Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dinen mükellef olmak ne demektir
imanilmihali.com
Dinen mükellef olmak ne demektir

Dinen mükellef olmak ne demektir

Dinen mükellef olmak ne demektir

İslam dini içerisinde olup, aklını işletebilen ve fiziken bedeni olgunluğa sahip, günah ve sevap işleme kabiliyetine eren Müslümanlara “mükellef” denir.

Yani dinen mükellef olmak için üç şey lazımdır ki bunlar; müslüman olmak, akıl ve reşit yani ergen olma halidir. Bunlardan biri olmazsa mükellefiyet tamam olmaz.

Mükellef olmak dinen sorumlu olmaktır ve dünya sınavının başlaması demektir. O yaşa (onbeş yaş civarı) kadar ailesinin himayesindeki çocuğun amel defteri boş iken günah ve sevapları bu yaştan sonra çocuğun hanesine işlenmeye başlar.

Ergen çocuklardaki ruhsal ve fiziksel dengesizlikleri abartan bir beşeri toplum için acı ve şaşırtıcı olsa da ergen olma hali, bazı yanlışlıkları gençliğe verme ve suçları mazur görme hali değil, bilakis ergen olduğu için çok daha dikkatli davranmak zorunda olunan bir haldir.

Mükellef olmak, sözde kalamayacak kadar büyük bir sorumluluktur ki o yaşa kadar aile tarafından dine ısındırılması gereken çocuk bu yaştan itibaren ufak hatalarına rağmen tek başına ayakta durmalı ve iyi ile kötü arasındaki tercihlerinde yüksek isabet oranı yakalamalıdır.

Farz olan ibadetler bu yaş ile başlar, zekat mükellefiyeti hayata geçer, salih amel ve ahlak bu yaştan itibaren kendisini hissettirmek zorundadır ve en mühimi çocuğun kalbinde evvela iman ateşi yanmalıdır.

Günahsızlık iddiası insanlar için küfürdür yani günahsız kul yoktur olmayacaktır ama mesele günahları tanımak ve vebalinden kaçmaktır. Yani ergenlik yaşına kadar çocuğa öyle şeyler öğretilmeli ve anlatılmalıdır ki ergenliğe adım attığı anda durumu anlamış, sınavı idrak etmiş ve doğru ile yanlışı neye göre kıymetlendireceğini bilmiş olmalıdır.

Bu fikri ve bedeni olarak iki ayrı hazırlığı gerekli kılar ki bedeni hazırlık öncelikle namaz ve abdestin öğretilmesinden ibarettir. Fikri hazırlık ise Kur’an’ı anlayarak okutmak ve Allah’ın yaşamı neden var ettiğini, dünya sınavını ve ahiret hesabını idrak etmesini sağlamaktır.

Bedeni hazırlık kolaydır ve aileler yaparak göstermekle, örnek olmakla sorumludur. Çocuğun ısındırılması anlamında ödül mekanizması gayet başarılı sonuçlar verir ve çocuk etrafındakilere de bakarak, önce taklid ederek sonra bizzat uygulayarak bunu başarabilir ama bu maalesef mükellefiyetin ancak yüzde biridir.

Bedeni mükellefiyetin asıl manası uzuvlara hakim olmak noktasıdır ki ahlak ve namus kavramları devreye bu anda girmeli ve ergenlik kontrolsüz yaşama bahane edilmemelidir. Yoksa bu çağ fütursuzca günah işleme çağı değildir.

Ruhsal veya manevi hazırlık ise mükellefiyetin neredeyse tamamıdır ki namaz kılmayı öğrenmek belki yarım saatlik bir iştir ama iman etmek, dua ve tefekkürü, tevekkül ve kaderi, şükür ve sabrı çocuğa öğretmek belki aylar alır.

Kur’an kursu diye sergilenen rezaletlerdeki arapça eğitimleri bu manevi hazırlıklara hiç katkı sağlayamadığındandır ki sokaklar serseri ve dinsiz gençlerle, gece klupleri uyuşturucu müptelası çocuklarla doludur.

Manevi eğitimin anne ve babaya görev olduğu bilhassa babanın sorumluluğunda olduğu katidir ve bu Kur’an’ı okutmak ve anlatmakla başlar. Yüce Allah’ı, Peygamberi, dini tanıtarak sevdirmekle başlayan bu manevi eğitim, derinlere inildikçe fıtrat ve tevhide, takva ve kadere kadar uzanmalı, sonrasında da hesap ve mizan ile noktalanmalıdır. Bu sayede çocuk neden ve kime namaz kılacağını, neden dürüst yaşaması gerektiğini bilecek, neden gece klüplerinde sabahlamaması gerektiğini idrak edecektir.

Anne ve baba çocuğuna evvela ve mutlaka iman lezzetini tanıtmalı, iman edilmedikçe kimsenin cennetlere gidemeyeceğini öğretmelidir. Müslüman ve mü’min arasındaki farkın cennet ve cehennem kadar uzak olduğunu anlayan çocuk şekli ibadetten ve gösterişten (ve sahtekarlıktan, riyadan) bu sayede kaçınacaktır.

Aileler dine ısındırma işini tatlılıkla yapmalıdır ki çocuk aniden girdiği bu yük altında ezilmesin ve dinden soğumasın. Dahası aileler muhakkak örnek olmalı en azından rol yapmalıdır ki çocuk şeklen yanlış örnekleri kendisine örnek almasın.

Keza aileler haramdan sakınmalı, helal kazançla yetinmeli, günah ve suçtan kaçınmalıdır ki çocukta da idrak oluışabilsin.

Özetle, aileler çocuklarını reşit olma yaşına kadar hazırlamalı, örnek olmalı ve yükümlülük başladığı anda çocuğu dünya imtihanına hazır etmelidir ve bu vebal büyüktür. Çünkü çocuğun almayacağı terbiye, yanlış bildiği şeyler ve dine düşman yanlışları aileye vebal olmaya devam edecektir.

Ailenin yanlışları çocuğu bir süre sonra aynısını yapar kılacak, ıslah ve düzelme olmadığı gibi gençliğin verdiği heyecanla yanlışlar artarak devam edecektir ki sokaklardaki bilinçsiz gençlerin sebebi budur.

Unutulmadan çocuğa bu manevi eğitim kapsamında muhakkak verilmesi gereken bir diğer eğitim de Türk olduğunun hatırlatılması ve Türklüğün mertlik demek olduğunun öğretilmesidir ki bunun devamında Ulusu ulus yapanlara, vatanı kurtaranlara, ezanların hür okunmasını sağlayanlara vefa ve minnet duygusunu aşılamak da dahildir.

Aklın ve kalbin işbirliğini öğrenen çocuk, Kur’an istikametinde imanı tanıyacak ve tevhide yürüyecektir. Yanlış şurdadır ki imanı tanıtmadan (zaten çoğu aile bile bu bilgiden mahrumdur) çocuğu kurallara zorlamak bilimsel yöntemlere de aykırıdır. Yani gençler neden’i anlamadıkça nasıl ile uğraşmayacaktır ve dinin mükellefiyet ile anılan herşeyin neden’i iman ev Allah sevgisidir.

Peygamberimizin hayatını sakal ve entariden ibaret gören, elde tesbih diğer elde misvak (diş fırçası) hayal eden, eş sayısıyla ilgilenen, örften kaynaklanan alışkanlıklarını dinden sayan bir ailenin evlatlarına verecek çok şeyi de olmayacak bilakis çocuğa zarar verecektir.

Sünnet ile farz arasındaki farkı, hurafe ve rivayetleri, tahrifat ve yanlış uygulamaları evvela aileler bilmelidir ki çocuğa anlatabilsin. Bu anlatma da korkutmadna, abartmadan olmalıdır ki çocuk samimiyet ve sevgiyle Rabbine yönelebilsin.

Nitekim, bu şartlar ile eğitilmiş, hazırlanmış ve sınava başlamış çocuğun hatasızlığından söz etmek mümkün değildir ama hataları asgariye indirmek veya en azından büyük günahlardan korumak mümkündür. İşte bu noktada da aileler tevbeyi öğretecek, istiğfar ve mağfiretin ne demek olduğunu tanıtacaktır. Bunun da sonu Allah’ın rahmetine ve dolayısıyla yine iman ve tevekküle çıkacaktır.

Dinen mükellef olan çocuğu yetiştirmek evvela ailelerin görevidir ki bunu yapmayıp çocuğu tekkelere veya tarikatlara mahkum etmek hayatını karartmak, Kur’an kursu diye oynanan arapça kursları komedisine mahkum etmek evlada ihanettir.

Aileler örnek olmalı ve eğitimi kendisi vermeli (başkalarının öğreteceği yanlış şeylerden de mesul olmamalı) ve işe bedeni eğitimden de mühim olarak manevi eğitimle başlamalıdır. Bu manevi eğitim ise Kur’an mihverinde yapılmalı, sade, kolay bir dil seçilmeli ama sınav ve hesap anlatılmalıdır ki çocuk iman ve ihsan lezzetine yanaşabilsin.

Mükellef olmak demek işte tüm bu hazırlıklar neticesinde başlayan vebal altına girmek demektir. Evlatların başarısı ailelerin yüz akıdır, sevabıdır. Evlatların başarısızlığı ise ailelerin sırtına yüktür ki birer emanet olan çocuklara gerekli şeyleri öğretmemek anne ve babanın eksilmeyen vebalidir.

Dinde bu kadar tahrifat varken, etrafta dini bölmek adına her türlü zararlı hizip kol gezerken en emin ve hak usul, ailelerin kendi vereceği eğitimdir ki iş eğitimle de kalmayacak kontrol ve gözetim ile devam edecektir.

Mesele sadece iki rekat namaz asla değildir ve namaza gelene dek sayısız hayati şey vardır. Ailelerin yaptığı en büyük hata da buradadır. Yani namazı öğretip kenara çekilmek. Tıpkı kendi ana ve babalarının kendilerine yaptığı gibi bu şekilde davranmak, İslam’ın bugünkü kanlı gözyaşlarına sebeptir ve sokaklardaki terörden, ortadoğudaki katliamlardan şikayet etmeye o anne babaların asla hakkı yoktur.

Çünkü işin doğrusu evvela imanı sonra namazı öğretmektir ki İslam aleminin en büyük noksanı bu iman mefhumudur.

Çünkü mükellefiyet sadece namaz mesuliyeti değil evvela ve daima iman etmek, ahlaklı olmak, salih amel işlemek, kötülüğe bulaşmamak, kötülük ve zulümle mücadele etmek, Allah dostları ile saf tutmak, Allah yolunda mücadele etmek mesuliyetidir.

Bu mesuliyet hem yasakları hem emirleri öğretmek ve hem de tevhidi ve şirk dinini tanıtmaktır.

Bunların tek ve emin yolu ise Kur’an’ı anlayarak okumak ve okutmaktır.

Yoksa vebal büyük, ateşler fenadır.

Mükellefiyet başladıktan sonra etraftaki yanlış örneklerle zaten sapıtacak olan çocuğa doğru ve tam bilgiyi vermek bu nedenle mühimdir. İmanı kazandırmak bu yüzden mühimdir ki çocuk bu yanlış örneklerle tanıştığında kalbindeki ses o pisliklerden uzak durmasını söyleyecektir. İman bu nedenle mühimdir ki çocuk ibadet ve amelde huşuyu yakalayacak ve neden namaz kıldığını, kime teslim olup sığındığını bilecektir.

Daha da mühimi çocuk iman ve Kur’an sayesinde şeytanı en büyük düşman tanıyacak, zalimliklere ve eziyetlere sessiz kalmayacak, kötülüklere bulaşmayacak, haram lokmalara tamah etmeyecek, günahın büyüğünden de küçüğünden de sakınacaktır.

Çocuk dürüst ve emin olursa aileler de huzur bulacak, çocuk yanlışa saparsa aileler de bir ömür boyu huzura hasret kalacaktır.

Çünkü on üç yaşında gelin edilen bebekler, sokaklara dilencilik yapsın diye salınan çocuklar, tecavüz edilen, organları için kaçırılan çocuklar var oldukça, gençler uyuşturucu simsarlarına esir oldukça, dinsizlik moda oldukça ne ailelere ve ne de topluma rahat yüzü olmayacaktır.

Ve bunda vebal sadece çocuklarda da olmayacak daha çok ailelerde olacaktır.

Rabbim anne ve babalara Kur’an ve iman idraki versin.

Rabbim anne ve babalara hayırlı evlatlar yetiştirmeyi nasip etsin.

Rabbim, evlatlarımızı şeytanlardan, iblisin askerlerinden muhafaza eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir