Anasayfa / DAHA FAZLA / Dini hikayeler / Dinlemek okumak ve anlamak farkı
imanilmihali.com
Dinlemek okumak ve anlamak farkı

Dinlemek okumak ve anlamak farkı

Dinlemek okumak ve anlamak farkı hayatın her aşamasında karşımıza çıksa da en büyük misal elbette Kur’an okumaktadır. Birilerinden dinlemek, öylesine okumak ve anlayarak okumak arasındaki fark kulun akibetini değiştirecek kadar vahim ve mühimdir.

Dinlemek okumak ve anlamak farkı

Vakti zamanında büyük bir çiftliğin çok iyi kalpli, okumuş, namuslu, ama disiplinli bir sahibi varmış. Bir gün bu adam ticaret maksadıyla uzak yerlere gitmeye karar vermiş ve çiftliği de en güvendiği, sevdiği bir adamına emanet etmiş. O adamı yanına çağırıp yapılacakları bir bir anlatmış, takip ve kontrol etmesi gerekenleri söylemiş ve ayrıca bunları yazılı vaziyette de vereceğini, yapamamaktan korkmaması gerektiğini söylemiş. Tek bir şartı varmış o da; “döndüğünde her şeyin aynı düzende devam ettiğini görmek.”

Ertesi sabah çiftlik sahibi kervanıyla ayrılmış ve çiftlik kendisine emanet edilen adam çalışanları toplamış, durumu açıkladıktan sonra adamın bıraktığı kağıttan görevleri bir bir okumaya başlamış. Çalışanlar köylü ve cahil olduğu için okuma yazma bilmezlermiş ve “okuyan adamın sesi o kadar güzel ve hisliymiş ki” okunanlar çok hoşlarına gitmiş. Her gün yapmakta oldukları şeylerden farklı bir şey yazmıyormuş kağıtta ve tamamını anlamamışlar ama yazıdan içli içli okunanlar çok hoşlarına gitmiş ve adama defalarca okutmuşlar. Sonra dağılıp işlerine koyulmuşlar ve bundan böyle her sabah toplanıp o yazılı talimatları yeniden okumaya başlamışlar.

Çalışanlar o kağıtta yazılanları o kadar çok sevmişler ki gittikçe okuma sayıları da artmış. Önceleri sadece sabahları okunan talimatlar sonraları günde üç, sonra günde beş, sonra günde on kez okunur hale gelmiş. Tümü talimatta yazılı olanları dinlemeden işe başlamaz, güne başlamaz olmuş.

Kağıtta yazılanlar artık tüm çalışanların “dilinde türkü” gibi dolanır olmuş. Başka türkü başka şarkı bilmez, o talimatlarla yatar onlarla kalkar olmuşlar. Çalışanların evlatları, torunları da dinlemeye başlamış okunanları ve onlarda çok sevmişler. Tümü artık o kağıtta yazılı olanları çoluk çocuk hep ezberlemişler.

Bir zaman sonra çalışanlar o kağıtta yazılı olanları büyük bir özenle, birer kopya alıp odalarında duvarlara asmışlar, ceplerinde taşımaya başlamışlar. Okuyamadıkları için de hep o çiftlik emanet edilen adamın etrafında toplanmış, kendileri çalışmayı terk ettikleri gibi onu da işten güçten etmişler.

Günler, aylar, yıllar böyle geçmiş. Çiftlikte işler aksamaya, pislik artmaya, üretim azalmaya başlamış ve çiftliğin asıl sahibi bir gün dönmüş. Sahip gözlerine inanamamış herkes yapması gerekenleri yapmaktan vazgeçmiş, kağıtta yazılanları ezbere bilir ama yapmaz haldeymiş. Okunanları yediden yetmişe herkes dilinden düşürmez ama gereğini yapmazmış. Sonuçta çiftlik bakımsız, pis ve köhne bir hal almış, aralarındaki sevgiye dayalı ilişkileri kavgalara ve düşmanlıklara dönüşmüş.

Sahip çiftliği emanet ettiği adama “ben sana düzen aynı kalacak demedim mi?” diye sormuş. Adam boynu bükük cevap vermiş; “Hergün talimatlarınızı onlara okudum hatta son zamanlarda günde on kez okudum.”

Çiftlik sahibi ise adama şöyle demiş; “Ben sadece yapmanız gerekenleri hatırlatmak istedim. Bunlar zaten her gün yaptığınız şeylerdi. Ama siz ne yaptınız? Görevinizi ihmal edip, kolayı seçtiniz, çalışmayıp sohbet ettiniz, nefsinize aldandınız, boş okuyuş ve yakarışlarla avundunuz. Sonuçta çiftlik elden gitti. Artık yapacak bir şey yok. Çiftliği satacağım ve sizlerde işsiz kalacaksınız.” Nitekim çiftliği satmış ve herkes işsiz güçsüz kalmış.

Kıssadan hisse;

İnsan ne kadar tahsilsiz olsa da önce görevlerini yerine getirmeli, sonra hoşlandığı şeylere zaman ayırmalıdır. Bilmek yapmayla bir değildir. Bir şeyi körü körüne sevmek faydadan çok zarar getirir. Neyi, neden sevdiğini bilmeden sevmek beyhude bir zaaftır.

Kıssayı dine getirirsek te karşımıza şu acı gerçek çıkar; bugün din adamlarının dahi onda dokuzu arapça adına okuduğu şeylerin manasını bilmekten habersizdir. Güzel okumak, ne kadar ahenkli ve hisli olursa olsun anlamayı her zaman mümkün kılamaz ve maksattan uzaklaşılırsa okumak faydadan çok zarar verir.

Allah’ın ayetlerini anlayarak okumak ve gereğini yapmak esas iken o ayetleri şarkı havasında okumak, kim daha iyi okuyor diye yarışmalar yapmak dinin özüne hakarettir. O ayetler insanlara ulaşabilmiş midir? İnsanlar gereğini yapmakta mıdır? Asıl sorulması gerekenler bunlardır. Bu gerekler yapılmazsa ne din tanınır halde kalabilir ne de okuyan ve dinleyenler doğru yolda tutunabilir. Çiftlik misali dünyamız ve hayatlarımız da heba olur gider.

Mesele talimatta yazılı olanı ezberlemek değil bilerek ve isteyerek, severek ve kalple o gerekleri yapmaktadır. Asıl olan dinlemek değil okumaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dini-hikayeler

Benim gücüm bu kadar

Benim gücüm bu kadar Bir gün Nemrut, İbrahim aleyhisselamı ateşe atmaya karar verir. O kadar ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− 3 = 6