Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dinde fanatizm ve zararları
imanilmihali.com
Dinde fanatizm ve zararları

Dinde fanatizm ve zararları

Dinde fanatizm ve zararları

İfrat haddinden fazla abartmak ve tefrit haddinden fazla azaltmak, eksiltmek, değerini düşürmektir. Yani her ikisi de itidalden (orta yoldan) sapmaktır ama biri aşırıya gitmek diğeri normalden az uygulamaktır.

İslam, itidali, Sırat-ı Mustakim’i emreder ki bu orta yol üzere olma hali aşırılıktan kaçınmak emridir.

“ .. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür!” (Maide 5/66)

Tutulan futbol takımından, sevilen yemeklere, tutkulardan özlemlere, feryatlardan sevinç naralarına, çalışmaktan dinlenmeye kadar her alanda itidal üzere olmak dinin emridir.

“Aşırı giden helak olur.” (Müslim)

“Her işte ifrat (haddi aşmak) ve tefritten (azaltmak, aşağılamak) uzak dur, vasatını tercih et. Çünkü işlerin en hayırlısı orta olanıdır.” (Beyhaki)

“İnsanlarla sürtüşmekten sakın! Çünkü bu iyi hasletleri örter, çirkinleri ise su yüzüne çıkarır.” (Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir, 2/427)

“Mümin, ayıplamaz, lanet etmez, fahiş söz söylemez” ( Tirmizi)

“Aşırı öfke, imanı bozar.” (Beyhaki)

“Havf ve reca [korku ile ümit] arasında bulunan mümin, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.” (Tirmizi)

“Bir kimseyi günün birinde, aranızın açılabileceğini hesaba katarak sev. Buğzettiğine de günün birinde dost olabileceğini düşünerek buğzet.” (Tirmizi)

Lakin ahir zaman İslam alemine bakıldığında, fanatizmin, itidali yok sayarak, her alanda hayatı değişmez kabullere mahkum ettiği görülür. Farklı düşünenin rakip hatta hasım edildiği bu idrak, inançta aşırı gitmektir ve dinde yeri yoktur.

Dini açıdan konuya yaklaşıldığında da durum aynısıdır ve aynı mezhebi, aynı tarikatı, aynıhizip ve camiyi, aynı kıyafeti bulunmayanların diğerini din dışı ilan edecek kadar hırs ve kinle dolu olması asla dine yakışmayandır.

Kur’an’ın savaşı zulümledir ki zulme bulaşmayan gayrimüslimler için dahi savaşmak emri yoktur. Kaldı ki insanlar ya yaratılışta ya dinde kardeştir ve tüm insanlık ümmettir. Hal böyleyken farklı düşüncelere sahip olanları ikna etmek yerine veya onların fikirlerine saygı duymak yerine savaşmak, çatışmak ve yok etmeye uğraşmak dinin emirlerine tamamen karşıdır çünkü dinde zorlama yoktur.

Bu zorla da yapılsa, kandırma veya baskı uoluyla da yapılsa yanlıştır, zulümdür. Çünkü zorlama görevi Peygamber’de dahi yoktur ve mü’mine düşen tebliğ ve davet etmekten öte değildir. Başkasının o yanlış inançları amele dönüşür ve bize veya dine zarar vermeye başlarsa o durumda da merhamet sınırları aşılmış ve cihat sınırına gelinmiştir ki bu noktadan sonra dinin emri savaşmak, mücadele etmektir. Ama o noktaya kadar cihat emir değil zulümdür.

Mezhepler, tarikatlar, hizip ve cemaatler, gruplaşmalar tamamen beşeri yorumların eseridir ve kul icadıdır. Yani dine değil diyanet ve şeriata dahildir, kalıcı değil değişkendir, ilahi değil beşeridir ve dinden değildir.

Din Kur’an’dadır ve aynı Allah’a, aynı Kur’an’a, aynı Peygambere biat edenlerin tamamı kardeştir. Bunun aksini savunmak dinden çıkmayı gerektirecek kadar büyük bir suçtur ve devasa bir tevbe gerektirir.

O halde diğer fanatizmler bir yana dinde fanatik olmak, hele bunu bir siyasi akım, mezhep veya hizip adına yapmak, Kur’an’ın emrettiği yaşamı değil de mezhepsel kabulleri savunmak ve bunlar için mücadele etmek dine tamamen aykırıdır.

Kur’an, hak ve hukuk için, adalet için ter dökmeyi emreder, zulme karşı savaşı ister ve haksızlığın her türüne karşıdır. Kur’an, insanın akılını kullanmasını değişik fikir ve hükümler üretmesini ve bunların neticesinde doğru olanın bulunmasını diler. Düşünceleri prangalamak ve diğer fikirleri öldürmek ise dine ihanet etmektir.

Kaldı ki çoğunluğun savunduğu fikir meşru olsa da hak olmayabilir. Bu durumda hak olanı arayıp bulmak lazım gelir ki bunun doğru cevabı Kur’an’dadır. Yani hak tekasür (çoğunluk) ile değil hakka riayet iledir. Kur’an bu sebeple çoklukla övünmeyi yasaklamış, kabirleri saymayı men etmiş, doğum kontrolünü (bebek ana rahmine düşmeden) serbest bırakmıştır.

Müslümanın müslümanla cihat etmesi asla söz konusu değildir ki müslüman olmanın şartları bellidir. Bunun hilafına ‘sen müslüman değilsin’ demek dinden çıkmaktır, onlara karşı fikirlerini onaylamasak da şiddete başvurmak  zulümdür.

Hizipleşmeyi tamamen yasak eden Kur’an dini bölmemeyi emreder ve fanatizm elinde hem de dini alet ederek, menfaat odaklarına kölelik edenler bu emre isyan halindedir. Bu gayret sinsi ve haram yollardan yapılırsa vebali çok daha büyük olacaktır.

Farklı mezhepten olanları, inançları ve fikirleri yüzünden bir otelde diri diri yakanların vebali asla bitmeyecektir. Onu izleyen hatta alkış tutanların da. Hoşgörü dini İslam, inancı ve dini kalbi bir mesele yapar ve imanı, takvayı sadece Allah’ın bilgisine has kılar. Böyleyken imanlara veya imansızlıklara kefil olmak cehaletten öte gaflettir.

Din gibi ilahi ve erdirici bir kıymeti, beşeri çıkarlara alet etmenin ise tutulacak ve savunulacak tarafı yoktur ki makam veya para umuduyla bu mücadeleyi (ama din adına) verenler zulmetmekle kalmaz aynı zamanda riyaya ve şirke bulaşarak da afsızlığa mahkum olurlar.

Bu fanatizm, yalancı şahitliğe, hırsızlığa, şiddete, yalan ve iftiraya varıyorsa zaten kalıcı azap demektir. Hele bu fanatizm, kalıcı ve kötü bir çığır açıyorsa, hakkı yenen devasa bir kitle varsa vebal karşılanamaz hale gelir.

Kur’an bu yüzden ısrarla itidali ve tevazuyu emreder ki dinde mükellefiyet ferdidir. Yani herkes kendi günah veya sevabını taşıyacak, öte yandan kimse başkasının günahıyla suçlanmayacak ve kimse kimsenin günahnı üstlenemeyecektir. Bu değişmez kaidedir ve hata yapan cezasını, iyi şeyler üretenler mükafatını mutlak ve ferdi olarak görecektir. Çünkü akıl ve kalp ferdidir, idrak ve iman ferdidir.

Dini sadece abartarak kendi inancı istikametinde yaymak değil hafife almak ve alay etmek de fanatizmdir. Dini hafife alanların sergilediği bu fanatizm, inancı sosyal seviyesinden aşağı çekmeye çalışan bir tutumdur ve yine yukarıda sayıla vebale dahildir.

Herkes önce kendisini hesaba çekmekle mükelleftir ki bu hesap sadece Kur’an iledir çünkü ahiret sorgusu sünnet veya mişnalardan değil, şeyhlerden şıhlardan değil, matematik veya ahlak kitaplarından değil, ideoloji veya felsefelerden değil sadece KUR’AN’dandır.

O halde başkalarına öğüt vermek bir görev ise de ilk görev kulun kendisini hizaya çekmesi, haya ve iman noktasına yakınlaştırmasıdır. Tebliğ, davet sonraki adımdır, başkalarını yargılama hakkı zaten yoktur ve öğüt verme zorlama içermeyen bir nasihattir.

Bu tarif edilen şekil ise itidaldir ve bunda fanatizme asla yer yoktur.

Holiganlaşan İslam, Allah’ın dini asla değildir !

Farklı mezheplerden olanların kafasını keserken besmele çekenler İslam’dan değildir.

Toplumun, hayatın, yeryüzünün ıslahına çalışan dini ve Kur’an’ı, kendi inançsal yorumları, yada menfaatleri adına zorlamak dine hizmet değil dine saldırmaktır.

Fıtrat herkes ve herşey için aynıdır, değişmezdir. İnsan fıtratta misak vermiş Allah’a , Kur’an’a ve Hz. Peygamber’e biat edeceğine söz vermiştir. Bunun ötesi, nüansı, istisnası yoktur. yani mezhepleşerek, dini bölerek yeni dinler yaratmak fıtrata aykırıdır.

Tüm mezhepler ve çoğu tasavvufi tarikatlar saygıya değer fikirler üzerine kurulmuştur ama nifak aralarına öyle girmiştir ki bugün tamamı diğerinden üstün olduğunu ispatlamak gayretindedir ve diğerlerini dinden saymamaktadır. (Malesef çoğunun şirkle yakın ilişkisi vardır) Tüm İslam alimleri münafık değilse mü’mindir ve saygıdeğerdir ama neticede hiçbiri vahye muhatap değildir (yani Peygamber değildir) ve dine getirdikleri yorumların hiçbirisi ilahi değildir, beşeridir.

Bu yorumların ilahi olmaması ise din teşkil edemeyeceklerinin ispatıdır. Hal böyleyken parti, grup, akım, ideoloji adına kutuplaşmak, huzur, barış ve esenlik demek olan İslam’a ihanettir.

Gönül karşı sevgilere hürmet edenleri haz etmez, akıl farklı fikirleri kabule yanaşmaz ve bu normaldir ama bu reaksiyonlar haddi aşmamalı, şiddete dönmemeli hele hile yoluna asla girmemelidir.

Çünkü sevmemek başka düşmanlık başka şeydir.

Güzel olan, en güzel isimlerin sahibi olan Allah, herşeyi güzel yaratmıştır. Ama insan zalim ve cahildir, kirletmekte, nankörlükte ustadır. Din tamdır, sondur, kolaydır. İnsan bu ilahi dini bile kendi beşeri kaygı ve sevdaları uğruna kirletmekten çekinmeyendir ve bunun elbet bir vebali olacaktır.

Bu çıkar uğruna Allah’a, dine, Kur’an’a ve Peygambere yalan söyletenlerin ise yatacak yeri yoktur daha doğrusu cehennem ebedi mekanları olacaktır.

Siyasi veya beşeri menfaat beklentileri adına uydurma hadis icat edenler, Peygambere veya sahabelere yalan ithaf edenler bunun bedelini çok ağır ödeyecektir. Zaten israiliyat ve arapçılık altında inlemekte olan İslam, bu kardeş kavgaları ve çatışmalar nedeniyle kan ağlamaktadır.

Peygamebrimizin çokça sevdiği, evladı bildiği, yaşayan Kur’an diye tanıttığı Hz. ALi(ra)’yi, Peygamber torunlarını katleden emevi zihniyeti bugünkü bölünmüşlüğün ve yanlış fanatikliğin de müsebbibidir. Yalan ve hile ile dine yanlış istikamet veren emeviler sebebiyledir ki kardeşler bir olmak yerine birbirleriyle savaşmış ve din huzur getireceği yerde tanınmaz hale gelmiştir.

Bunların sorumlusu ise fanatik dincilerdir ki onlar asla dindar değildir. Dinci, dini menfaatleri uğruna kullanandır ve bu münafıklardan da beter mürailik makamıdır.

Özetle; her şeyin aşırısı hem abartmak hem de eksiltmek adına zarardır ki her gün baklava yiyen bıkar, günlerce susuz kalan hayatını kaybeder. Sosyal ve beşeri alanda olduğu gibi din ve iman bahsinde de aşırılık demek olan fanatizm son derece zararlıdır ve dine uygun değildir.

Daha iyi müslüman, daha güzel mü’min, daha örnek mezhep veya tarikat yoktur. Tek bir güzel ve doğru vardır ve O, Allah’tır.

Dinde zorlama ve baskı yoktur ve bu hem dilemediğini yapmamak, hem de dilediğini yapmak gibi iki ayrı uca sahiptir. Çünkü zorla tesis edilenin imanla ve kalple alakası yoktur.

İtidal Allah’ın emridir ve dinde zorlama yerine öğüt vardır.

Zulüm varsa cihat emirdir ama zulüm yoksa esas olan merhamet ve hoşgörüdür.

Diğer fikir ve yaratılışlara hürmet, Allah’a sadakattir ki, dileseydi insanlığı tek ümmet yapabilecek olan Allah farklı ümmetler dilemiştir ki bu farklı fikirler ve yaşayışlar demektir. Ardında ise hepsine saygı ve hoşgörü yatar.

Tüm fikirleri tek istikamette veya çatıda toplamaya çalışmak yanlıştır, isyandır, bunu zorla, hileyle tesise çalışmak eziyet ve zulümdür.

Hak ve doğru olan kulun kendisini ve ailesini hesaba çekmesi, ahiret hesabını unutmaması ve dini Kur’an’a endekslemesidir. Çünkü güvenilir olmayan hadisler, meşhul olan sünnetler eski fanatiklerin hilesine maruzdur ve çoğusu ispata muhtaçtır.

Dini Kur’an’dan öğrenen Peygamberin aşırıya gitmeyin emirleri başımız üstünedir çünkü Kur’ansaldır. Bunun gibi Kur’an’a uygun tüm sünnet ve hadisler başımızın üstündedir ama Kur’an’a itilaf varsa bilinmelidir ki o hadis uydurmadır ve belli bir kesime hizmet amacıyla kasıtlı olarak uydurulmuştur.

Fanatizmin doruğu demek olan bu uydurmacılık ise şirktir, zulmün beteridir.

HELE BU FANATİKLİĞİ TERÖR NOKTASINA VARDIRMAK ŞEYTANLAŞMAKTIR. Farklı düşünenlere döner bıçaklarıyla saldırmak, yalancı şahitlikte bulunmak gibi hakka düşman ve adaleti saptırıcı yolların sonu da aynı kapıya çıkar.

Orta yol üzere olmak ise Sırat-ı Mustakim üzere olmaktır.

İtidal ve merhamet zulüm duvarına çarpana kadardır ve müslüman müslümanın ancak kardeşidir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir