Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dinen yemin etmenin mahiyeti ve hükmü
imanilmihali.com
Dinen yemin etmenin mahiyeti ve hükmü

Dinen yemin etmenin mahiyeti ve hükmü

Dinen yemin etmenin mahiyeti ve hükmü

Yemin, mü’min için nadiren başvurulması ve korkulması gereken bir vebaldir. Yemin inanılmayı, yalan yere yemin Allah’ın lanetini kabullenmeyi gerektirir ki bundan büyük nasipsizlik olamaz.

Yemin bir niyet veya ameli hayata geçirmeye, sadık kalmaya, direnmeye veya teslime dair verilen kuvvetli söz, ahid ve anlaşmadır. Muhatabı aslen Yüce Allah olan yeminin dindeki yeri yücedir çünkü Allah’a verilmiş bir sözdür. İnsanların verdikleri yeminlere sadık kalması gerekir ki bu yemine sadakatsizlik veya terk vebal gerektirir.

Yemin doğru ve kalıcı söz olması itibarıyla Yüce Allah tarafından da, kuvvetle vurgulamak, gerçek olduğuna dair kesin söz söylemek üzere kullanılan mutlaka inanılması gereken bir hadisedir. Yemini veren Yüce Allah olunca da kula inanmaktan ve teslim olmaktan başka bir yol zaten kalmaz.

“Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir- O, elbette değerli bir Kur’an’dır. Korunmuş bir kitaptadır. Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir. Âlemlerin Rabb’inden indirilmedir.” (Vakıa 56/75-80)

“ Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur’an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah’tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.” (Hakka 69/38-40)

Kıyamet gününe yemin ederim. (Kusurlarından dolayı kendini) kınayan nefse de yemin ederim (ki diriltilip hesaba çekileceksiniz).” (Kıyame 75/1,2)

Müşrik ve münafıkların yeminleri

Müşrik ve münafıkların en temel özelliklerinden birisi doğru söz söylediklerine dair sıkça yemin etmeleri, Allah’ın adını kullanmaları ama en küçük bir zorlukta hemen yeminlerinden dönmeleridir.

“Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ederler. Allah, onlara çetin bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür! Onlar yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah’ın dininden alıkoydular. Bunun için onlara alçaltıcı bir azap vardır. Onların malları da, evlatları da Allah’a karşı kendilerine bir yarar sağlamayacaktır. Onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. Allah’ın onları hep birden dirilteceği, onların da (kendilerini kurtaracak) bir iş üzerinde olduklarını sanarak size yemin ettikleri gibi Allah’a da yemin edecekleri günü düşün! İyi bilin ki, onlar yalancıların ta kendileridir.” (Mücadele 58/14-18)

“(Ey Muhammed!) Münafıklar sana geldiklerinde, “Senin, elbette Allah’ın peygamberi olduğuna şahitlik ederiz” derler. Allah senin, elbette kendisinin peygamberi olduğunu biliyor. (Fakat) Allah, o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder. Yeminlerini kalkan yaptılar da insanları Allah’ın yolundan çevirdiler. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür! Bu, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar.” (Münafikun 63/1-3)

Kasıtsız yeminlerin hükmü

Kasıtsız, boş bulunarak edilen yeminler beşeri zaaflardan kaynaklandığından ve dinen bir mana teşkil etmediklerinden Allah katında vebale sebep değildir. Asıl vebal Allah adı kullanılarak, gönülden edilen yeminlerdir ki bunların icabeti veya terki durumunda bazı hallerde kefareti gerekir.

“İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah’ı siper yapmayın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Allah, sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) Eşlerine yaklaşmamağa yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde) dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Eğer (yemin edenler yeminlerinden dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Bakara 2/224-227)

“Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.” (Maide 5/89)

Yalan yere yemin

Yalan yere yemin etmenin ne bela bir şey olduğunu anlatan aşağıdaki ayette ayrıca yalan yere yeminin bir iman zaafiyeti olduğuna da vurgu vardır. Burada para veya makam için yalan yere yemin edenlere, para karşılığı yalan yeminle şahitlik edenlere öngörülen ceza ise ahirette nasipsizliktir.

İfk (iftira) olayı bunun en büyük delilidir ve bu bize gösterir ki en sadık sahabe görünümündekiler bile nefis ve çıkar uğruna yalan yere yemin edebilmekte, adaleti terk edebilmekte, aşırı ve kötü zanda bulunabilmektedir. Yüce Allah ise vahyettiği ayetleriyle derhal durumu aydınlığa kavuşturan ve hak ile batılı ayırt ederek münafıklara lanet edendir.

Yine Tume bin Ubeyrik olayı bize gösterir ki sırf müslüman olan birini korumak için sahabeler Peygamberimizi yanıltmak pahasına yalan yere yemin edebilmektedir. Karar sürecinden hemen önce ise gelen ayetler Yüce Allah’ın daima gözeten ve hakka riayet edenlerin en yücesi olduğunun delilidir.

“Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.” (Al-i İmran 3/77)

“(Erkek ve kadından) her biri için ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından (pay alan) varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı (ahitleştiğiniz) kimselere de kendi hisselerini verin. Şüphesiz Allah her şeye şahittir.” (Nisa 4/33)

İslam hukukunda yeminin yeri

İslam hukukunda da genişçe yeri olan yemin özellikle miras ve zina konularında derin etkiye sahiptir. Özellikle zina meselesinde olduğu gibi en sarsıcı noktada şudur ki Allah adı verilerek ve yalan söylüyorsa Allah’ın lanetine razı olduğuna dair yapılan yemin suçlar, delil sayılır VEYA TAM AKSİNE suçlanan için kulu beraat ettirir, suçtan kurtarır ve o yemine diğerlerinin inanmasını gerektirir. Suçlama veya aklanma gerçekleşirse ve yemin hakikat ise sorun yoktur lakin yalan yere yeminle suçlama veya aklanma varsa artık o amel ve yeminin hesap sorucusu sadece Allah’tır.

“Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler. (Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve “Allah’a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz” diye yemin ederler. Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah, fasık toplumu doğruya iletmez.” (Maide 5/106-108)

“Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah’ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır.” (Nur 24/6-9)

Yemin şeytanların dahi ahdinin adıdır ve iblis Yüce Allah’a yemin ederek insanları kıyamete kadar Allah aleyhine kışkırtacağına yemin etmiştir. Ve o bu yeminden dönmeyecektir.

“Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.” (A’raf 7/16)

Yemini terk

Zorluk ve sıkıntı halinde imana yemin edip, feraha erince yemini terk etmek en büyük günah ve nankörlüklerdendir ki kafir ve müşriklerle münafıkların sıkça kullandıkları bir usuldür.

“ Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.” (Kalem 68/10-14)

“Üzerlerine azap çökünce, “Ey Mûsâ! Rabbinin sana verdiği söz uyarınca bizim için dua et. Eğer azabı üzerimizden kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte elbette göndereceğiz” dediler. Fakat erişecekleri bir süreye kadar biz azabı üzerlerinden kaldırınca hemen yeminlerini bozarlar. Bu yüzden onlardan intikam aldık. Âyetlerimizi yalanlamaları ve onları umursamamaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk.” (A’raf 7/134-136)

“Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler. Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.” (Tevbe 9/12,13)

“Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helâke sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.” (Tevbe 9/42)

“Kendilerinden (savaştan kaçanlardan) razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz.” (tevbe 9/96)

Yemini bozmak

Yemini bozmak vebal gerektiren bir haldir ve kul için yemine sadakat bir sınavdır.

“Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır. Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar da Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır. Allah’a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır.” (Nahl 16/91-95)

“Münâfıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah’a yemin ettiler. De ki: “Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin” de. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir.” (Nur 24/53,54)

Yemin üç çeşittir

Üç çeşit yemin vardır:

1- Bile bile yalan yere yapılan yemin. Bunun keffareti yoktur. Çünkü bu büyük bir vebaldir, keffaretle temizlenmez. Tövbe ve istiğfar gerekir.

2- Yanlışlıkla, boş bulunarak yapılan yemin. Buna bir şey gerekmez.

3- Kişinin gelecekte bir şeyi yapacağına veya yapmayacağına dair ettiği yemin. Bu yeminin bozulması hâlinde keffaret gerekir. Âyet, bu keffaretin nasıl yerine getirileceğini açıklamaktadır.

“Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmayı (ve kefaret ödemeyi) size meşru kılmıştır. Allah, sizin yardımcınızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tahrim 66/1,2)

Özetle yemin ahdetmek, anlaşmak, söz vermek manasında kullanılan dini bir terimdir ve Allah’ı şahit tutmakla gerçekleşir. Kalpten gelen yeminlerin vebali varken, boş bulunarak edilen yeminlerin sorumluluğu yoktur. Buna rağmen bu değerli ve etkili yemin eylemini gereksiz kullanmak ziyandır ve münafıkların başlıca huyudur. Çünkü zaten doğru söz söyleyen mü’minin ayrıca yemine ihtiyacı yoktur.

Masum olduğu halde suçlananlar içinse yemin Allah adı verilerek yapılırsa değer taşır ve affedilmeyi gerektirir. Bunun aksine yemin edecek birileri varsa o takdirde de tanık olmasa bile inanmayı gerektirir.

Allah adına özellikle miras ve zina durumlarında edilen yeminlerde çarpıcı bir nokta ise şudur ki edilen (suçlayan) dört veya (suçlanan) beş yeminin sonunda yemin yalan ise cehennem azabını peşinen kabul vardır ki bu da yeminin vahametini ve dehşetini anlatırken kulu yalan yere yeminden zinhar uzaklaştırmayı hedef alır.

Mü’minin yemini sadece Allah’a sadakatedir

Mü’min; doğru söz söyleyen, yemini sadece Allah’a eden, sıkça yemin etmeyen, yemin ettiği zaman asla dönmeyen, zinhar yalan yere yemin etmeyendir. Mü’min yeminin vebalini bilen ve korkan, zaruri hallerde bozduğu yemininin kefaretini layıkıyla ödeyen, yemin etme ve yemin bozmayı alışkanlık haline getirmeyendir.

Yemin etmek mahiyeti itibarıyla bağlayıcıdır ve toplum nazarında da kabulü gerektirir. Yalan olsa bile beşeriyette gereğinin yapılmasını gerektiren yemin Allah katında en büyük günahlardandır ve imanın terkini gerektirir. Dinen yalan ve iftiranın ne büyük dert olduğu malumdur, buna birde birini suşlamak veya bir suçtan aklanmak suçu eklenince ortaya telafisi zor durumlar çıkar ki yalan yeminle dünyada servet ve makama kavuşulsa bile ahirette nasipsizlik vardır.

Varlıklı olduğu halde muhtaç rolü oynayanlar, ehliyetsiz olduğu halde işlere talip olanlar, suçu işlediği halde itiraf etmeyenler ağızlarından yemin lafı çıkmasa da eylem ve dirençleriyle yemin etmiş sayılırlar ki gerçeği saklamak ve değiştirmek suçu dahi onların helakine yeter de artar.

Yönetici ve idarecilerin ise seçilmiş olsun veya olmasın göreve başlarken, mahkemelerde tanık ve sanıklar duruşmanın hemen öncesinde yemin etmeli, Allah adıyla adaleti saptırmayacaklarına ve doğru iş/söz üreteceklerine dair yemin etmelidirler. Hele ki Kur’an üzerine, Allah üzerine yemin kelimesi ağızdan mutlaka dökülmelidir ki yalan hayata geçse dahi hesap sorucu Yüce Allah o kulun yakasına yapışacak, ve o kul yemin etmekle cehennemi peşinen kabul etmiş olacaktır. Yeminden kaçmaları bu sebepledir ve şu da bir gerçektir ki Yüce Allah dille söylenen yeminlerden ziyade oluş ve düşünüşteki yeminleri de dikkate alır. yani yemin kelimesi dilden düşmese bile sonucu ve vasfı yemine uygun olan eylemler yemindir, yemin sınıfındandır.

Yeminde asıl olan niyettir

Yeminde tüm amel ve sözlerde olduğu gibi asıl olan NİYET‘tir ve Allah niyetleri bilendir. Bu sebeple yeminin kalpten gelip gelmediğini, fitne veya fesada veyahut iyilik ve güzelliğe dair olduğunu da bilen sadece O’dur. Diğer insanlar ise kulun yeminine itibar etmek zorundadır. Kansalar da hakları zayi olmaz çünkü Allah gözeten ve hesap soran, hakları sahiplerine mutlaka iade edendir. 

Bozgunculuk adına yemin olmaz

Yemin, iblisin de kullandığı, münafıkların sıkça müracat ettiği, mü’minin nadiren kullandığı bir ahiddir ve fitne ve fesat için asla kullanılamaz. Keza iyilik etmemeye, zekat vermemeye dair yeminler caiz değildir.

Savaştan kaçmak, zekattan kurtulmak, cezadan yırtmak için edilen yalan yeminler ise kalpleri bilen Allah için değersiz kelamlardır ve cezadan kurtuluş yoktur.

Bir şeyi gelecekte kendisine helal ve haram kılmaya dair edilen yeminler ise Hz. Peygamberin dahi ikaz edildiği bir yemin şeklidir ki asla kabul değildir, uzak durulması gerekendir.

Yüce Allah’ın ettiği yeminler ise tartışmasız gerçeklerdir ve Allah kendisine, Kur’an’a, kıyamete, ahiretine, Peygamberine, meleklerine, hesap gününe yemin etmiştir. Aynı şekilde Yüce Allah’ın geceye, güne, güneşe, doğu ve batıya gibi bizlerin tam olarak bilemeyeceği yemini vardır. Bunlara itimat etmek lazım gelir ki tamamı iman bahsiyle alakalıdır.

Son söz;

Kul sadece ve doğmadan bile önce en büyük yemini Yüce Allah’a etmiş ve kendisine yaşam boyu imanla sadık kalacağına dair söz vermiştir. En büyük yemin budur. Bu yemine bağlı, şerefli bir yaşam ancak imanla mümkündür. Çünkü tüm amel, ibadet, söz ve ahlaklar sahte olabilirken imanın sahtesi ve yalanı olmaz. İmanı bilen sadece Allah’tır ve O kalplerin özünü bilir. Bu nedenle hayatta en lazım olan şey imandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir