Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dinsizlik laiklik değildir
imanilmihali.com
Dinsizlik laiklik değildir

Dinsizlik laiklik değildir

Dinsizlik laiklik değildir

Laiklik dinsizlik değildir yazımızda uzunca anlatıma tabi tuttuğumuz laiklik özetle, kişileri inanç ve ibadetlerinde serbest bırakmayı, dileyenin dilediği dine tabi olmasını, dilemeyenin zorla inanç ve ibadete tabi kılınamayacağını veya din içindeki kuralların hür ve eşit olan insanlara kendi rızası olmadan tatbik edilemeyeceğini savunan bir ilkenin adıdır ve maksadı vicdan hürriyetini sağlamak, kulu Allah ile baş başa bırakmak, dini tahakkümü engellemek, dine hak ettiği değeri vermek, dini kullananların çağ dışı ve çirkin olası müdahalelerini en baştan engellemektir.

Dini kesimin, laikliği karalaması nasıl kötü ve yanlışsa, dine mesafeli olan kesiminde dini o şekilde adlandırması yanlış ve haksızdır. Çünkü laiklik sadece din ve devlet işlerini toplumsal bazda ve daha ziyade kamusal alanda ayırmayı hedeflerken kişilerin vicdani hürriyetlerine dokunmaz. Bu anlamıyla laiklik ne dinden yana ne dine karşıdır. Statü ve kulvarlar tamamen farklıdır.

Laikliği kötü ve çirkin göstermek niyetindekilerin halleri nasıl çağdışı ve batıl ise, dinsizliği ilke edinenlerin de laikliği kendilerine siper etmesi o denli yanlıştır. Çünkü laiklik ne ilki ne de diğeridir.

Dini tanımadığı halde, dinin kaynağı Kur’an’ı hiç okumadığı halde, dine aklıyla yorum getirmeye çalışanların, dinci ve dindar ayrımı yapmaları mümkün olmadığı halde, dinin gereklerini bilmekten uzak oldukları halde serbest halleri ve sınırsız pozitivist düşünceleriyle dine mesafeli duranların entel hallerine din karşısında saygınlık kazandırma gayretleri kabul edilemez. Çünkü din, kurallarına uyulmasa da saygı duyulmayı ve anlaşılmayı hak eder.

Dine uzak duranların laiklik adına dini hak ettiği değerden düşük değer vermesi ve dindarlarla alay etmesi de mümkün ve haklı değildir. Velhasıl laiklik savunucularının bu inançla ahlaksızlıklarına modern ilke çözümleri bulmaları aldatmaca ve mazeretten öte gidemez çünkü laiklik dinsizlikle eş anlamlı asla değildir.

Dinsizliği ilke edinenler, dine mesafe koyanlar kendilerine laik deseler de onlar aslında laik değildir. Çünkü laik olmak dini kenara koymak değil, dini beşeri işlere karıştırmamaktır. O halde dinin kendisi de bilinmeli ve tanınmalıdır ki ancak ondan sonra ayrım yapılabilir.

Din hiç bilinmez ve gerekleri anlaşılmaz ise amel ve sözlerin dayanağı laiklik olamaz çünkü dine aykırı veya dine paralel hareketlerin bilincinden uzak bu idrak kula bilgiyi değil bilgisizliği armağan eder ve hüküm ve tercihler bu nedenle yanlış şekillenir.

Ahlaki dejenerenin adı laiklik olamaz çünkü laiklik sınırsızlık değil sınırların öteki sınıra değin saygın vaziyette uzatılmasıdır. Yani özgürlük ve hür irade laikliğin hedefidir ancak bu bir başkasının veya kamunun egemenlik alanına kadardır.

Dahası toplumun örf, gelenek, kültüründen kaynaklanan (dini olmayan) kabulleri dahi ister istemez dinden etkilenmiş haldedir ve din bu saldırılarla doğrudan hedef alınmasa bile zarar görür. Bu nedenle dinsizlik adına yapılan tüm ahlaksızlıklar sadece ahlaksızlıktır, adiliktir, laiklik değildir.

Ahlaksızlıklara bakıp, sözde laiklerin sergilediği bu rezilliklerin suçunu laiklik sistemine atmak ise bir başka enayiliktir ve bu İslam’ı yaşayanların İslam’ı ile gerçek Kur’an İslam’ının arasındaki fark gibidir.

Nasıl ki sokaklarda yaşanan İslam, Kur’an İslam’ı değilse, rezillikleri ile ekranları kaplayan sözde laik kesimin eylemleri de laiklik değil adiliktir.

Laikliği dinsizlik sananların elbette bunda büyük vebali vardır çünkü onların bitmeyen kin ve öfkesi tüm yaşamı öylesine sarmıştır ki rezilliklerin doruklara çıkması dahi bu öfkeye reaksiyon olarak hayat bulmaktadır. Yıllarca ve en küçük fırsatta laikliğe karşı ayaklanan kesimin yıllarca laikliği dinsizlikle aynı cümlede telaffuz etmesi yanlışı beraberinde dinsizliği laiklikle eş anlamda kullanan cahil halk kitlelerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Oysa laiklik her ikisi de değildir. Ne dinsizlik laikliktir, ne de laiklik dinsizliktir.

Laikliğe akılcılığı semer yapmak isteyenlerin gayreti de boşunadır çünkü din denen gerçek vahiy ve aklın birlikte dansıdır. Din ve iman bu nedenle sadece akıl yoluyla bulunamaz ve bu dine saygıyı gerektirir.

Dini tesettürden, namazdan, arapça lisanından ve camiden ibaret sanan kesim nasıl gerçek İslam’ı tanımıyorsa, avrupalarda tatil yapan, mersedeslerle gezen, makyaj yapmadan sokağa çıkmayanlar da gerçek laikliği tanımamaktadır.

İslam ülkeleri üzerine oynanan oyunun dehşeti ve İslam aleminin cehaletindeki korkunç sır da buradadır. İslam ve laiklik anlaşılamadığı içindir ki çoğu İslam ülkesi tek kişilik yönetimlere mahkumdur ve din ve devlet el ele (sözde) yürürken ne din ve ne de modern hukuk gerçekten tatbik edilebilmektedir. Güdük ve çağ dışı yönetimler boyunduruğundaki İslam ülkeleri bu nedenle kadere mahkum bir halde yoksulluk ve gözyaşı içinde yaşam mücadelesi vermektedir, kaderlerini hep başkaları çizmektedir.

Laikliği birileri bilerek dinsizlik olarak lanse eder ve birileri yaptığı ahlaksızlıkları laiklik diye tarif ederken her iki kesim de insanlığa ve topluma ihanet etmektedir. Bu yapageldikleri düşman olanları sevindiren hallerdir ve Türklük de İslam’da bundan zarar görmektedir.

Bir yanda laiklik düşmanı olarak kara çarşaflara mahkum edilen ufacık çocuklar, diğer yanda mini eteklerle ellerindeki şarap kadehleriyle sokaklarda laiklik sloganı atanların tamamı aynı düşmanları sevindirmekte, kültür ve geleneklerle dinden kaynaklanan, bizi biz yapan temel ahlakı kurallar yerle bir edilmektedir.

Sözün burasında herkes çuvaldızı kendisine batırmalı, herkes dini ne kadar tanıdığının ve laikliğe ne kadar sadık olduğunun cevabını vermelidir.

Laikliğin, dini yok saymak değil aksine din ile hedeflenenin devlete de gaye olarak montesini esas alan bir ilke olduğunun bilinmesi elzemdir. Bu sayede belki uzun zaman içinde din ve devlet kucaklaşabilecek, akıl ve vicdan ortak paydada buluşabilecek, dine yakın ve uzak kesim kardeş olabilecektir.

Hortumculuk, hırsızlık, ahlaksızlık, namussuzluk edip bunu dine mesafeli olduğu için günah saymayan, dinden çekinmeyen, yasalardaki boşluklardan istifadeyle de beraat edenlerin toplumda saygı görmesi işte bu ikilemin bir kaçınılmaz sonucudur.

O kişi hem dine hem devlete isyan halinde olduğu halde her ikisinden de hünerle yırtabilmekte ve toplum onu saygı mertebesine oturtabilmektedir.

Aydınların laikliği tanıtmakta, din adamlarının dini tanıtıp sevdirmedeki noksanlıkları nedeniyle din ve devlet bu haldedir ki doğrudan toplumsal ahlaka etki eden bu zafiyet korkarız her geçen gün toplum vicdanında daha derin yaralar açmaktadır.

Aydınlar dini tanımadan aleyhte durma peşinde oldukları için din ile paralel cevap aramaktan yoksundur. Din yok sayılınca da cevapların çoğu zaman doğru olma şansı yoktur. Akıl ile çözüm üretmek ve dini sınırları tanımamak meyilindeki bu kesim bilimle meseleleri çözmek isterken mutlak ilimden nasiplenememektedir.

Sanki din aklı ve akıl dini yasak ediyormuşcasına toplum akıl ve din diye iki cepheye ayrılmış haldedir ve buna sebep bizim cehalet ve nankörlüğümüz ama öte yandan şeytanların gayretidir.

Sanki din aklı yok sayıyormuşcasına yobazlığa soyunan kesim ise aklı saf dışı bırakmak niyetindedir ki bu Kur’an’a tamamen aykırıdır. Çünkü Allah aklı emreder ve akıl ilk batını peygamberdir. Akıl kula dini, imanı, Allah’ı bulabilsin diye verilmiştir ve laikliğe düşman olan kesim laikliğe düşman olmakla aklı nefretle boğmaya çalışmaktadır.

Laik ve dine saygılı olanlar

Laik olup dine sıcak bakanlar içinse lezzetler tam ve yüksektir. Bunlar kalbi ve aklı aynı istikamette buluşturabilenlerdir. Kur’an’ı okuyan ve anlayan, aynı zamanda modern ilimlerden de tecrübe edinen, beden, kainat ve Kur’an ayetlerinin tamamına hakim olan bu kesim aldatılması en zor, şeytana köle yapılması en zor kesimdir.

Laikliğin nihai hedefinin yaşayan örneği vaziyetindeki bu kesimin halleri, cennet ahlakına yakın, dine tamamen uygun tabiatları ve yasalara tamamen uygun, akla dayalı idrak, tercih ve tespitleridir. Bu şanslılar için iman ve ibadet bir iç huzur, akıl ve bilim tabiatın tercümesi için bir şart, din ve devlet işlerinin farklı torbalarda olması kaçınılmaz bir gerektir.

Bunların kendileri de, eş ve çocukları da, iş ve ortamları da huzur ve güven doludur ki yaşamlarında ne körlük ve sorumsuz-sınırsız sadakat ve ne de dine ve yasaya aykırı bir hal vardır.

Ahiret hesabının korkusuyla, dünyevi yasalardan çekinerek, sulhe ve huzura yatırım yapan bu kesim için dünyada da ahirette de esenlikler uzak değildir.

En başta Kur’an’ın ilk iki emrini yani iman ve akletmeyi benimseyen bu kesim için din huzur ve esenlik kaynağı ve akıl ve mantığa dayalı bilim hayatın gerçeğidir. Biri ilahi diğeri beşeri olan bu iki baharatı aynı yemeğe koyabilenler lezzetin tadına da varabilecek yegane kesimdir.

Dinsizliklerine laikliği mazeret edenler

En koyu yobazların cehalet ve zulmünden de beter olanı bireysel ve toplumsal ahlaksızlıkların laiklik adına fatura edilmesidir. Bu gaflet hem dine hem devlete zarar veren zehirli bir yılandır ve dış mihraklıdır.

Her türlü soyguna, haksızlık ve adaletsizliğe imza atanların buna kamusal, yasal veya akli delil bulması elbette zor değildir lakin dinden onay almayan bu hallerin vebali saklı kalmakta ve ahirete aktarılmaktadır. Fakat bu cahillerin etkisi sadece kendileri ve etki ettikleriyle de sınırlı kalmamakta, yara aşılmaz bir dalga gibi büyüyerek devam etmektedir.

Modernleşme, batılılaşma veya çağdaşlık adına dinsizliğe yelken açanlar Ulu Önder’i de anlamamış olanlardır ki O’nun çağdaşlık işareti kültürde yozlaşmaya sebep olmadan aklı ve bilimi arayıp bulmak şeklindedir.

Yani laikliğin en temel savunucuları dahi batılılaşma adına hata yapabilmektedir ve bunun çözümü dini mutlaka öğrenmektir. Sayısız kitap okuyan, çokça lisan bilen, siyaset ve diğer ilimlerde söz sahibi kesimin 300 sayfalık Kur’an’ı kısa zamanda ve anlayarak okuyacağı muhakkaktır. Okunmalıdır çünkü itiraz ve antitezler dahi asıl tez bilinmeden yapılamaz. Bu bilimsel bir gerçektir. O halde dine yakın veya uzak herkes Allah kelamını okumalı ve anlamalıdır. Zaten o durumda pek çok sorun kendiliğinden de hallolacaktır.

Dinin yasak ettiği şeyleri sıkça ve çoklukla eda eden sözde laik kesim lüks ve israf tutkusuyla, estetik ve teberruc belasıyla, dinci kesimler köprüleri atmakla, paraya esir olmakla, ahlaki değerleri hesap vermeyeceği zannıyla benimsemekle gaflettedir.

Laikliği baştan beri dinsizlikle eş anlamda kullanan sözde dindar kesim se bunlara söz anlatmamakta, gerçeği göstermemekte, onların acınası hallerinden zevk almaktadır.

Peki aslında zarar gören kimdir?

Zarar gören halktır, dindir, akıldır ve toplumsal kaderdir. Çünkü dini harabeye dönmüş, bilime küskün, kaderi başkalarının elinde olan, paraya tapar hale gelmiş, bağımsız olmuş ama özgür olamamış bir toplumun refaha ermesi mümkün müdür?

Türk ve İslam olamamış bir milletin İslam sancağını da, Türklük sancağını da yükseltmesi mümkün müdür?

Siyonizmin neden Türklük ve İslam’ı yok etmeye gayret ettiği artık açık ve anlaşılır olmuş mudur?

Çözüm

Çözüm dini kaynağından okumak ve anlamak, sınırları, kırmızı çizgileri tanımak, idrak ve kabulleri not etmek ondan sonra irade ve hür tercihlerle kabul etmek veya reddetmektir. Lakin evvele bilmek ve tanımak şarttır. Kur’an o muhteşem anlatımıyla zaten okuyucusunu kendisine aşık edecek pek çok mesele hallolacaktır.

Sonra aklı ve bilimi sevmek, nerede olursa olsun arayıp bulmak gaye olmalıdır ki İslami bilim gibi saçmalıklar ancak aptallar içindir. Vahiy nasıl bilimler üstüyse, bilim de dinler dışı ve üstüdür.

Sonra kalp ve akıllardaki önyargı ve kabuller atılmalı, prangalar çözülmelidir ki hür iradeler devreye girebilmelidir.

Sonra da kalp ve akıllar aynı noktaya bakar hale getirilebilmelidir ki sorulara cevaplar her yönden isabetli olabilsin.

Nihayet kalpler fetva makamı, akıllar süzgeç ve vicdanlar hakim olmalıdır ki kullar güzel ve iyide buluşabilsin, düşmanlar tanınsın, kardeşlikler kurulsun.

İman kardeşliği, Kur’an kardeşliği tesis edilirken vatana sadakatin imandan olduğu unutulmasın.

Dinsizlikler engellensin, ahlaki yozlaşmalar azaltılabilsin, kültür ve örfler zarar görmeden, benlikler kaybedilmeden, karakterler kirlenmeden modernleşilsin, insan hakları, eşitlik ve özgürlükler artırılabilsin.

Yaşam kısadır, nihayetlidir. İnsan, sosyal bir varlıktır. Toplum ortak ideallerde buluşabilen kalabalıklardır. Dini ve toplumu ne suretle olursa olsun bölmeye çalışanlar bizden değildir.

Toplumun değerlerine, dinin gereklerine dost olmayan aksine düşman olanlar bize düşman olanlardır.

Çözüm yaşlısı ve genciyle, erkeği kadınıyla, alimi cahiliyle aynı lisanı kullanmak, aynı değerlere sahip olmaktır. Oyuna gelmeden, dış mihraklar etkisinde kalmadan öze dönmek, Kur’an’a dönmek, Cumhuriyet Türkiyesi’nin kuruluş günlerindeki azim ve sevincine dönmek çözümün kendisidir.

Dinsizlik laiklik değil, laiklik dinsizlik değildir. her ikisi de zehirli bir yılandır ve Allah her ikisini de savunanları affetmeyecektir.

Çünkü;

İslam’ın gözyaşlarından dinsizliği laiklik sananlar kadar laikliği dinsizlik sananlar da mesuldür.

 

Buna da göz atın; Laiklik dinsizlik değildir

Bu yazıyı okudunuz mu?

Huzurda mahçup edecek haller

Huzurda mahçup edecek haller

Huzurda mahçup edecek haller Yüce Allah, yaşamı ve eceli kimin daha iyi iş göreceğini ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir