Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İBADET / Dinden kim ne anlar?
imanilmihali.com
Dinden kim, ne anlar?

Dinden kim ne anlar?

Dinden kim ne anlar sorusunun cevabı herkesin fıtratında, gaye ve emellerinde, Kur’an’a mesafesinde ve Yüce Allah’a duyduğu sevgi ve minnette yatar. Çünkü din ve iman ile Kur’an herkese farklı şeyler anlatır ki Kur’an’ı okumayan okusa da anlamadan okuyanların bu manaya asla eremeyecekleri muhakkaktır.

Dinden kim ne anlar

Din; Yüce Rabbimizin var ettiği hayatın kendisi, yaşamın gayesi, ilahi, evrensel ve beşeri kuralların bütünü ve kulluk etme bilincinin yolu ve yordamıdır. En genel tanımı ile bu şekilde anılan din semavi dinler ve diğerleri olmak üzere esasen ikiye ayrılır ki modern zaman insanlarının din tanımından anladığı daha ziyade budur.

Medeniyet; ailelerden, toplumlardan, ümmet ve milletlerden oluşur. Toplumda egemen olan kurallar ise başlıca üç tanedir ki bunlar kamusal-kurumsal kurallar, dini kurallar ve gelenekler. İnsanlar bu üçüne göre yaşar ve ölür. Başka bir topluma sonradan üye olanlar ise yeni girdiği o toplumun kurallarına uyar ve artık onun doğruları o yeni girdiği toplumun kuralları oluverir.

İnsan, hayata içinde yaşadığı zaman, mekan ve toplumsal kabullere bağlı olarak bakar, hadiseleri kıymetlendirir, gerek ve ihtiyaçlarını ona göre belirleyip tepki verir. Bu tepkiler toplumun üç ana kural grubundan en az birisine uygun olmak zorundadır.

Bir toplumdakilerle diğer toplumdakilerin olaylara bakış ve tepkileri bu yüzden farklıdır ve bu farklar çoğu zaman o toplumun kurallarını benimseyememişler her zaman bulunduğundan aynı toplum içindeki bireyler arasında bile değişiklik gösterir.

Kamusal ve geleneksel kuralların reddi çok kolay değildir ve çoğu zaman yaptırımı vardır. Bu nedenle insanlar gereğine inanmasa da kabule mahkumdur çünkü uymadığı zaman bir menfaat kaybı yaşayacağı açıktır.

Öte yandan dini kurallar sosyal yönü itibarıyla ve sunduğu özgürlükler anlamında yaptırımı en azından bu dünyada olmayacağına inanılan ve yine aslen riyakarlığa en müsait kurallar bütünüdür. kağıt üzerinde bu böyledir ama hakikat bunun tam tersidir. Çünkü zavallı akıllarca anlaşılamayan şey Rabbimizin her şeyi gördüğü, duyduğu ve bildiğidir ki zerre kadar her şeyin aslında bir karşılığı muhakkak olacaktır.

Yaptırımın bu dünyada vebal olarak kısmen ama azap olarak ahiret yurdunda tamamen karşımıza çıkacak olması bizi yaşadığımız müddetçe bir vurdumduymazlığa iter. Din bu yüzden biraz deyim yerindeyse güdüktür.

İnsanlar yazık ki, tüm resul ve kitaplara rağmen, tüm mucize ve helaklere rağmen, Allah’ın yazılı ve görsel ayetlerine rağmen ve akıl-kalp işbirliği ile sahip oldukları idraklerine rağmen biraz umursamaz davranırlar.

Çünkü din kolay olsa da sorumluluk, devamlılık, iman, ahlak ve iyilik gerektirir.

Kurumsal ve geleneksel kurallar çoğu zaman dini kurallar ile çatışır ve beşeriyatın verdiği çaresizlikle insan kolayı, yani bu dünyada yaptırımı olan geçici kuralları egemen kılar yaşantısına.

Dolayısıyla din; her topluma, her zaman ve mekana göre farklı tanımlanır.

Din nedir

Bu başlıca farklı tanımları kısaca incelemek istersek karşımıza şunlar çıkar;

* Dini, yalan, gereksiz, düzmece, insan yapımı, sosyal bir ihtiyaç temelli görenler;

Bunlar dini ve yaratılışı inkar eden, kainatın yaratılışını tesadüfe, ahenk ve dengeyi fizik kurallarına, cereyan eden her şeyi bilimle açıklamaya çalışan gruptur. İçlerinde iyi niyetliler olduğu gibi mertebesine göre azgınlık ve haddi aşmışlıkta ileri gidenleri de vardır. Bu kademelenme dini yaşamak için ahlaklı olmanın yeterli olduğunu düşünenlerden, dinin uydurma olduğunu ileri sürenlere kadar geniş bir yelpazeye hitap eder.

Yazık ki toplumların oluşturduğu sayısal piramitin en altında ve en geniş tabanlı, en çok nüfusa sahip grup bu gruptur.

imanilmihali.com
Bunlar, yaşamsal telaşları gaye gören, ölüm sonrasına tereddütlü yaklaşan, bir hesabın yaşanacağı fikrine reddeden, dini fakirlere, yaşlılara, zayıflara teselli kabul eden kesimdir. Bunlar çoğu zaman sosyal, entel, aydın, zengin kısımdır. Bunlar, dünyada sahip oldukları mal, evlat ve varlıkların kendi bileklerinin hakkı olduğuna inanan ve toplumsal eşitliği-paylaşmayı reddedenlerdir.

Bu grubun çoğunluğu doğal olarak ta Allah’ın sınırlarına insan icadı diye baktığından küçük ve büyük günahlardan fazlaca sakınmazlar. Can korkusu yaşadıklarında ağızlarındaki laftan ibaret olan ‘Allah’ kelimesi, tehlike bertaraf olunca unutulan bir kelime olarak kalır.

Bu grup dini fakirlere kılavuzlarken, eski ve yeni dinleri harmanlayıp ortaya bir karışım hazırlama gayretindedir ki bu sayede kutsal kitapları aralarındaki farklar nedeniyle tutarsızlıkla suçlarlar. Bu zaten onların sözde en büyük delilidir.

Onlar tüm evrensel kitapların ortak paydası olan inanmak ve ahlaklı yaşamak maddesini alıp, ibadet ve iyilik gibi bazı temel kavramları ötelerler. Bu nedenle vacip ve sünnet olanlar dahil tüm farzlar onlara bir şey ifade etmez.

Onlar bilginin insanoğlunun kazanımı olduğu konusunda hemfikirdir ve vahiyler gerçek olamayacak kadar hayalidir.

* Dini, şu veya bu semavi kitap doğrultusunda yaşamaya gayret edenler;

Bunlar ahireti, hesabı, Yaratan’ı var kabul eden, dünyanın imtihan olduğunu bilen ve inancına göre ahlaklı ve yardımsever yaşamaya gayret edenlerdir. Bu grup, toplumlar piramitinin orta kısmıdır ve vecibelere uymaya özen gösterirler. Daha ziyade orta direk veya fakirlerden teşkil bu gruptakiler, sünnet, vacip ve farzlara uymaya çalışan, toplumsal kuralları reddetmez ve hatta ön planda yaşarken dinin insan icadı değil, ilahi bir kurallar bütünü olduğuna inanırlar.

Bu gruptakiler, kötü ve kötülüklerden uzak durmaya çalışan, çoğu zaman mazlum, yorgun, hakkı yenen gruptur. Bu grup insanlar dini kendilerine öğretildiği şekilde yaşar ve ibadette devamlı olmaya çalışırlar.

Bu grup arasında yazık ki pekçok münafık, mürai, kafir ve hatta müşrik kabuk değiştirmiş vaziyette bulunur ve teşhisleri de zordur. Çünkü teşhis edeceklerin bilgi ve tecrübesi çoğu zaman yetersizdir. Çünkü yine bu grubun çoğunluğu Kur’an’ı bir yaşam rehberi değil bir dua kitabı olarak görür, Arapça ile sıkıştırılmış dinini birilerinin söylediği kadarıyla yaşar, çoğusu bir kez olsun mealinden hatim indirmediği için ayetleri anlamaz, Rabbini tanımaz, şeytanı ve Rabbimizin öğütlerini bilmez halde şirk ile tevhid arasında gider gelir.

Bu grup, görsel olarak öğrendiği kadarıyla, derine inmeden ve yaşça büyüklerini taklit ederek, Kur’an dışı kaynaklarda yazılı olanları esas almak şeklinde ibadet eder. Allah’a sadık, mü’mine kardeş, Müslümana sevgi besleyen bu grup Peygamberini ve Kur’an’ı gerçekten seven kullardan oluşur.

Ne var ki bu grupta, riya ve gösteriş kaçınılmaz olarak yer alır ve din adına bazı kesimler sürekli bir kazanım içindedir. Dini kazanımların son derece cazip olduğu bu grupta dindarlar ve dinciler arasında adı konmamış bir savaş yaşanır ama zafer çoğu zaman dincilerindir.

Bu grup işin mantığına, hakikate, nefsi terbiye etmeye, şeytana dur demeye henüz hazır olmayan gruptur. Samimi duygularla dine yönelirken farkında olmadan şirke batan, tevhid yolunda yürürken istemeden gizli şirke ortak olan, Rabbimizden değil de türbelerden medet umanlar bu gruptadır.

imanilmihali.com
Bu grup istismara ve kandırılmaya en hassas gruptur. O kadar ki dine ve Rabbimize duydukları aşırı sevgi ve saygı onları evliyaların, tarikat ve şeyhlerin peşine sürü yapar. Mezhepsel ayrımların hat safhada yaşandığı bu grupta insanların en büyük mücadelesi kimin daha çok Müslüman olduğu üzerinedir.

Bu grupta hacca ve umreye defalarca giderek gövde gösterisi yapan, pahalı kıyafet ve jiplerle mü’minlere hava atan cahillere bile rastlamak mümkündür.

Dilenciliğe alıştırılmış, yobazlığa müsait bu grup şeytanın en etkili olduğu gruptur.

Tevhide gönül verenler

* Dini, katıksız, duru halde Rabbimize has kılanlar, Kur’an’ı anlayıp, tevhidi yaşayanlar;

Toplumsal piramitin zirvesi olan bu grup sayıca en az olandır.

Bu grup, Rabbimizin var, tek ve muktedir olduğuna, fıtrata, yaratılış gayesine, dinin ilahiliğine, Peygamberlere ve kitaplara, ahirete, kadere, meleklere ihlas ile bağlı, dini samimi duygularla yaşamaya çalışan gruptur.

Bu grup kandırılması zor, hayırlardan uzaklaştırılması zor, şeytanın bile başa çıkamayacağı gruptur.

Bu gruptakiler Peygamberimizi şeklen değil, ahlaken ve dinen örnek alanlardan müteşekkildir. Bunlar, yağmuru rahmet, şimşeği tehdit, yıldırımı ceza, yağmur yüklü bulutları müjde olarak görebilen, kalp gözleri açık kullardır.
Bunlar nefislerini suçlayan, nefislerini temizlemesi için Allah’a yalvaran, secde, niyaz ve tevbe ile ahiret yurdunun hakikatinden çekinen, Allah’ın sınırlarına severek ve isteyerek özen gösteren azınlıktır.

Bunlar, has mü’minlerdir.

Bu gruptakiler, kişilere, hadiselere, şeytana ve nefislerine kanmamaya gayret eden halis ve gerçek kullardır. Bunlar bilgi adına ne varsa Rabbimizin bahşettiğini bilen, insanlığın bunları icat etmediğini ama sadece keşfettiğini bilen insanlardır.

Bu grup, tabiatta olan biten her şeyin bir ilahi rahmet gereği, kader gereği, sınav gereği yaşandığını, bilimin yaptığının sadece olanı anlamaya çalışmaktan ibaret kaldığını idrak edebilen gruptur.

Bu grup huşu ile, devamla, samimiyetle Rabbine yönelenlerin olduğu gruptur ki onların yaşaması da, ibadeti de, ölmesi de Rableri içindir.

Bunlar, dünyanın ahirete azık hazırlamak için bir konak olduğu bilincindeki akıl, ruh, şuur sahibi imanlı kullardır.

Sonuçta; her üç grup içiçe yaşar gider arz denen yeryüzünde. Bu kadarla da kalmaz değişik varlık grupları da bizimle birlikte paylaşır bu toprakları.

Kimisi hidayete ve hikmete, kimisi mal ve mülke erişmeye çalışır.

Kimisi dünyaya değer vermez, kimisi sadece dünya için yaşar.

Herkes dini de, hayatı da kendisine göre, toplumuna göre tanımlar.

Doğru cevap çoklarının umurunda değildir. Onlarca önemli olan toplumun ve ileri gelenlerin kabulüdür ama liderleri ve ataları onları yanlış yola sevk ettiğinin çoğu zaman farkında bile olamazlar.

Yine insan ve toplumların pek çoğu şeytandan bihaber yaşar. Başına bir hal gelince ise hemen birilerini veya şeytanı suçlar. Oysa asıl suçlu nefislerdir. Suçu kendisinde aramayanlar ise asla piramitin tepesine ulaşamayanlardır.

imanilmihali.com
Tepedekiler, her türlü kötülüğe bulaşan, kanan ve aldananın kendi nefisleri olduğunu bilen ermişlerdir. Bunlar Yusuf Peygamber gibi nefsini temize çıkarmayan, sevgili Peygamberimiz gibi nefsini temize çıkarması için Rabbimize niyaz edenlerdir.

En mutlu çoğunluk ise gamsız, tasasız yaşayan en alt gruptakilerdir.

Bunların endişeleri; parasızlık, işsizlik, hapse girmek, faturayı ödeyememek, pahalı yaşam standardını devam ettirememektir. Bunun dışında bir dertleri yoktur. Korkuları dünyevidir. Sevinçleri dünyevidir. beklentileri de dünyevidir.

Bu gruba göre gelmiş geçmiş 110 milyar insanın yeniden diriltilmesi, sorguya çekilmesi, zerre kadar hak geçirilmemesi, cennet ve cehennemde ebedi yaşamın devam ettirilmesi olacak şey değildir.

Ve herkes mutlaka bu üç gruptan birisine tabidir.

Mutluluk piramit tepesine ulaşanların hakkıdır.

Rabbimiz en tepedeki insanlar gibi kulluk ve ibadete layık olandır.

Din; iman, ibadet ve ahlakla bezenmiş, şeytana rest çekme gerçeğidir.

Hak ve hakikat olan ahiret gerçeğidir.

Tevbe kapısı her zaman açık, Kur’an gözümüzün önündedir.

Vakit varken, mucizeler görünmeden, salih amel işleyecek imkan varken tevbe ile piramitin yukarılarına tırmanmaya çalışmak mü’mine yakışandır.

Allah bizleri iman piramitinin en tepesine erişmeyi nasip etsin.

Rabbim bizlere tevazu ve helal kazanımla yaşamayı nasip etsin.

Rabbim mü’minleri küçük günahları yüzünden bağışlasın.

Amin!

Dinden kim ne anlar

Bu yazıyı okudunuz mu?

İnsanlar ve hayvanlar

İnsanlar ve hayvanlar

İnsanlar ve hayvanlar Bu başlık biraz korkutucu olsa da maksadımız konuya dini ve özellikle de ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir