Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / DİNEN HİLE İLE ALDATMANIN MAHİYETİ
imanilmihali.com
DİNEN HİLE İLE ALDATMANIN MAHİYETİ

DİNEN HİLE İLE ALDATMANIN MAHİYETİ

DİNEN HİLE İLE ALDATMANIN MAHİYETİ

Yüce Kur’an hile yapanları defaten tanımlar ve uyarırken, yazık ki bizlerinde mealini kullandığı Diyanet İşleri Başkanlığı mealinin dipnotlarında hileleri yapanlar sadece müşrikler, münafıklar ve Yahudiler olarak anlatılır. Ve sanki diğer tüm Müslümanlar hileden uzak, masum gösterilir ve hile ile aldatma belasının sadece o zaman yaşanmış ve bitmiş hissi yaratılmaya çalışılır.

Oysa bu maksatlı tutum/dipnotlar her ne kadar hile yapan Müslümanları korumaya çalışsa da gerçek, bugün sayısız Müslüman geçinen kimsenin hile ile menfaat elde etmeye ve kazanılmış bazı hakları kendisi lehine değiştirmeye çalıştığı şeklindedir. Yani hile halen yaşayan bir beladır ve maalesef buna tenezzül eden sayısız Müslüman vardır.

Ancak hile cehennemlik bir vebal olup, sadece ölçüde ve tartıda yani ticarette hile yapmak dahi akıbetleri karartandır. Kaldı ki bu hile ve aldatmalar, tuzaklarla, iftiralarla birleşince kulu dinden çıkartır. Ve bu vebal sadece yapana değil, o işe sessiz kalana, ortam hazırlayana ve ortak olana da aynen yüklenecektir.

“Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline! Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?” (Mutaffifin 83/1-6)

Tüm hileleri bilen ve gören Allah buna müsaade ediyorsa bu dünya imtihanının adaleti gereğidir ve fakat hiçbir hile karşılıksız ve cezasız kalmayacaktır. Bunu vurgulamak için ayetlerde bilhassa iki kıssa ön plana çıkar ki ilki Hz. Yusuf ve diğeri Firavun’a gönderilen Hz. Musa kıssalarıdır.

“Kral, “Onu bana getirin” dedi. Elçi, Yûsuf’a gelince (Yûsuf) dedi ki: “Efendine dön de, ellerini kesen o kadınların derdi ne idi, diye sor. Şüphesiz Rabbim onların hilesini hakkıyla bilendir.” (Yusuf 12/50)

“Allah, onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azâbın en kötüsü kuşattı.” (Mü’min 40/45)

Bu iki kıssa nefislerin güdüsüyle, haram ve günaha uzanan ellerin nasıl kontrolsüz ve hesapsız olduğunu, nasıl akıl ve vicdanı devre dışı bıraktığını ve öte yandan nasıl karanlık bir akibetin habercisi olduğunu alenen anlatır.

Hz. Yusuf kıssasında hile yapan kadının sonraları pişman olması ve hatta çok sonra Hz. Yusuf’un eşi olması dini kaynaklarda yer alsa da Hz. Yusuf bu hile nedeniyle uzun müddet hapiste kalmış ve özgürlüğünü kaybetmiştir. Hz. Yusuf’un nefsini temize çıkarmaması ise o hanımı o zamanlar beğendiği şeklinde yorumlanabilir ama bu günah işlemesine sebep değildir, olmamıştır da.

Hz. Musa kıssasının detayını bilenler ayetlerde 74 yerde geçen Firavun izahının nasıl hile ve entrika dolu olduğunu da bilirler ki, sihirbazların hilelerine Hz. Musa’nın asasını üstün kılan Allah daima ve sadece üstün gelen ve gelecek olandır.

Bu iki kıssadan anlaşılması gereken ise; Allah’ın tüm hileleri gördüğü ve bildiği, hakkın elbet tecelli edip gerçek sahibine geri döneceği ve Allah’ın tuzak kuranların en çetini olarak hilelerin tümünü bozacağıdır.

Hile yapanların inkarcı olduğu, hakka ve Hakk’a isyan halinde olduğu ayetin ifadesidir ve günah sadece sıradan bir yalandan çok fazlasıdır çünkü gerçeği batılla değiştirmek gayesi vardır. Ancak hilekarlar şunu bilmelidir ki o hileler onların nefislerine güzel gösterilmektedir ve doğru yoldan sapmalarına sebeptir. Ve bu durum tevbe edilmez, Kur’an, iman ve Allah yoluna geri dönülmez ise karanlık akıbetlere mahkumdur.

“Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkâr edilir mi? Hâlbuki onlar, Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?” Hayır, inkâr edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.” (Ra’d 13/33)

Fanatizm, menfaat beklentisi, hatta sevgi nedeniyle, diğerlerine karşı hile yapmak dahi dinen kesinlikle yasaktır ve bu istikamette edilmiş yeminler-fikir birlikleri-ortak tuzaklar imtihanda sınıfta kalmaya sebeptir. Bunun karşılığı hemen olmasa da kıyametten sonra elbet anlaşılacaktır ve fakat o zaman geç olacaktır. Bu hile ve tuzakların hasımlara kin ve nefretle yapılması ise aklı kör eden ve vicdanları devre dışı bırakan şeytani bir gaflettir ve kalpleri bu belalardan kurtarmanın yolu iman etmek ve tevbe etmektir.

“Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır.” (Nahl 16/91,92)

Kafir, münafık ve müşriklerin hile yapmakta öne çıktığı ve çıkacağı kesindir. Ayeti tersten okursak hile yapanlar kafir, münafık ve müşriklerdir. Bu hilelere defalarca ve acımasızca maruz kalan iman sahipleri ise Allah korumasındadır ve Allah onların yaptığı hilelerden haberdardır ve iman sahiplerinin dostudur.

“İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; onlar ise, bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, sizi sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman “inandık” derler. Ama kendi başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden ölün!” Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir. Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.” (Al-i İmran 3/119,120)

İman, mü’minleri hile belasından kurtarır ve Sırat-ı Mustakim üzere tutar ki buna sebep şeytanın hilesinin zayıf olmasıdır. Zayıftır çünkü hak ve gerçek güçlüdür. Zorla gerçek değiştirilmeye çalışılsa da, belki bir süre veya toplumun bir kesimi için uzun süre etkili olsa da tüm hileler ve tuzaklar gerçek karşısında yenilmeye mahkûmdur. O hile ve aldatmadan kaynaklanan vebal ve ateş ise bakidir. Çıkar yol ve kurtuluş ise ancak tevbe iledir.

“İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa 4/76)

Hilenin şeytani bir huy olduğuna da dikkat çeken bu ayetten hemen sonra müracat edeceğimiz bir diğer ayet bize bu aldatma ve hileye bizzat idare edenlerin tenezzül edeceğini hatırlatır ki sonu aşağılık olmakla, çetin azaba müstahak olmakla sonuçlanacak bu gaflet sahipleri için gerçek kötülük ve kandırma aslında kendilerinedir.

“İşte böyle, her memlekette günahkârları oranın ileri gelenleri kıldık ki oralarda hilekârlık etsinler. Hâlbuki onlar hilekârlığı ancak kendilerine yaparlar. Ama farkında olmuyorlar. Onlara bir âyet geldiği zaman, “Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız” derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekârlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir.” (En’am 6/123,124)

Sonuçta tüm kullar daha fıtratta belki daha da önce Yüce Allah’a “İşittik ve itaat ettik” diye yemin vermiştir. Bu tüm insanlığın doğmadan önceki ahdidir ve hile – tuzak-aldatma eylemleri bu yeminin bozulması, haktan ayrılınması, şeytana asker olunmasıdır. Allah’a verilen doğruluk sözünün, Sırat-ı Mustakim’de kalma ahdinin dünyevi çıkarlar veya makamlar için bozulması beşeri galibiyetler sğalasa da ahirette kaybettirendir ve bilinmelidir ki Allah katında kaybedilenlerin telafisi yoktur ve sonu çetin azaplardır.

Bu dünyada hile ile kazanmak mümkün olsa da ahirette kazandıran sadece hileden uzak gerçeklerdir ve Allah katındaki hayırlar kalıcıdır, sonsuzdur. Bu nedenle de doğru olan hileye müracat etmeden, gerçeğe ve hak olana saygı duymak, kabullenmek ve hileden uzak kalmaktır.

“Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar da Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır. Allah’a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır. Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.” (Nahl 16/94-96)

Sonuç;

Hile ve tuzak ile aldatmak dünyevi başarılar kazandırsa da ahirette yüz kızartan, aşağılık olmayı gerektiren, çetin azaba mahkûm eden şeytani oyunlardır. Gerçek ve hak ise bakidir. Allah dostları hile yapmayan, hilekârlarca hakkı yense de sabredenlerdir. Hilekârlar ise zayıf oyunları ile batılı hakkın üzerine çıkaracağını sanan zavallılardır.

Kıssalarda da görüldüğü gibi gerçek ve hak elbet ve er ya da geç tecelli edecek, durum anlaşılacaktır lakin o ana kadar verilen zararlar ve kazanılan haksız menfaatlerin elbet bir karşılığı olacak, yenen haklar elbet sahiplerine iade edilecektir. Geriye kalan ise mazlumların alacağı ahiret hakları ve hilekârların ahirette ödeyeceği devasa veballerdir.

Allah iman edenlerin dostudur ve hilekârlar tağutun yani şeytanların dostudur. Müslüman kul, ölçü ve tartıdan başlamak üzere, tüm sosyal, ahlaki, beşeri meselelerinde hileden uzak kalması gereken ve kalandır. Çünkü bu Allah emridir ve Allah emrine isyan ve inkârın neticesi sonsuz azap ve ateştir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir