kurslarında düzmece Arapça kursu değil Kur’an’ın maksat, fazilet, mana ve mahiyetini açıklarlar özellikle, namaz kurslarında çocuklara her şeyden önce Yüce Allah’ı, meleklerini, dini, Kur’an’ı ve Peygamberimizi sevdirirler. Din adamları her toplantı ve istişarede bu dünyanın fani ahiretin baki olduğunu ama bu dünyada yapılacak her şeyin karşılığını öbür yaşamda bulacağını anlatırlar. Anlatmalılar.

Din adamı siyasetten, maddi ilişkilerden, haksız kazançlardan, yasa dışı şeylerden uzak durur, durmalıdır. Zalimle, gayri müslimle, imansızla, kâfir ve münafıkla neden mücadele etmek gerektiğini, nasıl ve ne şekilde mücadele edileceğini anlatır, öğretirler. Hırsıza, hak yiyene, ehliyetsize, gasp ve zulüm edene boyun eğmemeyi öğretirler halka.

Din adamları kelime değiştirmeden, müteşabih ayetler arkasına saklanmadan, siyaset yapmadan, çıkar göz etmeden sadece Allah’a ibadeti emreder ve sadece adaletten yana olurlar. Bunu yapmazlarsa zaten imandan sonra küfre dönmüş olurlar ki yerleri o zaman kâfirlerden de aşağı olur.

Din adamı dini en doğru bilen ve ilmini yapmış bir bilirkişi olarak din adına ne varsa her konuda; hakikati söylemez, gerçeği gizler, batılı savunur, zulme karşı susar, adaletten sapar, hak yer, maddi menfaat ve çıkar uğruna Allah’ın ayetlerini saklar veya değiştirirse kâfirlerden kâfir, zalimlerden zalim, münafıklardan münafık olur.

Din adamı olanca güzelliği ve şansıyla bu dünyada geçimini sağlarken ahiretini kazanır. Hem ibadetini noksansız yapabildiği için hem cemaati bilgilendirip öğrettiği için samimi ve dürüst olduğu sürece inşallah cennetini kazanır.

Çünkü cemaat çocuğunun ismini kulağına din adamı okusun ister, çocuğunun ilk ezanı o din adamından duymasını ister, namazını onun arkasında “…uydum” niyetiyle kılar, onu dini yol gösterici kabul eder, cemaatin ezanını, selasını din adamı okur, cenaze namazını o kıldırır, toprağa o defneder.

Din adamı herkesin sırdaşı, yareni, danışmanı, yardımcısı, güvenilir sadık dostudur. Din adamı cemaatin doğru din bilgileriyle donanmış örneğidir. İman, ibadet ve ahlak örneğidir. Harama yanaşmaz, helalden şaşmaz, ırza mahreme yan bakmaz, hak yemez, devlet ve kişi malına el uzatmaz… Onun yapacağı yanlış sadece kendisini değil kendisine uyan tüm Müslümanları da ilgilendirir. Yani günahı tek değil binlerce kattır. Çünkü o dini örnek ve danışman olarak halkı yanlış bilgilendirdiyse açtığı o yanlış ve haksız çığırdan gidildikçe o din adamının günah defteri hiç kapanmaz.

Din adamı bu nedenle bıçak sırtındadır. Yaptığı, okuduğu, söylediği her şey ona cennetin kapılarını ardına kadar açarken kasten veya bilerek yanlış, haksız, adaletsiz şeyleri emrettiği zaman cehennem ateşinin tam ortasına hak kazanır.

Bu uğurda sessiz kalmak ta kendisini kurtarmaz.

Çünkü haksızlık ve zulme karşı el ile, dil ile yetmezse gönülden karşı koymak imanın gereğidir.

Susarsa, karşı koymazsa, yakınmazsa imanı zayıf demektir ki bu din adamı ile asla bağdaşmaz.

Susmak, bilmemek, duymamazlıktan gelmek mazeret ve hal tarzı değildir. Allah ayetlerinin bilinmesini, uygulanmasını ve değiştirilmemesini ister. Bu işin ilmini yapmış insanlar bilmezden, duymazdan gelemez. Haksızlığa, zulme, yanlışa karşı da susarlarsa zaten o hak yiyenlerle aynı tarafta olmuş olurlar.

Din adamlarının asıl görevleri; halkı anlamadıkları dille sure, tesbihat ve salavat ezberletmeye yöneltmek değil, Allah kelamı Kur’an ayetlerini anlamayı, Allah’ı ve İslam’ı tanımayı ve anlamayı, Peygamberi sevmeyi ve aklı kullanarak doğruyu, adaleti ve hakkı bulmayı öğretmektir.

“Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adaletle şâhitlik ettiler. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Al-i İmran 3/18)

Din adamının görevi; şeytan evliyalarının şeytani tuzaklarını deşifre etmek ve cemaati uyarmaktır.

Din adamının görevi; dindar ile dinciyi ayırt etmek ve göstermektir.

“Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir.” (Hac 22/52-54)

Özetle; Din adamı sadece Allah yolunda nefes alır, Allah yolunda ölür. Kaderinde, bahtında yazılı olan budur.

Hiçbir siyasi akım, hiçbir fani menfaat onu bu yoldan döndüremez. Dönerse, saklarsa, değiştirse, hakkı batıla değişirse imandan sonra küfre dönmüş olur ki cehennemde yeri münafıklarla beraber kâfirlerden de aşağıdadır.

Din adamı taraf tutacaksa sadece Allah tarafını tutar, bekleyecekse Allah’tan bekler, sığınacaksa sadece Allah’a sığınır.

Din adamı sadece Allah’a kulluk eder!

Din adamı; Allah’tan başka kimseden korkmaz ki emanet canını sahibine iade edeceği zaman melekler kendisine iyi davransın!

Bu yüzden din adamları dikkatli, samimi ve dürüst olmak zorundadır. Çünkü bu yolun sonu mis kokulu cennet bahçeleri veya cehennemin ölmeyi arzulatacak kadar heybetli ve kasvetli ateşidir.

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 16/90)

Son söz; din adamları cemaate dinin yalnızca camide yapılanlar olmadığını, Kur’an’ın okunması, anlaşılması ve yaşam tarzı olarak benimsenmesi gerektiğini, kuldan beklenen her şeyin şirk olduğunu anlatması, anlatabilmesi lazımdır. Ve din damları Milletimizin bekasını sağlayan, ulusumuzu esaretten, İslam’ı rezil rüsva olmaktan kurtaran ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını minnet ve dua ile korkmadan anabilmeli, onların ruhlarına dua edebilmelidir. Din adamları mesleklerini para karşılığı yaptıkları için ne kadar sevap kazanacaklardır bilinmez fakat maddiyatın değil maneviyatın önemini tüm cemaate mutlaka anlatmalıdırlar.  Nihayet; dünyanın ahiret tarlası ve geçici bir oyun olduğunu tüm iman edenlere belletmeleri gerekir. 

…Sana gelen bu ilimden sonra eğer sen onların heva ve heveslerine uyarsan, Allah tarafından senin için ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu. (Ra’d 13/37)

Din adamlarının asıl görevleri

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir