Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dinde doğru bilinen yanlışlar
imanilmihali.com
Dinde doğru bilinen yanlışlar

Dinde doğru bilinen yanlışlar

Dinde doğru bilinen yanlışlar

Din içinde sayısız yanlış vardır ve başta hurafeler olmak üzere bunların tamamının burada anılması mümkün değildir. Kadı ki doğrusunu daima ve sadece Allah bilir. Burada yapılmak istenen dikkatleri çekebilmek ve hatırlatmalarda bulunmaktır. (Hurafelerden ve örflerden burada bahsedilmemiştir çünkü milyonlarcadır.)

Dinde efendi kimdir?

Yüce Kur’an sadece tek bir ilahın varlığına yemin eder ve insanlara sadece o ilaha kulluk emreder. Bu ilah Yüce Allah’tır, başkaca ilah yoktur. Kulluk da sadece O’nadır. Bu nedenle efendi sadece Allah’tır ve diğer tüm yaratılmışlar O’nun kuludur. Kişileri efendileştirmek ve kulluk etmek Allah’tan başka ilah tanımak suretiyle şirk koşmak ve o efendileştirilenleri de şirke alet etmek demektir. Hürmet edip saygı duymak ve biat etmek ayrı şeydir, efendi adlederek bunu kulluk bilinciyle birleştirmek ayrı şey.

Kur’an ve sünnet ayrı şeyler midir?

Sünnet, Hz. Peygamberin kendisine vahyedilen Kur’an’ı yaşama ve örnek olarak gösterme, kulları davet etme ve görevi tebliğ etme gayretlerinin toplamıdır ki bunun içinde izah, ikaz ve soruları cevaplamak da vardır. Yani Nebi, dinin toplum ile vahiy arasındaki köprüsüdür lakin vahiy tek, din tektir. Yani Kur’an ve sünnet aynı şeydir ve dini vahiy veya Kur’an ile sünnet şeklinde ikiye bölmek yanlıştır. Bu bize şunu anlatır ki sünnet şayet Kur’an’a uygun değilse hurafeden ibarettir ve sünnet ayetlerin izahından başka bir şey değildir. Din ise Allah’ındır. Yani tek bir sünnet vardır ve o sünnetullah yani Allah’ın sünneti yani Allah’ın değişmez kural ve kaideleridir.

Sünnet baki midir?

Hz. Peygamber, dini yaşayarak gösteren, örnek seviyede yaşayan, anlatan, sorulara cevap verendir. O vahye muhatap olmakla din adına tartışmasız kişidir ve O’nun din adına buyrukları hakikattir, biatı gerektirir. Lakin O’nun sünneti, vefatıyla beraber bitmiştir ve geriye sadece Kur’an kalmıştır. Bunun başlıca sebebi ise; artık kendisine soru sorma imkanı kalmayışı, vahye muhatap başkalarının bulunmayışı, kendisine atfedilen uydurmaların yanlışlığını bildirme hakkının olmayışıdır.

Sahabelerin sünneti olur mu?

Sahabelerin sünneti olmaz çünkü sünnetin izahı vahye muhatap olanın vahyi yaşamasıdır. Vahye başka muhatap olmadığı için başkalarının dini yaşama şekli sünnet olarak adlandırılamaz.

İman ve İslam aynı şey midir?

İman, sadece Yüce Allah’a (Bir’liğine, kudretine, nizamına, kitap ve peygamberlerine, hesabına, mülküne vs.) güvenmek, inanmak ve teslim olmaktır. İslam ise dindir, Kur’an ile bildirilen bu hayatı yaşama şekli ve sınırlarıdır. Özetle, iman inanmak, İslam uygulamaktır.

Amel imandan parça mıdır?

Amel ve iman farklı şeylerdir çünkü iman kalbi bir meseledir, amel ise fiiliyat, söz ve davranışlarla alakalıdır. İmanın amel ile tek ilişkisi zulme karşı koymaktır ki bu elle, dille veya en azından kalp iledir.

Şirk şeytana tapmak mıdır?

Şirk, Allah’a varlık, yaratış ve yönetimde ortaklar atamak, tevhide zıt olarak ilahi iradeyi bölüştürmektir. Şirk küfürle aynı şey değildir, puta tapmak şirk değildir, vahyi inkar şirk değildir. Şirk, Allah’ı ilah kabule derken, yanına yedek ilahlar, aracı ve şefaatçiler koymak, rızkı ve medeti Allah’ın yanısıra başkalarından da beklemek ve Allah’a yaklaştırıcılar aramaktır. Bu nedenle, şirk bir gaflet değil dindir, şeytanın organize dinidir. Şirk dinine tabi olanlara da müşrik denir.

Gizli şirk , şirki gizlice işlemek midir?

Gizli şirk Peygamberimizin hadislerinden çıkarabildiğimiz kadarıyla; riya (ikiyüzlülük), gösteriş (münafıklık, servetle böbürlenme, dini reklam etme vb.), gizli şehvet (hırs, kibir, haset, gözlerle haram işlemek vs..) Yani Allah’a doğrudan benzer ve yardımcılar yakıştırmak açık şirk, bunu gizli ve ima ederek ifade etmek gizli şirktir.

Kişilere tapmak nasıl olur?

Kişilere tapmak şirktir ve bu nimet ve medeti Allah’ın yanı sıra o kişiden beklemekle ve yapılan amellerde Allah rızası yanısıra o kişinin rızasını da aramakla olur. Keza, Allah’ın haram ve helallerine uyarken, o kimsenin haram ve helallerini de (Kur’an ile mukayese etmeden) kabul etmek o kişiyi ilahlaştırmak yani şirktir. Kısaca bir kimseyi din adına hüküm koyar hale getirmek (Bu kişi Peygamber dahi olsa) şirktir, afsızlığa mahkumdur. Yoksa kişilere tapmak vatana ve millete hizmet uğruna canını feda etmiş, ömrünü harcamış atalarımıza itibar etmek, onlara minnet için konulmuş heykellere bırakılan bir demet çiçek asla değildir. Çünkü tapmak dini bir terimdir ve heykellere konulan çiçekler dini bir mana taşımaktan uzaktır.

Şeytandan korunmak nasıl olur?

Şeytanlardan muska, sihir ve büyü yoluyla, kağıtlara yazılı dua ve ayetlerle değil sadece imanla korunulur ve bu Allah’ın ahdidir. İman kalplere giremediyse, yani kul müslüman olmakla kalmış ve mü’min olamamışsa elbet birgün şeytana yem olacaktır. Bu nedenle korunmak için iman etmek ve bu imana göre yaşamak şarttır.

Uğur ve uğursuzluk var mıdır?

Dinde uğur ve uğursuzluk yoktur, başa gelenler kulun kendi elleriyle kazandıklarıdır. Çünkü Allah zulmetmez, çirkin yaratmaz, haksızlık etmez sadece hak edileni zerrece adaletsizlik yapmadan verir. Çirkin olan ve zulmeden insandır.

Şer Allah’tan mıdır?

Allah, güzeldir, güzeli sever, yarattıkları da güzeldir. Çirkin ve kötü olan insandır. Allah yaşamı var eder, rızıkları, nimetleri bolca gönderir ama bunları kötü kullanan, haksız paylaşan sadece insandır ve Allah’ın her işi hayırdır. şerler insanların zalim, cahil ve nankör oluşunun bir sonucudur.

Sihir ve büyü var mıdır?

vardır lakin hak değildir, haram ve günahtır, tevbe gerektirir, ısrarında veya vebalini inkar durumunda dinden çıkmaya sebeptir.

Tüm yeryüzü mabet midir?

Dinde resmi mabet emri yoktur. Buna Peygamberimiz bizzat yaşayarak göstermiştir. helal ve temiz olan, uygun olan, tehdit ve pislik içermeyen her yerde ibadet edilebilir. Keza tüm yönlerde Allah’ındır ve kıble bilinemiyorsa en yakın kıble tahminine göre namaz kılınabilir ki mesele şeklen o yöne dönmek değil kalben o istikamete can koymaktır.

Din sınıfı var mıdır?

İslamiyette din sınıfı asla yoktur, ruhbaniyet ve din adamlığı diğer semavi dinlere mahsustur. Namaz örneğinden gidilecek olursa cematten en iyi bilen ve ayet okuyabilen kimse imam odur.

Toplu namaz farz mıdır?

Dinen farz olan toplu (cemaatle) namaz sadece Cuma namazıdır ki bayram namazlarının toplu edası dahi vaciptir. Diğer vakit namazlarının tamamı (toplu kılmanın sevabının fazla olduğuna dair alimlerce ortak kanaat hakimse de)  ferdi kılınabilir. Müslümanları camiye mecbur ederek ideoloji aşılamaya çalışmak ise dinin gayesi dışına çıkmaktır ve büyük günahtır.

Kutsal olan Arapça mıdır ilahi mesaj yani vahiy mi?

Yüce Allah, Tevrat ve İncili ve Zebur’u (ibranive ve Aramice), Kur’an’ı Arapça göndermiştir. Bundaki hikmet, içinden Peygamber seçilen toplumun ana diliyle vahyetmek suretiyle toplumun mesajı anlamasıdır. Yani o kavim hangi dili konuşuyor ve anlıyorsa vahiy o dildendir. Her ümmete bir peygamber geldiğini bize bildiren de ayetlerdir ki bu da her dilde vahyedilmiş demektir. Özetle, vahyin hangi dilde inmiş olduğu değil ne dediği önemlidir ki anlaşılmayan kural ve kaidelerin hayata tatbiki, kalbi meselelerin anlaşılması mümkün değildir. Bu yüzden kutsal olan Arapça değil, vahyin kendisidir.

Dinde mehdi ve mesih var mıdır?

Yoktur. Bunlar Hristiyan ve Yahudi inancından hatta eski pagan kültürlerinden dinimize zorla (israiliyat yoluyla) veya hileyle sokulmuş yanlış inanışlardır ve doğruyu gösteren ve bilen veya gökyüzünden gelecek kurtarıcı gibi inançlar kur’an’ın özüne aykırıdır ve doğru sözlü insanlar aranıyorsa bunlar Peygamberer ve tecdit erleridir.

Şefaat herkese nasip olacak mıdır?

Şefaat tümden ve sadece Allah’a aittir. O sonsuz rahmeti ile zalimlere dahi acıyan ve tevbe imkanı tanıyandır. Lakin ahiret hesabında şefaat (rahmetten farklı olarak) sadece Allah’ın razı olduğu kullarca (sözüne güvenilir, Allah dostu ve şefaat etmesine müsaade edilmişlerce) ve yine sadece Allah’ın RAZI OLDUĞU KULLARA’dır. Nihayetiğnde şefaat af dilemek için yalvarmaktır ve dileyenin kendisine şefaate muhtaçtır. Çünkü din, din günü ve hüküm sadece Allah’ındır. Şefaat yoluyla kurtulmak bu sebeple mümkün değildir ve anlaşılan odur ki şefaat iman sahiplerinin küçük günahlarının affı içindir. Yoksa cehennemliklerin cennetlere çevrilmesi için değil. Hz. Peygamberin kendi kızını bile kurtaramayacak olması ise mü’minlerin kulağına küpe olmalıdır.

Cennetler kimler içindir?

Cennetler, ayetlerin ifadesiyle; iman edip salih amel işleyen ve Allah’ın sınırlarına (takvaya uygun yaşamak) layıkıyla riayet etmeye çalışanların hakkıdır. Bu tarif içine duadan ibadete, zekattan ahlaka kadar pek çok konu girse de ilk sırada daima ve mutlaka iman vardır.

Önce iman mı Kur’an’mı gelir?

İçinde iman olmadan Kur’an okumak, anlamadan okumaktır ve okunanı kalbe yerleştirememektir. Çünkü iman neden ve kime sadık kalınıp, kul olacağının hikmet ve bilgisini kalbe yerleştirendir ki imansız okuyuşlar ihsanı ve ahlakı zaten getirmeyecektir. Aksine önce iman edilir ve sonra okunursa Kur’an o kalbe sonsuz ufuklar açacaktır. Sahabeler de aynen böyle yapmışlar, evvela Peygambere inanmış ve güvenmişler, sonra iman etmişler ve vahyin Allah’tan olduğunu kabul etmişler, ancak ondan sonra Kur’an’ı öğrenmiş ve ezberlemişlerdir.

Tarikatler ve mezhepler dinden midir?

İçtihat beşeri yorum demektir ve vahyin hayata aktarılmasına dair esasları içerir. Bu anlamda en büyük içtihat eri Hz. Peygamberdir. Lakin unutulmaması gereken şudur ki bu yorum ve izahların tamamı beşeridir ve vahiy yani din sadece Allah’ındır. Bu yorumlar zamanla mezhepleri ve tarikatları doğurmuştur ve tamamına yakını ihsana dair iken sonradan bu kabuller ayrı birer din olmaya ve diğer yorumlara inananları din dışı saymaya başlamakla dine aykırı vaziyete gelmişlerdir. Tasavvuf bunun en büyük örneğidir ki İslam’ı tanıtmak ve sevdirmek gayesiyle kalbi aşk merkezli olarak ortaya çıkan tasavvufun, bugün sayısız tarikatla temsil edildiği ve lakin o tarikatların pek çoğunun sapık ideolojileri savunduğu aşikardır. Mezhepler de tarikatlar gibi yorumdur, yoldur. Bunlar nihayetinde bir sahabe veya İslam aliminin kendi fikirleridir ve din değil diyanettir yani dine getirilen yorumdan ibarettir. Yorum ve idrakler Kur’an odaklı olduğu müddetçe faydalıdır, güzeldir, Kur’an ekseninden uzaklaştığı anda şeytanidir, haramdır, kulu şirke götürür.

Kur’an’ı okumak nasıl olur?

Kur’an ana dilde, anlayarak ve yavaş okunur. Okunan yerin temizliği, kulun temizliği esastır ve niyet etmek, okumaya başlamadan evvel euzu besmele çekmek şarttır çünkü Allah emridir. Okuma sonunda dua da adettendir. kur’an, ölülere okunacak bir dua kitabı veya büyü kitabı değildir. Kur’an, anlamadan sevap kazanmak için okunacak bir kitap asla değildir. Aksine Kur’an, Allah kelamıdır, hayatı ve sonrasını anlatan, kuralları tanıtandır. Bu sebeple anlayarak ve hazmederek okumak farzdır. Bunun ilk şartı da ana dilde okumaktır. Anlamadan okumanın sevabı varsa da bu sevap cennetlere götürmeye asla yetmez çünkü cennetlere sadece iman edebilenler gidecektir ve anlaşılmadan okunan Kur’an, imanı tanıtmaktan uzaktır. Kur’an’a dokunmayacak kirli eller ile kast edilenler ise bedenen gusül abdestine ihtiyacı olanlar ve aslen manevi anlamda KALBİ MÜHÜRLÜ MÜNAFIKLARDIR.

Sahabeler günahsız mıdır?

Değildir. Sahabeleri yüceltmek adına ve önde gelen sahabeleri sevmek adına yakıştırılan bu günahsızlık sıfatı dine ve Kur’an’a aykırıdır. Peygamberimiz ile aynı safta kılıç sallayan, tüm malını infak eden, kalben kati imana sahip olan, Peygamberin sözlerini kendi isteklerinden önde tutan pek çok sahabe vardır ve onlar inşallah afsızlığa uğrayacak, dua ve tevbeleri kabul edilecektir. Lakin öte yandan iftira atan, kamudan çalan, yalan söyleyen, münafıklık eden, çalan vs. pek çok sahabe vardır ve bunları da günahsız saymak yanlıştır. Çünkü niyetleri bilen sadece Allah’tır ve Hz. Peygamber dahi günahsız değildir. Çünkü günahsızlık sadece meleklere hastır ve insan melek değildir.

Kur’an yönetimler için hangi esasları emreder?

Kur’an asla din devleti emretmez, dini devletleştirmeyi asla istemez bilakis dini ferdi seviyede tutar ve günahın vebalini de kişinin omuzlarına yükler. Keza din yönetim ideolojisi adı da asla zikretmez ama biat ve şurayı (meşvereti) ilke ederek yönetimlere; seçilerek iş başına gelmeyi çoğulculuğu, halka dönmeyi, halkın çoğunun isteklerini yasalaştırmayı emrederek bir anlamda demokrasi ve cumhuriyeti ima eder, hedef gösterir. Diğer kamusal veya ferdiyetçi yönetimlerin hiç biri Kur’an’dan olur alamaz.

Kur’an laiklik emreder mi?

Laiklik dinsizlik ve dinsizlik asla laiklik değildir. Dinde laik olmak demek din ve devlet işlerini ayırmak, ahlak ve inanca uygun yasalar çıkarmak, ama egemen inanca ait olmayan insanlara da saygı göstermek, vicdanları hür kılmak, Allah ile kul arasına birilerini sokmamak ilkesidir. Bu tanımdan da anlaşıldığı üzere Kur’an laikliği emreder ve Ortadoğu İslam’ının kan ve göz yaşına bezenmiş yaşamına karşılık Anadolu İslam’ının müreffeh yaşamı laiklik ilkesinin meyveleridir.

Dini bölmek ne demektir?

Dini bölmek, İslam’a alternatifler üretmek, Kur’an üstü tartışmasız kitap ve Hz. Peygamber üstü tartışmasız kişiler belirlemek, dini parçalara ayırmak, Kur’an’ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamak, dini yol ve yorumlara (tarikat ve cemaatlara) parçalamak, Allah’ın emri ve yasaklarının bir kısmına gereken önemi vermemek, imanın ve dinin gereklerinin bir kısmına itibar etmemektir.

Oruç tutmak aç kalmak mıdır?

Oruç nefis terbiyesi ve toplumsal barışın sağlanması eğitimidir. Bu kapsamda hem bedeni ve hem de ruhi ıslahı hedef alır. Aç kalmak işin sadece yarısıdır ve içerisinde iman ve itikat olmayan oruç bedene eziyettir.

Tüm günahların tevbesi var mıdır?

Tevbeleri kabul etmek Yüce Allah’ın isimlerindendir ve O tevbeleri çokça kabul edendir (Hepsini kabule den değildir) Yüce Allah kendi haklarına dair tevbeleri kabul etse de kul ve kamu haklarına dair tevbelerin kabul şartını helalleşmeye ve bedel ödemeye bağlar. Dahası tevbe içten ve pişmanlık eseri olarak yapılmalı, o suç veya günah tekrar ettirilmemelidir.

Dine resetlenmek mümkün müdür?

Allah dilemedikçe nefislerin temizlenmesi, iman edilmesi veya günahların affı söz konusu değildir. Ayetlerde buna diar bir bilgi asla yoktur ve ibadetleri günahlardan kurtulmak olarak görenlerin zaten huşu ile ilgili sorunu vardır ki bu da ibadeti sakatlar.

Sandalyede namaz var mıdır?

Yoktur. yerde oturarak namaz vardır, bilinen manada namaz vardır hatta gözlerle, at üstünde dahi namaz vardır, kısaltılmış, ertelenmiş, kazaya bırakılmış namaz vardır fakat sandalyede namaz (kilise çıkış noktası, tembellik gayesi, rahatlık manalarıyla) yoktur. Yine de doğrusunu Allah bilir çünkü namaz sadece Allah içindir.

Tesettür ve ibadet takva için yeterli midir?

Asla değildir çünkü evvela iman lazım gelir. İbadet sadece namaz, zekat, oruç ve hacdan da ibaret değildir. Keza ayette takva elbisesi ile kast edilen kumaş parçaları değil inanmak ve iman/tevhid/Allah/namus uğruna ölmeyi göze almak itikadıdır. Bu anlamda mahremiyete saygı ve namaz kılmak lazımsa da imanın ve dinin tamamı asla değildir. Çünkü din emredileni yapmak, yasak edilenden sakınmak ve kötülükle mücadele etmektir. Bu anılanlar ise sadece kişisel korunma gayretleridir ve yeterli değildir. Keza din; iman, İslam ve ihsandır ve yine iyilik sadece kendimize değil daha önce ve aslen başkalarına ve Allah’a yaptığımız yardımdır. Bu noktadan hareketle tesettür ve ibadet Kur’an nassları arasında çok küçük bir yer tutar ve önceliği de ortalardadır.

Allah’ın ayetleri sadece Kur’an’da mıdır?

Değildir. Tüm kainat ve beden ayetlerle doludur. İman Kur’an’daki ayetleri, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellilerini aramayı ve bulmayı emreder ki bu buluşla gelen tatminin adı imandır.

Dinde aracı ve şefaatçi var mıdır?

Dinde aracı yoktur çünkü Allah imanlı kuluna da imansız kuluna da şah damarı kadar yakındır, her şeye ve niyetlere dahi şahittir. Din Allah’ındır, Peygambere dahi düşen tebliğ ve davetten ibarettir, hesap sorma yetkisi sadece Allah’ındır. Şefaatçiler vardır ve fakat zamanı, miktarı, çerçevesi Allah dilemesiyledir. Şefaatin kimlere olacağının ilmi de sadece Allah’tadır. Lakin bu hayatta aracılar ve şefaatçiler aramak, onların bizi kurtaracağını farz etmek şirktir. İmanlı kalpler rızkı ve medeti sadece Allah’tan beklediği için Allah’tan başka veli tanımayanlardır. Başkaca veli arayışında olanların bu yüzden şefaat beklentisi de beyhudedir.

Birileri birilerinin günahlarını üstlenebilir mi?

Üstelenemez. Çünkü hayat, din, vebal ve hesap müstakildir, bireyseldir. Dinen mükellef olma yaşından itibaren herkes kendi iradesi ile yaptığı tercihlerden mesuldür ve hesap da buna göredir. Sayısı zayet bunu işaret ve ispat eder.

Ahirette hellaleşme olacak mıdır?

Ahiret de, helalleşme de haktır, yaşanacaktır. O gün boynuzsuz hayvan boynuzluyla dahi hesaplaşacaktır ve varlıklara ait haklar ödendikten sonra, Yüce Allah’a ait olan hakların ödenmesine geçilecektir ki Allah affetse dahi kul ve kamu hakları, helallik alınmadan ödeşilemez.

Zekat miktarı nedir?

Zekat miktarı olarak belirlenen kırkta bir oranı Kur’an ayeti değildir, kamu gereklerine ve Peygamberimizin sünnetine göre belirlenmiş asgari miktardır. Din için yeterlidir. Lakin Allah emri ve güzel olanı için miktar “ihtiyaçtan arta kalanı”dır.

Akıl mı vahiy mi üstündür?

Akıl, vahiy ve aşk dinin olmazsa olmazlarıdır ve vahyin anlaşılması için ilk önce lazım olan akıldır. Din ve vahiy olmasa da akıl imanı bulmaya , kainattaki ayetleri görmeye muktedirdir. Bu sebeple denir ki batını (içsel) Peygamber olan akıl daima önce gelir. Zahiri (dışsal) Peygamber ise Hz. Nebidir ve onun izah ve ikazları, tebliğleri de ancak akılla anlaşılan ilahi buyruklardır. Aşk ise bu inanma ve teslim olma işinin severek ve samimiyetle yapılmasıdır ki bu üçü bir arada olmalıdır.

Riba ile kast edilen faiz midir?

Riba haksız yoldan elde edilen her türlü kazanç demek olup, parasal manada enflasyonun üzerinde elde edilen emeksiz geliri ifade eder. Ayetin işaretiyle asıl olan sermayenin korunmasıdır ve Yüce Allah’ın emri mümkünse borç verileni dahi geri almamaktır. Ayetlerin nuzül sebebinin tefecilik yapan Yahudiler olduğu hatırlanırsa mana daha iyi anlaşılacaktır.

En büyük korku nedir?

En büyük korku ölüm korkusu değil, ahirette hesap verme ve huzurda mahçup olma korkusudur, iman ediyorsak öyle de olmalıdır. Siyonist ve ateistler ise hesap korkusu yerine ölüm korkusunu yerleştirerek hesabı unutturmaya ve başları ahiretten dünyaya çevirmeye çalışanlardır.

Aldanmanın, bilmemenin ve unutmanın dindeki yeri nedir?

Bilmemek yani Kur’an okumamak affedilir bir suç değildir ki hem ilahi kudrete haksızlık hem dini hafife almaktır hem de Kur’an’ın şefaatinden mahrum olmaktır. Çünkü en büyük şefaatçi Kur’an’dır. Kur’an’ı bilmeden yaşanan İslam başka bir dindir, din bile değildir. Aldanmak cehaletle tarif edilemeyecek bir gaflet ve delalettir ki kalbi, aklı devre dışı bırakmak demektir, nefse ve şeytanlara tabi olmak anlamına gelir. Unutmak ise dinen caizdir, telafisi olandır, kaza ile kapatılabilecek bir noksandır. Çünkü irade ile bilerek işlenmiş bir suç yoktur. Aldanma ve hiç öğrenme de ise irade ile ilahi nizama isyan ve inkar vardır.

İslam kişiler dini midir, ilkeler mi?

Kur’an kişi ve zamana, yere önem vermez ve hatta bahsetmez. Ama aksine Kur’an ilke ve manayı öne çıkararak evrenselliğini ispat eder ve o özel bir duruma ait olsa da emredilen hükmün hayatın tüm alanında, kıyamete dek, benzer olaylarda tatbik edilmesini emreder. Yani Tume bin Ubeyrık denen münafığın çaldığı heybeyi, Yahudi komşusuna teslim etmesi ve yakalanınca suçu ona atması ve sahabelerinde sözde sahabe ve müslüman olduğu için Peygamberden yahudiyi suçlamasını istemeleri üzerine gelen ayetler bize kıyamete dek yalancı ve haksızlara nasıl davranılacağını, hak ve adaletin kıymetini anlatır. Ayette isim ve yer zikredilmeyişi ise evrenselliği koruma adınadır, olayın ve emrin cılızlaştırılmaması içindir. Kur’an okuyucusu işte bu ilke ve manaları yakalamak adına okumalıdır.

Mü’min ve Müslüman aynı mıdır?

Değildir. İslam’a girene (diliyle iman edenlere) müslüman, müslümanlardan kalben iman edebilenlere mü’min denir. Müslümanlık İslam’la, mü’minlik imanla alakalı bir konudur.

Takvanın göstergesi nedir?

takvanın göstergesi yoktur çünkü amel veya sözlerle doğrudan alakalı değildir. Gerçek niyetleri ve inancı bilen sadece Allah’tır ve kullar hatta şehadet melekleri dahi yanıltılabilir ama Allah’ı yanıltmak söz konusu değildir. Bu nedenle takva Allah katında bir üstünlük derecesidir, dünyada insanlara arsında değil.

Şekilcilik İslam’la bağdaşır mı?

İbadetin nasıl yapılacağına, farz ve sünnetlerine dair şekli bilmek ve uygulamak esastır. Yani kul kendi aklına göre namaz kılamaz, abdest alamaz. Fakat iman, salih amel ve ahlak anlamında şekilciliğe asla yer yoktur ve keza mesela sünnete (örf ve kültürlere göre) giyinmek dinin ve imanın göstergesi olamaz. Çünkü din ve iman kalbi meselelerdir ve şekil ile ispatlanamaz. Dahası şekilcilik riya ve gösterişe gayet müsaittir ve bunlar gizli şirk kapsamındadır. O nedenle kişi mahremiyete saygı anlamında dilediği gibi giyinebilir lakin bu dine ispat sayılamaz, kıyafet, sakal, takke, tespih ispata alet edilmeye çalışılamaz. Şekilcilik esas alınırsa öyle giyinmeyenler din dışı edilmiş olur ki bu çok büyük vebaldir. Şekilcilik dinciliğe çok yakındır ki bu münafıklık demektir. Makul olan örfe, zamana, duruma göre helal, temiz ve düzgün giyinmek, mahremiyeti korumak, saygı ve intizama riayet etmektir.

Tevhid inancı cennete götürmeye yeter mi?

Yetmez çünkü din ve yaşam zıtlıklar üzerine kuruludur ve tevhidin zıddı şirktir. Tevhid, Allah’ı Bir’lemek, şik Çok’lamaktır. Tevhid ile yetinenler şirke mesafeli hatta düşman değilse elbet bir zaman sonra şirkin dikenli sapaklarına sapacak ve aldanacaktır. Keza şirki ve şeytanı tanımak da yetmez, kötülük ve şerle mücadele etmek de gerekir. Bu yüzden inanç, iyilik ve değer üretmek, kötülüğü tanımak ve sakınmak ve kötülük doğuran odaklarla (kişi, varlık ve şeytanlarla) mücadele etmektir.

Asıl olan ehliyet midir, sadakat mi?

Ehliyet ve liyakat Allah emridir ki bunlara sahip olmayanın işe talip olması da, o işin ona verilmesi de haramdır. Sadakat ile kast edilen ise liyakatsiz olduğu halde o işin o kişiye verilmesidir ki haksızlık, adaletsizlik suçları bir arada işlenmiş olur ve doğacak kamu ve kişi zararlarının tamamının vebali o işi alana ve o işi verenedir.

Bütün kötülüklerin başı içki midir, dünya malına aşırı tamah mı?

Dinen günah olan içkinin haram olan kısmı (doğrusunu Allah bilir) şarap ürünlerinin tamamı ve diğer içkilerin sarhoşluk miktarının üstüdür. (İmam-ı Azam Ebu Hanife fetvasına göre) Bu haddin aşılması yakın civara ve en çok da bedene ve şuura zarar verir, ibadeti engeller, kalp kırar ama sarhoşluk hali geçtiğinde kul normale döner ve tevbe ile inşallah affa mazhar olur. Dünya malına tamah ise aşırı bir düşkünlük ifade ediyorsa, servete tapıcılıktan, hırsızlığa, kontrolsüzlükten sınır tanımamaya, hak yemekten gizli şehvete kadar pek çok alanda etkisini gösterir ve çok daha büyük günahtır. Peygamberimizin hadisi de “dünya malına düşkünlüğü” yerecek tarzda ve bu yöndedir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir