Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / Dinen kamu ve fert mukayesesi
imanilmihali.com
Dinen kamu ve fert mukayesesi

Dinen kamu ve fert mukayesesi

Dinen kamu ve fert mukayesesi

Öncelikle belirtmek gerekir ki kamu yararı dinen fert yararından öncedir. Aynı durum zarar halinde de kamunun zararı yerine fertlerin zararının tercih edilmesinde de söz konusudur.

Keza, kötülük ve zararın engellenmesi, birtakım menfaatler elde etmekten önce gelir.

Açıklanacak olursa; gerek ayetlerin ve Hz. Peygamberin sünnetinin ve gerekse Büyük Halifelerin konuya bakışı kamu yararlarının korunmasına ve kamu zararlarının asgariye indirilmesine dairdir. Çünkü fertlerin mutluluğu esas olsa da bazı kimseleri mutlu eden ama çoğunluğu mutsuz kılan şeylerin tatbiki genel anlamda yine mutsuzluk yaratacak ve sadece bazı kimseleri seçkin veya kazançlı kılmaktan öte gitmeyecektir.

Zarar konusunda da kamu zarar ettiği takdirde zarar tüm fertlere yansıyacak, birkaç ferdin kayrılması-ayrıcalık tanınması adına kamunun zararına göz yumulması bu nedenle de mutluluk getirmeyecek ve o zararı ortadan kaldırmayacaktır.

İkinci ana felsefe yani zararın engellenmesinin menfaat temininin önüne alınması da aynı şekilde önce güvenliğin ve selametin düşünülmesi sebebiyledir ve bu iki ilke birlikte düşünüldüğünde karşımıza İslam’ın tesis etmeyi düşündüğü huzur, barış ve esenlik ortamı çıkar.

Fertlerin hür, eşit, huzurlu ve güvende olmasına azami önem veren İslam, fikir ve bedenleri özgür kılarak tercihlerin baskı ve zorlama olmadan yapılmasını ve bu sayede sınav adaletinin bozulmamasını ister. Lakin kişilerden teşkil toplumlar için de aynı şey geçerlidir ve bazen kişi ve toplum çıkarları çakışır. Bu durumda bir tercih yapmak gerekir ki Kur’an çoğunluğun çıkarını uygun bulmakta, emretmektedir.

Aksi olursa yani bazı kişilerin menfaati kamunun üstüne çıkarsa belki az sayıda kimse mutlu olacak ama toplumun geneli ve sonuçta o mutlu olanlar da mutsuz olacaktır. Yine tam ters vaziyette düşünülürse fert veya kamu zararı bahsinde kişilerin zararını kurtarmak gayesi ile adım atılırsa kamu zarar uğrayacak ve sonuçta o kendini kurtardı sananlar da zararı hissedecektir.

Dahası bazılarının menfaat temini veya zarardan korunma adına kayırılması en başta hak ve adaleti yok edecek ve bu sayede Kur’an emri hilafına iş yapılmış olacaktır.

Ama kamunun kayrılması aslında bireylerin teker teker kayrılmasıdır ve fertlerin de (bencillikten uzak olarak düşünülürse) lehinedir. Tabi buraya kadar sayılanlar adil ve düzgün sistemler içindir ki kasıt veya art niyet olan hallerde kişilerin kamuyu zarara uğratması, kamu zararına rağmen kişisel menfaat sağlanması veya olası zararın kamuya fatura edilmesi hakkaniyete darbe vuracaktır.

Bu durumda da yine kamuya düşen; o ana kadar ki menfaatleri kurtarmaktan ziyade o zarar veren kutuplarla mücadele etmek yani zararı ve odakları defetmektir.

Fertlerin genel hissiyatı da iman ve ihsan gereği bu istikamette olmalıdır.

Çünkü gemi batarsa birileri değil herkes batacaktır ve Kur’an bunu alttakiler ve üsttekiler örneğiyle gemi yolcuları için çok güzel emsallemiştir. Yani üstteki mutlu azınlık veya zarardan kurtulanlar kamuyu zarar uğratırsa yani gemi tabanı alttakilerce delinirse batan sadece alt kattakiler olmayacak tüm yolcular olacaktır.

Bu arzu edilen gelir dağılımı, zarar ve menfaatlerin bölüşülmesi anlamında da adaletin gerekliliğini gösterir.

Kamu zararı engellemek veya menfaat sağlamak için aşırıya kaçmamalı, yasal olmayan limitleri zorlamamalıdır ki bu yapılırsa bu halde de rüşvet ve kayırma artacak, toplum ahlakı hepten yara alacaktır.

Bunun yerine yapılması gereken kendisini ve menfaatini kamudan yüksek görenlerin, kamu ile irtibatını kesmek, kamunun bekasını temin etmektir.

Halkın, yetimlerin vergilerini birileri lehine kayırmak veya en azından o vergileri mantıklı ve usulüne uygun kullanmamak dahi kamuyu zarar uğrtmaktır ki bir yerde zarar varsa orada birileri kar ediyor demektir. Bu kasıtlı yapılıyorsa da orada bir gaflet değil ihanet vardır.

Aksine, kamunun gelirleri, çağa ve gereklere uygun olarak ele alınmalı, bilim ve akıl önderliğinde önceliklendirilmeli, Kur’an istikametinde rotalandırılmalı ve kamunun menfaatleri bireylerden üstün tutulmalıdır ki gemi batmadan yüzmeye devam etsin. Çünkü gemi batarsa herkes batacak ama vebal sadece batmaya sebep olanlara ait olacaktır.

Örfi, sanatsal, askeri meselelerin tamamında durum aynıdır ve mesela bir seferberlik halinde halkın değil kamunun menfaati esastır. kamu bu sebeple traktörlere veya arabalara el koyabilir ve fertler buna rıza göstermelidir. Ama çoğunluğun malına el konulurken bazılarına dokunulmuyorsa bu kayırmadır ve huzur ve asayiş derhal bozulur. Zaten hak ve adil de değildir. Fertlerin bu seferberlik emrine nasıl itaat etmeme hakkı yoksa, kamunun da o toplananları usulünce kullanma görev ve sorumluluğu vardır. Toplama ve sarf etme işlerinin tamamı ise hak ve adalet ölçüsünce yapılmalıdır. Kayırma işi organize olarak yapılıyorsa da zaten suç misliyle büyür.

Hak yemek bahsi ise fertlerin ve kamunun hakkı anlamında devasa bir fark içerir ki adalet zaten burada kopar. yani hakkı yenen tek kişi veya az sayıdaki insan ise hakkı iade etmek veya helallik almak nispeten kolaydır ama hakkı yenen kamu ise hakkın iadesi zorlaşır ve helallik almak imkansız olur. Bu nedenle kamu haklarına tasallut akıl karı değildir, caiz değildir, zinhar en büyük günahlardandır.

Mü’min, kamu lehine ve adil-hak olmak kaydıyla, taşıyabileceği yük nispetinde kamu tarafından alınan kararlara (sanat, siyaset, sağlık, ekonomi vs.) uymakla mükelleftir ama bu mükellefiyet zulüm veya eziyet noktasına vardığında değişir ve artık uyma mecburiyeti yoktur. Normal şartlarda ise imanlı kullar, kamu hilafına ama kendi lehlerine olan kişisel menfaatlerin peşine düşmemelidir. Çünkü hak sahibi çok olan taraf her zaman haklıdır.

Netice olarak denebilir ki, kamunun menfaati esas, fertlerin hakkı ikincildir. Zararda da menfaatte de bu böyledir. Keza zararın durdurulması ve menfaat temin noktasında asıl olan zararın def edilmesidir.

Kamunun menfaati olduğu ve kamu adil ve hak üzere yürüdüğü müddetçe o toplumların tüm fertleri de aslında kazançlıdır. Aksine tutumlar sergilenir ve bazıları zarar ve menfaat de kayrılırsa bu hem adaletsizlik yaratır hem de kamuya ve dolayısıyla herkese (kayrılanlara dahi) zarar verir ki bu iflas ve batış demektir. Bu halde de herkes batar.

O halde doğru ve güzel olan adil ve şeffaf vaziyette, bilim ve aklın egemenliğinde, Kur’an önderliğinde, gerektiğinde örflerden ve zaman gereklerinden de yardım alarak zarar ve menfaatleri tespit etmek ve tedbir almak, bunu yaparken de adalete saygılı kalabilmektir.

Çünkü hak yüce bir emanettir ve kötüye kullananlar için koyu karanlıklar çok uzak değildir.

Beka yaşamda, önemli bir faktördür ve fertlerin bekası yerine kamunun bekası her zaman yeğdir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslamda dost ve arkadaş kavramı

İslamda arkadaş ve dost kavramı

İslamda arkadaş ve dost kavramı Yüce Allah, iman, İslam ve ihsanı emretmiş, güzellik ve esenliğin ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir