Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dincilerin en büyük günahı
imanilmihali.com
Dincilerin en büyük günahı

Dincilerin en büyük günahı

Dincilerin en büyük günahı

Dinci ile dindar arasındaki fark ilkinin dini kendisine alet ederek kişisel amaçlarına ulaşma çabası, ikincinin dinin erdiriciliğinden istifade etmeye çalışarak cennetlere ve Allah rızasına erme çabası olmasıdır.

Bu anlamda dindar olması gereken ve samimi maneviyat sahibi iken, dinci münafıklıkla, küfür ve şirk arasında gidip gelen ama bu arada inançlara ve mü’minlere zarar verendir.

Dinci kimselerin dindeki adı münafık, mürai, kâfir veya müşriktir ama bu ismi genelde dine mesafeli olanlar verdiği için ve sanki dincilik yapmak bir siyasi mekanizmaymış gibi davranmak dinin bu kimselere verdiği adı değiştirmez ve tabi o davranışlara ait akıbetleri de.

Hatırlanacak olursa kâfir Allah’ı, Peygamberi, dini veya emirlerini, kısmen veya tamamen inkar eden, müşrik inkar etmeden Yüce Allah’ın yanına eş, ortak ve benzer ilahlar koyan ve bu sayede ilahi hüküm ve kudreti ortaklara bölendir. Münafık dine bir girip bir çıkan ama bu arada iman sahiplerini söğüşlemek için etmediği halde iman eder görünen, mürai bu münafıklığı para ve makam için yapandır.

Bu kısa tanımdan sonra da anlaşılır ki bu dört tanıma uyan herkes o toplumda dinciler sınıfını teşkil eder ve bunların dinle alakası olmadığı gibi insanlıkla da alakaları yoktur, olamaz. Bunlar aynı zamanda halk düşmanıdır, Kur’an’a savaş açanlardır.

Dinciler; ağızlarından Allah adını düşürmeyen, kılık ve kıyafetleriyle, endam ve şekli sünnetlere bağlılıklarıyla, sık sık abdest almalarıyla, servetleriyle, heybet ve mizaçlarıyla sıkça tanınır, ekranlarda bol bol görünür, daima kanaat bildirir, dışarıdan bakan için dine örnek teşkil eden kimselerdir. Bunlar birçok hadis ve dini hikâye ezberleyerek, bazı ayetlerin meal ve hatta Arapçalarını, sahabelerin hayatlarını taklit etmeye gayret ederek ve onların öykülerini sıkça anlatarak toplumda bilirkişi durumuna gelen veya getirilen kimselerdir.

Ama bu dinciler tüm bu şekil ve sözlerine aykırı olarak yaptıkları amel ve ürettikleri niyetlerle manevi mikropların ta kendileridir. Çünkü bunların Müslümanlığı sadece kendilerinedir, başkalarını ve kamuyu asla düşünmezler, iman kalplerinde değil sadece dillerindedir, ibadetleri dahi gösterişten ve riyadan ibarettir, Kur’an onlar için sadece bir aldatma vasıtasıdır, ibadetler resim vermek içindir, lüks ve israf haram olduğu halde onlarca kullanılan bir ikna yöntemi ve kendisine tabi kılma mekanizmasıdır.

Sonuçta dinci, din adına yaptığı her şeyi kendi çıkarı, mevki ve makam veya servetlere erişmek için sergileyendir. Seviyesi ve sınıfı ne olursa olsun tüm dincilerde iman denen manevi özden eser yoktur ve onların tek gayesi bu beşeri hayatta rol yapmak, kandırmak ve ecele dek servetler içinde yüzmektir.

Dinciler, dindarlara, dine, etrafa ve gayrimüslimlere verdikleri mesajların farkında dahi olmayarak ve katı bir bencillikle sadece kendilerini düşünür ve gayelerine erişmek için tüm mukaddesatı yerle bir etmekten çekinmezler. Hatta manevi değerleri yok olmaya yüz tutmuş kitleler onlar için daha yeğdir ki bu tür kimseleri kandırmaları daha kolaydır ve onları tenkit edecek gerçek iman sahiplerinin sayıca az olması vicdanlarını rahatlatır.

Etraflarında dindarlar bulunsun istemeyen, dindarları zavallı gören, iman sahipleriyle dalga geçen bu insancıklar için din ahiret esenliklerine erdirici bir araç değil beşeri galibiyetler için bir amaçtır.

İmkânları, güçleri, servet ve mevkileri dindarlara nispetle çok fazla olan bu grup ister istemez kafirlerle iş tutmak ve din düşmanlarıyla oturup kalkmak mecburiyetindedir ve aslen bu onları rahatsız da etmez. İşbirliği ile gelen milyonlar ve mevkiler oldukça birlikte çalışılanın şeytan olması dahi onlar için önemli değildir. Çünkü dincinin inancı, ahiret bilinci ve hesap verme korkusu yoktur. Varsa da bunu bastırır ve altınlarını sayarken mutlulukların zirvesinde olduğunu sanır.

Dincilerin bir diğer kaybı ve zararı da servetle şımarmaları ve etrafı aşağılamaları, kibirle büyüklenmeleri ve mahiyetlerine, fakir ve mazlumlara zulmetmeleridir.

Kur’an, iman sahiplerini bunlara kanmamak, onların servet ve kıyafetlerine imrenmemekle uyarır, onların çetin azaba mahkum edileceklerini bildirerek inançlı, sade ve mütevazi bir dürüst hayatı işaret eder. Lakin dincileri dindar sanan ve dinciler gibi olmaya özenen milyonlar vardır.

Kur’an’dan nasiplenmemiş toplumlarda dinciler daha fazla etkili olduğu için ve Anadolu halkı Kur’an’ı maalesef anlamadan okumaya eğitildiği için de dincilerin zehirli sokuşları toplumda çoğu zaman hissedilmez. Kur’an’ın uzun uzun tarif ettiği dincileri, Kur’an okumadığı için teşhis edemeyen çoğunluk bu nedenle dincileri örnek Müslüman kabul eder, kopya eder ve onların karanlık çukuruna kendisi de düşer. Bir zaman sonra o da ağzından Allah adını düşürmeyen bir dinci oluverir.

Yani nasıl ki şeytanlarla yatıp kalkanlar şeytanlaşırsa, dincilerle oturup kalkanlar da bir zaman sonra dinci oluverir.

Dincilerin verdiği pek çok zarar vardır ki en başta haksız elde edilen kazançlar, yenen haklar, yaratılan mazlumiyetler, adaletsizlikler, ehliyetsiz ve liyakatsizlikler sayılabilir. Bunlardan kişiler, toplumlar, kurumlar ve hatta devlet çokça zarar görür. Haklar yerine ulaşamaz, servetler ve rızıklar yanlış ellere gider, liyakatsiz ve ehliyetsiz olanlar işlere talip ve sahip olur, mazlumlar bir kenara itilir ve iman kardeşliği zarar görür. Tüm bunlar ise büyük günahlardır.

Ancak dincilerin en büyük günahı bunlar da değildir.

Dincilerin en büyük zararı dinin kendisinedir ve ellerindeki manevi baltalarla saldırdıkları ve yara bere içinde bıraktıkları din onlara hizmet eder hale gelene kadar beşeri müdahalelere maruz kalır ve tanınmaz hale gelir. Dahası kandırdıkları insanların da desteğiyle dinciler dine yeni yön ve şekiller verirler, söz gelimi sünnet ve hadisleri, Allah’ın farzlarının üzerine çıkarırlar, Kur’an ile değil hurafeler ve batıl hikâyeler ile konuşurlar, dine mesnet olarak Kur’an’ı değil Kur’an dışı diğer kaynakları (mişnaları) esas alırlar, dini tarikatlara bölerler, mezhep savaşlarını kışkırtırlar, İslami terör üretirler.

Dinciler ayrıca ibadette aşırıya giderek, Kur’an’ı anlamadan okumayı özellikle özendirerek, Kur’an kursları adıyla arapça kursları açarak, bilgi ve aklın yerine batıl inançları getirerek, örfleri ve toplum kabullerini din diye İslam’a sokarak, şeytanın yapmaya ahdettiği pislikleri sıradanlaştırarak, ahireti unutturarak, ölüm korkusunu öne çıkararak, kişileri paraya, nefse ve kişilere tapar hale getirerek, yedek ilahlar üreterek … en büyük zararı dinin kendisine verirler.

Bir zaman sonra toplum ağzından Allah adı düşmeyenlerin sahtekâr ve din bezirgânı olduğunu gördükçe dinden soğur ve din toplumda ve kalplerde hak ettiği mevkilerden çok daha aşağı muamelelere maruz kalır. Yani din aşağılanır ve erdirici etkisini gösteremez hale gelir.

Bu durumda ise şirkin kaleleri durumundaki kibir ve aldatma, servet ve şeytanlıklar yaygınlaşır, toplum maneviyatsız, batıla mahkûm, gerçeklerden habersiz bir halde sürüleşir ve dünya süslerine tapar vaziyette imandan uzaklaşır.

İman olmayınca da şeytan Müslüman zannındaki kimseleri yutar, yok eder. Çünkü şeytana karşı tek kalkan imandır ve Allah’ın ahdi şeytanın imanlı kullar üzerinde sultası olmayacağına dairdir.

Maalesef toplumun çoğunun dincileşmeye başlaması sebebiyle gerçek dindarların sayısı azalmakta ve dinciler çığ gibi artmaktadır. Bu nedenle gençler ve çocuklar, Müslümanlara bakarak örnek aldıklarında yazık ki çoğu zaman yanlış örnekleri almakta ve daha en baştan şeytanları mü’min sanarak ergenlik yaşlarından itibaren dikenli yollara dalmaktadır.

Bu gaflet ise dinin sadece bugününe değil geleceğine de vurulan darbedir.

Anlaşıldığı üzere dincilik toplumu ve inançları yerle bir ettiği gibi, dinin kendisini de, dinin erdiriciliğini de, geleceğini de yerle bir eden manevi bir felakettir ve müşrikliğe varan büyük günahtır.

Dinci olmamak, dincilere kanmamak, dincilerle başa çıkmak ve gerçek dindar kalabilmenin yolu sadece Kur’an’dan geçer. Çünkü din Kur’an’dadır ve Hz. Peygamber dahi dini Kur’an’dan öğrenmiştir, Peygamberimizin Kur’an dışı bir şey söylemesi ve yapması mümkün değildir.

Kur’an’ı anlayarak okumak bu yüzden her Müslümana farzdır ki anlamadan Kur’an okuyuşlarını emreden/süslü gösteren şeytandır ve bu şeytanın en büyük zaferidir.

Kur’an anlayarak okunursa iman ile tanışılacak, iblisin ve Yüce Allah’ın ahdi bilinir hale gelecek, din içindeki sahtekârlar ve gerçek iman sahipleri ayrılacak, salih ve iğrençlikler fark edilecektir. Kur’an’ı anlayarak okuyan kimse daha ilk okuyuşta münafık ve müşrikleri fark edecek, kâfirleri tanıyacak ve onlardan uzaklaşarak, kanmaktan kurtulacaktır. Bu kurtuluş ise inşallah iman ile birleşip esenliğe ermek mükâfatına ulaşacaktır.

Bu anlatılanların şakası yoktur. Çünkü dinde hiçbir şey şaka değildir. tebliğ, davet, misal ve öğüt vardır, emir, öğüt veya kati talimat vardır, zaruri farz ve vacipler, sünnet ve mübahlar vardır ama şaka yoktur.

Şaka olmadığı için de din ciddiye alınmak mecburiyetindedir.

Hafife alınmayı asla hak etmeyen din erdirici olduğu kadar mahvedicidir de. Bu yüzden gaflet ve cehaletlerle yok olmak yerine hak ve hakikati arayarak Allah yoluna yönelmek yapılması gerekendir.

Dincilerden kurtulmanın ilk çaresi Kur’an’a dönmek ve sonraki adımı iman etmektir. İbadet ve salih ameller dahi daha sonradır. Kul, kalpten gelen mis gibi iman kokularını anlamak ve dincilerin dillerindeki çürük yumurta kokularına kanmamak mecburiyetindedir.

Akılları bulandıran, kalpleri katılaştıran şeytanlar kendi menfaatleri uğruna kitleleri dinsizleştirirken, din kendisine tabi olan samimi kulları cennetlere taşımaya ve Allah rızasına ulaştırmaya çalışır. Yani iman ve tevhid yerine, nefis ve şeytanlara uymayı seçenler dünyevi pek çok başarıya imza atsalar da akıbetleri cehennem ateşlerinde yok olmaktır. Dünyada sıradan ve hatta mazlum ve muhtaç hayat yaşasalar da ahirette gerçek mutluluğa erecek olanlar sadece iman sahipleridir.

İşte bizler site olarak daha ilk yazılarımızdan itibaren bu nedenle imanı öne çıkarma gayretindeyiz ki iman olmadan din yoktur çünkü iman kime ve neden ibadet edileceğini de, salih amelin neden salih olduğunu da anlatandır.

İman yoksa kulun şeytanlara er yada geç yem olacağı açıktır. Bu nedenle kul sadece iman etmekle, Allah’tan iman dilemekle kalmamalı, o imanı muhafaza ve yüceltmeye çalışmalıdır.

Bu ise temiz ve güzel niyetler üreterek, dinin gayesini hayata yansıtarak, sevgi ve barışı destekleyerek, iman kardeşliğini yücelterek, dünyaya huzur ve refahın hem de eşit olarak yaygınlaşmasını dileyerek mümkündür.

Bunun yerine kendisine çalışanlar … kendisine Müslümandır.

Çünkü iman evvela dine ve etrafa, diğer varlıklara ve yaratılmışlara en son kendisine iyilik yapmayı emreder. Bu husus çok iyi anlaşılmalıdır. Gerçek iyilik önce Allah’a sonra etrafa ve en son kulun kendisine iyiliğidir.

Bu sebeple sadece secde ile meşgul olanların, tesettüre girenlerin, defalarca hacca gidenlerin, salih amel üretmeden ve iman etmeden cennetlere gideceğini sanması kadar cahilce bir şey olamaz.

Dincilere kanmamak için dindar olmak lazımdır ve bu dindarlık tamamen Kur’an mesnetli olmalıdır.

Diğer tüm kaynak, söz ve oluşlar, kuruluş ve topluluklar, fikir ve beyanlar sadece birer beşeri izahtır, yorumdur, kanaattır. Beşeri olan bir şey ise asla ilahi değildir, vahiyle alakası yoktur ve din sadece Allah’ındır.

Şirk belası tam burada devreye girer ve dinciler de şirk zehrini çok iyi aşılayarak kulları tarikatlara, kişilere, yorumlara, merdiven altı kurslara, Arapçaya ve israiliyata, hurafe ve batıla mahkûm ederek, beşeri gayelerini dine sokarlar ve kandırırlar. Bundan para ve makam kazanan sadece kendileridir ve onlar siyah mersedeslerle gezerken kandırılmış kitleler anlamadan hatim indirmeye devam ederler.

Kandırılmış olmakla kalmayanların büyük günahı ise, kandıranlara verdikleri destek ve güçtür. Allah’ın öfkesini üzerine çeken bu gaflet Kur’an’da izah edildiği şekilde zulme verilen desteğin karşılığıdır ve Allah zalim dincilerden de önce zulme ve dincilere destek verenlere öfkelenir. Allah’ın öfkesi ise yabana atılacak bir şey asla değildir.

Toparlarsak;

Dincilik sahtekârca dini kötüyü kullanmak, dini siyaset ve ticarete alet ederek suistimal etmek, manipüle etmek ve kendi çıkarları için, servetler, itibarlar ve makamlar için kullanmaktır. Daha da kötüsü dincilerin ortak gayesi; ne olursa olsun, kime ne kadar zarar verirse versin kendilerinin kazançlı çıkmasıdır ve bu bencil dinciler için ahiret korkusu yoktur.

İmandan nasipsiz bu dinciler küfür, münafıklık ve şirk ile yaşarken etraflarına da bu zehirleri şırınga ederler. Bu sayede cahil ve gafil toplumlar kanar, dinden çıkar. Dincilere kananlar çoğaldığında ise dinciler muazzam bir güce kavuşur ve daha fazla zehir saçmaya başlar.

Bu gafletten en büyük zararı gören ise sadece iman sahipleri değil aynı zamanda dinin kendisidir. Ve bu affedilecek bir şey değildir.

Toplum bugün ağzından Allah adı düşmeyenlere, çember sakallılara sahtekâr din tacirleri diye bakıyorsa, insanlar dinden soğuyorsa durum çokça vahim demektir. Bu vahamet bir yandan din tacirlerinin vebalini artırırken, diğer yandan İslam’ın geldiği noktayı işaret eder ve Kur’an’dan her geçen gün uzaklaşan İslam bu sebeple erdirici değil mahvedici olur ki toplum bugün yokluk ve açlıkla boğuşuyorsa bunun sebebi inançsızlığı ve aldanışlarıdır.

Din sadece Allah’ındır, Kur’an’dadır, şakası yoktur.

Dindar olabilmek yıllar sürer, dinci olmak on dakikadır.

İyilik önce Allah’a sonra etrafa ve nihayet kendimize yapmamız gerekendir.

İman şeytanlara karşı tek koruyucu kalkandır.

Din samimiyet ve muhabbet ister.

Münafıkların cehennemdeki yeri müşriklerin üstünde, kâfirlerin altındadır.

Allah sadece iman edenlerin dostudur ve cennetler sadece iman sahipleri içindir.

Aldatmak ve kandırmak şeytanlara, kanmak ve aldanmak aptallara mahsustur.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir