Anasayfa / ALLAH (cc) / Dinen nankörlük ve nankörler
imanilmihali.com
Dinen nankörlük ve nankörler

Dinen nankörlük ve nankörler

Dinen nankörlük ve nankörler

Dinen Nankörlük; nimet verene itikatsızlık veya saygısızlık, şükretmemek, hayatı bahşedene riayetsizlik olarak tanımlanır ve nimet kavramı içine her şey girer. Nankör de nankörlük edenin adıdır. Dünya sınavı işte bu nimet ve rızıklara, Yaratan’ı bilip şükretme veya Yaratan’a haksızlık ve nankörlük ederek şükretmeme sınavıdır.

“Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder.” (İnsan 76/3)

En büyük nankörlük elbette Yaratan Allah’ı bilmemek, itimat ve itikad etmemek, anmamak, kulluk ve ibadetten sakınmak veya gaflette olmaktır. Cehalet ve zulümle gelen bu gaflet en büyük nankörlüktür ve küfür ve şirk bu cümledendir.

“Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.” (Bakara 2/152)

“Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O’na yalvarır yakarırsınız. Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar. Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz! (Nahl 16/53-55)

“Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız (sizi yüzüstü bırakıp) kaybolur, yalnız Allah kalır. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür.” (İsra 17/67)

“Yahut sizi tekrar denize döndürüp üstünüze, kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmasından, sonra da bize karşı kendiniz için arka çıkacak bir yardımcı bulamama (durumun)dan güvende misiniz?” (İsra 17/69)

İnsanın çok nankör olduğunu, şükretmediğini, sınav gereği verilen nimetlerin hikmetini anlamayarak az bulduğunu, sabretmediğini, geri alınan nimetlerden sonra Allah’a tevekkülden uzaklaştığını bildiren ayetler bize anlatır ki nankörlük şeytani bir meziyettir ve insan terbiye edemediği nefsi ve aldanışları yüzünden, cehalet ve gafleti yüzünden nankördür.

“Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o!” (Abese 80/17)

“ Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.” (Adiyat 100/1-6)

“O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.” (İbrahim 14/34)

Allah’ın nankörleri sevmediği ve nankörlüğü hainlikle, kaypaklıkla, imanda sebat edememekle suçladığı muhakkaktır. Nankörlere hesap sorulacağı da, nimetlerden herkesin sorulacağı da kesindir, yeminli ayetlerdendir.

“Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.” (Hac 22/38)

“O, size hayat veren, sonra sizi öldürecek, daha sonra da diriltecek olandır. Şüphesiz, insan çok nankördür.” (Hac 22/66)

“Andolsun, eğer (ekinlerine zararlı) bir rüzgâr göndersek de o ekini sararmış görseler, ardından mutlaka nankörlük etmeye başlarlar.” (Rum 30/51)

“ .. Bizim âyetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkâr eder.” (Lokman 31/12)

“Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür.” (Şura 42/48)

İnsan sadece ve doğrudan Allah’ı inkar etmekle nankörlük etmez, Allah’ın emrettiklerini yapmamakla veya yasakladıklarını yaparak da nankörlük eder ki bunların tüm izahı imanın gereğini yapmamak diye tanımlanabilir. Nihayetinde Allah’ın emirlerini yerine getirmemek ve kötülüklerden sakınmamak, ilahi kudret ve mülkün sahibine hak ettiği değeri vermemek, O’nu sevmemek ve O’ndan çekinmemek noktasına gelir ki bunların tamamı karanlık akibetlerin ayak sesleridir.

Ayetlerde ayrıca; gaybın bilinmezleri hakkında iddiacı olmak, hurafeler peşinde koşmak, tefecilik ve riba ile servet biriktirmek, infak etmemek, cimrilik etmek, nimetleri gizlemek, nimet kaybında sabredememek, şükretmemek, kainat ve bedendeki ayetleri görememek nankörlük sebep ve halleri arasında sayılmıştır.

Acı olan da şudur ki insanlık, tüm ilahi hakikat, tebliğ, davet, ayet ve izahlara rağmen nankörlükte diretmekte kararlıdır ve defalarca tekrarlandığı halde nankörlük denen büyük günahın vebalinden çekinmemektedir.

“Böyle iken (“melekler Allah’ın kızlarıdır” demek suretiyle) kullarından bir kısmını O’nun parçası saydılar. Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.” (Zuhruf 43/15)

“Allah, riba (aşırı faiz) malını mahveder, sadakaları ise artırır (bereketlendirir). Allah, hiçbir günahkâr nankörü sevmez.” (Bakara 2/276)

“Bunlar cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden ve Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen kimselerdir. Biz de o nankörlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa 4/37)

“Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir.” (Hud 11/9)

“Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” Mûsâ, şöyle dedi: “Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz de gerçek şu ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye lâyık olandır.” (İbrahim 14/7,8)

“Andolsun, biz Lokmân’a “Allah’a şükret” diye hikmet verdik. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır.” (Lokman 31/12)

“O, rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderendir. Ölü toprağı canlandıralım, yarattıklarımızdan birçok hayvanları ve insanları sulayalım diye gökten tertemiz bir su indirdik. Andolsun, biz bunu insanlar arasında, düşünüp ibret alsınlar diye tekrar tekrar açıkladık. Fakat insanların çoğu nankörlükte direttiler.” (Furkan 25/48-50)

“Andolsun, Sebe’ halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir.” Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezalandırırız.” (Sebe 34/15-17)

Ümitsizlik ve cehaletle gelen nankörlüğün dünya ve ahirette cezası elbette olacaktır ve bir kenti helak ettirecek kadar büyük bir günah olan nankörlük ayetin işaretiyle, huzur, güven ve bolluk içerisinde refah vaziyette yaşayanların, bu nimetleri veren Allah’a nankörlükleri sebebiyle nasıl açlığa ve korkuya mahkum edildiklerini anlatır. Yani nankörlüğün bu dünyada da ahirette de cezalandırılması söz konusudur ve bugün maalesef dünyanın ve özellikle İslam aleminin hali tam olarak budur.

“Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı.” (Nahl 16/112)

En büyük nankör ise elbette şeytandır ki o hakikati gözleriyle gördüğü halde, sayısız yüksek mevkilerde görev yaptığı, sayısız kabiliyet ve nimete erdirildiği halde kibri ve cehaleti sebebiyle Allah’a isyan etmiş, kovulmuş ve lanetlenmiştir. Bu yüzden israf edenler de, nankörlük edenler de şeytanın kardeşleridir.

“Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.” (İsra 17/27)

Nankörlerin tevbe etmedikçe doğru yolu bulması zordur ki nefisleri temizleyen, imanı veren Allah, dua ve tevbe ile kendisine yönelenleri bağışlar, esenliklere çıkartır. Bunu yapmayanlar içinse bu dünyada daha bir zaman bolca rızıklanma ve nimetlenme olsa da sonrasında acı ve karanlıklar vardır.

“ .. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.” (Zümer 39/3)

“Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etsinler ve bir süre daha faydalansınlar bakalım! İleride bilecekler.” (Ankebut 29/66)

Ahiret yurdunda ise nankörlüklerin bedeli cehennem ateşidir ki bu azap devamlı olacak ve hafifletilmeyecektir.

“İnkâr edenler için ise cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler. Kendilerinden cehennem azabı da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.” (Fatır 35/36)

Özetle modern dünyanın ahir zamanında; nankörlüklerin zirve yaptığını, şükredenlerin az, yakınanların hatta Yüce Allah’ı suçlayanların (haşa) çok olduğunu, sayısız nimete rağmen bu nimetler el değiştirdiğinde insanların nasıl nankörlük ettiğini görmemek mümkün değildir.

Sadece kişiler değil toplumlar da nankörlükte yarış halindedir ve petrol zengini ülkeler nasıl o nimete şükretmiyorsa, huzur, güven ve refaha ermiş batı toplumları da şükretmek yerine daha fazlasını kazanmak için şeytani planlar yapmakla ve bu uğurda zulmetmekten dahi çekinmemektedir.

Mesele o rızık, nimet, güven, huzur ve refahı verenin Allah olduğunu bilmek, bunları bileklerin hakkı saymamaktır. Elbette çalışmak vesiledir lakin nimetin tek sahibi vardır ve O’da cömert olan Allah’tır. O, yaratan, öldüren, nimeti veren ve geri alandır ve bunların tamamı sınav içindir.

Sınav; yoklukta sabretmek ve bollukta şükretmek ve her daim Yüce Allah’ı anmak ve emirlerine uymaktır. Yoksa sınav; fani servetlerle, makam ve nüfuslarla övünmek, bir rüzgar veya yağmurla veya denizde bir dalga ile kaybolabilecek bu servetleri şeytani hevesler uğruna harcamak değildir.

En büyük nimet olan can’ı veren ve alan da Allah’tır. Güven ve huzuru veren de, korkuyu tattıran da. Tüm bunların kudreti elinde olan Allah’ın tek ve muktedir olduğunu inkar etmek ise nankörlüğün zirvesidir, şirktir, ebedi cehenneme razı olmaktır.

İnsan, nefsi gereği inkara, açlığa, kötülüğü ve kibirlenmeye yatkındır ki nefislerin terbiyesi bu nedenle elzemdir. Bazıları için bu bir mana teşkil etmese de şükretmek yerine nankörlük etmek dini ve imanı tanımamaktır, dinin ve imanın gereğini yapmamaktır yani … dinsizlik ve imansızlıktır. Böylelerinin hali ve akibeti ise malumdur.

Otuz dört ayrı yerde nankör insandan bahseden ayetler boşuna değildir ve melekler dahi buna şahittir.

Nankörlük aslen Yüce Allah’a yapılsa da; Kur’an’a, Hz. Peygamber’e yapılan haksızlık ve saygısızlıklar da nankörlük cümlesindendir ve hatta iman edilmesi istenen şeylerin tamamına karşı gösterilen hassasiyetsizlik dahi bu kapsamdadır.

O halde ilahi nizamın sahibine ve eserine ve düzenine dair yapılan tüm haksızlık ve itaatsizlikler nankörlük demektir ve nankörlerin cezası hem bu dünyada hem ahirette en azından rahmetsizliktir. Şirk koşmak gibi büyük nankörlüklerin ise şeytan işi ve huyu olduğu hatırlanırsa afsızlığa mahkum oluşu bir kez daha görülecektir.

Bu nedenle kul için önemli olan yoklukta sabretmek, bollukta şükretmek, her zaman doğrulukta sebat etmek, iman ve itimattan ayrılmadan sadece Allah’a yönelmek, O’nun emir ve yasaklarına uymaktır. Nimeti, rızkı sadece O’ndan beklemek, başkalarından medet ummamak, dünya sınavını ve ahiret hesabını akıllardan çıkarmamak lazım ve doğru olandır.

Rabbim nankör kullarını helak eylesin.

Rabbimbizleri o nankörlerden eylemesin.

Rabbim nefsilerimizdeki nankörlük zehirlerini söküp alsın. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinlerin tahrifi

Dinlerin tahrifinde en büyük pay elbette din içindekilerindir. Dahası tüm dinler evvela kendi dinlerine zarar ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir