Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dinde sürüleşmek, Raiyyeleşmek
imanilmihali.com
Dinde sürüleşmek, Raiyyeleşmek

Dinde sürüleşmek, Raiyyeleşmek

Dinde sürüleşmek, Raiyyeleşmek

“Ey iman edenler! “Râ’inâ (bizi gözet)” demeyin, “unzurnâ (bize bak)” deyin ve dinleyin. Kâfirler için acıklı bir azap vardır.” (Bakara 2/104)

Kur’an’a göre düşünen insan en üstün varlıklardandır ve düşünmek ibadettir. Zikir, tefekkür gibi fıtratı ve sınavı ve tabi ki Yüce Allah’ı anmayı, bulmayı, anlamayı hedef alan tüm düşünsel eylemler ibadettir. Akıl insana Allah’ı, dini ve imanı bulabilsin, kainat, beden ve Kur’an ayetlerini görebilsin diye bahşedilmiştir.

Buradan hareketle düşünceler hür ve sağlam olmalı, baskı ve zorlama altında olmamalı, düşünülen ile bulunan şey istikametinde kul kendisini ifade edebilmeli yani o düşünerek ulaştığı zirveyi bir nur şeklinde hayata yansıtabilmelidir.

Lakin İslam alemi düşünmekten vaz geçeli veya düşünerek bulduklarını izah etmeyeli asırlar olmuştur çünkü dincilerin oyunlarıyla düşünmek ödüllendirilmiş ama düşüncesini söyleyenler hep cezalandırılmıştır. Düşünmek, raiyye (güdümde sürü) olmaya engel değildir.

Konuşmak düşünmekten farklıdır ki konuşabilmek için raiyyelikten kayıtsız-şartsız kurtulmak gerekir. Ve Kuran, işin belkemiğini çok güzel tutmuştur: ‘‘Ey inananlar! ‘Bizi davar sürüsünü güder gibi güt’ demeyin!’’ (Bakara, 104) diyor. Yani sakın raiyye olmayın; özgür, kaderinde söz sahibi, iradesi prangalanmamış benlikler olun. Kısacası, hem düşünün, hem de raiyye olmayın. Düşünebildiğiniz kadar düşünün, konuşabildiğiniz kadar konuşun.

Kur’an İslam’ı bunu emrederken son bin yılın İslam dünyasında din mantığı ve din hayatı bu şekilde işlemiyor. Hata şöyle: “Düşünmek en büyük ibadettir, ama yakaladığınız ışığı-gerçeği veya fark ettiğiniz çarpıklık ve yamukluğu asla dile getirmeyeceksiniz. Bunu yaparsanız, günah işlemiş olursunuz.”

Bu zalim dayatmaya karşı, kitleler şunu haykıramamıştır: En büyük ibadet düşünmektir diyorsunuz ve hiç durmadan, bizi cennete götüreceğinizi söylüyorsunuz. Peki, bu en yüce ibadetin ürünlerini dışa vurmamıza neden engel oluyorsunuz?

Bin yılı aşkın bir süredir düşünüp de konuşamayan kitlelerin, içlerine yığılan yasak düşünceler, zehirli bir ıstıraba dönüştürüldü. İslam dünyası, kutsal maskeli tâğutlar elinde adeta canlı cesede dönüştürüldü. Bu yürüyebilen cesetler üzerindeki hegemonya, din üzerinden menfaat, saltanat ve şehvet devşiren tâğutlar panteonunun oyunlarıyla iyice kutsallaştırıldı ve Kuran’ın dini, insanı boğma aracı haline getirildi. Hem de, Kuran’ı tebliğ eden muazzez Resul’e isnat edilen yalanlar desteğiyle.

İslam alemi çok yakında bereketli bir tecdit ile kendisine gelemezse, korkarız diriliş gerçekleşemeyecektir. Çünkü sürüye her geçen gün yenileri katılmakta, akıl kenara konmakta, akıllar çalıştırılsa da söze dönüşememekte, söze dönüşse de diğer akıllar bu kez bu söze kıymet vermektense batıl ve hurafelere akıl yormayı tercih etmektedir.

“Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak “İşittik, karşı geldik”, “İşit, işitmez olası!” “Râ’inâ” derler. Hâlbuki onlar, “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak” deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.” (Nisa 4/46)

Ayetin yasak ettiği kelimeyi yahudilerin veya sahabelerin ne anlamda kullandığı mühimdir çünkü şayet o kelime gerçekten olumlu ve tevhidi manada kullanılıyor olsaydı yasaklanmazdı ve yasaklamanın ardında yahudilerin küfür arzusu olduğu kadar sahabelere sürüleşmeme emri de vardır ki kelimenin küfür olarak tanımlanması kişisel özgürlük ve hür iradeyi esas alan İslam’ın sürüleşmeye ne kadar karşı olduğunun da delilidir.

Zamanın tarikat ve şeyh mantığına benzer vaziyette peygambere (beşere) kişiliksiz olarak teslim olan bir sahabe toplumunu yanlıştan çevirmek ancak bu sayede mümkündü ve ayet maharetin hayvanlar gibi aynı patikadan emniyetle gitmekte değil, aklı kullanarak doğru yolu bulmakta olduğunu göstermişti.

Ahir zamanda ise durum çok daha vahimdir ve ister yobazlar eliyle ister yahudiler eliyle olsun İslam alemi ayetin tam tersini yapar hale geldi. Yani sürüleşti.

Aklı işletmeyenler üzerine pislik atan bir Kur’an’a rağmen insanlar düşünmekten asırlar önce vazgeçti, düşünse de sonuca varamadı, sonuca varsa da bunu ifade edemedi ve cennet hayalleri hep tekil olarak düşünmek ve hayal kurmak üzerine şekillendi.

Eyleme ve söze varamayan düşünceler ise baskı altında uzun süre yaşayamadı ve oksijensizlikten yok oldu gitti. Tek tek çıkan sesler ise karanlıkların boğucu etkisiyle bastırıldı ve İslam ümmeti sürü halinde yaylalara yayılır, otlar ve akşama evine döner hale geldi.

Batının ve çağın çok gerisinde kalan, aklı kenara koyan, düşünen ama ifade edemeyen İslam alemi bu nedenle gerçeği ve nuru yakalayamadı ve tevhid masallarıyla, cennet hayalleriyle şekle yönelip, özü kaybetti.

Sonuçta imansız ama ibadetli, takvasız ama şekilci bir beşeri İslam yaratıldı ve hurafeler bu beşeri dini öylesine sardı ki dinin erdiriciliği ortadan kalktı. Kalktığı içinde İslam terörle anılır oldu, dünya İslam’a düşman hale geldi, müslümanlar dahi dinlerine bakıp İslam bu mu? demeye başladı.

Sürüleşen ümmet, Allah’ın sürüleşmeyin emrine rağmen sürüleşmenin cezasını da müsibetlerle ödedi ve hala ödüyor. Kurtuluş ve esenlik ise mümkün olmadı ve daha uzun süre de mümkün olamayacak. Şayet Kur’an’ abir an önce dönülmez ve tecdit erlerinin safına geçilmez ise.

Arapçaya, israiliyata, yıbazlara, kişilere, örflere, hurafe ve rivayetlere tahtı terk eden beşeri İslam, Kur’an’ı kenara koymakla şeytana ve menfaatçilere hizmet eder, topluma sefa yerine cefa verir hale geldi.

Ümmet, düşünmeyi terk ettiği için, sorgulamadığı ve çağın gerekleri ile dini buluşturamadığı için de içtihat kapısını kapatanların oyununa gelerek aldandı ve batıl bir dini hak din diye yaşadığının farkında dahi olmadan sürüleşti.

Kişiler çoban gibi başa geçti, ümmeti verimli otlaklara sürdü, yeşil hayallerde otlattı ve akşam hanelere geri dönüldü. Söyleneni yapan, sorgulamayan, itiraz etmeyen ümmet bu sürüleşmiş haliyle istenen haldi ve kimse çıkıp itiraz dahi etmedi, edemedi, ettirilmedi.

Silkinemeyen, ayağa kalkamayan İslam bu haliyle tahrif edilmiş dinlerden de beter hale geldi ve kıyamete dek baki kalacak İslam’ın örnek ümmeti, kötü örnek haline geldi ve nefret vesilesi oldu.

Yüce Allah’ın azamet ve kudreti de öfkeye dönüşüp bela olarak İslam aleminin üzerine defalarca yağdı ama ümmet bu belaları dahi fark edemedi. Bir ve birlik olamayan, düşmanları tanımayan, kardeş kavgalarına dalan, iman kardeşliğinin kıymetini unutan, aldanan ve parçalanan İslam alemi, Allah’ın ipi Kur’an’ı bırakıp kişilerin çubuğunu, mişnaları, hurafe dallarını tuttu ve kurtulmayı umut etse de bataklığa her gün biraz daha gömüldü.

Sonuçta fıtrata aykırı bu aldanışlar ve isyanlar sebebiyle rahmet kapıları da kapandı ve din esenlik vaat etmekten uzaklaştı. Peygamber, kendisine atfedilen yalanlara boğuldu, Kur’an kenara kondu, din tesettür ve namazdan ibaret kaldı, Mehmet Akif’in dediği gibi din göklere çekildi.

Tüm bunlara sebep ise ümmetin; düşünen, konuşan, eleştiren ve kınayan toplum olmak yerine, sevap kazanmak için Kur’an’ı anlamadan ve dua niyetine okuyan bir sürüye dönmesiydi.

Kur’an’sız din olamayacağı için de din rafa kalktı ve sokaklarda acayip bir din dolaşmaya başladı. Adı ılımlı İslam, dinler arası diyalog veya her ne olursa olsun adı çok önceden konan fasık ortaklıklar faaliyete geçti ve İslam zavallılaştırıldı. Bu başta sürekli bir çoban bulundurmayı zorunlu kıldı ve tüm irade o çobanlara teslim edildi. 

Sürüleşmek aynı zamanda düşünerek iş üretmeyi de engelledi ve düşünen kafa ve üreten el kutsal iken düşünen ama üretmeyen bir toplum yaratıldı. Okumayan ama dinleyen, kuzu kuzu söyleneni yapan bir toplum. Üretmeyen sürekli satın alarak tüketen bir toplum. Oysa Peygamberimiz işçilerin elini “Allah ve Peygamberin en çok sevdiği el” olarak tanımlar yani çalışan, üreten ve helal lokma kovalayan elleri.

Ve bunda suç sadece aldatanlarda değil aynı zamanda aldananlardaydı.

Dinde sürüleşmek, Raiyyeleşmek hayvana benzemek, hayvan gibi davranmaktır ve erdem insanın şerefi, akıl üstünlüğü, iman cevheridir. Bu faziletleri terk edip hayvanca yaşama razı olmanın elbet bir karşılığı olacaktır ve hesap günü ümmet bu isyandan elbette sorulacak, Peygamber huzurda ümmetten şikayetçi olacaktır.

Vebal büyük, azap fena, kurtuluş Kur’an’dadır.

Ve Kur’an; sürüleşmemeyi, aklı kullanmayı, kalbe danışmayı, ayetleri okyabilmeyi, dini tanımayı, iman etmeyi, takvayı, hayatın akıl-ilim ve vahiy üçlemesiyle buluşturulmasını, içtihat ve tecditle çağın yakalanmasını, Kur’an ile emredilen insanlık ortak değerlerinin hayata egemen olmasını ister.

Sürüleşenlerin, çobanların ardına takılanların gideceği yer ise elbette insanlar cenneti değil en iyi ihtimalle hayvanlar cennetidir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir

Allah’tan başkasına dayanan her ümit dipsizdir Yüce Allah, hayatın, ecelin, mülk ve kudretin, dinin, beraat ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir