Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Din sektörü
imanilmihali.com
Din sektörü

Din sektörü

Din sektörü

Sektör, aynı işi yapan meslek gruplarının genel adıdır ve aslen ekonomi yani ticaretle alakalıdır. Ticaretle alakalı olduğu içinde getirisi vardır yani menfaat ve kar maksadı sektörün tamamına hakimdir. Bu gelir ile servetler artırılır, çalışanların maaşı ödenir, reklam ve vergiler verilir. Üretilen hizmet veya mal ise yurda veya diğer ülkelere satılır, gelen para ile yeni üretimler yapılır ve sistem bu şekilde devam eder.

Sektörde çalışanlar denilince mesela reklam sektörü ile anlaşılacak olan, reklam yapan, satan, çeken, reklamcı yüzleri yetiştiren, reklamlarda oynayan, ışıkçılık yapan, seslendiren, reklam anketleri yapan vs. dahil herkes anlaşılır.

Genel, yasal, mali yasa ve yaptırımlara ilaveten her sektörün kendi içerisind ebelli kuralları vardır ki bunlar çoğu zaman bir yerde yazmaz. Sektör içindekiler bu yazılı olmayan kurallara göre ahlaklı, disiplinli olmalı, rekabeti haksızlaştırmamalı, sektöre zarar verecek şeyler yapmamalıdır.

Din ise maneviyata hitap etmekle para ile irtibatı yoktur olmamalıdır. Dinin parayla tek ilişkisi kazanılan paranın helal olması, uygun maksatlar için harcanması, lüks ve israfa alet edilmemesi ve kazanılan paraların içinde olan ve muhtaçlara ait olan hakkın sahiplerine iade edilmesi yani infak edilmesidir.

Din, para getiren bir sektör asla değildir olmamalıdır ama maalesef öyledir. Sektörleşen dini bu hale getirenler ise önce din adamları ve sonra dini menfaatleri uğruna kullanmaya çalışan dinin içindeki veya dışındaki iki yüzlülerdir.

Dini hizmetlerin hiçbirisi, memur olan din adamlarının aldıkları maaş hariç, hak ve helal değildir. Dahası hediye adı altında resmen istenen para, o işten hasıl olan sevabı alıp götürdüğü gibi hediye adı altında para veremeyecek garibanları o hizmetten mahrum bırakır. Bu uygulama ise din sektörünün en az zararlı yanıdır lakin çok geniş bir alana hitap ettiği için asla gözardı edilmemelidir.

Dini sektörleştiren ve bu sayede paralar vuranların hamleleri çok daha sinsi, acımasız ve yüksek karlıdır. Paraya ulaşmak için dini sektör haline getirenler de zaten bunlardır.

Evvela dinde zenginleşmek yasak değildir söylentisi çıkararak servetlerini mübahlaştırmaya çalışır, sonra hak ve helal sorgulaması yapmadan, vergileri zekat kabul ederek ama vergi kaçırarak, (aile bireylerinin her birine kara mersedesler, yazlıklar, uçaklar vs. alıp bunların şirket adına fatura etmek suretiyle) hem lüks içinde yaşar hem vergi kaçırır hem de vermesi gereken vergiden çok daha az verdiği halde vergi sıralamasına girerek )çünkü kazançları devasadır) zekatta ileri gidenler gibi hava atarlar.

Dini sektörleştirenler, dini getiri aracı yapmak için araç olmaktan çıkarıp amaç haline sokarlar ki bu sayede kendileri daha iyi dindar ve alttakiler daha az dindar olur. Yani ne yapar eder kendilerini sakalla, tesbihle, sayısız kez hacca gitmekle, ağızlarından Allah adını düşürmeyerek, namazlarda, camilerde boy göstererek halk arasında önce müslüman sonra mü’min nihayet ulvi birer dindar olurlar ki halk artık onların günah işleyeceğine ihtimal dahi vermez.

Ürettikleri malların kalitesine, sağlıüğa uygunluğuna, kabul edilebilir kar durumuna, satış ve vergi rakamlarına bakmak kimsenin aklına gelmez. Halk bilakis o adama ait şirketin ürünlerine akın eder ve adam bu sayede daha çok kazanır.

Oyunun bir türü de helal gıda veya İslami kesim oyunudur ki sanki diğerleri kafirler eliyle ve şeytana adanarak kesilmiştir imajı yaratılır. Zavallı halk da helal uğruna haramdan kaçınmak için o ürüne gider ve alır.

Yardım ve iftar çadırlarında gösterişli açılışlar, dev bütçeli reklamlar, otobüslerle uzaklardan yolcu taşımalar hep bu din sektörü ustadlarının eseridir. Nitekim kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez ve harcadıkları paranın çok daha fazlasını kısa sürede geri kazanır ve tekelleşirler.

Himaye, teşvik, muaflık gibi sayısız korumaya sahip bu insanların ardında evvela siyasiler, sonra resmi kurumlar ve sonra da kendisi gibi riya ve dolandırıcılık peşinde olan iş adamları vardır ki onlar da din sektörünün diğer alanlarında faaliyet gösterirler.

O iş adamları hammaddeyi bundan, bu işlenmiş ürünü onlardan alır ve para bu sayede dışarıya kaçmaz. Dahası din sektörü temsilcileri halkı öyle kandırmıştır ki adlarında İslam kelimesi dahi kullanarak aldatır ve halkı kendi market zincirlerine, kendi mobilyalarına zorunlu bırakırlar. Sokak efsanesi veya gizli bir yapılanma gibi herkes bir süre sonra sektördeki adamın markasını arar ve aldanan halkın parası da bu sayede din sektörü içinde kalır.

Reklamlarında Allah, din, namaz, ezan, cami, bayrak gibi temaları arsızca kullanan, kandırmak için duyguları suistimal eden, paradan başka bir şey düşünmediği halde halkı aldatan, bozuk veya adi malı pahalı satan, kafirleri yerden yere vururken ithal hammadeler kullanmaktan çekinmeyen ama bunu gizleyen, içerisinde domuz yağı veya domuz bağırsağı veya renklendirici gibi ne olduğu belli olmayan ithal şeyleri kullanan ama bunu sır gibi saklayanlar İslami ve helal kelimeleri ardına saklanarak dincilik ederler.

Din sektörünün kendi içerisinde hiyerarşik yapısı vardır ki ağabeylerin, emmilerin, dayıların sözü daha muteberdir. Karşılıklı çıkarlar ve dengeler her halukarda korunur, vurgun birlikte yapılır ama aç gözlülük, ifşa ve iftira zinhar yasaktır. Kol kırılır yen içinde kalır.

Ülke ekonomisinin durumu bunlar için hiç önemli değildir. Onlar sadece kendi durumlarına bakarlar. Çoğu okumamış, başka meslekten gelmiş bu sektör insanları bilimsel açıklama yaparlarsa ifşa olurlar diye daha ziyade maneviyattan, duygulardan bahsedip acıtasyon yapar, inşallah temennileri ile süsledikleri konuşmalarında hem üstadlarını kızdırmamaya gayret eder hem de cahilliklerini saklarlar.

Din sektörü içindekiler muhakkak bir tarikata veya cemaate üyedir. Güçlerini de aslen buradan alırlar. O tarikata verdikleri yıllık bağışlar ile hem korunur, hem teşvik edilir hem de mallarının reklamını ve satışını yaparlar. O tarikat üyeleri de mutlaka o işaret edilen markadan alır ve kullanırlar.

Bunlar sık sık teşvik ve yardım alır, ihalelerde bir adım öne çıkartılır, kafir ülkelere yatırım yapsalar da halk onlara kızmaz, kızamaz, kızmayı düşünmez bile. Bahane hazırdır; aşkta ve savaşta herşey mübahtır. Bu kazanılan para yurt ekonomisine kazandırılacak böylece işçinin maaşı ödenebilecek, daha modern fabrğkalar yapılabilecektir!

Bu sektördekiler turistleri de çok severler. Yurt içine sattıkları fiyatın çok daha fazlasına onlara satar,bunu kazıklamak değil de ticari kurnazlık ve kabiliyet olarak reklam ederler. Oysa o turist bir daha ki sene başka bir ülkeye gider ve ülke kaybeder ama bir önceki sene pahalı satarak kazandıkları dev meblağlar o adamların kasasına girer.

Din sektörü içimdekiler sektör sahiplerine, himayecilerine, tarikat şeyhlerine veya kendilerinden üst olanlara yıllık bağış yapar, hediye verirler. Bu bedeli de vergiden düşerek yine halka ödetirler ama bir sonraki seneyi de bu sayede garantiye alırlar.

Ramazan ayı bunlar için bulunmaz nimettir.

Suistimale tamamen açık bu ay boyunca değişik camilerde namaz kılar, oruç tutmasa da (hepsi hastadır ve ilaç kullandığı için tutamamaktadır) tutar görünür veya mazereti vardır, iftar çadırları kurar, dini sohbetlere katılırlar. Bu eziyete dayanamayanlar (!) ise tesadüfe bakın ki yurt dışında bir ay boyunca ticari anlaşmalar için ülkeler gezerler ki tamamı Müslüman olmayan ülkelerdir hatta deniz kıyısı tropikal ülkelerdir.

İslam ülkelerine ise din sektöründekilerin özel ilgisi vardır ki yağlı kapı asıl oralardır. O ülkelerin krallarınca özellikle müslüman iş adamı görüntüleriyle daima diğerlerinden (!) bir adım öndedirler ve o ülkelere yapılan resmi gezilerde de o iş adamları hep heyettedir.

Din sektöründeki iş adamları fakirlere oyuncak, terlik ve bebek almayı çok severler. Dahası zaman zaman tekerlekli sandalye alıp dağıtır, defter ve kitap kolileri alır gönderir, her defasında da binlerce fotoğraf çektirir ve ertesi gün o resimler gazetelerde tesadüfen (!) basılır.

Anlaşılacağı üzere din sektörünün en alt seviyesindekiler garibanlar takımı olup sadece ibadet alanıyla alakalıdırlar ve sektörden tüm kazançları okudukları Yasin karşılığı aldıkları cüzi bağış veya hediyedir.

Orta seviyedekiler daha ziyade ticaretle uğraşır ve servetleri muazzamdır lakin her daim çalışmak ve hem altı kandırmak hem üste paylarını yollamak zorunda oldukları için emekli olmamak zorundadırlar.

Üst seviyedekiler ise şeyhler, şıhlar kademesidir ve bunlar alt ve orta tabakanın meşguliyetleriyle hiç uğraşmaz, stratejik seviyede plan yapar, istikamet gösterir, irtibatlar ve anlaşmalar yapar velhasıl alttan gelen gelirlerle aslanlar gibi yaşar, gereklerini yapmadıkları hatta düşman oldukları dinin yağlı ekmeğimi yerken halktan da yoğun ilgi ve sevgi görürler.

Çok daha karmaşık ve getirili sektör alanları elbette vardır lakin konu sanırız anlaşılmıştır. Dini sektör haline getirenler, sektörün muhafazasına çalışanlar, sektörden beslenenler bir gruptur ve bu guruba herkes giremez illaki bir dini kimlik lazımdır. O kimlik de tarikatler veya inanç birliktelikleridir.

Sıradan insanlar ise bu karmaşık bağları çözmekten yoksun ve sektördekileri kendisine tanıtılan kadar bildikleri için gerçeklerle asla tanışamazlar. Hatta onlara günah ve haram yakıştıramazlar bile.

Bu sayede ellerindeki üç kuruşu din maskeli haydutlara kaptırır, kendisi ekmeğe tamah ederken, onların pastırmalı pizza yemelerini keyifle izlerler, onların milyon dolarlık yatlarına bakıp hayal kurarlar.

Din sektörü bu kadar acınası, korkulası, nefret edilesi bir sektördür ve diğer tüm sektörlerden beterdir. Çünkü sermayesi bedavadır, çokça emek istemez, rekabet yoktur, hata payı çok yüksektir, himaye vardır, teşvik vardır, yardımlaşma söz konusudur, medya arkalarındadır.

Dini sektörleştirmek; Allah’a en büyük ihanettir.

Kulun rızasıyla ucuz ve temiz satan yerden alması başka şeydir, sektörün öğretileri adına o yerden almaya mecbur kalmak ayrı şey, diğer esnafı müslüman dahi saymayarak onlardan alışverişi kesmek çok daha ayrı birşey.

Başkalarını helal olmayan veya İslami olmayan mal üretmekle suçlayanların kendilerinin domuz yağı kullanıp bunu saklamaları kabul edilir değildir. Vergi kaçırmak, rekabete aykırı davranmak, kamuyu dolandırmak veya zarara uğratmak kabul edilir değildir. Dini dünya işlerine alet etmek, din üzerinden çıkar ve menfaat sağlamak kabul edilir değildir. Komşusu siftah yapmamışken yan dükkkandaki sektör temsilcisinin eve fileler dolu olarak gitmesi kabul edilir değildir.

Din sektörleşirse burada abartılarak sunulan kötü örnekler aratrak devam eder ve toplumu sarar. Nihayet o en tepedekiler servetle şımarır, değişir, kibirlenerek büyüklenir ve alttakileri ezmeye, sisteme müdahale etmeye yeltenir. İş o zaman rayından iyice çıkar ki toparlamak bir hayli güç olur.

Bu arada dini akidesi yüksek, namuslu, temiz ve düzgün çalışan, vergisini muntazam veren, hile ve aldatmacaya karışmayan, kafirlerle iş yapmayan, halk ve Allah dostu üreticiler elbette vardır ve lafımız onlardan dışarıdır.

Kast ettiğimiz, dindar olanlar değil dinci olanlar, din üzerinden servetler kazanırken münafıklık edenlerdir.

Aldatanların cezası fazla, aldananların çok daha fazladır. Çünkü Allah’ın öfkesi firavundan ziyade firavuna biat eden İsrailoğullarınadır. Yani aldatan aldatmaya çalışacak, akıl sahipleri inanmayacak ve sadece rızkı Allah’tan bekleyecektir. Kapıda kemik bekleyen köpekler gibi sektör liderlerinden rızık bekleyenler tevekküle uzak olanlardır.

Bu sektör, en alttan en yukarıya kadar lanetli bir sektördür ki cuma günü dükkanını kapatıp Allah rızası için namaza giden ile aynı işi yaptığı halde kendisine müslüman desinler ve daha çok müşteri gelsin diye kocaman “CUMADAYIM GELECEĞİM” yazan arasındaki fark yazımızın ana temasıdır.

Dükkanın penceresine o yazıyı asan ne kadar büyük bir cehalet içinde olduğundan habersizdir. En iyi niyetle yapmış dahi olsa ilk esnafın hakkını yemiş, rekabeti haksızlaştırmış olmakla dahi günahtadır. Bu örnek din sektörünün en aşağıdaki cüzi örneğidir.

Peynirin üzerine “HELAL” mührü vurduranlar, diğerlerini haramlaştırdığının ve bu sayede tahrim yetkisini (haram ve helal belirleme yetkisi) kullandıklarının farkında değil midir? Peki bu hak din adına sadece Allah’da olduğuna göre yaptıkları nedir?

İslami kesim et reklamı yapanlar, diğer rakiplerini haram et satmakla mı itham etmektedir?

Din adamları mezara defnettikleri merhum için dahi bahşiş kabul ederek kaçırdıkları sevapların ve kazandıkları günahların farkında mıdır?

İslamda zenginleşmek yasak değildir diyenler Peygamberin ve sahabelerin hayatını hiç okumamış mıdır?

Lüks ve israf haram olduğu halde kara mersedeslerle gezen din adamalrı, başkanlar, şeyhler hangi Kur’an’a tabidir?

Özetle

Din sektör yapılmayacak, yapılmaması gereken bir maneviyattır, özdür, kalbi meseledir, çünkü bu dünyadan ziyade ahiretle alakalıdır. Dinin bu dünya ile olan ilişkisi kişilerin şahsi ibadetlerinden ziyade yaşamın ahlaklanması, güzelleşmesi gayesi iledir. Bu mesele de para en son konuşulacak şeydir ki ilk sırada iman ve tevekkül konuşulmalıdır.

İnsanca yaşamak için para kazanmak şarttır lakin o para helal ve kafi olmalıdır. Fazlası infakın yani muhtacın hakkıdır. Bu da ayetin işaretiyle gösterir ki mesele servet yığmak değil, dünyanın sınav olduğunu bilip hakkı sahiplerine ulaştırmak ve bu sayede yükten kurtulmaktır.

Bu işi en iyi bilmesi gerekenler de din adamlarıdır ki onların maaşı fena değildir. Lakin uygulama çoğusu için öyle değildir.

Din adamı olmadığı halde, azıcık arapça kelam etmiş birilerinin bu işleri bedel karşılığı yaparak meslekleştirmiş olması ise acınacak halimizi gösterir ki bugün mukabeleler, hatimler, yasinler dahi buna dönmüştür. Bu ise müslüman olduğu iddiasındaki İslam aleminin Kur’an’a nasıl mesafeli olduğunun ispatıdır.

Din sektör değildir, para ile ölçülemez, para ile var veya yok edilemez, para ile kıyaslanamaz, para getiren mekanizma yapılamaz, ticari ilişkilerde ve rekabetlerde dine gönül vermek bir ayrım meselesi, ALLAH İLE ALDATMA ARACI yapılamaz. Yapılırsa riya ve gösteriş ortaya çıkar ve kim daha iyi müslüman kavgası doğar ve sadece Allah katında üstünlük derecesi olan TAKVA, bu dünyada bir üstünlük vesilesi yapılarak herkes başkalarının dinine, imanına laf atar, kirletir. Bu ise zulümlerin şahıdır ve şeytanları zevkten kahkahalarla güldürür.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− 4 = 1