Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dine yalan söyletenler
imanilmihali.com
Dine yalan söyletenler

Dine yalan söyletenler

Dine ve peygambere yalan söyletenler; Kur’an’ın meal ve tefsirlerini hakkaniyet aleyhine değiştiren, Hz. Peygamber’e atfen günahsız kıldıkları sahabeler diliyle uydurma hadisleri dinleştiren, riya ve münafıklık ile tarikatleri zorunlu kılan, dini bölen, beşeri İslam yaratan Allah düşmanlarıdır.

Dine ve Peygambere yalan söyletenler

Kur’an; dini hak din İslam ve batıl din (şeytan dini şirk) olarak ikiye, insanları iman eden ve etmeyen olarak ikiye, toplumları imanlı ve imansız olarak ikiye ayırır.

Tüm zulüm, şer, şiddet ve kötülükler, tüm hayır ve hasenat bu ayrımı destekler mahiyettedir ve kalplerde ilk olması gereken şey iman yaşam, sınav ve ahiretin ayracıdır.

İmanlı gönül, Allah aşkı ve korkusuyla titreyen, Allah’ın sınırlarına riayeti esas alan, günah işlese de tevbe eden, duaya, şükre sarılan, secde ve tefekkürü yeğleyen, Kur’an ve Hz. Peygamber nurunu takibe çalışandır.

İmandan yoksun olan gönül ise karanlık, pis kokulu ve adidir.

Din, insanlara Allah’ı, imanı ve ahireti hatırlatan en büyük nimettir, haktır, gerçektir, rahmet eseridir. Dinin özü sözü bir, rahmeti bol, tamamen haktır, hakikattir. Din; gerçeği, olacağı, olmuşu, öncesi ve sonrasıyla, manası ve mahiyetiyle anlatır, gösterir. Adildir, kolaydır, basit ve anlaşılır haldedir.

Din Kur’an demektir. Hz. Peygamberimizin de tüm öğreti ve örnekleri, sünnet ve hadisleri, tasvir ve ikazları hep Kur’an iledir ki Peygamberimizin ahlakı baştan sona Kur’an ahlakıdır. Hz. Peygamber de dini Kur’an’dan öğrenmiştir. Bu erdeme ve vahye erişen rahmet Peygamberinin de söz ve sünnetinde yanlış aramak beyhudedir.

Lakin insanoğlu zalim, cahil ve nankördür. Özellikle Peygamberimizin vefatından sonraki zamanlarda uydurma hadis ve sünnetlerle dine bambaşka yön vermeye çalışanlar nedeniyle İslam bugün tanınmaz haldedir ve bunun vebali çok büyüktür.

Zalim insan dine yalan söyleterek cahil ve Kur’an’dan habersiz kulları esir alırken, İslam’ı şirke mahkum ettiğinin çoğu zaman farkında bile değildir. Öte yandan tevhid için nefes alıp veren niceleri bile şirki tanımadığı için şirkle koyun koyuna yatmaktadır.

Bunun suçu ise ne Kur’an’da, ne Hz. Peygamber’de ama sadece zalim insandadır.

Bu ahlaksız ve Kur’an’sız zalim tayfa eliyle din yalan ve batıla, çirkin ve yanlışa alet olmuş, esir düşmüş haldedir. Bunlar inkarı değil yanıltmayı tercih etmekle zaten küfürde değil şirktedir ve aşıladıkları zehirler de maalesef şirk tohumlarıdır.

Yalan ise başlı başına helak sebebidir.

Kirli oyunun perde arkası

Kur’an, korunmuş olmakla nispeten bu zalimlerden korunabildiyse de oyun sınırlı da olsa tefsir ve meallerle oynanmakta, cahil müslüman dünya dini o değiştirilen haliyle yaşamaya zorlanmaktadır.

Nispeten zararlı etkisi sınırlı bu hamleden çok daha etkili ve acı olanı ise Hz. Peygambere yalan söyletmek, iftira atmak, O’nun ağzından sözde yalan hurafeleri hadis diye yutturmaktır ki sünnet ve hadisler üzerindeki oyun ve hileler damakları uçuklatacak kadar devasadır.

Hz. Peygamberin zamanında topluca imha edilen, ilk dört halife zamanı en fazla beş yüz adet olarak tasnife tabi tutulan hadislerin sayısı bugün milyonlarla ifade edilmektedir. En başta zalim emevilerin saltanat himayeciliği maksadıyla başvurduğu bu kirli oyun sonraki zamanlarda da yönetenlerce tercih edilmiş ve İslam alimlerinin de bilerek veya bilmeyerek katkısıyla yalan hadisler çığ gibi büyümüştür.

Yahudi ve münafık sahabenin muazzam etkisiyle İslam’ın içine girebilen yahudilik sayesinde, Kur’an istikametinden uzaklaşan hadisler ne yazık ki ayetlerden çok daha etkili olmuştur.

Meallerde oynanan kelime oyunlarının ise doğal olarak ilk hedefi “Kur’an’ı ellememek, arapçaya mahkumiyet ve Kur’an’ı hayatın dışına atmak” olmuştur.

Kur’an’a mesafeli, anlamadan okumaya hevesli, kendisini müslüman sanan kitle ise yahudileştiğinin farkında bile değildir ve şirk dinine batmış haldedir.

Bu yanlışı masumane göstermek dine en büyük ihanettir ki dine yalan söyletenler bunu; sistemli, şeytani, sinsi, hileli yaparak zaten organize olduklarını, şeytan eteğinde teşkilatlandıklarını, nihai hedeflerinin şirk dini olduğunu da ispat ve itiraf eder haldedir.

Oyun tefsir, meal ve rivayetlerle oynanırken diğer yanda tarikatçilik illeti ile de mişnalar (dini kaynaklar) dinin tartışılmaz tek kaynağı olan Kur’an’ın üzerine çıkarılmakta, hatta Kur’an bazı tarikatlerin kapısından içeri bile girememektedir.

Keza din adına tartışılmaz tek kişi olan Hz. Peygamberden çok daha etiketli tarikat lideri, sahabe yaratılmakta, din alimlerine helal ve haram belirleme yetkisi bile verilmektedir. Sahabelerin asla olmadıkları şekilde günahsız atfedilmeleri bu oyunun ilk adımıdır ki sonrasında günahsız ve yalansız kabul ettirilen bu sahabeler ağzıyla topluma makineli tüfek gibi sayısız yalan hadis enjekte edilmekte ve peygambere de yalan söylettirilmektedir.

Peygamberimizin kendi ağzından yalan hadis ve sünnet uydurana lanetine rağmen, densiz ve korkusuz bu alçaklar eliyle malesef hadislerin tümü (ayırt edilmesi zor olduğu için gerçek olanlar dahi) bugünkü hali ile itibar edilmekten bu nedenle uzaktır. İtibar ve muteberlik sadece Kur’an’a uygunlukla mümkündür ancak zalim insan ve cahil insan sürüleri buna karşı çıkarken yapılan tanzimi sanki dine karşı çıkmak, Peygamberi din dışına itmek gibi telakki edebilmektedir.

Arı, duru din İslam basit ve kolaydır, sadedir, anlaşılır haldedir. Ağır arapça kelimelerle ağdalanmış, anlaşılmaz, muska kültürüne dayanan İslam ise halktan kaçırılmak istenen duru din İslam’a düşmandır.

Dine yalan söyletenlerin diğer hamleleri muhakkak riya ve yalandır ki iftira, kamu talanı, haksızlık ve adaletsizlik, güç kullanarak zulüm gibi uzantılar hep bu gaye iledir. Din dışı ilan etmekten tahrim (haram ve helal belirleme) yetkisi kullanmaya kadar giden yolda dine yalan söyletenler yorum üretmekte, bu yorumları dinleştirmekte, ayetlerin manasıyla ve hadislerin kendisiyle oynayarak mesela sabilerle evlenmeyi mazur gösterebilmekte, babanın kızına şehvet duymasını meşrulaştırmakta, zenginleşmeyi mübah göstermektedir.

Bu yalan ve yanlışların tümünün aslen yahudi inancı kökenli olduğunu bilmek ise imanlı kula bir fikir verecektir.

Söz ve davranışlarda en büyük silah riyadır yani ikiyüzlülüktür ki kanmaya müsait ve aldanmayı dileyen insan sürüsü bu nedenle hangi yüzün gerçek olduğunu ve riyanın mevcudiyetini bile idrakten uzaktır.

Kur’an’a uzanmayan aciz eller, dağıtılan cep harçlıklarına, liyakatsiz ve ehliyetsiz olunduğu halde makamlara, haksız ihalalere açgözlülükle ve hadsizce uzanabilmektedir.

Türbelere, muskalara, nazar boncuklarına, adak ağaçlarına, hurafe ve rivayetlere, sakallara, şekli ibadete mahkum edilen İslam’ın baş düşmanı işte bu dine yalan söyletenler, devamında ahlakı yozlaştıran, imanı zedeleyenler işte bu hain ve zalim tayfadır.

Din işlerinden aslen sorumlu ve rehber olması gereken diyanetin bile işlediği haltlar yutulur gibi değildir ki ayetle değil sözde hadisle sol elle yemek yiyenlerin şeytan olduğunu iddia edecek kadar ileri gidebilen diyanet dine rehber olmaktan da yoksundur. Yoksundur lakin halen görev başındadır ve zehirli açıklamalar yapmaya devam etmektedir.

Kurtuluş Kur’an’dadır

Kulun kurtuluşu ancak iman etmekle ve Kur’an’a yönelmekle mümkündür. Okumayan sadece dinleyen, hatta trajikomik bir şekilde dinini dizilerden, ramazan programlarından öğrenen bir toplumun zaten kurtuluşu mümkün değildir.

Hala orucu bozan şeyleri tartışan bir toplumun refaha ve kurtuluşa ermesi mümkün müdür?

Çare imanı tanımakta ve ona sahip olmak için Yüce Allah’a yalvarmaktadır.

İlaç ve rehber, Kur’an’dır.

Aldanmak ve aldatılmış olmak ahirette asla mazeret değildir. Unutmak dinen kısmen geçerli olabilirse de bilmemek asla makbul değildir. Yüce Allah’ın kelamı Kur’an’ı anlayarak bir kez bile okumamak cehenneme namzetliğin ve müstehaklığın da sertifikasıdır.

Dine ve peygambere yalan söyletenlerin ilk gayesi bu nedenle halkı Kur’an okumamaya, okusa da anlaşılmadan arapça okumaya mahkum etmektir ki yağlı ekmeklerine dokunulmasın. Çünkü dine yalan söyletmek beşeri manada getirisi çok yüksek olan bir şeydir. Bedeli haram ve siyonist hahamlarca ödenen bu getirinin kendisi bile mahiyeti gereği mahva yeterken, derin ve kalıcı etkisi ile zulmü cehenneme müstehaktır.

Dini tanımamak ve anlamamak, anlayarak günah işlemekten çok daha ağır bir suçtur. İnkar (küfür) ve şirk bir yana günah işlemek insan olmanın vazgeçilmez gereğidir ve korkulacak bir şey değildir. Hemen ardından tevbe ve dua gelen günah belki pek çok hayırdan bile yeğdir. Lakin dini hiç tanımamak ve anlamamak günah değil isyandır ve Allah’a savaş açmaktır.

Dine yalan söyletmek dini tahriftir

Dini resmen tahrif etmek demek olan dine yalan söyletmek hakkı susturmak ve sindirmek hatta din dışı ilan etmekte hünerlidir. Sahteliklerini bu şekilde kamufle eden bu zalim kesim nefsi isteklerine İslami malzeme yaparlar, rant elde ederler. Cennetleri satmaya dek varan hadsizlikleriyle İslam ilkelerini bilime ve vahye değil kendi söz ve yorumlarına dayandırırlar.

Dine yalan söyletenler sermaye olarak, safsata, cehalet, peşin fikir, taassup ve sorumsuzca söylenen sözleri kullanırlar. Bunlar kendileri gibi düşünmeyenleri, tekfir yani din dışı – kafir ilan ederek lanetlerler. Bu lanetleme, kendi hiziplerine, kendi guruplarına bağnaz bir şekilde bağlı olan bu insanların ellerinde bir silah olarak kullanılır.

Kuran’ın ve sahih hadisin dışında bir sürü dini terimler ve kitaplar oluşturup dini bunlara dayandırmaktan vazgeçmeyen bu yalancılar, Kuran ayetlerinin hilafına inanç ve tavırlar, şekil ve estetikler ortaya koymaya çalışırlar. Bu dağınıklık, fikri alana sirayet ettiği gibi şekli alanda da kendini gösterir. Öyle ki pejmürdelik, dağınıklık, kabalık, sertlik, şiddet, zillet, geri kalmışlık Müslümanlar arasında alabildiğine yaygınlaşır. Bu zihniyet dünya gündemine Müslüman’ı savaş isteyen, kan döken, acımasız, kaba, zillet ve meskenet içinde yaşayan biri olarak göstermeye değin varır.

Allah’ın insanlara vermiş olduğu aklı kullanmayanlar, hangi yönden gelirse gelsin din olarak ortaya konan, söylenen pek çok haberi Kuran, akıl ve bilim süzgecinden geçirmeyenler Allah’ın dinini değil de kulların şekillendirdikleri dini yaşayan toplumlar geri kalmaya elbet mahkum olacaktır ve olmaktadır da.

Aldanan cahiller de aynı yanlış taraftadır

Dine yalan söyletenlere kanan ve onlarla aynı istikamette yaşayanlar artık aldanan değil taraftır ve onlardandır. Veballeri de artarak sorulacaktır.

Tahkiki ve tafsili iman (Hakiki iman), dini hüküm ve izahları akıl ve kalple süzgüden geçirmek, Kur’an ile mukayese etmekle mümkündür. Okumayan, dinleyenlerin ise dinden alacakları sadece o konuşanın söylediği kadardır ve asla tam değildir. Oysa Kur’an, tamdır, tamamdır.

Aklı işletmemek ve hak olanla mukayese etmemek ise cehaletten öte zulümdür ve affı mümkün değildir. Çünkü en büyük şefaatçi Kur’an’dır ve şefaat sadece Yüce Allah’ın razı olduğu kulları içindir. Kur’an’a kilit vuran, yalan dinlere tabi olanların Allah’ın rızasına ermesi mümkün müdür?

Dine; uydurma hadislerle, tefsir ve meallerle, sahabelerden aktarılan sözde yalan rivayetlerle, ilham ve rüya yoluyla vahiy aldıklarını ima eden soytarı şeyhlerle yalan söyletenler dünyada sayısız rızka ve servete erişse de ahirette nasipsiz olanlardır.

Kur’an son, Hz. Peygamber sondur.

Şeyhlerin, şıhların hala vahiy demeseler de rüya ve ilham yoluyla gaybdan birşeyler aldıklarını iddia etmeleri sahte peygamberlik iddiasıdır ki bunlara tabi olanlar da aynı suça ortaktır.

Kur’an’dan yeğ tutulan tüm mişnalar (dini kitaplar) insan eliyle yazılmıştır ki dine hitap edip yön vermesi mümkün değildir. Çünkü din sadece Allah’ındır. Hz. Peygamberde bile bulunmayan bu yetkiyi sorumsuzca kullanan şeyh kırıntılarının dine verdiği zarar tahammül edilir gibi değildir.

Kedicik, köpekçik gibi ayıp, saçma ve ahlaksız şovları dahi dine sokmaya çalışanların siyonizme düşman olduğunu söylemeleri koca bir yalandır ki bunların hak din İslam’a savaş açmaları siyonizme hizmet gayesiyledir.

Dini bölmek büyük günah ve iman kardeşliği esas iken, tarikatler, hizip ve mezhepler, bunların şubeleri, kolları, cemaatler neden vardır ve hala yaşamaktadır? Neden her bir teşkilatlanma diğerlerini din dışı saymaktadır? Neden o tarikate girenler haksız kazançlara kolayca ulaşabilirken masum halk açlıkla kıvranmaktadır?

İbadet, iman, ahlak, salih amel, hayır ve hasenat terimi bir ve anlaşılırken neden her tarikat farklı şeylere imza atmakta, ibadetler şekilden şekile neden girmektedir?

Mezhep savaşları bu dine yalan söyletenler nedeniyle değil midir?

Kabe bir mezhebe mi aittir? Kur’an bir tarikat için mi inmiştir? Hz. Peygamber veda hutbesinde sadece kavmine veya araplara mı seslenmiştir?

İman en büyük nimetlerdendir

İman, tüm bu sorulara doğru cevabın Kur’an’da olduğunu hatırlatan en büyük nimetlerdendir.

Dine yalan söyletenler mutlaka yenilecek ve ahirette azaba mahkum edilecektir ama hala vakit varken tevbe ve dua ile kurtulmak, Kur’an’a dönüşle mümkündür.

İman, bu nedenle kurtuluşun anahtarıdır.

Kur’an bu nedenle dinin tek kaynağıdır.

Rabbim bizleri Kur’an ve imandan mahrum etmesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir