Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dinde vicdan kavramı
imanilmihali.com
Dinde vicdan kavramı

Dinde vicdan kavramı

Dinde vicdan kavramı

Vicdan; kalbin ve ruhun sesi, fıtri misakın gölgesi, kötülükte iç sızlatan, iyilik ve güzellikte ferahlık veren, iyiyi kötüden ayırabilen, iyilik etmekten lezzet alan ve kötülükten elem duyan manevî histir.

Kalbin sesi olmakla vicdan, yaşanan ve görülenlere dair insana hep bir şeyler anlatır ve iradeyi o yöne sevk etmek ister ki vicdan bu manada akıldan da ötedir, kalbin sesidir. Vicdan mutlak hakikate açılan kapıdır ve akıl dahi bazen kanmakla, vicdana yetişemez.

Akıl vicdanın sesine kulak veren, uzuvları yönlendiren olarak maddidir, his değildir, doğrudan eyleme dönük bir maddi oluşumdur. Vicdan ise tüy kadar hafif ama bir o kadar da ağır bir histir ki kalbi bazen sıkmak ve bazen de ferahlatmakla çok şeyler anlatır.

Akıl bazen hissedilemez şeyleri görür ama hisler bunu kabul etmez. Keza bazen de hissedilenler akla ters gelir. O halde vicdan ve aklı aynı paralelde buluşturmak olması gerekendir.

Vicdana hoş gelenler çoğu zaman beşeriyete esir akla hoş gelmez. Mesela infak etmek, mesela haksızlık karşısında dikilmek, mesela yolda bulunan bize ait olmayan parayı sahibnie teslim etmek.

Vicdana ters gelen şeyler de mesela yaptığımız bir haksızlıkta vicdan azabı duyuyorsak aklımızın üreteceği hiçbir özür ve mazeret derdimize deva olmaz.

İnsan birçok hakikati vicdanen bilir. Görme, işitmeden ne kadar farklı ise, vicdanen bilme de aklen kavramadan o kadar ayrıdır. Vicdanda kıyas, mantık, fikir yürütme, hipotez kurma yoktur. O, bütün bunlara muhtaç olmaksızın, hakikatleri doğrudan bilir. Maviyi yeşilden gözümüzle ayırt ettiğimiz halde, şefkatin sevgiden, yahut korkunun endişeden farkını vicdanen biliriz. Çünkü vicdan, kalp gözünün işidir ve kalp aşkı ve sadakati, dolayısıyla fıtratı ve hakikati görmekte ustadır.

İnsan vicdanen hissederek var olduğunu, kabiliyet ve karakterini, hata ve yanlışlarını bilir. Öte yandan olması gereken mutlak hakikati de bilir. Bu doğuşsaldır ve ruhun bir armağanıdır.

Gözler, kulaklar bazen yanılsa da hisler çoğu zaman doğrudur ve vicdanın sesi gür çıkamasa da her zaman doğruyu fısıldar.

Vicdanda başlayan iman hareketi, akıldan ve bedenden de yardım alarak gelişir. Ve bu sayede vicdandan yükselen iman kulu, bütün mülkün tek sahibine, Allah’a götürür.

Her vicdan Allah’ı ve Allah her vicdanı bilir.

Vicdan bu haliyle de şükrü, minneti, dua, tefekkür, tevekkül ve tevbeyi emreder.

Lakin bazı vicdanlar öylesine kirli ve bedbahttır ki günah, isyan ve yanlışlarla dolu bu batıl vicdanlar, şükre minnet etmez, büyüklenir ve kibre saparlar.

O vicdan sahibi nimetleri başkalarından bilir, medeti, şifayı, rızkı başkalarından arar. Böylece, şükürsüz yer, tefekkürsüz bakar, düşünmeden yaşar. Ve dünyanın işlerinde, dertlerinde, yahut zevklerinde boğulur. Bu dünyaya niçin gönderildiğini, vazifesinin ne olduğunu ve nereye gittiğini bir kez olsun hatırından geçirmeden hayvanî bir hayat yaşar ve bu âlemden göçüp gider.

İnsan yatağına girdiğinde rahatça uyuyabiliyorsa, vicdanının Allah’ı bilmesi ve O’nun rızasına uygun işler yapması sayesindedir. Uyku tutmayan sızlayan vicdanlar ise gün içinde hayata geçen zulüm, şiddet, haksızlık ve adaletsizliklerin eseridir.

Vicdan ve vicdanî biliş olmasaydı, yeryüzünde ızdırabın, zulmün ardı kesilmez, göz yaşı durmazdı.

Özetle; vicdan kula “Allah’ın var ve Tek olduğunu, O’nun rızasının esas olduğunu, sınavı ve akibeti” hatırlatır, unutturmaz.

Vicdan, gönül tahtasında yazılı olan ‘Allah’ adının, dudaklara, parmak uçlarına, kelimelere, seslere dönüşen halidir. Bu sese kulak veren iman sahipleri iki cihanda da bahtiyardır ve fakat bu sese kulak asmayanlar merhametsizliklere, zulümlere imza atan namertlerdir, bahtsızlardır, Allah’ın rahmet ve merhametini anlamayan, bunu hayata yansıtmaya gayret etmeyenlerdir.

Vicdanlı gönüller, kuşların cıvıltısında, rüzgarın uğultularında, arının kanat çırpışında, çiçeklerin açmasında, dalgalarda, yağmurda Allah’ı bulan, bilen ve analardır. Adı mü’min olan bu vicdanlılar vicdanın çıkış noktası olan imana sarılan, Yüce Rabbi’nden başka ilah tanımayanlardır.

Vicdanlı kullar, beşeriyete ve dünyaya gerektiğinden fazla ehemmiyet vermeyenler ve sınavı unutmayanlardır.

Nefsin terbiyesinde, aklın eğitilmesinde, uzuvların kontrolünde, dudaklardan ve ellerden çıkan işlerde egemen olan vicdan sahibine huzur ve esenlik verirken, akılla ve beşeri telaş ve endişelerle bastırılan vicdanlar sahibine korku ve acımasızlıktan başka bir şey vermez.

Beşeri korkuların hası elbet makam ve servetlerdir ki akıl bunları artırarak muhafazayı emrederken, vicdanlı kalpler muhtaçlarla paylaşmayı ve yardım etmeyi, bizlerde saklı duran ama aslında onlara ait olan hakları sahiplerine vermeyi emreder.

Vicdan mazeret istemez, bilmez, üretmez. Akıl ise sayısız mazeret üretmekte, korkularına kılıf bulmakta hünerlidir. Bu sayede de vicdanı bastırmak hevesiyle zalimleşir, sertleşir, maddi kaygıları dinleştirir. Sonuçta kalp kararır, vicdanın ampülü söner ve kulaklar sağırlaşır. Artık rahmet kapıları kapanmıştır. Akıl komutayı bir kez ele aldı mı ne merhamet dinler ne sevgi. Sadece menfaat ve nüfus isteğiyle yanar ve tutuşur. Bu ise kibirle gelen büyüklenmeye, şımarmaya, haddi aşmaya ve ezmeye sebeptir ki zulüm hemen ardından gelir.

Zulüm ise Kur’an’ın tek düşmanıdır ve zalimler şirkin pençesinde kıvranırken o bastırılan vicdanlar azapla kıvranacaktır.

Mü’minlerin vicdanı bu nedenle yumuşaktır, dokunduğu yeri ve kalbi güzelleştirir, Allah aşısı yapar, sevaplar sunar, iyilik denizlerine yelken açar.

Mü’minlerin vicdanı imanla, Allah sevgisi ve korkusuyla doludur.

Gönül tahtalarında sadece Allah’ın adı yazılı mü’minlerin kalbinde başkaca hiçbir puta yer yoktur ve bu nedenle onlar Rahman’ın mü’min kullarıdır.

Vicdan tevhidin emri, imanın ispatı ve Allah kulu olmanın beratıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir