Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Din en yüce erdirici kıymettir
imanilmihali.com
Din en yüce erdirici kıymettir

Din en yüce erdirici kıymettir

Din en yüce erdirici kıymettir

Din, ahireti güzelleştiren, dünyayı yaşanır kılan, kalbe huzur veren, doğru ve güzeli egemen kılmayı nasip eden, aklı ve vahyi birleştirerek insana verilen meziyet ve kabiliyetleri hayata yansıttıran, ahde vefayı olası kılan, ruhu yücelten, Allah’ı bulabilmeyi mümkün kılan bir ulvi araçtır, erdirici ilahi yardımdır.

Din en ateist iddiasında olanların dahi ortak paydasıdır ki herkes yaratılmıştır ve din yaşamın ta kendisidir. O halde dinsiz kimse olamaz. Ve Din bu dünyada ele geçirilecek, meyveleri bu dünyada toplanacak bir amaç değildir.

İnsanlar dindar olmak, dini öğrenmek zorundadır bu sayede din kulu aşağılardan alıp semalara, pisliklerden temizliklere, çirkinliklerden güzelliklere taşır. Lakin din hedef değil hedefe götürendir. Din, kitabı ve Peygamberiyle, yaşam denen süreçte kulun bu dünyada yaşayacağı ömrün önceden ve ilahi olarak belirlenmiş kurallarıdır.

Fıtrat’ın gayesi; insan denen şerefli varlığı Allah yolunda cennetlere varis kılmaktır ve dinin tüm gayreti bu gayeye uygun olarak, kullara Allah rızasına mazhar olacak şekilde bu yaşamı tamamlamayı öğretmek, öğütlemektir. Hedefi tanıtan, sevdiren, kalbe doğurtan dindir. Din, yaşamın kendisidir. Fıtratın gayesine ulaşmak, dinin işaret ettiği imanla, tevekkülle, ahlakla, ibadet ve amelle, kalp cihatlarıyla, kalplerdeki ilahi pınarlarla mümkündür. Din bu pınarları kaynatan, kurutmayandır. Lakin hedef bu dünyada ele geçirilemez. Din, fıtrat gayesinin nasıl’ını anlatandır.

Din tamamı öğrenilse dahi kula yetmeyendir. Çünkü öğrenilen ve görülen her şey dinin sadece yarısıdır. Gayba ve vahye ait diğer yarısı asla görülemeyecek ve ele geçirilemeyecek olandır. Ancak ahirette ve ecelle görülebilecek asli hakikati bu dünyada bulamayacağımıza göre de din asla tamam olmaz. Dahası amel var ama hesap henüz yoktur.

Din bu nedenle aslen ahiretle alakalı, sonsuz hayata endeksli başı ve sonu çok uzaklara giden bir konudur. Kulun ömrünü çokca aşar ve bu dünyayı güzelleştirmek emeli dinin içinde olsa da dinin asıl uğraşı sonsuz hayattaki akibeti belirlemek içindir.

Allah katında muteber tek din İslam’dır lakin orada salih amel işleme, ahlaklı olma, ibadet etme, iman etme diye bir sorun olmayacaktır. Çünkü herkes hakikati gözleriyle görecek ve en katı inkarcılar dahi iman etmek zorunda kalacaktır. Artık orada din değil hesap vardır. Orada ahlaksızlıkta zirve yapanlar düzelme zorunda kalacak, ameller ister istemez güzelleşecek, ibadetler noksansızlaşacaktır.

Din işte orada, o anda akibetleri güzelleştirmek için Allah’ın lutfettiği bu dünyadaki doğru yaşam tarzının adıdır. Din o akibetlerin kötü ve güzel olanını tanıtan, güzeli öğütleyen, çirkini lanetlerken çirkine giden yolları tıkamayandır.

Din herkesin kendi elleriyle yazdığı kaderleri güzelleştirmek için imanı, ahlakı, ibadet ve salih ameli tavsiye eden, şeytanlardan uzak durmayı emredendir.

Din, Sırat-ı Mustakim’dir, Allah’a giden doğru yoldur. 

Din, müslümanları soymak ve kullanmak için amaç değil, kulları Allah’ın hoşnutluğuna taşımayı gaye edinen araçtır.

Din amaç olursa

Din amaç edinilirse ortaya vahim bir hal çıkar ki kim daha iyi müslüman kavgası derhal başlar. Dahası daha dindar iddiasında olanlar efelik taslamaya, din adına hüküm vermeye, dini menfaat uğruna kullanmaya başlar. Din hayatı güzelleştirmekte aciz kalır, kibirlenmiş haldeki insanın kalbine temas edemez, merhamet ortadan kalkar, bilim inkar olunur, eşitlik yok olur, hürriyetler bazılarının ellerine verilir, kişilikleri silinir tek bir kişilikte sayısız kişilik temsil edilir hale gelir. tarikatlerin bugünkü hali buna çok güzel örnektir.

Tarikate üye olmak ve ilerlemek dine vukufiyet olarak algılandığında, yükselenlerin din adına tahakkümü arttığında neler yaşandığı görülmüş örneklerdir ki din gaye olursa o şeyhlerin, şıhların oralarını (!) kadınlara öptürerek bereket dağıtmaları normal sonuç olur.

Din amaç edinilirse denetleme ve hesaba çekme makamı yerine geçilmiş, hükmün asıl sahibi devre dışı bırakılmış olur. Yüce Allah’ın mülküne (hükümdarlığına) tecavüz demek olan bu hal ise inkarın yücesidir.

Din amaç edinilirse başlar ahiretten bu dünyaya döner ve kurallar yeniden yazılır, hesap verme buradakilere ve buranın şartlarına göre olur. Ölüm korkusu ahiret korkusunun yerini alır, sevgiler sekslere, leziz içecekler şaraba, hurafeler gerçeğe dönüşüverir. Riya ve gösteriş zirve yapar.

Din amaç olursa özgürlükler sıfırlanır, hür iradeler fıtrata aykırı olarak rafa kaldırılır, kalplerdeki gönül tahtalarında Allah’tan başka isimlere de yer verilir.

Din amaç olarak tanımlanırsa aslında kalpten doğmayan yakarışlar bedenleri kaplar ve yaşam dinin tahakküm mevkinde oturma yarışına döner. Bu halde hükümler beşerileşir, din hiyerarşik yapıya geçer, ilahlık iddiaları baş gösterir, Kur’an’dan nasipsiz kullar bunlara tabi olur ve hata sistemleşir.

Para putu, ibadeti gölgesine alır, dünya süsleri gaye olur, şekilci İslam sokakları doldurur. Hurafe ve rivayetler her yerden bitmeye başlar.

Dini amaç edinerek sömürenler, kulların sadece parasını almakla kalmaz, imanlarını da alır götürür ve karanlık akibetlere mahkum eder. Bu halde erdirici olan din bitirici oluverir.

Din amaç edinilirse, artık İlah sadece Yüce Allah olmakla kalmaz, yanına sayısız ilah ekleniverir. Bunun adı ise katıksız şirktir.

Din amaç olursa şekilcilik kazanmış demektir.

Din araç olarak kalırsa

Ahireti getirecek güzellikler hayata egemen olur, ahlak yücelir, doğruluk kazanır, riya tükenir, şeytan tek başına mahzunlaşır, huzur, barış ve esenlik dünyayı sarar, Allah’ın Kur’an, kainat ve bedendeki ayetleri görünür olur, fıtrat ve misak kazanır, evlerdeki çelik kapılar sökülür, kilitsiz kapılarla yer değiştirir.

Din araç kalırsa kullar hesap vereceklerini bilerek yaşar, Allah’ın rızasını kaybetmekten ve ateşlere mahkum olmaktan korkar, Allah’ın şefaatine mazhar olabilmek için hayra hizmet eder ve şerre kilit olur, Sırat-ı Mustakim üzere kalmaya gayret eder, yeşile, tabiata, canlılara zarar vermez, ağaç kesmez, orman yakmaz, kedilerin kuyruklarını eğlence (!) olsun diye kesmez.

Din araç olursa vahye muhatap Peygamberler değer kazanır, kutsal Kitaplar baş tacı edilir, vahiy anlaşılmaya çalışılır, doğru ve yanlışlar vahye dayandırılır, akıl ve Kur’an’la süzgeçten geçirilir.

Din araç olursa yağmurun hikmeti, suyun kıymeti, rüzgarın görevi, arının vahyi anlaşılır olur.

Din araç olursa din adına kimse külhanbeyliği yapamaz, tartışma üstü tek kitap Kur’an, tartışma üstü tek kişi Hz. Muhammed (sav) olarak kalır. Mişnalar, hurafeler, rivayetler dinleştirilemez, uydurma hadisler yoluyla dine yalan söyletenlerin foyası meydana çıkar.

Din araç olursa Allah’ın sınırlarına, emir ve yasaklarına riayette yarışlar edilir, helallere hücumlar, haramdan kaçışlar yaşanır, zenginlik yarışları, infak yarışlarına döner.

Şeytan işi pisliklerin unutulduğu, riya ve gösterişin terk edildiği, huşu, samimiyet ve muhabbetin gaye edinildiği bu durumda secdeler miraç, dualar inşallah kabul olunur.

Özetle

Din en yüce erdirici kıymettir. Amaç değil araçtır.

Amaç edinilen din ise erdirici değil bitiricidir.

Din amaç değil araçtır ki kulu ulaştırmak istediği nokta ahiretteki selamet ve esenliklerdir. Bunun en yücesi ve tek yolu ise Allah rızasına mazhar olabilmektir.

Amaç edinilen din kulu hesaptan ve kendisini hesaba çekmekten yoksun bırakır, büyüklenmesine yol açar, bir zaman sonra kibirle büyüklenmeye ve ezmeye sevk eder, beşerileşir.

Araç olarak ahirete götüren din ise kula dünyanın sınav olduğunu hatırlatır, Allah hoşnutluğunu gaye edindirir, kalp kırmaya korkan bir insanlık yaratır.

O halde güzel akibetler için dine tabi olmakla, dini amaç edinip beşeri galibiyetlere imza atmak farklı şeylerdir.

Doğrusu ve Kur’an’ın işaret ettiği elbette araç yapmaktır ki ahirette anladığımız anlamda din olmayacaktır çünkü herkes gördüğü hakikate iman edecek, din iman ettirmeye çalışmayacak ve gereği ortadan kalkacaktır.

Lakin o ana dek din hayatın vazgeçilmezidir, yardımcısı ve yol gösterenidir.

Din, beşeri telaş ve galibiyetlere mahkum edilemeyecek kadar yücedir, evvele ve ahire hitap edendir, Allah’ındır, bakidir, doğru olandır, erdirici güçtür.

Dini tekele almak, biliyorum sanmak, olanla yetinmek, kendi dinini yaratmak, din adına hüküm koymak ise dini amaç edinenlerin en büyük yanılgısıdır. Çünkü din yaşanılan müddetçe asla tamam olmayacaktır. Hatasız müslüman olmak, mutlak iman ve eksiksiz ibadet, ahlak ve ameldir ki niyetler de buna dahildir. Günahsızlık demek olan bu hal ancak meleklere mahsustur.

Dini amaç etmenin asıl gayesi din sırtından para kazanmaktır ki lanetlik bu hal, din sektörüne sebeptir ve Kur’an tüm zulümlere savaş açmış haldedir.

İnsan denen varlık günahsız değil, günah işlediğinde af dileyendir.

Beşerler düşe kalka, günah işleyip tevbe ederek, dua ve tevekkül ile af dileyenler, ecele dek nefes alıp verenlerdir. Beşerler için tam dinde kusursuzluk diye bir şey olmaz, olmayacaktır. Dinin amaçlarına hizmet edip, dinin götürmek istediği yolun sonuna erenler olabilecektir ki, şehitler, sıddıklar, Peygamberler öyledir, lakin bu herkese nasip olan bir şey değildir.

İslam ile iman ayrı şeylerdir ki dini tamam saymak imanı da tam veya yeter bulmaktır ki büyük gaflettir. Çünkü imanı veren ve bilen sadece Allah’tır. Amel ve ahlak da asla tam ve doğru olamayacağı için dini amaç edinmek felsefi olarak da yanlıştır.

Dini amaç edinerek, paraya esir edenlerin yatacak yeri yoktur. Dini amaç edinip, din sırtından servetler yığanlar ise inşallah cehenneme direk olacaklardır.

Dini araç görüp, dinin gösterdiği güzel yollardan ahiretin tatlı akibetlerine ulaşmak için çalışanlar ise inşallah Allah’ın rahmetine sığınıp cennetlere ulaşacak olanlardır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− 1 = 1