Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / Dinin belkemiği
imanilmihali.com
Dinin belkemiği

Dinin belkemiği

Dinin belkemiği

Halkı çoğunlukla; Müslüman, vatan ve milletine sadık, ana ve babasına hürmetli, memleketine düşkün, bayrağına sahip bir toplumuz. Çok şükür Allah’ı, imanı, İslam’ı bilir haldeyiz. Yine şükür ki çoğumuz Müslüman bir ülkede ve Müslüman bir anne babadan doğduk.

Doğuşumuzun nimetinden elbet sorulacağız. Yani Müslüman bir ülkede, Müslüman bir aileden dünyaya gelmekten belki de iki kere sorgulanacağız ki daha az nimetlendirilen diğerlerinden bir farkımız olsun.

Bu vebal doğal olarak çok ağırdır. Hakkını vermek, bu nimete uygun yaşamak ve şükretmek gerekir.

Bu nimet öylesine muazzam bir şeydir ki bünyesinde, aydınlıklar, kurtuluşlar, esenlikler barındırır. Bu nimet kendisine tabi olana müjdeler vadeder. Gereğini yerine getiren ise huzur bulur, refaha erer, bolluk ve berekete kavuşur.

Bu nimet, çok ağır bir mesuliyettir.

Namuslu, haklı, çalışkan, dürüst, yardımsever, fedakar, mütevazi, tatlı dilli, sakin, samimi, sevecen, vicdanlı ve merhametli olmayı şart koşar.

Bu nimet, riya ve gösterişe kapılarını sonsuza dek kapatmış ihsan ve sevgi selidir. O kadar ki çirkinlik, sahtecilik, nankörlük ve cahillik bu nimete yakışmayan fenalıklardır ve kulu ötelere savuruverir.

Müslüman anadan ve Müslüman olarak doğmak bizleri fıtrata uygun kullar olmaya zorlar.

İslama, imana, ahlaka, salih amele yakınlaşmayı zorunlu kılan, küçük günahlara rağmen günahsızlık peşinde ter döken kullar olma bilincini canlı tutan bu zorluk müjdelere gebe olduğu kadar azaplara da gebedir. Çünkü bu nimete nankörlük ve isyan, kulu diğer İslam’la nimetlendirilmemişlerden çok daha uzak karanlıklara fırlatıverir. Vebal de, azap ta bu durumda çok daha çetin ve elem dolu olur.

O halde bu nimete has yaşamak mecburiyeti vardır ve sadakat yeminin, ahdin gereğidir.

Bu yemin, fıtratta verilen “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna verilen “Evet, Rabbimizsin!” cevabının yeminidir. Bu ahid, Allah’ın yüzyıllar içinde göndereceği kitap ve peygamberlere uyma ahdidir.

İslam bu ahid ve yeminlerin gereğini yerine getirme mecburiyetidir.

Şimdiki zamanlarda, nimetlendirilmişlere bir bakınca ise görülen yazık ki bir vefasızlık ve sözünden dönme yanlışlığıdır. Dini dünyevi akıl ve gözlerle tanımlamaya çalışan modern zaman kulları, esası yakalamaktan uzak, ilmi medeniyet ile aynı manada kullanmaya zorlanmaktadır. Özellikle 21. yüzyıl çocuklarında görülen bu yanlış duygu ve fikirler ise yine yazık ki cehaletten öte, gaflet boyutuna ermiş haldedir.

Örnekleyecek olursak, bazı hem de dini temalı sitelerde, ekranlarda aymaz bir Atatürk düşmanlığı, nereden çıktığı belli olmayan Osmanlı hayranlığı, ötekileştirme gayretleri, din kardeşine pislik gözüyle bakmalar, diğer mezhep ve meşrebleri din dışına itmeler, takva elbisesini giyip sokaklarda dolaşanlara bunun sadece Allah katında bir değer ölçüsü olduğunu hatırlatmada yaşanılan çekinceler, paylaşmamalar, paraya sevdalanmalar, kişilere tapmalar, İslam’ı Yahudileştirmeler, dini bölmeye çalışmalar, dinsizliği maharet saymalar, ahlak ile yetinilip iman ve ibadete gerek olmadığını savunanlar, çalanlar, kıskananlar, kibirlenenler, aşağılayanlar, acımayanlar, öldüren, zulmedenler yaşanan ve yaşanacak belalar olarak öne çıkmaktadır.

Bu paragraf bir Müslüman toplumun halen yapageldiği şeylerdir ve yapanlar kadar ayıplamayanlar da elbet vebal altındadır. Ve İslam’ın bu vurdumduymazlıkla düze çıkması da mümkün değildir.

Bu kaybedenler güruhu sadece kendilerini değil, masum ve samimi kulları da safına çekme gayretiyle çok daha fazla vebal üstlenmektedir. Cahil, nankör, sabırsız diğerleri ise kör topal, yarım yamalak, Arapçaya mevzilenmiş ezberi Kur’an ile dini bildiğini sanmakta ve bu zararlı tıfılları yok etmek yerine onlara tabi olup dünya rantından paye kapmak derdine düşmüş haldedir.

İş o kadar vahim haldedir ki en başta bu vatanı kurtaran, İslam’ın bu topraklarda yaşanmasını mümkün kılan, camilerin ezan seslerinin kesilmemesini sağlayan, şehitler toprağını düşmanın postallarına ezdirmemek için ömürlerini feda eden insanlara lanetler okunmakta, televizyonlarda zulüm bitti başlıkları atılabilmektedir.

Meleklerin kanlı gözyaşları döktüğü şüphesizdir.

Ama bu kanlı gözyaşlarının nedeni; Ulu önder Atatürk ve arkadaşları tarafından hayata geçirilenler değil, bu gafillerin ata bilmez, din bilmez, vefa bilmez halde yaptığı fütursuz sövmeleridir.

Din, lanetlemek, lekelemek, öne çıkmak, yardakçılık yapmak, yaranmak, rant sağlamak değildir.

Din, önce iman, sonra ibadet, ahlak ve salih ameldir.

İman ise Allah’ı ve sistemini bilmek, tanımak, ikna olup itimat etmek, itikad etmek, kalbe ve bedene bu hazzı yerleştirmektir.

İman, bugün iman yaşanabiliyorsa bu imkanı sağlayanlara hayır duaları etmektir. Dinin iliği dualarla ahde vefa göstermek dinin gereğidir.

İman, ezan seslerinin susmadığı vatan toprakları için canını feda eden atalarımıza minnet ve şükran duymak, bunun için Allah’a şükretmektir.

İmansızlık ise Atalara, analara, vatana, bayrağa, dine sövdüren kaynaklara savaş açmak yerine yaltaklananların yaptığıdır.

Kimse Allah’sız değildir ve olamaz. Ama imansız olunabilir. Çünkü Allah imanı dilediğine verir. Bu nasipsizler elbet şeytanlara dost ve cehennemlere aday olacaktır. Kalp ve gözleri mühürlü bu acımasız caniler ettikleri küfürler için cehennem çukuru başında bin kere pişman olacak ama ellerinden bir şey gelmeyecektir.

İman dinin belkemiğidir. Namaz dinin direğidir ancak belkemiği iman olmadan namaz sportif bir hareketten öte gitmeyecektir. İbadetlerin tamamı, imandan yoksunsa şayet, ibadet sayılmayacaktır. Çünkü iman, ibadetin kime ve sadece kime, nasıl yapılması gerektiğini gösteren yegane ışıktır. Bu iman olmadan, ibadet te, ahlak ta yetim kalacak ve zekatlar sosyal bir paylaşımdan, hac’lar turistik gezilerden ibaret olacaktır.

O halde iman, fıtratın emri, dinin gereği ve Kur’an’ın işaret ettiği tek istikamettir.

Ve bu yapılan gaflet ve delaletler imansızlık göstergesidir.

Dinin bel kemiği iman tıpkı, Müslüman olarak doğmak gibi ahirette şikayetçi olacak ve bizler iman nimetinden de sorulacağız.

Zaman, imana sahip çıkma, imansız adım atmama, geçmişe dair tevbe etme ve sadece Allah’a yüzleri dönerek başkaca kişi ve akımlardan medet ummama zamanıdır.

Bugün atasına söven densizler, yarın anne ve babasına, öteki gün peygamberine, haşa sonra Allah’a sövecektir. Çünkü bunların terbiyesi de, nefsi de, imanı da, çıkarı da buna müsaittir.

Rabbim bizleri ahde vefadan, namus ve şereften, kul olmaktan mahrum bırakmasın.
Rabbim, bizleri imanlı salih kullarından eylesin.
Rabbim bizleri önce imana sonra ibadet ve ahlaka ulaştırsın.
Rabbim nefislerimizi temizlesin.
Rabbim kafir, mürai ve münafıkların topunun belasını versin.
Rabbim Atatürk ve İslam büyüklerine yaptığımız kötülük ve haksızlıklardan dolayı bizleri bağışlasın.
Amin!

Dinin belkemiği

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri (YAZIMIZI Sadece ve daima Allah diyebilen, Kur’an dışı ...

1 yorum

  1. Avatar

    Dogru soz acitsa da merttir. Teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir