Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Dırar mescitleri
imanilmihali.com
Dırar mescitleri

Dırar mescitleri

Dırar mescitleri

Mescitler, genel anlamıyla camiler, Müslümanların belli zamanlarda ibadet için kullandıkları, temiz, birleştirici, Kur’an’dan haberdar edici, namaz kılmaya müsait, bilgi paylaşımı suretiyle iman sahiplerinin birbirlerinin dertlerinden ve sevinçlerinden haberdar olduğu, bayram sabahlarında tebrik ve kabullerin yapıldığı, cenazelere son görevlerin yerine getirildiği, huzur ve sükunet dolu kardeşlik ocakları, buluşma yerleridir.

Tarifinden de anlaşılacağı üzere mescitler içerisinde sadece Allah adının anılacağı, tüm ibadetlerin sadece Allah için yapılacağı, Kur’an’dan başka kelamın yasak olduğu, sünnet ve hadislerin dahi ancak hutbelerde ve ayetlerin izahı maksadıyla girebildiği ibadet yerleridir ki kulluk ve ibadet yalnızca Allah için, mescitler sadece Allah içindir. Çünkü din Allah’ın, hüküm sadece Allah’ındır.

“Şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O hâlde, Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk etmeyin.” (Cin 72/18)

Aslen tüm yeryüzü Allah’ın, tüm yönler Allah’ındır. İslam dini ayrıca bir ibadethane emretmez, ibadeti kapalı mekâna asla mahkum etmez. Bu nedenle en temel ibadet faslı olan namaz at sırtında da kılınır, kısaltılarak da kılınır, durumun aciliyetine göre ertelenebilir de. Temiz olmak kaydıyla her yerde namaz kılmak mümkün, kıble bilinmiyorsa tahmini yönlerin tamamı makbuldür. Öte yandan İslamiyet’te din sınıfı bir sınıfta asla yoktur ve bu makamı tesis edenler ayete değil içtihada göre teşkil etmişlerdir. Değil mi ki ibadet yalnızca Allah içindir ve Allah her şeyi gören ve bilendir o halde namaza niyetlenen kul hangi ahval ve şart altında olursa olsun inşallah ibadeti de makbuldür. Yeter ki niyeti has ve selim olsun!

“Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Bakara 2/115)

İslam geleneği olarak İslam dininin hükmü altındaki topraklarda mescit ve cami inşası adeta bir bayrak vaziyetinde imar edilmekte ve o dışarıdan bakanları topraklarda yaşayan Müslüman halktan haberdar ederken, o yerli-misafir Müslümanlar için de toplu ibadet imkânı sağlamaktadır. Dolayısıyla niyetler temiz ve düzgün olduğu müddetçe, harcanan her bir kuruş helal olduğu müddetçe mescit inşaları abartıya kaçmamak, lüks ve israfa dalmamak, başkaca maksatlar gütmemek, diğer kamu yatırımlarına mani olmamak kaydıyla faydalı ve güzeldir.

“Allah’a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedî kalacaklardır. Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.” (Tevbe 9/17,18)

Bu bahsolunan güzellik elbette saf niyetlerle tesis edilen ibadethaneler için geçerlidir. Bir de bölmek, ayrıştırmak, Allah adından başka ilahların adını anmak, kişi ve varlıklara tapmak, dine beşeri işleri karıştırmak, gösteriş yapmak, şatafat ve saltanat timsali olarak o yer ile hava atmak, ibadet ve kulluktan başkaca maksatlar için tesis edilen ibadethaneler vardır ki camisi de mescidi de bu statüdedir. Bunların genel adı ise “Dırar mecsidi”dir. Dırar mescidinin kelime anlamı ise kötülük ve ayrıştırma mescidi demektir.

“Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar. Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.” (Tevbe 9/107,108)

Diyanetin bu meclislere ait mealindeki açıklama şu şekildedir; “İslâm tarihinde “Dırâr Mescidi” diye bilinen bir mescid, bazı münafıklarca, Kuba mescidi civarında; bu mescidi gözden düşürmek için inşa edilmişti. Münafıklar, bu işe hıristiyan bir rahip olan Ebû Âmir’in teşvikiyle girişmişlerdi. Ebû Âmir, Hz. Peygamber ile uzun müddet savaştıktan sonra Suriye’ye kaçmıştı. Münafıklar, Ebû Âmir’in bir ordu ile gelip müslümanlarla savaşmasını bekliyorlardı. Yaptıkları bu mescidin, müslümanları bölmesini ve böylece ona yardım etmiş olmayı umuyorlardı.”

Burada en dikkat çeken husus (Dırar mescidi kavramının sadece bir zamana ve bazı münafıklara mal edilmeye çalışılması gafleti göz ardı edilirse) bu maksatla mescit inşasına kalkışanların münafık olduklarının resmedilmiş olmasıdır. Lakin konu üç beş münafıkın kişisel gayesinden de ötedir ve iyi irdelenmeye muhtaçtır. Hele ki diğer din mensuplarının bu ihanette öne çıkarılması içteki münafıkların saklanmaya çalışılması anlamına gelir ve bu ne büyük bir gaflettir.

Bu izah elbette ayetin tefsirinden bir hayli uzak ve cılızdır. Çünkü ‘dırar’ kelimesi ile yeltenilen niyet sadece birkaç münafıkın basit bir hamlesi yahut sadece Müslümanları bölmek maksatlı değildir. Az sonra da izaha çalışacağımız gibi ‘dırar mescidi’ ile kast edilen geniş mana ayetin izahıyla; küfre yardım eden, zarar veren, zararlı faaliyetlere ev sahipliği yapan, Allah dostlarına kötülük ve tuzak üretilen yerlerdir. Daha geniş manada ‘dırar mescitleri’ ile kast edilen yerler küfre ve şirke ev sahipliği yapmak için tesis edilen ama adı İslam ibadethanesi olarak konulan her yerdir.

Konuyu bağlamak adına bir de Bakara 114’ncü ayete bakmak gerekir ki burada anılan kimseler de mescitlerin yıkılmasına çalışanlar, iman sahiplerini o ibadethanelere sokmamaya gayret edenler ve içerisinde Allah adının anılmasına mani olmaya çalışanlardır.

“Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.” (Bakara 2/114)

Tevbe suresi 107 ve 108’nci ayetler ile Bakara suresi 114’ncü ayet bir arada okunduğunda ise karşımıza çıkan sonuç; mevcut mescitleri yıkmaya ve kuruluş maksadını tahrip etmeye çalışanlar ile sırf zarar ve şirk uğruna mescit inşa edenlerin tamamının lanetlik ve azaba müstahak olduğudur.

Yine ayetlerin devamı okunacak olursa bir mühim mesele daha vardır ki iman sahiplerini asıl ilgilendiren kısım budur; bu tür mescitlerde namaz kılmaya gitmek dahi yasaktır ve kaldı ki o maksada yönelik en ufak destek veya umut besleyenler için cemaatin o mescidi inşa edenlerle arasında fark yoktur.

Mescitler ve camiler temizlenmek ve arınmak için yerlerdir. Dırar mescitleri ise kulu çok daha fazla kirletir ve ibadetler birer şirk ayinine dönerek akıbetleri karartır.

Elbette o mescidi inşa edenler maksatlarının saf ve düzgün olduğuna dair yemin edeceklerdir. lakin Yüce Allah’In buyurduğu gibi onlar yalancıdır ve bunu anlamanın yolu da bir ibadet vesilesi ile ilk kez oraya gidildiğinde orada konuşulanları dinlemek, yapılanları izlemek ve verilmek istenen mesajların Kur’an’a uygunluğunu düşünmektir.

Şayet sadece Allah’a kulluk ve ibadet konuşuluyorsa orası mescittir, camidir, ibadet etmekte sakınca yoktur.

Şayet …

Orada Allah adından başkaları anılıyorsa, orada dünyevi pazarlıklar ve menfaatler ön plana çıkıyorsa, orada dincilik yapılıyor, siyaset oralara giriyorsa, belli bir kesim oralarda lanetleniyor, bir kesim diğer Müslümanlara yeğ tutuluyorsa, oralarda atalara minnet yerine küfürler ediliyorsa, oralarda toplum bölüştürülmeye, dinden aforoz edilmeye, bir kesim ise hediyelerle satın alınmaya çalışılıyorsa, oralar belli tarikatların yuvası haline gelmişse, oralarda birileri hediyeler dağıtıyor ve karşılığında bir şeyler bekliyorsa, ibadethane olarak tesis edilen bu yerler miting alanlarına dönüyor, vaaz ve hutbelerde propagandalar yapılıyor, Kur’an dışı şeylere yer veriliyorsa, haklı mazereti de olsa buralara gelemeyenler veya nadir gelenler Müslümanlıkları zayıf olmakla yetiniliyorsa, buralarda daha fazla rekât namaz kılanlar daha iyi Müslüman muamelesi görüyorsa, buralarda bir kesim insana lanetler okunuyorsa, buralar bir akım veya fikrin merkezi haline getiriliyor ve sömürülüyorsa… oralar ‘dırar mescidi’dir.

Bu mescitlere abone olanların niyetleri saf değil, sadece ibadet etmek değil de bu bahsolunan zararlı fikirlere yönelik bir takım menfaat arayışları ise mesele bu cemaati de içine alan devasa bir salgına dönmüş demektir. Bu durumda ise sırf Allah adını anmakla yetinen, dürüst ve mütevazı Müslümanlar zulme uğramış mazlumlar haline dönüşür ki zulmü üretenlerin durumu vahim olur. Oysa Allah sadece iman sahiplerinin dostudur ve sadece kendisine yardım edene yardım eder. O, kendisine tuzak kuran ve düşmanlık edenlere ise azapların en şiddetlisini kısmen bu dünyada ama aslen ahiret yurdunda ama mutlaka tattırır.

“… Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Hac 22/40)

Hal buyken Müslüman cemaat için yapılması gereken şey mescitlerde ibadet ve kulluk dışında başkaca niyet ve maksatlara yer vermemek, verenlere müdahale etmek, lüks ve israfı, dedikodu ve karalamayı engelleyerek, bölüştürmeye veya reklama çalışanları ikaz etmektir. Bunda muvaffak olunamıyorsa da yapılacak şey oralara hiç gitmemektir.

O mescitte görevli kadrolu din adamlarına düşen görev ise ayetin emrettiği şekilde davranmak, Allah adından başka hiçbir şeyi anmamak, başka maksatları ve dünyevi meseleleri camiye sokmaya çalışanları ikaz etmektir.

Konu sadece mescidin içerisi ile de sınırlı değildir. Maalesef zamanımızın cami avluları tam bir kıraathane veya ticarethane mantığıyla işletilmekte, bir yanda maddi pislikler, bir yanda manevi pislikler sebebiyle bu avlular bir lokal havasına bürünmektedir. Buna sessiz kalan cami personeli ise bunu gayet normal karşılamakta, beşeri meselelerin konuşulmasına ses çıkarmazken birilerince yaratılmaya çalışılan algılara sessiz kalınmaktadır.

Diyanetin bu işe suskunluğu ise çok daha vahimdir ve bu sessiz kalma hali yazık ki camileri ve avlularını birer sanayi sitesine çevirmekte, buralar birer dırar mescidi olma yolunda hızla ilerlemektedir.

Atatürk ve dava arkadaşlarını dualarına dahil etmekten korkan bu din adamlarının ve buna sessiz kalan cemaatin Kur’an ile tarif edilmiş mescit tarifinden habersiz oldukları ortada olsa da işin doğrusunu bilenlerin tüm ilgilileri ikaz etmesi yani nasihat görevini yerine getirmesi şarttır. Ancak aksine bir gidişat söz konusudur ve bunun vebali sadece diyanete atılamayacak kadar büyüktür, cami personeli ve cemaati de ateşlere atacak kadar azaba müstahaktır.

Müslüman dünya dırar mescidi kavramının farkında olmadığı için her camiyi mescit ve her imamı Müslüman kabul etmekte ama maalesef yanılmaktadır. Oysa ayet açıktır ve manası, gereği keyfe veya rızaya bağlı değildir, farzdır, şarttır.

Sonuç;

İbadet ve kulluktan başkaca maksadı olmayan masum ve temiz Müslümanların dine başkaca şey karıştırmak niyetindekilerle aynı ortamda bulunması ve onları ikaz etmemesi dahi suça ortak olması demektir. Buralardaki ibadetler makbul olmadığı gibi kişiyi o küfre ve şirke de ortak eder.

Doğrusu mescitlerin ayetin buyurduğu hale getirilmesi, bu yapılamıyorsa veya etraftaki mescitlerin tamamı bu şekilde kirlendiyse ibadeti evde, tek başına yapmaktır.

Bu vaziyette cemaat sevabından mahrum kalınacaksa da (ki sadece cuma namazı ve bayram namazlarının toplu kılınması farzdır) hiç değilse kulu küfre ortak olma günahlarından muhafaza eder. Seçim kulun kendi tercihidir. Dinde zorlama yok nasihat vardır ve burada yazılanlar bir nasihatten ibarettir.

Mesele süslü püslü, pahalı avizelerle döşenmiş, duvarları altın kaplama olan ibadethaneler yapmak değil … adım başı  sokak aralarına sıkıştırılmış o ibadethaneler yerine namuslu ve dine saygılı, yüksek ahlaklı bir toplum ve gençlik yetiştirebilmek için çaba sarf etmek, dinin erdiriciliğini ve esenliğe kavuşturuculuğunu ispat etmektir.

Daha cuma namazlarında cemaat ile arasına kırmızı kurdela çekerek ayrım yapanların bu idrake ermesi elbette kolay değildir ama unutulmamalıdır ki mescitler resim çektirmek için değil ibadet içindir ve o mescide gelen herkes maruz kaldığı muameleyi çok iyi anlamalıdır. Bu anlaşılırsa oraların dırar mescidi olup olmadığı da zaten ortaya çıkacaktır.

Peygamberimizin ayette belirtilen o dırar mescidini yıkıp yerle bir ettiği, yerine elleriyle bizzat çalışarak başka mescit inşa ettirdiği  hatırlanırsa durumun vehameti daha iyi anlaşılacaktır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir