Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dinen itaat meselesi
imanilmihali.com
Dinen itaat meselesi

Dinen itaat meselesi

Dinen itaat meselesi

İtaat; uyma, dinleme, kalben tasdik ederek kabullenme ve gereğini yapmak demektir. Dinen itaat edilecek tek varlık Yüce Allah’tır. Hz. Peygamber’e itaat, Kur’an dışında beyanda bulunamayacağı ve Allah’ın kelamı ile konuştuğu için dinen makul ve geçerlidir.

Diğer Peygamberlere itaat meselesi de kendi toplum ve zamanları için aynıdır. Lakin İslamiyet’in ortaya çıkışından sonra diğer Peygamberlerin imana ait söz ve ayetleri geçerli ve fakat dine ait tebliğleri geçersizdir. İmana ait olanların da şartı Kur’an ile uygunluk arz etmesidir.

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe 9/71)

“Şüphesiz İbrahim, Allah’a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah’a ortak koşanlardan değildi.” (Nahl 16/120)

“Kim Allah’a ve Resûlüne itaat eder, Allah’tan korkar ve O’na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar başarıyı elde edenlerin ta kendileridir.” (Nur 24/52)

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed 47/33)

Görüldüğü üzere imanın ilk şartı Allah’a itaattir ve Allah ve resulü Muhammed (sav)’e itaat etmek demek; amellerin boşa çıkmaması, Hakk’a yönelmek, iyiliği emretmek, kötülükten men etmek, namazı ve zekatı doğru ve tam yerine getirmek, Allah’a ortak koşmamak, Allah’tan korkmak ve O’na karşı gelmekten sakınmaktır.

Bu haliyle itaat erdirici ve kurtuluşa, selamete taşıyıcıdır.

Allah ana babaya itaati de farz kılmıştır. Lakin bunun tek istisnası Allah’a ortak koşma yani şirk durumudur ki bu durumda Yüce Allah ana babanın terkini değil, tatlılıkla muhabbeti ancak iman konusunda onlara uymamayı emreder.

“Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Şayet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.” (Ankebut 29/8)

“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur.  (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır. Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.” (Lokman 31/14,15)

Yöneticilere itaat bahsi de ayetle vurgulanan hallerdendir ve fakat bunun da istisnası idarecilerin karar ve hükümleri hakkında tenakus yani anlaşmazlık veya şüphe olması durumunda Allah’a ve Peygamber’e yani bu zaman için konuşulursa KUR’AN’a müracat etmektir. İtaat ancak Kur’an’a uygunluk şartından sonra geçerlidir veya başka bir deyişle idarecilerin Kur’an hilafına emirlerine ve yöneticilerin dine aykırı hiçbir emrine itaat şart olmadığı gibi bilakis imana düşman emir ve hükümlere itaat etmek şeytanlaşmak ve azaba razı olmak demektir.

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin.  Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa 4/59)

Yöneticilerin itaat edilme sorumluluğu onlara aynı zamanda doğru ve dürüst bir idare konusunda vebal yükler ki kötü idarecilerin ehil ve liyakatli olmadıkları halde yönetimlere gelmesi o memleket için helak sebebidir.

“Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.” (İsra 17/16)

Kötü yöneticilere itaat şart değil hatta aksi farz iken, kafirlere itaat konusu da Kur’an’a düşman olmakla eş anlamlıdır. Bu hususta Hz. Peygamber’in ayetle azarlandığı düşünülürse durumun vehameti daha iyi anlaşılır. Bu küfre itaat hususu baskı ve zorlamayı, şiddet ve işkenceyi içerse dahi dinen doğru ve lazım olan itaat etmemek, Allah’a sığınıp güvenmektir. Nihayet o günahkar ve nankör kafirlere itaat etmektense Yüce Allah’ın hükmünü sabırla beklemek güzel olandır.

“Öyle ise kâfirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur’an’la büyük bir mücadele ver.” (Furkan 25/52)

Ey Peygamber! Allah’a karşı gelmekten sakın. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Ahzab 33/1)

“Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab 33/48)

“O hâlde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme.” (İnsan 76/24)

Kötü ve kafir yöneticilere, müşrik yönetimlere en güzel örnek elbette Firavun kıssasıdır ki ilgili ayette Firavunun baskı ve ölüm tehdidi ile halka kan kusturduğu, bunun sonucu olarak tebanın o zalime itaat ettiği, lakin Allah’tan değil de Firavun’dan korkan kavmin bu yoldan çıkma halleri nedeniyle cehenneme mahkum olarak helak edildikleri ve Kur’an’da ilk ve son defa rastladığımız şekilde ALLAH’IN ÖFKESİNİ ÜZERLERİNE ÇEKTİKLERİ bahsedilmektedir. Bu öyle büyük bir illettir ki sonraki nesillere dahi ibretlik birer örnektir. BURADA DA EN MÜHİM NOKTA ŞUDUR Kİ ALLAH’IN ÖFKESİNE MAZHAR OLAN FİRAVUN DEĞİL O FİRAVUNA ÖLÜM VE MENFAAT KORKUSUYLA DESTEK VERİP İTAAT EDEN KAVMİDİR.

“Firavun, kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu. Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince biz de onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk. Onları, sonradan gelecek inkârcılara, geçmiş bir ibret ve bir örnek kıldık.” (Zuhruf 43/54-56)

İtaat meselesinde asıl olan iman kardeşlerinin doğruda birleşmesi ve Allah’a imanda kardeşlik tesis etmeleridir. Ancak bu birlik sayesindedir ki huzur, emniyet ve refah sağlanabilecektir.

“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal 8/46)

Allah’a ve Peygamber’e itaatsizlikte diretenler veya tam aksi müşrik, zalim ve kafirlere, kötü yöneticilere itaat edenlerin ahiretteki halleri ise ayette şöyle tarif edilmektedir;

“Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, “Keşke Allah’a ve Resûl’e itaat edeydik” diyecekler. Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.” (Ahzab 33/66-68)

İtaat edilmemesi ayetle farz kılınan kimseleri dost sanan, aldanan, onlara menfaat beklentisi ile itaat edenlerin bu acınası hali aldatılmış olmakla hafiflemeyeceği gibi Kur’an’ı bilmemek, Allah’ın sınırlarına uymamak ve aklı kenara koymak suçlarıyla da cezanın katlanarak artmasına da sebeptir. Nitekim Allah’a bu tür itaatsizlik yapanların hali ile tagutlara itaat edenlerin durumu ayetin ifadesiyle şeytanlaşmaktır ki şeytan olma hali ahiret akıbetlerinin en fecisidir.

“Biz, en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık. Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.” (Saffat 37/6,7)

Toparlayacak olursak;

İtaat; söz dinleme ve gereğini yapmak demek olup dinen karşılığı Allah’ın emir ve yasaklarına elden geldiğince riayet etmek, bu emirleri bildiren Hz. Peygamberin dine ait (örfe veya beşeri yaşama ait olanlara değil) tebliğlerine uymaktır.

Allah ve resulüne itaat farz iken, zalim, münafık, müşrik ve kafir insanlara, ana babaya, yöneticilere itaat etmemek farzdır.

Allah ana babaya şirk durumunda itaat etmemeyi kati olarak emrederken bunlarla iritabtı kesmemeyi emreder. Lakin diğer insanlar ve yöneticiler için böyle bir durum söz konusu değildir yani şirk kokulu kişi ve yönetimlerle derhal irtibat kesilecek ve Allah’ı gücendirecek davranışlara son verilecek, şüphe durumunda dahi o ortamdan uzaklaşılacaktır.

Fâsık, Allah’a itaat çizgisinin dışına çıkan kimse demektir. Kelime, Kur’an-ı Kerim’de “kâfir”, “günahkâr”, “yalancı” ve “kötülük yapan” anlamlarında kullanılmıştır. Denilmek istenmektedir ki Allah’a itaatten yoksun olan veya aksine kâfir ve müşriklere itaatte ısrarcı olanların adı fâsıktır ve fasıkların ahiret akibeti de dipsiz cehennem azaplarıdır.

Eş ve çocukların durumu da, ana ve babaya itaati emreden ayetlerde olduğu gibidir ve imansızlık konusunda onlara itaat etmemeyi (aile bağlarını koparmadan) farz kılar. Yani ana veya baba evlatlarına veya eşlerine küfrü veya şirki (şeytanlarla bir olmayı ve münafıklıkta ortaklık kurmayı yahut menfaat karşılığı kötü olanda birleşmeye) zorlasa, dayatsa hatta döverek yaptırmaya kalksa bile evlatlara düşen Kur’an istikametinde hak ve adaletten yana tavır almak yani küfre itaat etmemektir.

NOT: Bazı dizilerdeki ‘ailesine söz geçiremeyenlere adam denilmez’ türü safsatalar küfürde birleşmeyi hedeflediği anda tamamen din dışıdır ve itaat edilmesi gereken yalnızca Allah ve Peygamberdir. Aile reisi durumundakilere itaatin vazgeçilmez şartı hak ve adil olmak, Kur’an’a ve insani değerlere uygun olmak şartıdır. Yanlışa rağmen, yanlışı bile bile küfre dair itaatte birleşenlerin durumu ise malum şeytanlaşmaktır ve şeytanların sonu da karanlık ateşlerdir.

Son söz;

İtaat hak ve adil olana, doğru ve dürüst olana, eşitlikçi ve kardeşçe olana, bir ve birliği sağlayıcı olana, iyi ve güzel olanadır. Batılda, çirkinde, küfürde, şeytanlıkta, zulümde itaat ise kahredicidir.

Küfür ve şirke itaat bu denli tehlikeli iken, aileyi, mahiyeti, kendisine bağlı olanları, çalışanları, işçileri, görevlileri küfürde itaate zorlamak, hal ve adaleti sarsmak, baskılamak ve hatta zulmetmek ise afsız bir günahtır. Keza bu baskı kamu veya topluma ait vesaire imkânları kullanarak yapılıyorsa, şiddet ve terör içeriyorsa vay o yapanların haline!

Bu arada itaat konusunda, bazı kararlarda Allah’ın yanı sıra birilerinin rızasını aramanın (en azından ondan medet beklemenin) da şirkle yakın ilişkisi akıllardan çıkmamalıdır. Yani birilerine yaranmak veya bir şeyler ummak gayesiyle şirke ve küfre itaate zorlayanların hali sadece küfürle kalmaz doğrudan şirk kapsamına girer.

Kötüye itaati kandırma veya algılar yaratma suretiyle empoze etmeye kalkanların durumu ise malum aldatmadır ve aldatan zaten bizden değildir.

Allah kullarını kendi yolundan ayırmasın, başkalarına itaat ettirmesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Laiklik İslam’ın teminatıdır

Laiklik İslam’ın teminatıdır

Laiklik İslam’ın teminatıdır Atatürk ilkelerinin belkemiği durumundaki laiklik kelime olarak ayrıştıran, karıştırmayan manasına olup siyasi ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir