Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dinin vahyi ve akli unsurları
imanilmihali.com
Dinin vahyi ve akli unsurları

Dinin vahyi ve akli unsurları

Dinin vahyi ve akli unsurları

Din hayatın kendisi, yaşama ait kural, sebep ve neticelerin tamamıdır ki bu ilkelerin bir kısmı vahyedilmiş yani aklın idrakinden uzak şeyler, bir kısmı ise akıl ile açıklanabilecek ve ispatlanabilecek şeylerdir.

Bu sebeple dini vahyi ve akli unsurlar olarak ikiye ayırmak lazım gelir. Buradan hareketle şu da söylenebilir ki Hz. Peygamberin sünneti de vahyi ve örfi olmak üzere ikiye ayrılır. Vahyi hususlarda kimseye söz hakkı verilmezken, örfi hususlarda akıl ön plana çıkar. Bu ayrım yapılmaz ise de sünnet ve hadislerin bugün geldiği gülünç durum yaşanır olur.

Vahyi sünnet ile kast edilen aslınd sünnetullah yani Allah’ın sünnetidir ki Peygamberin o çizgi dışına çıkması zaten mümkün değildir. Risaletin örnekliği de buradadır ve her mü’min bunlara koşulsuz iman ve rıza mecburiyetindedir. Çünkü dinin tebliğcisi, izahçısı, öğreterek göstereni Hz. Muhammed(sav) ittati hak eden, Allah’ın son dinini tebliğle görevlendirdiği saygıya değer nadide bir beşerdir.

Peygamberin örfi sünneti ise, sünnetullah’tan farklı olarak, yaşanan zaman ve coğrafyaya ait unusurlar içerir ve müslümanların bunları tatbiki sünnet (dini manada sünnet yapılması halinde sevap kazandıran, terki halinde günahı bulunmayan demektir) bile sayılmaz. Çünkü kuzey kutbundaki müslüman ile Arabistandaki müslümanın kıyafeti de, sakalı da, ayakkabısı da farklı olacaktır.

Akıl insana, dini anlamak ve Allah’ı bulabilmek için bahşedilmiştir. Aklın görevi ayetleri görmek ve Allah’ın tekliğine şehadet etmektir. Ama akıl gaybai ruha, ahirete, berzah ötesine dair meseleleri ispatlayamadığı ve göremediği için vahyi unsurlar yerine görünen meselelere yoğunlaşır. İspata çalışılan şeylarde bunlardır. yani din vahyi ve akli unsurlar diye ikiye ayrılır.

Beşeri hayata ve görünen aleme ait hususlarda akıl onaylayıcı ve kabul edicidir. İnat ve inkar daha ziyade vahyi unsurlara aittir. Bu ikisi arasındaki denge çok önemlidir ki beşeri işlerde aklı kullanmamak nasıl kötüyse, vahyi meselelerde akla müracat etmek ve ikna olmamak ta o denli tehlikelidir.

Hz. Peygamber bu hususa özel önem vermiş ve kulların kader gibi bilgisi sadece Allah’ta olan konularda yoğunlaşmamasını emretmiştir. Çünkü sihir ve büyü, ölüm ötesi gibi hallerin bilgisi insana verilmemiştir. Bunları zorlamak faydadan çok zarar verecek ve doğru cevap zaten asla bulunamayacaktır. Belirli süre sonunda (kıyamet) veya herkesin kendi kıyameti demek olan ecel ile hakikat görünür hale gelecektir.

İşte din akli unsurlara aklederek, gaybi hususlara da görmeden inanmayı gerektirir ki görünmeyen ama Peygamber tarafından anlatılan, ayetlerde belirtilen hususlara inanmanın adı dindeki adı imandır. Yüce Allah bu yüzden insandan önce ve sadece iman ister.

O, ister ki, kulları kendisine, görmeden inanacak kadar sadık olsun. Akıl yorup, ispata kalkışmasın. Kendisine, ayetlerine ve peygamberlerine inanılsın ve buna göre yaşansın ki müjdelere mazhar olacaklar da onlar olabilsin.

Vahiy konularına inanmanın adı olan iman bu manada teslimiyettir. Akli konular yani beşeri hususlar da ise Kur’an akla karşı değil bilakis yanındadır ve aklını kullanmayanların üzerine Allah pislik atar.

Yani aklın sınırları, vahyi meselelere girmemek ama beşeri meselelerde araştırmak, ikna olmak ve geliştirmek şeklinde özetlenebilir.

İşte tam bu manada din, vahyi unsurları ve akli unsurları içine alan ama mutlaka kutsallık şemsiyesi altında olan ilkelerin tamamıdır. Bu din de hüküm koyma yetkisi sadece Allah’ındır ve kulların görevi emri yerine getirmekten ibarettir.

Dine getirilen akli yorumlar ve gfarklı yaşayış şekilleri ise dinin beşeri yanlarına akıl yoluyla yapılan yorumlardır ki bunlara dini terminolojide mezhep denir. Mezhepler yorum demek olduğundan da dinin sadece görünen parçasıyla alakalıdır. Mezheplerde bu yüzden vahyi konulara ait farklılık yoktur, olmamalıdır.

Diyanet ise dinin kendisi ile dine getirilen akli yorumların tamamıdır. Yani vahyi hususların tamamı, akli unsurlar ve akli unsurlara yapılan yorumlar toplamıdır.

Diyanet ile din bu nedenle farklıdır ve ikisini aynı manada kullanmak dini tahrif etmektir. Açıklayacak olursak dine getirilen yorumları da kapsayan diyanette zaman zaman reform yapmak (vahyi hususlar hariç) bile mümkünken, dinde reform asla mümkün değildir. Çünkü din Allah’ındır, mükemmeldir, tamdır, modern ve kalıcıdır. Hükümler eskimedikçe, yeni peygamber gelmedikçe, Allah’ın emri değişmedikçe de din yeni kalacaktır.

Reform bu dine insanlarca yapılan (vahiyler hariç) yorumlardaki değişiklikler şeklinde olabilir yani reform diyanetin yorumlar kısmında olur. Kötü niyetli olarak din ve diyanet aynı manada kullanılırsa da karşımıza kaos çıkar ve din elden gider.

Çok şükür Türk insanı din ile diyaneti ayırt edebilecek ve İslam’ı Allah’ın tek ve baki dini olduğunu bilecek kadar akıllı ve vicdanlıdır. Bu yüzden sağduyulu ve barışçıl yaşayan Türk insanı dinine sadık ve Kur’an’ı nispeten anlayarak okumak hevesindedir.

Ortadoğu coğrafyasında olmayan işte bu iki husustur ki oralarda din ile diyanet birbirine girmiş, kendi dilleri ile yazılı olmasına rağmen Kur’an’dan uzaklaşılmıştır. Cehaletin, nankörlüğün ve gözyaşının sebebi budur.

Mü’min vahyi tamamen ve koşulsuz kabul eden, beşeri hususlardaki emir ve yasakları aklıyla idrak ederek ve kalbiyle severek, içten yaşayabilendir.

Kafir ise vahyi, gaybı, beşeri ayetleri inkar eden, görmedikçe inanmayan, işine gelmedikçe almayandır.

Münafık inanır görünüp kuyu kazan, müşrik dini sadece Allah’a özgülemeyip yanına ortak ve eşler koyandır.

Müslüman, görmediği aleme ayet buyurduğu, Peygamber söylediği için inanan, dünyaya ait emir ve yasaklarda namus, doğruluk, hak ve ahlak arayandır.

Akıl ve duyuların görevi arayıp hakikati bulmaktır. Dünya hayatı pis bir eğlenceden ibaret bir sınav alanıdır. Ahiret yurdunu görmek mümkün değilken görmemek mazeret değildir.

Akıl vahyi meselelerde haddini bilecek ama beşeri/görünen meselelerde meşaleyi taşıyacak, önde gidecektir ki inansın ve ikna olsun. Yani samimiyet olsun.

Özetle; dinin vahyi meselelerine temas kimsenin haddi değildir. Akli meselelere de akıl yoluyla yaklaşmak ve anlamaya çalışmak Allah’ın emridir. Akıl vahyi meselelerde değil görünen aleme ait konularda deverye girecektir, girmelidir.

Din vahyi ve akli ilkelerin tamamıdır. Diyanet ise vahyi değil ama akli meselelere getirilen yorumları da kapsayan daha geniş bir alandır. Ama din ve diyanet aynı şey değildir ki diyanetin içinde kul yapımı yorumlarda vardır. Bu yorumlar zamanla değişebilirse de Allah’ın dini hiç değişmez. Bu yüzden dinde reform olmaz ama diyanetin yorumlar hanesinde olabilir.

Kula düşen vahyi unsurlara tam itaat ve inanç, diğer hususlarda aklı kullanmaktır.

Varılacak tek, güzel ve ortak payda ise imandır.

Rabbim bizleri imanlı kullarından eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir