Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dinen beş bilinemeyen şey
imanilmihali.com
Dinen beş bilinemeyen şey

Dinen beş bilinemeyen şey

Dinen beş bilinemeyen şey (Mugayyebat-ı Hamse)

Gayba dair meselelerin tamamı Allah bilgisindedir ve Lokman suresi 34 ncü ayette anılan ve Peygamberimizce gaybın anahtarları şeklinde tanımlanan bu beş şey İslam literatüründe Mugayyebat-ı Hamse yani beş bilinmeyen şey olarak geçer.

“Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.” (Lokman 31/34)

Bu beş hususu;

1. Kıyametin ilmi
2. Yağmurun yağışı
3. Ceninin keyfiyeti, anne karnında olanlar
4. Kişinin yarın ne kazanacağı, başına ne geleceği
5. Kişinin nerede, ne zaman öleceği şeklinde özetlemek mümkündür.

Bu beş şeyin bilinemiyor olması muhakkaktır ve haklarında sadece tahmin yapılabilir. İlmin sınırları genişlese de yapılan sadece ihtimalleri artırmaktır ve fakat hüküm sadece Allah’ındır.

Teknolojik imkanların yukarıdaki beş madde üzerine yoğunlaşması ve nispeten bir tahminde bulunması burada yazılanlarla karıştırılmamalıdır çünkü modern tıbbın yapabildiği bebeğin yaşaıyor olmasının teyidindn veya cinsiyetinden en fazla mevcut bir rahatsızlığı olup olmadığına dairdir. Oysa ayetin işareti, o bebeğe ait ruh, cinsiyet, yazı, akıl, baht, misak gibi pek çok manevi konuya aittir ve insanoğlu bu sırra asla eremeyecektir.

Yağmur yağma zaman , şekil ve miktarı adı üstünde bir hava tahminidir ve HAARP denen elektikli anten ve sistemlerle insanlık yağmura müdahale etmeyi deniyor olsa da yapabildiği sadece kısmi ve geçici bir nemlendirmeden ibarettir. Çünkü suların buharlaşmasından başlayarak yağmurun yere düşmesine kadar sayısız hikmeti bünyesinde barındıran bu yağmur ilmi, akıllara zarar verecek kadar muazzam bir mucizedir ve sanıldığı gibi öyle sıradan bir su döngüsü filan da değildir. (Misalen denebilir ki onbeş dakikalık bir sağnak yağışta yere düşen suyun kütlesi/ağırlığı yüzlerce tondur ve bu ağırlığı ısınıp genleşen havanın yukarılara kaldırması ve bir yerlere taşıması asla mümkün değildir.)

Ecel, kıyamet ve başa gelecekleri zaten insanın tahmin etmesi imkansızdır ve bu alanda çalışma dahi yapılamamaktadır.

Bunlardan başka kader, ruh, akıl, iman, ahiret, gelecek, baht, takva, niyet gibi daha pek çok bilinmeyen vardır ki bunlara da şahit olan sadece Allah’tır. Yani kalpten ve akıldan geçenleri bilen, bize şahdamarımız kadar yakın olan Allah’tır. Keza kısmet, nasip, alın yazısı, nazar, büyü, sihir, gibi anlaşılması bizlerce zor keramet ve eylemlerin de sırrı ve hikmeti Yüce Allah’tadır.

O halde gaybın anahtarları olarak anılan bu beş madde ile yetinmek doğru değildir ve Kur’an değişik ayetlerde zaten bunu buyurur ve kudret ve ilmin tek kaynağı olarak daima Yüce Allah’ı gösterirken, insanoğlunu bilgisiz ama zalim olmakla suçlar.

Bu nedenle gayb kelimesi bilinmezleri içine alan kocaman bir muamma küfesidir ki içinde akıllara sığmayan ve şu zaman ilimleriyle anlaşılması mümkün olmayan herşey dahildir.

Bunları izaha çalışmak veya bilinir kılmaya gayret etmek ilmin masumane hedefi olsa da haddi aşmak ve yaşananları bir tesadüfe veya sıradanlığa (fizik ilmine) bağlamak haksızlıktır ki Kur’an’ın gök gürültüsünü tesbih olarak adlandırması (Ra’d suresi) boşuna değildir. Maalesef insanlık hala imanın detayına inebilecek kadar zeki ve dürüst değildir.

“Gök gürlemesi O’na hamd ederek tespih eder. Melekler de O’nun korkusundan tespih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Hâlbuki O, azabı çok şiddetli olandır.” (Ra’d 13/13)

O halde bilinmezlere hürmet ve bilinenlere, bu bilinmeyenlerin de yüce ilmi nedeniyle, saygı ve itaat lazım gelendir. Etrafımızda her an binlerce mucize cereyan etmekte ve sayısız yaşam dönüp durmaktadır. Ölen ve doğanlar arasında nice yeniden dirilişlere şahit olmaktayız ve bunlar bizlere aşina olmayan pek çok bilgi ve ilim ile yaşanmaktadır.

Bu ilim ve kudret saygı ve hürmeti, sevgi ve korkuyu çokça hak edendir, Allah ilim ve kudretin tek sahibidir.

Bu mucizelerden sadece birisi olan akıl ve kalp ise Yüce Allah’ın engin gücüne ve azametli ilmine tabi olmayı gerektirir ve minneti emreder.

Helak edilen kavimleri yok eden sadece bir sestir, dağları yürüten bir tek kelimedir, canları alan, okları vurduran, güneşi doğduran tek bir kelimedir, ana rahminde bebeğe can evren, ruh veren en yüce ilimdir, kudrettir.

ATom bombalarıyla, zehirlerle, suni hsatalıklarla uğraşan insanlık, insan olarak ele hep kadavraları aldıkça insan ilmi dediğimiz ruh ve maneviyattan habersiz kalacak ve gerçek ilahi ilmin hikmetine asla erişemeyecektir.

Oysa ruh nasıl bedenden kazma kürekle çıkartılamaz ise akıl da beyinden, vicdan da kalpten öyle çıkartılamaz ve kadavraların ruhu da, aklı da yoktur.

İnsanlık makineleştikçe azmakta, insanlar sanayileştikçe robotlaşmakta, insan ilişkileri yerine matematiksel ihtimaller devreye girmektedir ki hayat olasılık ve permutasyonlara mahkum olmaktadır.

Oysa baht, nasip, kısmet denen şeyler vardır ve bunlar tıp ile, matematik ile ele geçirilemeyecek hikmetlerdir.

Çünkü Allah; bilinmeyeni bilen, görülmeyeni gören, her konuşulanı duyandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir