Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Dinde ifrat ve tefrit tehlikesi
imanilmihali.com
Dinde ifrat ve tefrit tehlikesi

Dinde ifrat ve tefrit tehlikesi

Dinde ifrat ve tefrit tehlikesi

Din içinde itidal olması gerekendir ve tüm nizam denge üzerine kuruludur. Bu dengeyi aşağı veya yukarıya doğru bozmak ise denge noktasından sapmak yani haksızlık yani zulümdür.

İslam alemi, din bahsinde itidali terk ederek başlıca iki haddi aşma ve abartı hatası yapar ki ikisi de başa beladır. Bunlar ifrat ve tefrittir. İfrat abartmak, tefrit aşağı göstermektir.

İfrat gereğinden fazla abartmak, sayısını artırmak, gösterişe varırcasına veya eziyet haline değin yaşamsal dengeleri bozmak anlamıyla dinde eklemeleri ifade eder. Peygamberin melekleştirilmesi, ilahlaştırılması, daha çok rekat namaz, daha uzun hutbe, daha çok gün oruç hep bu cümledendir.

İfrat ucu şirke varan bir yolculuktur ki kişileri ilahlaştırır, dini zora sokar ve gösterişle riyaya yelken açar. Bu zorlama sayesinde abdetsiz namazlar, anlamı bilinmeyen sözlerle dualar, hurafelere bezenmiş bedensel eziyetler, iğdişlemeler, evlenmemeler, inzivalar, ruhbaniyetler yaşanır.

Yüce Allah, zorluk değil kolaylık istediği halde, din kimseye taşıyamayacağı yük yüklemediği halde birileri din adına zorlamayla veya kendi rızasıyla öne geçmeyi diler ki bunun ardındaki şirk kokulu mana DAHA İYİ MÜSLÜMAN olma hevesidir. Oysa daha iyilik seçme hakkı sadece takva iledir ve Allah katındadır, yetki de sadece Allah’tadır.

Tefrit ise haddinden fazla sıradanlaştırmak, aşağı görmek, göstermektir. Dini ve imanı umursamamak, şefaati ve rahmeti cepte bilmek, Hz. Peygamberi din adına postacı seviyesinde düşünmek, farzların vebalini küçümsemek, haşa Kur’an’ı insan ürünü saymak bu cümledendir.

Dini lüzumsuz, beşeri, ihtiyaçtan doğmuş kabul etmek, tabiatı da yaratan olarak düşünmek, vahyi geriye atıp akılla ayetleri tercümeye çalışmak, risalete şüpheyle yaklaşmak dinin erdiriciliğine de darbe vuran cehaletlerdir.

Görüldüğü üzere din içinde itidal olması gerekendir ve bu dengeyi bozacak her şey kulu küfre veya şirke götürür. O halde mesele denge noktasından ayrılmamak, Kur’an ve sünnet ile bildirilene ekleme veya çıkarma yapmamaktır.

Sahih hadislerin sayısının onlardan altı milyonlara varması, rekatların ikiden yirmiye çıkması, özel gün ve gecelerin dine eklenmesi, ezan seslerinin kilometrelerce uzaktan duyulur hale getirilmesi, Kur’an’ın anlamadan ama hızlı okunmaya çalışılması hep bu abartı nedeniyledir.

Artırma nihayetinde ekleme demektir ki dine ekleme yapmak kimsenin hakkı değildir, bidattır. Kulu tartışmasız vaziyette şirke götürür ki din tamam değilmiş de onunla tamamlanıyormuş hissi vererek, ilahlık yetkisi kullanarak, Kur’an’ı noksan sayarak sayısız günaha da imza atar.

Yine bu abartı ve eklemeler zorluk yaratır ve uzun zaman ister ki bunun kaçınılmaz sonucu hazırlıkların tam yapılamaması, hızlandırılıp huşunun kaybolması veya yalan söylenmesi … velhasıl riya ve gösteriş doğurur.

Tam aksine eksiltme yapmak da veya önemini değersiz göstermek de dinden çıkarma yapmaktır ki bu da kimsenin hak ve yetisinde değildir. Kulu doğrudan inkar ve küfre götürür. 

Ama dinde oynanan oyun o denli acımasızdır ve kullar en samimi sığınak olan dine o denli silahsız ve korumasız teslim olurlar ki din adına söylenenlere inanırlar ve biraz fazla ibadetten ne çıkar diye başlayan abartmalar bir süre sonra eziyetleşir.

İş burada da kalmaz, önce Peygamber ilahlaştırılır, sonra sahabeler günahsızlaştırılır ve nihayet sahabeler ağzından, Peygambere atfedilen milyonlarca uydurma hadis ile dinin altı oyulur.

Arapçılığı, israiliyatı hedef alan bu oyuntular imana ve tevhide akıl almaz yaralar açar. Peygamber tebliğci, davetçi, yaşayan örnek beşer konumundan çıkarılıp ilahi kudrete ortak veya yedek ilah yapılır ki bu şirktir, bununla da kalınmaz sahabeler bu kez peygamber koltuğuna oturtulur ve sonraki zamanlarda bu koltuklar şeyhlere devredilir, sayısız sahte peygamber ortalığı kasıp kavurur.

Oysa denge ve ahenk, fıtrat nizamıdır, itidal Allah emridir. Allah aklı kullanmayı, dünya ahiret dengesi kurmayı, abartmamayı, kolaylığı, gücü yeteni, samimiyeti ister.

Daha iyi müslümanlık yarışı bir süre sonra daha iyi mü’minlik yarışına döner ki bu kez haşa Allah’ın yetkileri kullanılmaya başlar ve ortalık toz duman olur.

Abartıları, ekleme ve çıkartmaları sorgulamaktan aciz sıradan insanlar bidatlarla yatar kalkar ve örfleri, hurafeleri, beşeri eklemeleri dinden sanarak aldanır. Böylece din tanınmaz ve tatbik edilemez hale gelir. Bu durumda da öğrenmek ve sormak için aslen yine bir bidat olan din sınıfına müracat edilir ve onların statüsü sağlamlaşır. Güçlenen bu sınıf yeni bidatlar üretir ve çark böyle devam eder gider.

Aynı ekip içtihat ve tecdite ise kesinlikle karşıdır ve statülerinin devamını sağlayan ata kabullerini farz ayetler gibi korumakta ısrarlıdır. Çünkü akıl devreye girdiği anda makamları sallanacaktır.

Ümmet için asli müracat makamı Kur’an’dır ve abdestten hac ibadetine, hutbeden rekat sayılarına, yönetim ilkelerinden hukuka kadar pek çok alanda din ana ilkeleri gösterir, itidali emreder ve işin beşeriyetini örfe ve hukuka teslim eder. Yani bunlar değişkendir, zamana ve gereklere göre içtihata açıktır. Oysa din sınıfı buna asla müsaade etmez ve yeni zaman alimlerini alimlerden dahi saymazken kendilerini din adına eleştirilemez kılar.

İblis, insanı anlamadan Kur’an okumaya sevk edeceğine yemin etmiştir ki bunda da gayet başarılıdır. Neden anlayarak okumak gerektiğini yazan Kur’an’ı bir kez olsun okumayan insanlar doğal olarak anlayarak okumaya da karşı çıkacaktır çünkü hoca ve şeyhleri öyle demektedir.

Allah, dininin tamamlamış ve kıyamete dek baki kılmıştır. Bu ekleme ve çıkarmalar haşa dinde noksanlık veya fazlalık olduğu için midir? Abartılar daha iyi müslüman olmak içinse neden ayetle bildirilmemiştir? Bidat ehli başkalarına kapıları kapatırken kendileri neden sürekli güncel fetvalarla zihinleri bulandırmaktadır?

Anlaşıldığı üzere ifrat ve tefritin dine zararı çok büyüktür.

Allah aşkıyla daha çok ibadet etmeyi istemekle, ibadeti çoklaştırmak-çokluğa mahkum etmek aynı şey değildir. Din samimiyettir ve kolaydır. İbadet ve amelleri çokluğa mahkum etmek ise dini tanınmaz hale getirmek içindir ki en basiti küçük abdest alınırken okunan duaları sıradan bir insanın ezberlemesi yaklaşık dokuz yıl sürer!!! Keza Kur’an’ın okunabilmesi için sadece gusül abdestini yeterli bulmayanlar bizzat bidat üretenlerdir. Ezan sesleri o denli yüksektir ki evlerinde hasta olanlar veya cenazesi olanlar, uykudakiler rahatsız olurlar.

İşin acı tarafı da şudur ki mezhep imamlarının kendileri dahi aksine yorum yapmışken, şimdilerde o mezhebe dahil olduğunu iddia edenler, imamlarının yorumunu dahi terk etmiş ve kendi bidatlarını geliştirmiştir. Dahası diğer mezhepleri dinsizlikle suçlayanlar dine verdikleri zarardan habersiz vaziyette ana dilde ibadet meselesine nedense hiç değinmezler.

Tevhid masallarıyla halkı uyutan bu dinciler nedense şirkten asla bahsetmezler ki halk onların ne olduğunu (şeytanlığını) anlamasın!

Nihayet abartı, az biraz çıkartma ve akıl almaz boyutta eklemeler o hale gelir ki din Kur’an’da yazılı olandan uzaklaşır, başkalaşır. Ama hesap Kur’an İslam’ı iledir ve bunun kaçınılmaz sonucu dine ihanete edenler kadar kananların da koyun sürüsü gibi telef olacağıdır. Çünkü sürüleşen, raiyyeleşen İslam, Allah’In emrine rağmen hala, İNATLA Kur’an okumamaya, anlamamaya çalışmakla isyanın en büyüğüne imza atmaktadır.

Diyanet denen kurum yorumları dine uyduracağına, dini mezheplere uydurma gayretiyle en mühim meselelere dokunmazken mesela arı sokmasının orucu bozup bozmayacağına dair sayısız fetva verebilmektedir. İşine gelmeyen soruları siteden kaldıran, tarafsız kalamayan, korkan ve hakkı savunamayan diyanet bu haliyle fayda verir halden zarar verir hale geçmiş durumdadır.

Dinin içi bu kadar münafık ve müşrikle doluyken kulun dikkatli olması gerekir. 

Kul için çok üzülecek ve büyütülecek bir şey yoktur çünkü akıl kafamızda, Kur’an kalbimizdedir ve bu ikisine sadık ve dost olunduğu müddetçe bu anılan riskler bize dokunmayacaktır çünkü iman şeytanlara karşı en kuvvetli kalkandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir