Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / DİNEN AŞIRI GİTMEK VE HADDİ AŞMAK NEDİR
imanilmihali.com
DİNEN AŞIRI GİTMEK VE HADDİ AŞMAK NEDİR

DİNEN AŞIRI GİTMEK VE HADDİ AŞMAK NEDİR

DİNEN AŞIRI GİTMEK VE HADDİ AŞMAK NEDİR ?

Günah; akıl sahibi, seçme ve irade ortaya koyma melekesine haiz insanlar ve cinler içindir. Hatasız kul olmaz ve günahsız olanlar sadece meleklerdir. Allah’ın rahmeti tüm bu günahları örtecek kudret ve genişliktedir. Acı ve vahim olan ise günah işlemekten ve sonuçlarından korkmamaktır ki bu artık gaflet veya cehalet değil, zulüm derecesine varan delalet ve hıyanettir. Bu nedenle insan günah işlemekten değil, tevbe etmemekten, pişman olmamaktan ve günahın vebalinden çekinmeden, aşırıya gidip haddi aşmaktan korkmalıdır.

Yüce Allah affediciliği kadar günah sahiplerine tevbe ve salih amel için süre vermesiyle de rahmeti bol olandır.  Böyle olması, günahkâr zalimlerin tövbesine imkân sağlanması, tövbeye yanaşmazlar ve kötülük üretmeye devam ederlerse zulümleri artsın ve helakleri hak olsun, ayrıca o zalimlere uyanlar belli olsun diyedir.

“Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl 16/61)

Aslen kötü olan vebalden korkmamak ve aşırı gitmek – haddi aşmak olduğuna göre dinen bunların ne anlama geldiğine bakalım.

Dinen aşırı gitmek; olması gerekenden fazla zorlamak, fazlasını istemek, sınırları aşmak, haddi bilmemek, hakikati değiştirmeye çalışmak, eziyet ve zulüm üretmek, yanlışa zorlamak, fütursuzca alay etmek ve korkmadan günah işlemektir.

Haddi aşmak ise; verilen akıl ve kalp nimetine, iman lütfuna rağmen zalim, cahil ve nankör insanın, Allah’ın sınırlarını vebalden korkmadan aşması, günah ve zulümde aşırı gitmesi, dini reddetmesi, dine yalan söyletenlerle bir olması, hakikate karşı savaş açması, Kur’an emirlerini yok saymasıdır.

“(Allah, şöyle der:) “Atın cehenneme, (hakka karşı) inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci her kâfiri!” (Kaf 50/24,25)

AŞIRI GİTMEK

Aşırı gitmenin Kur’an’daki tarifi en başta kötülük ve zulümde ileri giden Firavun örneğidir ki Hz. MUsa (as) Peygamberin tüm davet ve tebliğlerine, tüm mucizelere ve belalara rağmen Firavun aşırı gitmeye devamla zalimlerden olmuş, gerçeği reddederek batılı egemen kılmaya çalışmıştır. Cümleye eklenen ‘gerçekten’ kelimesi ise bu zulüm ve hadsizliğe yapılan vurgudur, adeta yemindir.

“Firavun ve ileri gelenlerinin kötülük yapmaları korkusu ile kavminin küçük bir bölümünden başkası Mûsâ’ya iman etmedi. Çünkü Firavun, o yerde zorba bir kişi idi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.” (Yunus 10/83)

Eski kavimlerin ve helak edilen toplumların ana gafleti de işte bu aşırı gitmek belasıdır ki azıcık medeniyet veya refaha kavuşan toplumların hemen şeytanın ayak izlerini takip ederek sapması ve hadsizliğe müracat etmesi helaklerine sebep olmuştur. Dinleri aynı, kitapları aynıyken, insanların farklı yorumlarla dini kendi çıkarları doğrultusunda yontmak istemesi ise ayetin asıl vurgusudur ve dincilik ile tabir edilen menfaat çatışmalarının özü de budur.

“Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.” (Al-i İmran 3/19)

Oysa Yüce Allah savaşta dahi, öldürme ruhsatında dahi aşırı gidilmesini, eziyet verilmesini istemez, hırs, kin ve öfke ile haddin aşılmasına asla razı olmaz.

“Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin.  Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.” (Bakara 2/190)

Ancak maalesef yeryüzünde insan diye gezinen çoğu varlık aşırı gitmekte ve haddi aşmaktadır.

“… Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.” (Maide 5/32)

Aşırı gitmek ayetlerde çok sayıda yerde geçer ve aşırılık hem kötülük istikametinde hem de sözde iyilik (fanatiklik-yobazlık) adınadır. Keza ayetlerin yasakladığı bir diğer husus da kulun kendisi haddi aşmasa bile aşırılığa kaçanlara boyun eğmemesi şeklindedir. Yani günah, haram, haksızlık da aşırı gidenlere itaat dinen yasaktır.

“De ki: “Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın.” (Maide 5/77)

“Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.” (Kehf 18/28)

“Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.” (Ta’ha 20/81)

“Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.” (Bakara 2/61)

Çoğu aşırı haller ise imana mesafeli olmaktan ve yazık ki nefislere tabi olmaktan kaynaklanır.

“(Yûsuf), “Benim böyle yapmam, Aziz’in; yokluğunda, benim kendisine hainlik etmediğimi ve Allah’ın, hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindi” dedi. “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.” (Yusuf 12/52,53)

Firavun misalinde olduğu gibi aşırılık hali, yalancılık ile aynı cümlede kullanılarak gerçeği saptırmanın, hatta gerçekten şüphe etmenin de haddi aşmak olduğu vurgulanmıştır ve böylelerinin durumu kötü yola mahkûm olmaktır.

“Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü’min bir adam şöyle dedi: “Rabbim Allah’tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Hâlbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez.” (Mü’min 40/28)

“Andolsun, daha önce Yûsuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de, “Allah, ondan sonra aslâ peygamber göndermez” demiştiniz. İşte Allah, aşırı giden şüpheci kimseleri böyle saptırır.” (Mü’min 40/34)

Ayetlerin bunca yasak ve tembihine de paralel olarak aşırı gitmenin dindeki cezası cehennemlik olmaktır ki buna aşırı gidenler ve aşırı gidenlere boyun eğenler dahildir.

“Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir. Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.” (Mü’min 40/43,44)

Yine de Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez ve kul her daim tevbe edebilir. Lakin bu tevbe şartlara bağlı olmamalı, tevbeye güvenip günahlar üst üste yığılmamalı, tevbe nasuh yani içten olmalıdır. Dahası riya ve gösterişe bezenmiş çakma tevbelerin sahibine faydası olmadığı gibi dinle, iman sahipleriyle alay etmenin verdiği ceza ve mesuliyeti de vardır.

“De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer 39/53)

HADDİ AŞMAK

Haddi aşmak, aşırı gitmekle hemen hemen aynı manada kullanılan bir yüklemdir ve aşırılıktan da fazlası görünümündedir. Haddi aşmak tevazuyu terk, sınırları inkar, vebal ve sorumlulukları reddetmek manasınadır ki bunun ucu sınavı inkara, ahireti umursamaya kadar gider ve bu akıbetleri kapkara eden bir beladır.

Allah ise usul usul, sessiz ve gösterişsiz, tevazu ve alçak gönül ile yapılan duaları nasıl severse, kulları da öyle sever. Cümleyi tersten okursak, Allah kibirli yalancıları, aşağılayan servet şımarıklarını hiç ama hiç sevmez. Tabi bunlara güç ve destek veren, onlarla bir olanları da.

“Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” (A’raf 7/55)

Haddi aşmanın, sıradan günahlardan öte ve kahredici olduğunu ayetlerden anlıyoruz ki eşcinsellik, sapıklık, bozgunculuk, zulüm, yalan ve iftira bunlara örnektir. Keza sıkışık anlarda Allah’a sığınıp, refaha erince Allah’ın adını dahi unutanlar, ayetlerin haddi aşanlar olarak tanımladığı kimselerdir.

“Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” (A’raf 7/81)

“İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir.” (Yunus 10/12)

Günahkarların değil ancak haddi aşan, aşırı gidenlerin kalpleri mühürlenmiştir ve inkar eden, helake müstahak olan bu gafillerin artık kurtuluşları sadece Allah’ın rahmetine bağlıdır.

“Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.” (Yunus 10/74)

“Haddi aşan ve Rabbi’nin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.” (Ta’ha 20/127)

“Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helâk ettik.” (Enbiya 21/9)

Haddi aşanlara kişi bazında Kur’an’ın verdiği örnek Firavun’dur. Ayetlerde 74 ayrı yerde geçen Firavun, inkârı, yalan ve iftiraları, şirki, mucizeleri reddedişi, din adamlarıyla servet sahiplerini yanına çekişi, Peygamberi yalanlayışı, işkence ve zulümleri vb. gafletleri nedeniyle haddi aşan aptallara gerçekten güzle bir örnektir. Bu cesaret ile sadece bilmemekten değil, dünya servetlerine güvenip, rızkı kendisi kazandı sandığındandır. Oysa hesap haktır ve bu dünyada sahip olunan her şey sınav içindir.

“Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun’dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.” (Duhan 44/30,31)

Firavun gibi kötülüğü emreden ve günaha, kibre, şirk’e zorlayan haddi aşmışlar için, haşa, Allah’a sövmek dahi mümkündür. Zaten Allah’a, dine ve Kur’an’a, Hz. Peygamber’e yalan söyletmek de aslen küfürdür ve mü’mine düşen bu kimseleri günahlarıyla baş başa bırakıp imana dönmek ve tevbe etmektir.

 “Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.” (En’am 6/108)

Haddi aşmanın aıl manası ise din adına nefse uyarak hüküm verme-koyma gafletidir ki helal-haram belirleme bunlardan sadece birisidir. Bu durum dahi Allah’ın azabına mahkum olmak demektir.

“Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir.  Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden (halkı) saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir.” (En’am 6/119)

“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.” (Maide 5/87)

Haddi aşanların küfrü, gafleti, hatta işkenceleri dahi imanlı kulları onlarla aynı şeyleri yapmaya sevk etmemelidir. Aksine mü’minler öğüt vermek, nasihat etmek, tevazu ve hoşgörü ile öğretmek ve örnek olmakla mükelleftir. Kimse kimseye bakıcı, sahip veya kimseden sorumlu değildir. Dinde zorlama yoktur ve din tebliğ – davetten ibarettir. Yapan yapar, yapmayan sonucuna katlanır. Bunun aksine o zulüm ve işkencelerin aynısıyla karşılık vermek bir mazeret veya hak değil, aynen zulümdür ki yanlıştır. O halde doğrusu sükuneti korumak ve Allah’a güvenmeye devam etmektir.

“Ey iman edenler! … Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye birtakımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.” (Maide 5/2)

Ayetlerin ifadesiyle haksızlık, adaletsizlik, hile, tuzak, fesat, hırsızlık gibi hallerin tamamı haddi aşmaktır.

“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir. Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır.” (Nisa 4/29,30)

Kısaca ayetlerde emredilen emir ve yasakların yani sınırların her biri farz mahiyetindedir ve bunları aşmak, çizgiyi geçmek, vebalinden korkmamak, şefaate güvenmek, sahte tevbelerle kurtulunacağını sanmak yanlış ve batıldır.

“Verdikleri sağlam söz(ü yerine getirmemeleri) sebebiyle “Tûr”u üzerlerine kaldırdık ve onlara, “Tevazu ile kapıdan girin” dedik. Yine onlara, “Cumartesi (yasakları) konusunda haddi aşmayın” dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.” (Nisa 4/154)

Çare, deva ve doğru olan ise sadece Kur’an’dadır. Ve Yüce Allah o kadar rahmet ve merhamet sahibidir ki azmış, sapmış, haddi aşmış ve aşırı gitmekten çekinmeyen hale gelmiş toplumlardan dahi merhametini esirgemez, rahmetinden mahrum bırakmaz. Lakin böyle olması, azmışların doğru yaptığından değil, Rabbimiz Allah’ın sınırsız rahmetinden dolayıdır. Acı olan ise günahlarımızın o kadar çoğalmış olmasıdır ki Yüce Allah bizleri haddi aşmış olmakla suçlamaktadır.

“Hâ Mîm.  Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık. Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz’da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur. Haddi aşan bir topluluk oldunuz, diye vazgeçip Zikir’le (Kur’an’la) sizi uyarmaktan geri mi duralım?” (Zuhruf 43/1-5)

Aynen aşırı gidenler bahsinde olduğu gibi Yüce Allah, haddi aşanlara da itaat etmeyi ve boyun eğmeyi yasaklamıştır ki buna uymayanlar haddi aşanlarla aynı tarafta demektir.

“Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.” (Şu’ara 26/151,152)

Hayat ve beşeri meşgaleler içinde insanlar çoğu zaman gruplara, farklı görüşlere ayrılır ve fakat bu doğruyu bulmak maksatlı olmalı, bölünme anlamı taşımamalıdır. Keza bu farklılık ve ayrılık bir husumete sebep olmamalı, kin ve nefreti körükleyenlerin, fitne ve fesat üretenlerin gemilerinden hemen inilmeli, haddi aşanlar terk edilmelidir. Ne zaman ki haddi aşanlar hatasını anlar ve yeniden Allah yoluna döner, bu kez affetme ve unutma sırası iman sahiplerindedir ve artık tevazu ile hoşgörü zamanıdır. Bu gayret ve anlayışın adı ise adalettir, hakları yerine koymaktır. Yine tersten okursak Allah adaletsizlik yapanları, haddi aşanları, kin güden fesatçıları, hakka karşı olanları, fitne-fesat üreten yalancı iftiracıları asla sevmez.

“Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.” (Hucurat 49/9)

Nihayet insanlar, belli süre için yeryüzüne doğurtulmuş, imtihana tabi varlıklardır. Allah dilerse tamamnı bir saniyede yok eder ve yerine yenilerini getirir. Bu dünya süslü bir oyun ve sınav alanından başka bir şey değildir. Buradaki süsler ve tüm yaratılanlar ise fani, yani ölümlüdür. O halde baki olan sadece Allah’tır, zengin olan O’dur, kimseye muhtaç olmayan O’dur.

İnsan ise önce Allah’a ve sonra imana, dine, Kur’an’a, kendisine doğrunun gösterilmesine, affedilmeye, rızık verilmesine muhtaç olandır.

Bu sebeple insan, bu sonsuz kudret karşısında haddi aşmak ve aşırı gitmek bir yana tevbe ile Rabbine yönelmesi, aşırılık ve haddi aşmaktan vazgeçmesi gerekendir. Yani insan yanlıştan ne kadar erken dönerse o kadar kardadır.

“Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye hakkıyla lâyık olandır. Eğer Allah dilerse, sizi giderir ve yeni bir halk getirir. Bu, Allah’a göre zor bir şey değildir.” (Fatır 35/15-17)

Son söz; dünya üzerinde yaşananlara bir de haddi aşmak ve aşırı gitmek penceresinden bakarsak o kadar yanlış ve aşırı giden görürüz ki helake mahkûm olduğumuzu kolayca anlarız. Bu gaflet sahipleri fitne ve fesatla, yalan ve iftirayla o denli haddi aşarlar ki bereket ve huzur külliyen ortadan kalkar. Hak, adalet çatırdar, gerçek titrer, masumiyet zarar görür. Bu ise zulüm ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaktır ve bunun cezası da ebedi cehennem yurdudur.

Böylelerinin ıslah olmaz halleri ise elbette hem kendileri ve hem de başkaları için ayrı bir sınavdan ibarettir. Çünkü Yüce Allah’ın verdiği süre tevbe veya o bozgunculara uyacaklar belli olsun diyedir.

İşte haddi aşmamak, aşırı gitmemek tam olarak budur, sınırlara uymak, gerçeğe sadık kalmak, Allah’ın sınırlarına riayet etmeye gayret etmektir. Ötesi?

Ötesi … ve zıddı helaktir, helake mazhar olmaktır, ebedi cehennem ateşlerine razı olmaktır.

Din Kur’an’da, deva, çare, doğru ve mutlak olan sadece Kur’an’dadır.

Allah kimseyi doğru yoldan ayırmasın, doğru yoldan çıkanlarla aynı gemiye bindirmesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir