Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri
imanilmihali.com
Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

(YAZIMIZI Sadece ve daima Allah diyebilen, Kur’an dışı kutsal kitap ve Hz. Peygamberin sahih sünneti dışında hiçbir şeyi dinden saymayan tarikatları parantez dışına alarak (tenzih ederek) diğer hastalıklı tarikatlar hakkında ve dinden çıkar sağlayan dinci yobazlar hakkında yazılmış niyetiyle OKUMANIZI rica ediyoruz.)

Yobazlık, amelden ziyade çoğu zaman zihniyete dayalı bir dinsel yanılgıyı ifade eder ki bazen eyleme dönüştüğü de görülmüştür. Kişi kendisini yobazlık mertebesine eriştirdiyse kılık ve kıyafetinden düşünce tarzına değin geri ve bilimdışı bir yaşamı yansıtır, kendisi gibi olmayanlara tahammül etmeksizin yargılar, hatta aşırı giderek tekfir eder, din dışı ilan eder. O’na göre en iyi Müslüman kendisidir, şeklen dahi kendisi gibi olmayanlar ise en azından cehennemliktir.

Tarikat mantığı ise BAZI CEMAATLERCE eski ahilik kültürüne ve Anadolu İslam’ına dayalı görüntüsünden çok uzak bir şekilde bugün tamamen servet avcılığına dönüşmüş, yobazlığı aşan, tamamen yeni bir din yazmaya azimli bir zihniyetin din içi yapılanması şeklini almıştır. Bu hal en başta işini güzel yapan tarikatlara da zarar vermektedir.

Yani bu anılan mantık sadece kişisel veya şekilsel bir yanlışta ısrarı çoktan aşmış, adeta dine zarar veren veya dine düşman bir hal almıştır ki en büyük sebepleri; dini bölmek, iman kardeşliğini zedelemek, Kur’an’ı dışlamak, sahte Peygamberler üretmek, aklı ve bilimi reddetmek, mürid-mürşit hiyerarşisi içinde kulluğu şeyhe göstermek, ibadet nevileri türetmek, tüm bunları yaparken bazı kimse ve şeyleri ilahlaştırarak sahte ve yedek ilahlar üretmektir.

Bu mantık o denli kirli ve yanlış bir hal almıştır ki en adi cinsel dürtüleri dahi ibadet kefesine sokmuş, tacizleri ve tecavüzleri normalleştirmiş, ağza alınmayacak mahrem konuları suistimal ederek aynı cinse dahi cinsel teması mazur görür bir hal almıştır.

Tamamı maddi çıkara, makama ve otoriteye desteğe dayalı, tamamı dış kaynaklı ve finansı da tamamen dışarıdan temin edilen bu kuruluşların kimlere ve nasıl hizmet etmek gayesiyle kurulduğu malumdur.

Keza bazı aldatıcı ve çıkarcı vakıfların su üstüne çıkan maddi deformasyonları da göstermiştir ki din adın kurulan bu yer ve teşkillerin asıl gayesi imanı ve dini tanıtarak eğitmek ve sevdirmek değil, bir avuç insana dünyalık sağlamak, o bir avuç insanın hayvani dürtülerini karşılamak için müridleri köle vaziyetine sokmaktır.

Sitemizin ahlak kuralları gereği daha fazla detaya girmeyecek ve asla isim vermeyeceğiz. Lakin tüm Müslüman camia aklını işleterek, ekranlardan ve gazetelerden okuyarak dahi bu yerlerin hangi haberlerde geçtiğini çok iyi idrak etmelidir.

Yurtlarda yanan yavrularımız için ‘ölmek onların kaderiymiş’ diyebilecek kadar acımasız, ellerine üç kuruş verip şikâyetlerini geri aldıracak kadar gaddar bu insanlar için söylenecek çok şey vardır lakin burası yeri değildir.

Bu yuvalarda muskadan büyüye, sihirden uyuşturucuya, ahlaksızlıklardan hak gasplarına kadar pek çok yanlış vardır ve dini açıdan ise bu kulluk/kölelik-ilahlık/sahte peygamberlik vaziyetleri başlı başına şirk demektir.

Vahiy diyemeyen ama sahte peygamberlik iddiasını rüya veya ilham şeklinde ortaya atan, gaybdan haber aldığını iddia eden bu insanlara tabi olanlar ise şunu bilmelidir ki son Peygamber Hz. Muhammed (sav) gelmiş ve ahirete intikal etmiştir. Başkaca Peygamber ise gelmeyecektir. Gayb ise sadece Allah’ındır ve gaybı bilen sadece O’dur.

O halde yalan üzerine kurulu bu sistemin, şirkle barışık hali de dikkate alınırsa sapıklık derecesine varan cinsel namertlikler yapılan imansızlıklar yanında hafif bile kalır.

Yine anlaşılmaz bir vaziyette ağız birliği etmişlercesine ifade ettikleri ‘Atatürk Düşmanlıkları’ onların asıl niyetlerini ve tuttukları tarafı belli etmektedir. Bu aynı zamanda onların yerli ve milli olmadıklarının da ispatıdır.

Komiktir ama biri diğerini din dışı sayarken, her bir tarikat mensubu kendisini en iyi Müslüman mertebesine oturmaktadır. Yani diğer tarikatlara göre dinsizlikle itham edilenler, kendi tarikatları içinde kendilerini salih kullar diye tanımlamakta, ama diğer tarikattakileri onlar da din dışı saymaktadır. Oysa tüm tarikatların Allah’ı, Peygamberi, Kur’an’ı ve dini aynıdır, secdesi, kıblesi aynıdır. Gerçek manadaki tarikatlar bu ayrımı çok iyi yapabilmekte ve batılla arasına mesafe koyabilmektedir.

O halde? Bu düşmanlığı aşılayan, iman kardeşliğini bölmeye çalışan zihniyet nerelerde gizlidir?

Sadece ülke içinde değil, ülkeler arasında da Müslüman dünyayı bölmeye azmetmiş bu zihniyet, İslam düşmanlığı değil de nedir?

Anlaşıldığı üzere, Kur’an’la çatışan, hatta Kur’an’ın düşmanları arasına giren bu zihniyetlerin çoğu dine aykırı bir yapılanma ve faaliyet içerisindedir ve onlar beşeri (mali, siyasi, ticari vb.) olarak ne kadar güçlü olsalar da aslında yapmaya çalıştıkları şey dine zarar vermekten başka bir şey değildir.

Tekke ve zaviyelerin kapatılma mantığı da budur. Merdiven altına inmiş, tek kişiye odaklanmış, Kur’an mihverinden uzaklaşmış dini gayretlerin bu nedenle hiçbiri masum veya doğru değildir, batıldır, yanlıştır, hatta zulümdür.

Bu noktadan bakıldığında din içerisinde tarikatlara mensup olma mecburiyeti asla yoktur aksine mensup olmamak ve bu suretle dini bölmemek esastır. Tarikatlara tasavvuf aşkıyla dahil olanlar bir yere kadar anlaşılabilirse de o cemaate üye olmak suretiyle maddi-beşeri kazanım elde etmek arzusunda olanların niyetleri onlara fayda etmeyecektir.

Maksat dini öğrenmek ve dini tasavvuf mantığı/felsefesi içinde derinlemesine yaşamak ise yapılacak şey daha farklıdır. Diyanetin, devletin, ibadethanelerin bu maksatla açılmış sayısız kursu vardır, saygın ve İslami kuruluşların öğretileri ve yayınları vardır, sayısız kitap ve dergi mevcuttur.

Hele ki kişinin ailesini de bu işe dahil etmek istemesi, vaaz eden hocaların söylediği gibi (!) bezden kesilmiş bebeklerin buralara kurban edilmesi anlaşılır şey değildir.

Çünkü o yerlerde yaşananlar, o yerlerdeki çarpıklığın ispatıdır.

Din içinde zorlama yoktur, nasihat ve davet etmek vardır, dinde iman kardeşlerine düşmanlık yoktur, sevgi ve paylaşmak vardır, dinde kötü söz ve tekfir yok güzel söz ve iman vardır. Hele ki şirke komşu davranışlar, sadece şeyhi mahvetmekle kalmayacak, mensupları da ateşe atacak kadar vahim bir küfür meselesidir.

Büyük resmi görmek Müslümanların boynunun borcudur. Yapılmak istenenler ortadayken, dünyevi çıkarlar için buralara müptela olmak, evlatlara tecavüzler edilirken sessiz kalmak, bu sapıklıkları ibadet türü saydıranlara tahammül edip desteklemek Kur’an’a savaş açmaktır.

Tüm bu sapık ideolojilerin ise kaynağı şeytani Siyonist felsefedir.

Üç yaşında kızlarla evlenen, onları duvar deliklerinden gözetleyen, ölmüş eşiyle sekiz saat daha beraber (!) olabilen, kendi dinlerinden olmayanları hayvanlar diye tanımlayan, bu hayvanları öldürmeye bile icazet veren, o din mensuplarının diğer din mensuplarına borçları varsa ödememeyi emreden şeytani dinlerini felsefeleştirmiş vaziyette İslam’a sokmak isteyenlerin gayesi bu yuvalar eliyle dini içten fethetmektir.

O şeytani dinleri onlara başka dinlerdeki gebe kadınları karnında çocuklarıyla birlikte öldürmekte bile günah yoktur diye kandırıyorsa, onların İslam’a bulaştıracağı pislikler de o denli pis, kötü ve iğrenç olacaktır, olmaktadır da. Maalesef tasavvuf merkezli birer aydınlık ve iman yuvasıyken, çoğu tarikatların sonradan bozularak bu hale gelmesi uzun süreli bir siyonist gayretin ürünüdür ve çok acıdır.

Tekrar edersek işlerini doğru yapan tarikatlar elbette vardır ama onların mevcudiyeti dahi birilerini ilahlaştırma veya yeni bir din yaratma gayesine yöneldiği anda Kur’an’ın özüne aykırıdır. Maksadı aşan yapılanma, gayret ve beyanları gösterir ki en masum tarikatlarda dahi mürşide kulluk esastır ve mürşidin sözleri ayet gibi kabul görür. Bu ise fenalık istenmeden, temiz niyetle yapılsa dahi şirktir ve şeyhi ilahlık mertebesine oturtur.

Anlaşıldığı üzere dejenere tarikatçılık mantığında ayrıştırma, bölme, düşman etme, batılı egemen kılma, şeyhi ilahlaştırma vardır ve zararlıdır.

Ayinlerin, ibadetlerin, gösterilerin, mani ve ilahilerin şekli ve mahiyeti dahi Hz. Peygamber sünnetinde olmayan bir hal almıştır ve bu bidatlar dine ciddi zarar vermektedir.

Kul, noksan namazla, kesmediği kurbanla değil, imansızlığı ve şeytani amelleri ile ateşlere mahkûm olur. Çünkü Allah merhametlidir, rahmeti sonsuzdur. Lakin O’nun afsızlığa mahkûm ettiği tek şey de şirktir. O halde şirkten zinhar kaçınmak lazım gelir ki bunun şüphesi dahi kişiyi yakmaya yeter.

İş, gönül işiyse, Yaratan’a derin sevgi ve ruh haliyle yakınlaşmaya çalışmak ise zikir ve tefekkür bunun içindir. Anadolu İslam tarihinde de bunun sayısız örnekleri mevcuttur. Dinde aracıya gerek yoktur, şefaatçilerin nasıl ve ne kadar makul olacağı ayetlerle bellidir, kimse başkasının günahını üstlenemeyecektir. O halde medetin tek makamı ancak Yüce Allah’tır ki bu paragrafta sayılanlar ancak O’nun dilemesi iledir.

O halde bu şeyhlerden bir şeyler ummak ve beklemek de yanlıştır ki bu beklenti dahi şirkin ta kendisidir.

Dinci tabiri de dinden menfaat sağlayan, samimiyetsiz kullar için kullanılır. Bu tayfanın da söylemleri aynen Kur’an’a düşman batıl tarikatlar gibidir ve maddi -makamsal menfaat daima ön plandadır. İtibar ve servet kaybetmekten korkan bu tayfa için dine yalan söyletmek dahi sorun değildir, aksine bilime düşman, hurafelere aşık, arap milliyetçiliğini din sayan bir toplum üretmek onların öncelikli gayesidir.

Bu dinci tayfanın topluma verdiği siyasi ağırlıklı mesajlar ise dudak uçuklatan cinstendir ve ayetlerin genel izahına tamamen aykırıdır.

Dinciliğin verdiği iki büyük zarar; ilki dinin tahrif edilerek hobi seviyesine inmesi, dine olan itikadın ortadan kalkması, dindarların sahtekar muamelesi görmesi ve diğeri toplumsal ahlaktaki büyük çöküştür. Bu yokoluş serüveni kişileri paraya tapar hale getirerek ve ahireti unutturarak dine büyük darbe indirmektedir. 

O halde gerek dinci tayfanın ve gerekse çarpık tarikat felsefesinin esir düşmüşleri için yapılacak şey Kur’an’a dönerek tevbe etmektir.

Mişna tabiri de dindeki Kur’an dışı diğer tüm yazılı kaynakları ifade etmek için kullanılır ki malesef dinciler için bu mişnalar Kur’an’dan kıymetlidir. Hatta şeyhin veya bir üstadın kaleminden çıkan bir eser kutsal kabul ettirilir ve ibadetler dahi o kitaba göre olur. Dinciler için vazgeçilmez olan bu kitaplar, evvela ihtiyaca binaen kaleme alınır ve sonra müridlere dayatılır ve müridler Kur’an yerine o kitaba tabi olunca da iş işten geçmiş olur.

Kısaca münafıklığın katmerli ve çok katmanlı hallerini sergileyen bu insafsızlara karşı en iyi ilaç ve kalkan Kur’an’dır, imandır. Dinci söylemlere kanmamak müslümana vazifedir, mesele dinci olmak değil imanlı bir dindar olabilmektir.

Sahte hadis üreticilerinin, dine ve Peygambere yalan söyletenlerin, halkı ayetlerin tahrif ettikleri manalarıyla kandıranların, dini hafife alanların, şeytanlarla saf tutanların oyununa gelmemek için lazım olan şey imandır ve imanı veren ve bilen sadece Allah olduğu için de kalp dergahına göç etmek için aracıya, şefaatçiye ihtiyaç filan da yoktur.

Son söz

Demek ki iman kalbi bir meseledir ve şeytan imanlı kullara dokunamaz.

Demek ki dejenere olmuş sapık tarikatlara üye olmaktansa dağ başında tek başına olmak daha yeğdir.

Demek ki Kur’an her şeyin doğrusudur ve Allah kelamıdır.

Demek ki din adına bir şey yapılırken iki kez düşünmek gerekir.

Doğrusunu sadece ve daima Allah bilir ama bu yapılanmalar ruhbaniyet gibi bir şeydir ve Allah emretmemiştir. O halde temkinli olmak ve akıbetleri karartmamak lazım gelir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın doğuşu – Beşeri karanlıktan ilahi aydınlığa

İslam’ın doğuşu – Beşeri karanlıktan ilahi aydınlığa

İslam’ın doğuşu – Beşeri karanlıktan ilahi aydınlığa İslam, Yüce Allah’ın insanlar için seçtiği tevhid dininin ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir