Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / Dişi örümceğin ağları
imanilmihali.com
Dişi örümceğin ağları

Dişi örümceğin ağları

Dişi örümceğin ağları

Başlığımız Kur’an mealinden uzak okuyucuya ilk başta neredeyse hiçbir şey ifade etmeyecektir. Oysa bu tabir Kur’an’ın en büyük ikazlarından birisidir ve başlıkta geçen dişi kelimesi dişi cin olan iblisi yani şeytanı, örümcek ifadesi gizli ve sinsi vaziyette avına tuzak kuranları, ağ kelimesi ise bu eylemin ferdi olarak değil sistemli ve organize ve de topluca yapıldığına işarettir.

Merhum Yaşar Nuri Öztürk’e göre konunun bir diğer bacağı da şudur ki; dişi örümcek ile tabir edilen şeytanın kötülüğü yalnızca tuzak kurmak değil aynı zamanda şehvet için çağırdığı erkek örümceği ihtiyaçları karşılandıktan sonra zehirleyerek öldürmektir. Ve bu emsal şirk ve şeytan ilişkisini en bariz izah eden surelerdendir, mealen de anlamı şeytanın kullandıktan sonra kandırdıklarını bir kenara atacağı, savunamayacağı ve o kananların bir daha asla iflah olmayacağı şeklindedir.

Bu izah Kur’an’ın tüm kıssaları gibi evrenseldir ve asla tek bir hayvan veya kişi veya zaman için değil, kıyamete dek ve herkes için geçerli bir ikazdır. Şimdi önce örümcek bahsinin geçtiği Ankebut suresini hatırlayalım.

Ankebut suresi, Mekke döneminde inmiştir. 69 âyettir. Sûre, adını 41. âyette geçen “el-Ankebût” kelimesinden almıştır. Ankebût, örümcek demektir. Sûrede başlıca, Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilme gibi temel inanç konuları ile Nûh, İbrahim, Lût ve Şu’ayb gibi peygamberlerin ibret dolu kıssaları konu edilmektedir. Yine Âd ve Semûd gibi kavimlerle Kârûn ve Hâmân gibi tarihin azgın liderlerinin başlarına gelenlere dikkat çekilmektedir.

Örümcek evi (ağı) ile ilgili ayetler ise 41 ve 42nci ayetlerdir.

“Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi! Şüphesiz Allah, onların, kendini bırakıp da başka ne tür şeylere taptıklarını biliyor. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Ankebut 29/41,42)

Burada anlatılan öncelikle Allah’tan başka dost edinenlerin durumudur yani şirk içinde saltanat sürenlerin ve aldıkları tedbirleri, taktıkları maskeleri, yaptıkları münafıklıkları, sahte davranışları güvence sananların aslında nasıl çaresiz ve bedbaht oldukları durumudur.

Nasıl ki örümcek o ağlar içerisinde kendisini güvende ve güçlü sanırsa şirk içindekilerin de hissiyatı odur ve fakat o ipten zayıf ağlar en ufak bir hamlede yırtılıp yok olacak kadar güvensiz ve zayıftır. Yani şeytanlara yem olan ve şeytanlardan çok şeyler bekleyenlerin sonu hüsrandır.

Benzetmeyi daha da genişletirsek karşımıza şöyle bir tablo çıkar; örümcek tüm bu tuzakları sabırla, kendinden emin vaziyette kurar, görünmez bir tehlike olarak hile mahiyetindeki ağlarıyla o ağlara takılacak kadar aciz ve zayıfları yakalayabilir, tehlikeyi sezemeyen akıldan noksanları yakalar, ağa takılıp kaçamayan avları acı çektirerek, onlara büyüklük taslayarak yok eder. Çünkü o aciz ve zavallı avlar için o ağa bir kez takılınca artık kurtuluş yoktur.

Bu örümceğin tarifi karadul tabir edilen cinstendir ve bu ölümcül zehirli hayvanın cinsi dişi, hüneri yukarıda bahsedildiği gibi erkeğini nankör vaziyette öldürmesidir. Şeytan da dişidir, cindir, ölümcüldür, yaklaşana, esirlerine ölüm ve karanlıktan başka bir şey vermez.

Başkasını tuzağına düşürerek yaşamayı huy edinmiş örümcek avının peşinden koşup yakalamaz tabiattaki diğer benzerleri gibi. Tuzak kurar, ağlar örer ve bekler. Bir masum hayvan, bir avcıdan kaçan kelebek, gözü iyi kesemeyen bir böcek takılıverir ağına kandırılmış münafıklar gibi.

Bekler örümcek sahte dincilerin beklediği gibi. Av canlıyken, gücü yerindeyken müdahale etmez. Av yorulunca yanaşır usulca iğnesini batırır ve zehirleyiverir. Sonra hayvan can çekişirken o uzaklaşır. Ağdan kurtulamayan hayvan debelenir ama kaçamaz. Kaçmaya çalıştıkça daha çok ağlara dolanır. Zehirin etkisiyle gücü azalır ve takati biter. Gözünü kapar ve ölür.

Şeytanın ağına düşmüş biçareler de böyledir. Bedava heveslerin, kolay lokmaların peşinde koşarken bir gün tuzağa düşüverirler. Dost sandıkları şeytan gerçek yüzünü gösterir. Kaçıp kurtulamaz, zehirli iğneyi içlerinde hissederler. Bu alçak tuzak sonları olur.

Aldatan şeytan yani örümcek kibirlidir. Bu ağ durdukça aç kalmam sanır. Lakin ilk rüzgârda ağ telef olunca yuvasız kalır.

Yine başka bir tarifle örümceğin ağları sayısız Siyonist uygulamaya da ilham kaynağı olmuştur ki ahtapot benzetmesiyle uzun ve her yere yetişen kollar şeklinde izah edilen bu Siyonist kolların hiyerarşik yapılanması bir organize şebeke halinde olup dikkatsiz gözler için görünmez vaziyettedir ve o ağlara rızasıyla veya istemeden yakalananlar için artık çıkış yoktur. Bu da bizleri o ağdan uzak durmak gereğine götürür.

Ağın tüm telleri bir yol veya bağ şeklinde en uçlara kadar uzanır ve fakat tüm şebeke tüm heybetine ve görsel güzelliğine rağmen son derece zayıftır ve fakat bu zayıflığı sadece akıl sahipleri anlayabilir.

Yine de şeytanın kandırdığı o kadar fazla av vardır ki bunlar o ağ içinde olmakla güvende olduklarını, o ağın onları her türlü tehlikeden koruyacağına inanırlar. Dahası o ağ içinde ev sahibinin onlara zarar vermeyeceğini düşünürler.

Yani Siyonist yapılanmaya dâhil olanların her biri o şebekeye mensup olmakla kendini dokunulmaz, denetlenmez, sorgulanmaz, yok edilemez, o ağ var oldukça ve o ağ içinde sadakat gösterdikçe kendisini tehlikelerden uzak farz eder. Ama gerçek öyle değildir.

Çünkü şeytan gibi Siyonist yöneticiler de sistemin devamı ve kendi emniyetleri için ve hele o kişiyle işleri bitince mensuplarını dahi gözden çıkarmaktan çekinmez ve gizliliklerini muhafaza etmek adına o kişileri feda eder.

Feda edilenler de çoğu zaman aşağı tabakalardakilerdir.

Siyonizmin yapılanması hatırlanırsa tepede üç ve hemen altında yetmiş haham vardır ve daha altta yaklaşık iki yüz kadar mensup vardır ve daha da aşağılar zaten mühim değildir. Çünkü buraya kadar sayılan kodamanlar sırra hakimdir, asıl maksadı bilenlerdir. Diğerleri ise insanlık adına iyi bir şey yapıyormuş yanlışındaki ahmaklardır.

Meseleyi bir de şeytan ve askerleri anlamında açıklarsak; şeytan ve yakınındaki kodamanlar, insan veya cin farketmez, yetkili, güçlü, sözü geçen, uzun kollu yani her yere yetişebilenlerdir. Bunlar beşeri tezgahları kuranlardır ve sistemin devamı için şeytanın azametinden sözde korunanlardır. Ancak daha alttaki salak ve zayıf müşrikler için her an feda edilmek söz konusudur ve çok acı bir gerçek olmak üzere en üsttekiler dahi ahirette zaten feda edilmiş vaziyettedir.

Çünkü ahirette gerçekler görünür hale gelince o şeytan en yakınındakilere dahi dönecek ve kendi derdine düşmenin vurdumduymazlığı ile o kananları kanmakla suçlayacak, aptal ve akılsız olmalarından dolayı kınayacak ve aklınızı kullansaydınız ya diyecektir. Ve daha da acısı şeytan onlara ben sizi zorlamadım diyecektir. Ve bu savunmasında sonuna kadar da haklıdır.

Çünkü şeytanlar yalan söylemez, zorlamaz. Yalan ve iftira ile kandırırsa hele zorlarsa mesuliyetin kendilerine ait olacağını bildiği için akılsız Kur’ansızlara fısıldamakla ve süslü göstermekle yetinir. Zalim insan ise o fısıltıya nefsinin tüm sarhoşluğu ve açlığıyla karşılık verir, şeytan gerçekleri konuştuğunda dil sürçmesi diye yorumlar ve kraldan çok kralcılıkla o şeytanların zorlamasına gerek kalmadan, o şeytanlara yaranmak ve yalakalıkta öne çıkmak için zulümler üretir.

Ve bu üretimler şeytanın değil insanın zalim üretimleridir. Kabaran nefislerde şeytan bir suçluysa, zalim insan bin suçludur. Ahiret cezaları ise ortaktır ve kandırılanlar Yüce Allah’a kandıranlar için iki kat ceza için yalvardığında Yüce Allah mealen şöyle diyecektir; “o şeytana da size de iki kat ceza olsun!”

Bu da acı sonu hatırlatarak kullara gösterir ki şeytana aldananların sonu da her iki cihanda o şeytanlarla aynı akıbete razı ve aday olmaktır.

Örümcek bu tabloda işte şeytanların hem tuzakları hem yapılanmalarını tarif eder, örümcek şeytanı temsil eder, ağlara yakalanan avlar ise şeytanlara kanan ve aldananlardır.

Doğrusunu Allah bilir elbette ancak bu ayet aslen şirk bahsiyle alakalı olduğu için tüm bu anlamlar gayet mantıkidir ve iman sahiplerine birden çok şey anlatırlar.

Yoksa burada anlatılan sadece ince bir liften yapılmış ağların ilk rüzgârla yok olup gideceği değildir!

Örümceğin yani ayetin işaretiyle şeytanların kendisine edindiği evler ise … imansız kalplerdir.

Bu da şu demektir ki Allah’ın ahdiyle sabit olan husus yani şeytanın imanlı kalpler üzerinde sultasının olmayacağına dair kutsal iradeye göre imandan yoksun olanlar için her zaman tehlike vardır ve aldatıcı hile, tuzak ve sözlere kanmak sadece iman yoksunları içindir.

İsteyerek veya gafletle bu ağa düşenlerin kalpleri karardıkça ve şeytani fikirler nefislerini ele geçirdikçe kurtuluşları da mümkün değildir ve daha acısı şeytana asker olanlar bir zaman sonra kaçınılmaz olarak şeytanlaşırlar. Bunu diyen ise yine Kur’an ayetleridir. Taguta hizmet eden tağutlaşır.

“Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.” (Bakara 2/257)

Her biri ayrı bir örümcek gibi ağ örer hale gelen bu şeytancıklar şeytanın kudretini arttırmakla kalmaz, daha fazla masumun kandırılmasına da vesile olurlar ve ortalık örümcek ağları ile dolar. Bu ağların her biri ana ağ ile bağlantılıdır ve hareket sahasını daraltır, görüşü engeller, bu surette daha fazla cana kıyılır.

Siyonizmin Kur’an’dan çektiği kopya ile tesis ettiği ihanet şebekesi işte bu denli çetrefilli ve yaygın bir ağdır, sinsidir, acımasızdır, dikkat edilmezse yakalanıldığında kurtuluş yoktur. Şeytanın yeryüzü formu olan siyonizm gibi şeytanlar da aynı şebekeyi kurar ve hijerarşik vaziyette kötülük üretir.

Bu ağ zayıftır, koruma sağlamaz, doğru ve güzel değildir, mertliğe aykırıdır, yanlıştır. Ama maalesef kanan ve aldanan çoktur. Çünkü vaatleri güzeldir, kışkırttığı duygular tatlıdır, azdırdığı şehvetler muazzamdır ve yalanlarla kandırdığı nefisler tamamı tatlı olan günah ve haramları çokça severler.

Hakikat ve hesap ise tam aksini söyler ve Allah tüm peygamberlerini sadece iki şey için göndermiştir; sadece Allah’ın ilah olduğuna iman etsinler ve şeytana uymasınlar, şeytanı en büyük düşman kabul etsinler.

Bu ana hedef aynı zamanda tevhidin ruhudur ve dinin özetidir.

Bu ise kaçınılmaz olarak imanın önemini anlatır ki İblisin insanı yoldan çıkaracağına dair ahdine Yüce Allah’ın ahdi ‘iman sahiplerinin korunacağına’ dairdir.

Şimdi başlıktan itibaren yazı bir kez daha okunursa çok yönlü bu konu daha iyi anlaşılacaktır.

Anlamak istemeyen ise aldanmaya pekala devam edebilir ve fakat unutmamalıdır ki ecelin ne zaman geleceğini bilen yoktur ve herkesin kıyameti kendi ecelidir.

Ahiret yurdu ise dünya muhasebesidir.

Bu gamsızlık, inançsızlık ve vurdumduymaz Kur’an’sızlığın bir bedeli olmayacağını düşünmek ise şeytanlara kanmaktan daha beter salaklık ve imansızlıktır ki sonu vahimdir.

O halde yapılacak şey namazdan, hacdan, zekat ve tesettürden, dua ve zikirlerden de önce İMAN ETMEK’tir.

Çünkü iman yoksa tüm diğerleri anlamsız ve getirisiz bir spor ve meşgaleden ibarettir. Bu durumda da şeytanların ağlarına yakalanmamanın imkan ve ihtimali yoktur.

***

Son not olarak merhum Elmalılı Hamdi Yazırın Ankebut suresi 41 ve 42nci ayetlere ait tefsirini de aktaralım.

41- Allah’tan başka birtakım velilere tutunanların örneği; yani Allah’tan başkalarını, ihtiyaçlarına karşı yardım eder, menfaatleri dokunur, işlerini görür, tehlikeden kurtarır diye veli, sahip, koruyucu edinerek mabud sayanların örnek olacak halleri örümceğin örnek ve mesel olmuş haline benzer bir ev edinmiştir, hiç dini olmayanlar gibi büsbütün evsiz değil, bir sinek avlayacak kadar bir eve tutunmuştur. Fakat muhakkak ki evlerin en çürüğü her halde örümcek evidir.

Evinde ev kavramından bir şey yoktur; ne gölge yapar, ne korur: Bir rüzgarla tarumar olur; onun için örümcek evinin çürüklüğü meşhur bir meseldir. İşte o örümcek kafalı müşriklerin de dayanakları, tutamakları böyle çürüktür. Bütün tutundukları fanidir, yok olucudur. Eğer bilselerdi. Razi der ki: Burada “âlihe” yani ilâhlar denilmeyip “evliya” yani veliler denilmesi, yalnız açık şirki değil, gizli şirki dahi yok edip kaldırmaya işaret içindir. Çünkü başkasına gösteriş ederek riya ile Allah’a ibadet edenler de Allah’tan başkasını veli edinmiş olur. O’nun meseli de örümcek meseline benzer. Peygamberleri yalanlayıp şirke giden kavimlerin yok edilmesi örnekleriyle açıklandıktan sonra, bu örümcek örneğinin getirilmesi peygambere ve müminlere öyle büyük ve öyle etraflı bir vaad ve müjdeyi ifade etmektedir ki, bütün bu sûrenin ruhu denilebilir.

Evet, Allah’tan başkasına dayanan her ümid, dipsizdir.

42- Allah, onların kendisini bırakıp da O’ndan gayrı nelere, ne gibi şeylere çağırıyorlar, şüphesiz ki bilir. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir. Her şey fani, hepsi zayıf ve hakir, anlatıldığı üzere mağlub edilmek ihtimali olmayan, dilediğini dilediği anda mahvedebilir, nihayetsiz bir güç ve kudret sahibi, mabudluğa layık ancak O, gayet onurlu, yegane aziz, her işi hikmet olan yegane hakim yalnız o iken, O’nun karşısında O’ndan başkasına yalvarmak ne kadar boş, ne büyük tehlike!

Bu yazıyı okudunuz mu?

şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk

Dine yalan söyletmek – En büyük şirk Dine yalan söyletmek, küfür ve şirk cephesinin en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir