Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dinde zorlama (ikrah) yoktur
imanilmihali.com
Dinde zorlama yoktur

Dinde zorlama (ikrah) yoktur

Dinde zorlama (ikrah) yoktur

İkrah bir Kur’an deyimi olarak; baskı, zorlama, sindirme, aldatma manasına gelir.

Din işleri adına emredilen ve yaşanan herşey, insanın aklı ve vicdanı ile alakalı olup, herkes bir tercih kullanma hakkına sahiptir. Kulların özgürlüğü esasına dayalı bu sistem tamamen hür iradeye dayalı olmalıdır ki hesap sorulabilsin ve sorumlu olunabilsin.

Özgürlük bahsinde şöyle demek lazım gelir; kişinin dinen özgürlüğü başkasının özgürlük sahasında biter. Bu sınır aynı zamanda hak’kın sınırıdır. Yani hiç kimse sınırsız özgürlüğe sahip değildir. Özgürlüğün kamuya komşu olma halinde ise kamu hakkı tüm özgürlüklerin nihai sınırıdır ve kişi ile kamu hakları karşı karşıya gelirse kazanacak olan kamudur. Özgür olma hali kişiyi seçebilir kılar ve tercihler hep iki kutupludur: iyi veye kötü, güzel veya çirkin, hak veya batıl. Kul kendisine has konularda bunlardan dilediğini seçer ve özgürlük başkalarının tercihlerine müdahale etmemek, başka tercihlerle alay etmemeyi de kapsar.

Akıl özgürlüğün, hakkın, tercihin ilk basamağıdır ki zaten akıl noksanı kimseler dinen mesul bile değildir. Yani kişi akıllı olacak ve hür olarak karar verecektir. Bu kararda Kur’ani tebliğe riayet veya inkar olacak, davete uyanlar mutlu, uymayanlar bedbaht olacaktır. Ama en kötü insanın bile en kötüyü seçme hakkı her zaman vardır.

Aklın mevcudiyeti ile başlayan sorumluluk ise tercihlerin kaçınılmaz bir sonucudur ve tercih kullanan herkes sorumluluğunu almak zorundadır. Dinen tasvir edersek; aklı olan ve dinen reşit olan herkes hür ve özgür olarak tercih kullanma hakkına sahiptir ama bu sahiplik yükü de berberinde getirir. Yani sevap ve günahı veya ödül veya cezayı.

Hür olma noktasından cebren çıkıldığı anda irade başkasına veya başkalarına geçmiş demektir ki o andan itibaren sorumluluk ta el değiştirir.

Bu vazgeçme işi eğer gönüllü olarak yapılıyorsa bu durumda sorumluluktan kurtulmak diye bir şey söz konusu değildir ama irade başkalarının elindedir. Yani başkası sizin adınıza rey kullanacak ama sonuca ortak olacaksınız demektir. O kişi güvenilir ve doğru bile olsa hür iradeyi ve tercih hakkını ona teslim etmek ise akla ve yaratılışa ters bir durumdur. Dinen insan olmanın gereği de engellenmiş olur ve o kişi artık kainattaki insan dışı diğer varlıklar seviyesine iner. Bu da ilahi kudrete isyan manası taşır. Rabita dediğimiz olay buna örnektir.

İkrah ise başkalarının iradesini zorla ele geçirme veya kendi fikrini zorla başkalarına egemen kılma girişimidir. En başta tüm kudretin sahibi olan Yüce Allah bu eyleme karşıdır ve defaten insanları da bu konuda ikaz etmiştir. Çünkü dünya sınavının temeli ve ölçüsü hür iradelerle yapılacak tercihlere göre ceza veya mükafat vermeye dayalıdır. Fikir ve eylemlerin zorla değiştirilmesi demek olan ikrah ise bu sınavın en adil şartına ihanettir.

Dinde ikrah dinciler marifetiyle hem dine girişte hem çıkışta, hem de din içinde olur.

Dine girişte insanlara baskı yapılması, dinin içinde sayısız hurafelerle ve aldatmaca, hatta tehditlerle kişilere kati teslimiyet şartı aranması, dinin içindeyken dinden çıkışta aforoz mekanizmasının veya engizisyonun işletilmesi işte bu ikrahın örnekleridir.

Oysa Peygamberin bile zorlama ve zor kullanma yetkisi yoktur.

Kur’an dine davetten ibarettir ve zorlamaz. Dinden çıkışta da kimse zorluk görmez. Bu Allah’ın kuralı, sınavın adaleti gereğidir. Yetkiyi ve hükmü koyan Allah’tır. Değiştirme veya kaldırma hakkı da sadece O’nundur.

Kur’an bize dinin kolaylaştırıldığını söylerken dinde kolaycılığın esas olduğunu da hatırlatır.

Peygamberimizin en büyük üç lanetinden birisinin işleri zorlaştıranlara dair olduğu da hatırlanırsa kolaylık ve arzunun esas olduğu daha iyi anlaşılır.

İkrahın terminolojik yapısı incelendiğinde şöyle bir sonuç ortaya çıkar; isteğe bağlı teslimiyet veya zorla el değiştirme şeklinde olsun bir hak ve özgürlüğün batıl lehine el konulması söz konusudur. Batıldır çünkü hak ve adalet bunun razı olunarak bile terkine karşıdır. Bu sınavda kağıt kalemi bırakmaya benzer.

İman etmek bahsi, ikrahın doruk noktası, dinciliğin en şatafatlı göstergesidir. Kullar önce dine zorla sokulmaya çalışılır ki yemlenecek insanlar çoğalsın. Çıkar ve menfaat odaklılarca çoğaltılan bu sayı dünyaperest tutkular için maddi olarak nasiplenmek (!) maksadıyla gereklidir. Ayrıca bu sayı çoğaltılmalıdır ki muhaliflere ikrah yapılabilsin. Yani güçlenilsin.

Din içinde ise ikrah daha ziyade kişilere biat şeklinde ortaya çıkarken, maddi olarak yükümlülüklerin ne adla olursa olsun varlığı kaçınılmazdır. Kişiler o zorlu din içinde kurallara ve kaidelere uymak zorundadır ve bu din Allah’ın dini değildir. Uymakta direnenlere sayısız işkence ve acı vardır.

Aforoz mekanizması ise dinciliğin ikrahta sıkça başvurduğu bir metoddur ve kendisini birilerini din dışı ılan etmek şeklinde gösterir.

Kandırılarak veya zorlanarak dinci tezgahına gelenlerin o sahte din içinde ve o dinden de kovulduktan sonraki halleri ise vahimdir.

İlahi emrin aksine kudret ve yetki kullanarak kulların sürüleşmesine, sonra sömürülmesine, sonra zulmedilmesine olanak sağlayan bu konunun en görülür hali tarikatlerde, dini-siyasi maksatlı gruplaşmalardadır.

Dinci terör (İslami Terör değil) bu yüzden vardır. İnsanlar beyinleri yıkanarak sahte bir dine mensup kılınarak siyasi veya çıkar odaklı hedeflerde kullanılır ve bu savaşlarda dini kaidelerin adı bile anılmaz. Haksızlığın doruğa çıktığı, zulüm ve şiddetin tepelerde dolaştığı bu eylemlerde akan kanlar dinciliğin beslendiği temel gıda maddesidir.

Allah ile aldatmanın da sembolik bir şekli olan bu uygulamalar, ikrah ile köleleştirilenlerin kurtulma umutlarını da yok eder.

O yüzden dinci tayfalar sürekli Allah adını ağızlarına alır ve o yüzden haram yemeye bile Bismillah ile başlarlar. Çünkü ikrahın kaçınılmaz sonucu riyadır. Hem dinciler, hem zorlananlar için kural budur. Abdestsiz namaz kılanlardan tutun da diğer uç sapıklıklara kadar o sahte din içinde hem de elebaşlarınca icra edildiği halde görünürde herkes imanlı ve herşey caizdir. Çünkü o sehtelikte din insanlara uydurulmuştur. Oysa hakikat insan dine uymalıdır.

Dine yalan söyletmek ikrahın bir neticesidir ki uygulanmakta olan yanlışlar tepki çekince hemen bir hadis uydurulur vey bir fetva verilerek durum kurtarılmaya çalışılır. Ayetlerle bir çakışma tespit edilirse de ayet (!) değiştiriliverir. Daha doğrusu kişilerin ayetlerden uzak kalması temin edilir ki bunun yolu da dini Arapçaya mahkum etmek, anlamadan Kur’an okumayı özendirmektir.

Allah imanı dilediğine verir ve dilese yeryüzünde herkes iman eder. Peygamberimiz bile rahmeti gereği pekçok kişi üzerinde özellikle durmuş ve iman etmelerini (adeta zorla) telkin ettiğinden ayetlerle azarlanmıştır. Hal böyleyken zorlama yani ikrah kimse için mübah değildir. Yüce Allah istese herkes bir anda iman eder ama O insanlar kendileri, hür ve sevgi ile kendisine gelsin ister. Deyim yerindeyse din işlerinde zorla güzellik olmaz. Çünkü herkes Kur’an’a bu dünyada uymama hakkına sahiptir ama herkes ahiret yurdunda o Kur’an ile mahkeme edilecektir.

Küfür ve şirk cephesi için bile zorlama yoktur. Cehenneme gitme özgürlüğü kimselerin elinden alınamaz. Bunun bir istisnası zulüm durumudur ki Kur’an sadece Müslüman camianın değil dünyanın neresinde olursa olsun zulüm altında inleyen ve yardım isteyenlere yardımı emretmektedir. Bu hal dışında herkes iman edip etmemekte serbesttir.

Anlaşılacağı üzere nerede zorlama ve baskı varsa orada menfaat ve dincilik vardır ama din ve dindarlık yoktur. Çünkü Allah’ın emri, dünya sınavının gereği budur.

Samimiyetsiz, gönülsüz, güzel niyetsiz hiçbir şeyden hayır gelmez, mındar olur. Zorlama bunun daniskasıdır. İşin caizliğini bile ortadan kaldırır.

Zorlamaya direnmenin ölçüsü ise ölmemek halidir ki Yüce Allah aşırı açlık ve ölmek sınırında olanlar için haramlardan ölmeyecek kadar yemeye bile müsaade etmiş, peygamberimiz işkenceyle öldürülme ihtimali durumunda (gönülden hissetmemek kaydıyla) dil ile ‘imandan çıktım’ demeye müsaade etmiştir. (Not: lakin hayatta kalmaktan daha güzel olanı ölmek pahasına imanı dışa vurmak, gerekirse ölmektir.)

Aşırılık ikrahta zulüm araçlarının başında gelir ki çoğu manasız okumalar, öldürmede zulüm sınırları, kişilere kaldırabileceğinden fazlaca yük yüklemeler, akıl ve kalbi susturmak adına dincilerce yapılan manevi işkenceler bu kapsamdadır.

Kur’an zulmetmemeleri ve savaş etmemeleri durumunda gayri müslimlere bile güzel davranılması istemektedir ki Peygamberimizin de davranışı tam olarak budur.

Karıştırılan bir mühim noktada cihat meselesidir ki cihad sadece zulme karşı yapılır ve öldürmede bile aşırıya gidilmez. Para, din, kadın, ganimet adına cihat asla caiz değildir.

Dinleştirmek adına yapılan savaşlar, yapan her kim olursa olsun adı, savaş değil cinayettir.

Terör bu saçma savaşın en acımasız halidir ve masum, çocuk demeden öldüren eylemlere imza atan ve attıranlar cehennemlerden ilelebet çıkamayacak olanlardır.

Binlerce parçaya bölünen dinin, herbiri ötekisini düşman ilan eden parçaları arasında zorlama ve baskılama kaçınılmazdır. her biri kendisini müslüman diğerlerini kafir görürken oynanan oyunda iyi anlaşılmalıdır. Çünkü öteki kavramı hem dincilikte hem ikrahta önemli yer tutar.

Dinciliğin vazgeçilmezi olan ötekileştirmek, ötekilerin susturulmasını ve etki altına alınmasını da zorunlu kıldığından ikrah devreye girer ve aforoz, manevi işkence, baskıdan, derece derece artarak zulme ve savaşa kadar gider.

Hak ve adil olan, güzel ve mübah olan, caiz ve geçerli olan tektir. Batıl ise çoktur.

Gizli derneklerin, tekkelerin, ayrımcı bölünmelerin tamamı hem bir ikrah ürünüdür hem bizzat ikrahı uygulayanlardır.

İkrah vasıtaları ise çoğu zaman tehdit ve şantaj içerikli, kimi zaman ise kandırma ve kendine çekme oyunludur. Para, kadın, alkol kullanarak, tehdit ve şantaj yaparak, mevki, makam teklif ederek, bulunulan yerden terk ile korkutularak kişileer dincilerin oyununa zorlanır ve kandıkları halde de İslam’dan ayrı tamamen başka bir dine taraf olunur.

Kadınlar ikrah konusunda en mağdur haldedir ki en temel hak ve hürriyetleri bile ellerinden alınır, emsali olmayacak aşırılıkta tesettüre zorlanır, tanımadığı ve sevmediği insanlarla evliliğe zorlanır, muta nikahları ile gecelik zevklerin maşası yapılır. Dincilere tabi olmayan serbest fikirli kadınlar ise hedeftedir ve aforoz edilerek, din dışı bırakılır.

Mezhepsel bazda da her mezhep diğerini ikrah yoluyla etkisizleştirmek gayesindedir ve korkulur ki çok yakında en büyük iki mezhep siyonist oyunları ile, sömürgeci batının emelleri gereği savaşmak zorunda bırakılacaktır.

Özetle; ikrah gönül işi olan dinin buyrukları aleyhine kulları zorlamaktır ve dinde yeri yoktur. Zorlayanlar dine aykırı davranarak akibetlerini karartırken sağladıkları dünya menfaatleri ile avunurlar. Zorlandığı durumda teslim olanlar ise kaybedenlerdir ve kaçıp kurtulmak yerine teslim olmakta ısrar edenlerin de kurtuluşu sadece Allah’ın dilemesiyledir.

İkrah hürriyetin, iradenin zorla el değiştirmesi ama öte yandan sorumluluğun da el değiştirmesidir. Yok eğer kişi bu ikraha boyun eğiyorsa da sorumluluğu ve vebali artarak devam eder.

Şeytan asla zorlamaz. Kandırır, vaadeder, süslü gösterir. Sonra vaadinden cayar ve yüzüstü bırakır. Allah’ı bilir, tanır. (Dinciler de öyledir.) Şeytan bu yüzden kafir değil müşriktir. Müşrik olduğu için de kaderi cehennemdir. Kafirlerin ise her zaman kurtuluş umudu vardır.

İkrah yoluyla aşırıya gidenler, zulmedenler için ise karşılıklrın en büyüğü nasip olacaktır.

Kişileri dinde veya din dışında ilan etme yetkisi sadece Allah’tadır. Peygamberimizde bile bu yetki yoktur. Hal böyleyken engizisyon mahkemeleri gibi hem de duruşma yapmadan kişiler hakkında karar vermek doğru değildir. Çünkü imanın ve takvanın kimde olduğunu bilen sadece Allah’tır ve takva dünyada değil, ahiret yurdunda bir üstünlük değeridir.

Kimde olduğu bilinemeyecek iman ve takva için ise kimse hakkında karar vermek doğru değildir. Doğru olan iman ve takva için, Allah rızası için nefes tüketmek, sevgi ve hoşgörü dini olan İslam’ı yaşatmaya gayret etmektir.

Sinsilik, hiyerarşi ve zorlama nerede varsa orada din yoktur, dindar yoktur, dincilik vardır.

İkrahın kaçınılmaz sonucu riya ise gizli şirktir ve affedilmeyecektir.

İkrahın ana maddesi zulüm ve dini şiddet (din kaynaklı terör) ise Kur’an’ın düşmanı olduğu en temel düşmandır.

Dini bölmek, diğer mezhep-tarikat-cemaattekileri ve diğer insanların tamamını yani kendisine tabi olmayanları dinsiz ilan etmek ise küfrün daniskasıdır.

Camileri, dinci baskıya hane edenler de bunun vebalinden kurtulamayacaktır. Çünkü Allah’ın evi camiler değil gönüllerdir.

Bu konuda gerçeği bilip susanlar da, Kur’an’ı rehber etmede gaflet gösterenler de, baskıya seyirci kalanlar da, susarak-korkarak hakka destek olmayanlar da ikrahçıdır.

Allah’ın yolu ne sağ ve ne de soldur. Allah’ın yolu dosdoğrudur.

Rabbim hoşgörü ve samimiyet dini İslam’ı dinci zorbaların elinden kurtarsın. Amin.

Dinde zorlama (ikrah) yoktur

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir