Anasayfa / ALLAH (cc) / Din Allah’ındır
imanilmihali.com
Din Allah’ındır

Din Allah’ındır

Din Allah’ındır. Çünkü din hayatın kendisi ve Kur’an’ın ayetleriyle dolu olandır ki ikisinin de sahibi Yüce Allah’tır. O, dinin de, din günü ahiretin de sahibi ve hesap sorucusudur.

“İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.” (Zümer 39/3)

Din Allah’ındır

Bazı akıllarda, Darü’l-İslam düşüncesi, şeriat özlemi, din devleti arzusu hatta İslam devleti veya imparatorluğu hayali hasıl oldu yeniden. Bu satırların yazılma maksadı da bundan başka birrşey değildir.

Öncelikle Darü’l-İslam ve Darü’l-harb (veya Darü’l-küfr) ne demektir ona bakalım.

Darü’l-İslam; müslümanların feth ettikleri veya ahalisi kendi isteğiyle müslüman olmuş olan yerdir. Darü’l-harb ise İslam hakimiyeti altına girmeyen yerdir. Ülkemiz, Allah’a bin şükür İslam’ı kendi rızasıyla seçmiş, halkın % 99’u Müslüman, anayasasında adı konmasa da dini İslam olan bir devlettir. Yani harb veya küfür vilayeti olarak anılamayacak bu topraklarda dinin varlığı, yaşanması ile ilgili teknik ve terminolojik bir sıkıntı yoktur. Ülkeyi tanımını bilmedikleri şeriatten uzak hissedenlerce darü’l harb tarifi içine almak isteyenlerin gayreti bölücü ve yıkıcı zihniyetten başka bir şey değildir.

Şeriat ise bazılarının sandığı gibi katı dini kuralların egemen olduğu despot bir dini rejim değil aksine Peygamberimizin tebliğ ettiği dinin, Peygamberimiz usulünce tatbiki ve yaşanması manasınadır ki her peygamberin şeriatı başka başkadır. Yani şeriat isteriz demekle maksat, laikleri öldürelim değil, dini Peygamberimiz usulünce yaşayalım demektir.

Din devleti arzusuna gelince, bu isteğin altında yatan mana, laik-sosyal-hukuk devletini ve özellikle cumhuriyeti yıkmak niyetidir ki modern zaman toplumlarına bakıldığında medeniyet, bilgi ve teknolojiden feragat edilmesi intihardır. Sözde günümüz dini devlet statüsündeki geri kalmış ülkelere bakıldığında ise görülen sofa ve yobazların borusunu öttürdüğü, yönetici kişilerin, Peygamberin asla arzu ve hayal etmediği zenginlikler içinde yüzmesi, halkın aç ve perişan halde yaşamasıdır ki bu akıllı bir insanın zaten arzulayacağı bir şey değildir.

İslam imparatorluğu hayali ise sözde İslam’la yönetilen ülkelerin tek bayrak altında toplanması ve bu devletin tüm ortadoğuyu kapsamasıdır ki daha en küçük konularda anlaşamayan, din düşmanlarına karşı birleşemeyen, mezhep savaşlarına düşmüş, diğer mezhebe tabi devletleri düşman gören ülkelerin aynı çanaktan yemek yemesi ütopyadır.
Kısaca özetledikten sonra temel kuralları hatırlatalım.

“Dinde zorlama yoktur. Allah imanı dilediğine verir. Allah insanları ümmetler halinde farklı farklı yaratmıştır. Dini yaşamak kişiseldir yani İslam’da Allah ile kul arasında aracı yoktur. Kur’an ve dinin hükümleri pekala laik ve sosyal hukuk devletlerinde de istendiğinde uygulanabilir.”

Bahsi açacak olursak, tüm insanlar hoşnut olmadığı ülkeyi terk edip hayal ve arzu ettiği ülkelere göç-hicret etmekte serbesttir. İnsanlar dinin gereğini bireysel veya ailevi manada icra etmekte sonuna kadar hürdür. Ülke vatandaşlarının çoğunluğu Müslüman olduğu için de ezan sesleri Allah’a şükür kulaklardan eksik olmaz.

Öte yandan yurt dışını bilmeyenler ve yaşananları görme fırsatı bulamayanlar için Mehmet Akif Ersoy’un şu sözünü hatırlatalım;

“…Mısır’da 11 yıl kaldım fakat 11 saat daha kalsaydım artık çıldırırdım. Sana halisane bir fikrimi söyleyeyim mi? İnsanlık da Türkiye’de, milliyetçilik de Türkiye’de, müslümanlık da Türkiye’de, hürriyetçilik de Türkiye’de. Eğer varsa, Allah benim ömrümden alıp Mustafa Kemâl’e versin.”

Yani bu yüce kalem ve değerli din alimi bile bu kanıya vardığına göre diğer devletlerin İslam’ı hür ve tam yaşadığını sakın kimse düşünmesin.

Gelelim islami terör ve islamofobi bağlantısına. Tek bir soru konuyu anlatmaya yeter de artar bile; Bu kadar terör olayı yaşanırken neden bir tek İsrail askeri ölmüyor veya neden Ortadoğu’da binlerce mermi patlıyorken ölenler hep Müslüman oluyor? Hristiyan ve Yahudilik geri ve eski din iken biz onlardan neden korkmuyoruz da onlar İslam’dan öcü gibi korkuyor?

Sebep şudur ki islami teröre alet olanlar kandırılmışlardır, askeri ölmeyen uluslar ise terörü bizzat maddi ve siyasi olarak destekleyenlerdir.

Çünkü Allah’ın dini İslam şunu emreder; Tüm mü’minler kardeştir. Mezhep, tarikat, hizip, meşreb ayrımı dinin ayrımı değil leziz tadına varmak için ve daha derin manalara ulaşmak için aracı yorumlardır. Kafirler ve müşrikler ise farklı ümmetler halinde yaşama hakkı olan ancak Müslümanlara yasak edilmiş topluluklardır.

Şimdi yine sahneye dönersek İslam devletlerine ve halkı Müslüman olan ülkelere bakalım. Hangisi batı devletleri ile arasına perde çekebilir? Hangisi diğer islam devletini canından aziz bilebilir? hangileri birleşip te yılanın başını ezmeye teşebbüs edebilir? Hangileri Mescid-i Aks’da zulümler peşpeşe gelirken direnebilir? Hangisi dünyaya İslam’ı tanıtmak ve sevdirmek için kolkola hareket edebilir?

Bu soruların cevabı ilk paragraftaki hayalin manasızlığının da cevabıdır.

Şöyle düşünelim; bizi laik-sosyal-hukuk devleti olarak münferit yaşarken İslam’ı kanunlara egemen olmaktan alıkoyan nedir? Cevap: hiçbirşey.

O halde şu aşağıdakileri hayata ve anayasaya egemen kılalım bakalım ne olacak?

* Tüm insanlar eşittir, hürdür, temel hak ve hürriyetleri engellenemez.

* Din samimiyet ve rıza ile kabullenilecek birşeydir, zorlama yapılamaz.

* Kur’an’ın günah ve haramlarını engelleyici en azından yasaklayıcı maddeleri anayasaya koymak çok kolaydır.

* Kur’an’ın desteklediği ve emrettiği güzellikleri anayasaya koymak ve bunları teşvik etmek te kolaydır.

*Kur’an’da şiddetle yasaklanan; eşcinsellik, zina, muta nikahı, şarap, rüşvet, kamu malı talanı, hırsızlık, adam kayırma, liyakatsiz olana işi teslim etme, haksızlığa destek olma, adaletsizliği teşvik en azından adaleti geciktirmek, ibadeti gösteriş ve riya vasıtası yapma, zulmetme, gasp etme, eziyet etme, adil olmayan gelir dağılımı, işsizlik, münafıklık ve din ticareti, iş bulma yerine dilenci sadakasına alıştırma, tembellik, devlet eliyle kumar ve at yarışları, bankalar eliyle tefeciliğin daniskası, düşük maaşlar, medyaya baskı ve sansürler… gibi pislik şeyleri yasal olarak yok etmek hiçte zor değildir.

* Küçük çocuklara tecavüz, organ çalma, kadına şiddet, aile içi şiddet, yetim malına riayetsizlik, miras hukukuna riayetsizlik, yalan şahitlik gibi alçaklıkları yasal olarak uygulamak gayet kolaydır.

*Kur’an’ın kısasa kısas hükmünü icra etmek, Müslüman ülkeye savaş açmamak, tüm mü’minleri kardeş bilmek uygulanabilecek şeylerdir.

Uzatmayalım. Bu yıldızlı maddelerin yarısı yapılsa memleket huzur ve gönüller teselli bulur. Yapılamıyorsa nedeni İslamın yaşanaması değil İslam’ı benimsemeyenlerin yönetimlerde bulunması veya kararlı vaziyette Kur’an düzen ve ahlakını hayata yansıtmakta tereddüt etmeleridir.

Batı ve tüm dünya İslam’ın egemen olmasını, Müslüman devletlerin güçlenip hele bir olmasını asla arzu etmez. Dünya İslam devletleri elindeki petrol gibi enerji kaynaklarının peşindedir. Batı ezelden bu yana haçlı zihniyeti mantığını kaybetmemiş ve hep diri tutmuştur.

Bu yüzden dünya Suriyeli muhacirlere ev sahipliği yapmaktan tiksinir haldedir.

Bu yüzden tüm dünya İslam ile terörü aynı cümlede kullanmaya heveslidir.

Durum böyleyken de kandırılmışlar yazık ki hep İslam ülkeleri vatandaşlarından çıkmaktadır. Ve yine halkın bir kısmı bilerek veya bilmeyerek bu şer odaklarını saklamak, desteklemek meyilindedir. Çünkü bu destekleyenlerin dini akidesi yazık ki çok zayıftır.

Dini akide, dini anladığı dille, başkasından değil Allah’tan yani Allah kelamı Kur’an’dan öğrenmekle mümkündür.

Daha fatiha suresinin mealini bilmeyen bir toplumun ileri gitmesi ve dini hayata egemen kılması zaten mümkün değildir. Çektiği tesbihin kelimelerini bilmeyen bir insanın İslam kardeşliğine katkısı çöp kadar bile olamaz. Dini Arapçaya gömmüş, ayetleri Arapçaya havale etmiş, Kur’an’ı değil Arapçayı kutsal gören zihniyet İslam’a katkı değil zarar verir.

Dolayısıyla Müslüman halk uzun yılların birikimi ve Müslüman olmayan ülkelerin yıllar süren hain tuzakları ile cahil, zayıf bırakılmış, Kur’an’ı anlamaz hale gelmiş, dincilerin icat ettiği insani dine tabi olmuştur. Bu yaşanan din İslam değildir. İslam Kur’an’daki, Asr-ı Saadetteki dindir. Yani uydurulan değil vahyedilen dindir.

İslam’ın doğru manada ve hürce yaşanmasına engel yoktur. Lakin bunun için kişilerin kalplerindeki mühürlerin kalkması ve sadece Kur’an’ın dine kaynak teşkil etmesi gerekir.

Tehlikelerden birisi de şudur ki dini dinamitleyen asıl budur; insanlar isteyerek veya istemeden Peygamberimizin söz ve davranışlarını kutsallaştırır ve şekli taklide meylederken şu önemli gerçeği göz ardı etmektedir. O mübarek ve muazzez insanın din aleyhine, Kur’an itilafına bir şey söylemesi ve yapması mümkün müdür? Hayır! O rahmet peygamberinin eşitlik, hürriyet, kardeşlik gibi temel değer ve kavramlar aleyhine davranması mümkün müdür? Hayır! O insanın örnek ahlakını değil de saç ve sakalını taklid edenleri sevmesi mümkün müdür? Hayır! O peygamberin, kulların aşırı yüceltmeleri ile adeta ilah vaziyetine sokulmasına razı gelmesi mümkün müdür? Hayır? O peygamberin, Allah’ın razı olmadığı kullar için şefaat etmesi mümkün müdür? hayır! O peygamber, nihayetinde bir insan mıdır ve tek sahibimiz Allah’mıdır? Evet!

Din Allah’ındır. Din Kur’an’dır. İbadet ve ahlak öncesi sahip olunması gereken şey; İMAN’dır.

İman, Allah’a ve sistemine teslimiyet, buna inanmak ve hayata yansıtmaktır. İman, kalp ile tasdik, dil ile ikrardır.

İman, imansızlıklara karşı savaş açmak, cahilliğe direnmek, hak yoldan ayrılmamaktır.

Kulun önünde Kur’an, kalbinde iman olduktan sonra mekanın ve zamanın ne önemi vardır?

Hz. İbrahim Peygamber Arapça mı konuşuyordu ki Arapça kutsal olsun? Allah’ın diğer peygamberleri Arap toplumuna tabi miydi ki Araplar kutsal olsun? Hayır!

İslam ferden, Kur’an’a göre ve aklederek yaşandığı sürece tüm yurtlar cennet, tüm bedenler cennetvari olur.

O halde dini devlet veya dini benimseyen laik devlet bu inançla şunları yapmalıdır;

Zina, hırsızlık, kamu malı talanı, taciz, tecavüz, rüşvet, kumar, tefecilik, haksızlık, eziyet, zulüm, kadına ve çocuğa şiddet, adaletsizlik, baskı ve şantaj, mafyalaşma, usulsüz ihale alma, haksız kazanç sağlayan her türlü girişim, eşitsizlik, dengesiz maaş sistemi… değişmeli ve Kur’an’ın hükümleri egemen olmalıdır. Bu ve yukarıda maddelenenler yapıldığı anda devletin nüfus cüzdanında yazan haneye İslam yazılmasına da gerek yoktur.

ÇÜNKÜ ALLAH NÜFUS CÜZDANINA DEĞİL KALPLERDEKİ İMANA VE SALİH AMELLERE BAKAR!

Kişinin veya devletin dini ne olursa olsun yaşam şekli kendisine aittir. Birey veya devlet bunu uygulayabiliyorsa ne ala? Yok uygulayamıyorsa bunu zorla ve kimlik değiştirerek yapmak ve yaptırmak mümkün değildir.

Zamanımızın İslam devletlerinin en büyük sorunu din veya kimlik değil, İMAN sorunudur.

Batı küfür içinde yaşasa da kendisine göre bir imana sahip ve hak olana saygılıdır. İslam devletleri ise ne hak olana ve Hakk’a saygılı değildir. Puta tapar gibi paraya tapan İslam ümmetleri, kişileri ilah edinmekte yarışırken, kişisel arzu ve hevesleri için tüm dünyayı fed edebilecek haldedir.

Şirk, İslam devletleri üzerinde gezen kara bulutlardır ve yazık ki şeriat isteriz diye bağırıp duranların çoğu şirkin manasına temas edemeyenlerden müteşekkildir. Tevhid yolcuları İblisin ahdinden habersiz yaşıyorken ıslah olamaz. Cennet yolcuları, cehenneme götüren yolları bilmeden refaha eremez. Bu sırat-ı müstakim yolunu öğreten ise Allah’tır ve kitabıdır.

Mü’min önce kendisini düzeltendir.

Kendisi acz içineyken başkalarını düzeltmeye çalışan, devleti şekillendirmeye özenenlere tamah etmemek lazım gelendir.

Bütün yeryüzü Allah’ın, doğu da batı da Allah’ındır.

Din devleti, İslam toprağı, kutsal topraklar gibi deyimler yerine kul Kur’an gölgesinde yaşamayı hedeflemelidir.

Kul, dinini en hür yaşayan Müslümanların batı devletlerinde yaşadığını da artık görmelidir. En azından bu insanlar riya ve gösterişten uzak, şirkten nispeten muaf haldedir ki camiler oralarda siyaset arenası olmaktan uzaktır.

Netice olarak kul kendisine bakmalı ve Kur’ani imanla donanmaya gayret etmelidir. Nefsi temizleyen ve insanları sayısız ümmet halinde yaratan, imanı dilediğine veren O’dur. O dileseydi herkes iman ederdi, her yer cennet olurdu, her devlet adil ve şeffaf olurdu.

Lakin dünya bir sınavdır ve her kul İslam imparatorluğu, İslam devleti hayallerinden önce kendi vebalini temizlemeye gayret etmelidir. Çünkü ahirette herkes kendi yaptığından sorumlu olacak ve kimse kimsenin günahını üstlenemeyecek, Allah dilemedikçe kimse kimseye şefaat edemeyecektir.

Din Allah’ın, yeryüzü Allah’ın, doğu da batı da Allah’ındır.

O halde, haramlardan sıyrılıp helallere yönelen, günahları terk edip sevaplara meyleden, şirki reddedip Tevhidi arzulayanlar…kurtuluşa erenlerdir. Ve bunun için yerin, zamanın, dilin, cinsiyetin, ten renginin hiçbir önemi yoktur.

Din Allah’ındır

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

1 yorum

  1. Avatar

    Dogru sözler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir