Anasayfa / İMAN ESASLARI / Dizilerden uyanın
imanilmihali.com
Dizilerden uyanın

Dizilerden uyanın

Dizilerden uyanın

Bu slogan herkesçe malum olmakla beraber maşallah hala uyumaktayız.

Birbirinden yüksek bütçeli, yurt dışı çekimli, sayısız güzel kız ve yakışıklı oğlanla dolu, servetler içinde yüzen, tanınmış simalarla uyutulmaya devam ediyoruz çok şükür.

Reyting uğruna kısalan etekler, araya sokulan ürün yerleştirmeleri, hiçe sayılan veya yumuşatılmaya çalışılan toplum değerleri, makyaj ve kıyafet yarışmaları, evlilik programları, spor geceleri, kabiliyet yarışmaları, yabancı filmler… maşallah bizleri çok güzel uyutuyor.

Beşer olarak bunları bilmemek hatta seyretmemek gayet zor. Çünkü kısıtlı maddi imkanlarla başka türlü davranmak, bu reklam bombardımanından ve medya etkisinden kurtulmak, teknolojik alet ve cihazları hayatımızdan çıkarmak çoğu zaman mümkün değil. En ufak çocukların ellerindeki tablet ve cep telefonları da buna güzel bir örnek.

Şimdi gelin hep birlikte neleri unutmaya ve neleri hayatımıza sokmaya zorlanıyoruz hep birlikte görelim.

İnsanın yaşama gayesi iman, ibadet, ahlak ve salih amel üretmek, adam gibi yaşamak, toplumun kabullerinden ziyade dinin emirlerine göre davranmaktır. Bu aşırı yobaz veya katı dinci bir tutum değil bizzat gerçektir. Tamamı aralıksız yapılmalı demiyoruz, sıfır hata ile yapılabilirliğine de inanmıyoruz. Çünkü insan melek değildir ve günah işlemeye meyillidir. Lakin insan kendi başına bırakıldığı takdirde de bu kadar haddi aşamaz diyoruz.

Akıllarda şu var; “batı ve medeniyet gereği olan şeyler, batının şu an yaşadıklarıdır. O halde taklidi gerekir.” Peki bu kanı doğru mudur? Gerçek ve güzel olan onlarca sergilenen midir, yaşanması gereken asıl imanın gerektirdikleri midir?

Dindar ile dinci arasındaki fark dindarın dine saygı duyup yaşamaya gayret etmesi, dincinin ise dini suistimal edip kullanması ve bu yoldan zarar verip para kazanmasıdır.

Bu dipnottan sonra şöyle demeli herhalde; üretilen tüm dizi, film, reklam ve yazılan her romanın bir gayesi vardır, hepsi bir maksada hizmet eder. Özellikle sponsorlu olanlar.

Moda, makyaj, estetik, lüks ve israf kışkırtmacasının hangi ellerce yapıldığı, ahlaki sınırları kimlerin belirlediği, yazılı hukuk kurallarının tüm dünya için kimlerce tespit edildiği aslında sorunun cevabıdır. Uzatmayalım. Bu eller dindar Müslüman eller değil, Siyonizm zihniyetiyle yoğrulmuş zehirli ve kirli ellerdir.

Bir mal önce reklam edilir ve üretilir. Sonra talep durumuna göre üretime devam edilir veya o mal üretimden kaldırılır. yani isteyen olduğu sürece zararlı da olsa o şey üretilmeye devam eder. Yani o şeyi kullananlar şunu diyemez, onlar üretmese ben de kullanmam!

Birazdan toparlayacağız.

Kur’an insanları iman eden ve etmeyen, dinleri de tevhid ve şirk olarak ikiye ayırır.

Kur’an bir taraftan akılsızlığa savaş açar diğer yandan aklı pislik uğruna kullananları zalimlikle niteler. Yani Kur’an aklı hayırlarda kullanmayı, bilimi insanlık yararına üretmeyi tavsiye eder.

Hayatta kimse zengin, güzel, bakımlı, lüks, seksi, erişilmez olmak zorunda değildir. Ama herkes yaratılışına bağlı ve kaderinin etkisinde adam gibi yaşamak, beden ve akıl nimetine göre davranmak, gücü ve kabiliyeti oranında hayırlar üretmek mecburiyetindedir.

İnsan kalbi tüm güzellikler daha doğmadan yerleştirilmiş muazzam bir hazinedir. Kalp bu anlamda insana hep iyilik telkin eder. Akıl ise nefsin ortağı olarak açlıklar, aşırılıklar, şehvetler ve hırslar merkezidir. Aklı ile kalp mücadelesinden hangisinin galip geldiği ise bizim mizacımız ve akıbetimizdir.

Şimdi diyebiliriz ki dış etkenler olmasa, dünyada insan yapımı gereksizlikler hiç olmasa kalp egemen gelecek ve akıl hayal edemediği çirkinlikler olmadığından kalbe üstün gelemeyecektir. O halde birilerinin pislik ve yanlışları akla öğretmesi gerekir ki akıl kalbe baskı yapıp nefsi körükleyebilsin.

Bu körük ve çirkin akıl hocası işte ilk paragrafta saydığımız çirkinlikleri üreten bazı kimselerdir ve maksatları kalbe ve iyiliğe hizmet değil, insanlığı kendi çıkarları uğruna kendi istikametlerine sokmak gayretidir.

Para kazanmak bu odaklarca ikinci plandadır. Zaten çoğusu bilginin ve paranın, gücün sahibi ve insanlara etki edebilme menzilinin sahibidir. Ama asıl istedikleri etki edebilmek, birilerini kendilerine tabi kılmak ve ikna ederek köleleştirmektir. Bu hem zararlı fikirlerini yaymak, hem para kazanmalarını garantilemek hem de sistemin devamını sağlamak adına elzemdir.

İnsanlar ise bu reklam ve tanıtımlara ister istemez maruz kalır. Yeni çıkmış bir telefon, yeni bir dizi günlerce reklam edilerek, cazip hediye ve teşviklere süslenerek piyasaya sürülür ve sokaktaki vatandaş bunları görür, tanır, almak veya izlemek için kendisinde bir istek duyar. Sonra mesela o dizi ilk başladığında muazzam dekorlar, pahalı mekanlar izleyiciye sunularak o izleyici de bir alışkanlık yaratılmaya çalışılır. Bu alışkanlık bir kez oluştu mu artık o seyirci eğitime hazır bir adaydır ve kendisini zararlı şeylerden koruyacak kalkanları inmiş vaziyettedir.

Sonrasında o dizilerde iki reklam devreye girer. İlki göstere göstere bir mesajı izleyiciye kabul ettirmek, diğeri aralara saklı mesajları bilinçaltına yerleştirmektir. İlki yani görünen reklam modunun inkarı ve reddi mümkündür. Lakin ikinci ve gizli olanı bilinçaltında yer ettiğinden inkar edilemez haldedir ve kişi onu doğru kabullerinin arasına yerleştirdiği için de en umulmadık anda hatırlar ve o fikir istikametinde karşılık verir.

Örnekleyecek olursak, halıdaki bir sembol veya duvarda asılı bir resim izleyiciye bir şey ifade etmez, konu ile alakası da yoktur. Ama beyin fotokopik özelliği ile o resmi alır ve bilinçaltına yerleştirir. Bir zaman sonra o resim konu olduğunda akıl hemen o aşinalıkla sempati duyar veya değişik mallar arasından hemen o aşina mala yönelir ve satın alır. İş bu kadar basittir.

Bize aleni olarak sunulan tanıtımlar nispeten ahlaki olsa da bu gizli reklamlar tabiki ahlak dışıdır ama şu an televizyon ve bilgisayarların bunlarla dolu olduğunu bilmek ve hatta dünya silah devlerinin bu konuyu silahlaştırmaya çalıştıklarını öğrenmek sanırız herkese ilginç gelecektir.

Devir ilginç silahlar üretme devridir ve İslam alemi gereksiz dertlerle boğuşmaktan başını kaldırıp ta hakikate erişmeye gayret edemediğinden kuzu gibi yem olmaktadır. Öyle ki birisi durup dururken bir ülkede demokrasi olmadığını iddia eder, sayısız üretme resim ve videolarla haberlere bazı şeyler servis eder, sonra o ülkeye müdahale kararı aldığında görür ki o önceden proje için hazırladığı toplum arkasında ve kendisini destekler haldedir.

Kişisel bazda bir ürünün satılması ile alakalı girişimler en zararsız olanlarıdır. Ama pozitif bilimin değiştirilmez olduğunu savunanların yakın zamanlarda bu yukarıda bahsedilen hususlarda metafizik ile bağlantılı silah yapma teşebbüsleri beden ve ruh ikileminin de artık hayata geçtiğinin ve bedenin yıkılmasının ruhun iflası demek olmadığının ve ruh teslim alınmadıkça bedenin ölmeyeceğinin de resmidir.

Yani hedef artık bedenler değil ruhlardır. Bu konuyu, başka bir yazıda değinmek üzere kapatıyoruz.

Peki o pahalı diziler, reklamlar bize ne kazandırıyor veya kaybettiriyor?

Şöyle soralım; seyredilenlerin kaç tanesi dine, imana, ahlaka ve toplum kabullerine uygundur? Kaçı değildir?

Dizilerde bir yandan alenen babasız çocuklara gösterilen merhamet duygusu, bir yanda ve gizli olarak babasız çocuk yapmaktan çekinmeyin mesajı vardır. Örnek sanırız anlaşıldı. Evlilik dışı çocuk sahibi olmanın ahlaki ve dini yönü herkesçe malum olduğu halde o senaryo gereği herkes sözde kanlı gözyaşları döken mazlum kızın yanındadır. Mesaj şudur; canın istiyorsa yap, toplum seni ve yaptığını kabullenecektir. Korkma, hür ol, dilediğini yap!

Pahalı kıyafetlerle dolu dizileri ve dekolte oranlarını hatırlayın. Vermek istediği mesaj bakımlı ve temiz olun mudur? Açılın, seksten korkmayın, mahreme çok takılmayın, beğenilmek hissini doyasıya yaşayın mesajı mıdır?

Kadınlara şiddet haberlerinin, sokak ortasında dövülen kadınların mesajı nedir? Kadınlara iyileştirme anlamında el atmak gereği ve hak ettiği saygıyı göstermek, zorla tesis etmek mesajı mıdır? Yoksa kadınlara ekonomik özgürlüğe kavuşun ve evlenmeyin, böylece evlilik müessesesinin saygınlığını yok sayarak evlenmeden hür yaşayın mıdır?

İstisnalar kaideyi bozmaz. Aralarda muhakkak iyi niyetli program ve mesajlarda vardır elbet. Lakin sözümüz bu işi kasten ve geniş kitlelere etki etmek adına yapanlar içindir.

Yaprak dökümü diye muazzam bir dizi vardı bir zamanlar. Haysiyetli bir emekli kaymakamın kendisine ve ailesine mesajı haram lokmadan uzak durmak ve aç kalsa bile doğru yoldan ayrılmamaktı. Dizi kısa süre sonra kaldırıldı ve bir daha da benzer mesajlar içeren ciddi diziler yapılmadı. Ama bunun yerine Türk edebiyatının en müstehcen romanları dizileştirilerek şehvet ve ahlaksızlık emsali olarak Türk izleyicisine sunuldu.

Daha ileri gidelim. 1992 yılından itibaren ülkeye akın eden kuzey ülkeleri turistlerine bakalım. Vazo, kıyafet, resim satmak ve üç kuruş kazanıp ülkesine göndermek isteyen o insanlar çok değil onbeş sene sonra zengin oldular. Nasıl oldukları (!), vatandaşlarımızın onlara nasıl yılda 20 milyar dolar ödediği herkesçe malumdur. Şimdi soru şudur; bu gidişat görülmemiş midir de tedbir alınmamıştır? Türk aile yapısı bu ahlaksız gecelerle 100 dolarlar karşılığı yok edilirken acaba iman sahipleri nelerle meşguldü?

İşte başta Holywood filmleri olmak üzere beyaz ekranın mana ve önemi budur. Tüm film şirketleri birilerince satın alınır ve senaryolar sahibinin fikri ve inancı doğrultusunda seçilir. Buraya kadar her şey normaldir. Hatta bunların reklamı bile mubahtır. Yanlış olan halkın bilgisizce bu filmlere yönelmesi, onların verdiği mesajı kayıtsız şartsız doğru ve uygun olarak kabullenmesi ve film sahiplerinin film sahneleri arasına sıkıştırdığı gizli ve ahlaksız motiflerin varlığıdır.

Bu ahlaksız ve gizli öğeler başlıca iki türlüdür. İlki seksi teşvik eden davranış ve simgeler ve diğeri siyonizmin gizli sembolleri. Bu o kadar ileri gitmiştir ki en güzel ve milli dizilerin içinde bir anda duvarda siyonizmin karadul dediği “kırmızılı kadın ve elinden tuttuğu iki çocuk” resmi asılı olur. Bu öğeler öyledir ki arkadaki kapının üzerinde altı uçlu yıldız (Siyonizm sembolü) bir anda beliriverir. Çocuklara kitabeden yeşil devli masallarda bir bakarsınız ki helanın kapısı üzerinde İslam’ın simgesi ay belirivermiştir.

Çizgi filmlerde vampirler, karanlık güçler, kurtarıcı mesihler, süper güçler, sihir ve büyüler hep bu yüzden vardır!

Yeri gelmişken hatırlamakta fayda olan bir hususta şudur; fal ve büyü yani sihir şeytan işi pisliktir. Bu fal baktırmayın veya kahve içmeyin demek değildir. Bu, hayatınızı bunlara göre ayarlamayın, gaybdan bilgi almak için kendinizi telef etmeyin, Gaybı Allah’tan başkası bilmez, şeytan gaybı kullanarak sizi kendisine köle eder, şeytandan başkası sihir ve büyü ile hakikate savaş açmaz demektir.

Yani sihir ile şeytani imparatorluk kurmak isteyen, Süleyman hazineleri diye yüzyıllarca sihir kitaplarını arayan, Mescid-i Aksa altında kazılar yapan, Harut ve Marut isimli meleklerin sınav için öğretileri ve Hz. Süleyman’ın kudretleri peşinde koşan şeytani güçler, yeni dünya düzenini sihir ve büyü imparatorluğuna çevirmek aynı zamanda Hz. Süleyman emrinde çalışan cin kardeşlerinin de intikamını almak niyetindedirler.  

Konu anlaşılmaya başlandı sanıyorum.

Demek ki diziler, reklamlar, filmler hep bir maksada hizmet eden, insanı gerçek dünyadan alıp hayal – sanal dünyaya götüren uğraşlardır. Bunlar seyredilmesin mi dersek te cevabımız şu olur; seyredilse bile dikkatli olmak ve beğenilmeyen bir şey görüldüğünde o şeyi terk etmek gerekir.

Bu uğraşlar elbette hep kötü maksatlar için kullanılmaz. Hükümet ve devletler bazen de milli duyguların tesisi, ahlaki tedbirlerin yüceltilmesi adına masumane maksatlarla bu işi yaparlar. Ama bu iyi gayretler devede kulaktır. Çünkü karşı taraf dediğimiz karanlık odakların eli ve parası fazladır ve güç onlardadır.

Yurt dışında ödül alan Türk film ve romanlarının ortak ödüllerine baktığınızda ambargo ve baskının ne kadar kuvvetli olduğunu anlarsınız. Eurovizyonda birincilik ödülü alan şarkı, şarkıcı, lisan, tarih dikkate alınırsa da hakikat daha fazla su yüzüne çıkacaktır.

Uzatmayalım. Müslüman camia anlık zevkler için bu bahsedilenleri seyretse de seçici olmak, başını sanal alemden dünyaya çevirmek ve dokunulabilen maddi hayatın gidişatını görmek zorundadır. Bu yapılabilirse hem o dizi ve reklamların zararlı etkilerinden korunulunmuş hem de hayattaki gerçek meseleler görülmüş olacaktır ki görmek ve tespit etmek, tedavinin ilk basamağıdır.

Bu dizi ve reklamların bizi götürmek istediği nokta işte bunu yaptırmamaktır.

Hem de bu film sektör sahipleri o kadar acımasızdır ki gerçeği sadece saklamak değil vefakat gerçeğe ya ulaşılabilirse korkusuyla onu değiştirmeyi hedefler. Oysa hakikat gün gibi ortadadır. İslam âlemi koyu karanlık cehalet denizlerinde ayran budalası gibi yabancı belgeselleri izlerken yaratılışın evrime tabi olduğunu, insanın denizden üretildiğini, dağların yürümediğini, hayatta her şeyin tesadüfi ve bir yaratan varsa onun tabiat olduğu izlenimini hemen sahipleniverir. Peki bu cehaletin ötesinde şirk değil midir?

Çoğusu Yahudi yapımı belgesellere harcanan tonlarca doları düşündüğünüzde sizce bu belgesellerin satış ve reklam geliri bu bedeli karşılar mı? Tabi ki karşılamaz ama mesele mesajı karşıya zorla da olsa kabul ettirmektir. Bu gayede harcanacak tüm dolarlar onlarca mubahtır. Yeter ki dünya kendi istedikleri gibi düşünsün.

Bu insanların ilk hedefi İslam ve Türk alemi ve özellikle de gençler ve çocuklardır.

Eğitimden sanata, spordan televizyona kadar her alanda süper başarılara imza atmakta olan Siyonizm kendisine bağlı yüzlerce sinsi örgütüyle para sınırı ve sıkıntısı olmadan insanlığı zehirlemek maksadındadır.

Verilen ana mesaj; dünyanın kötüye gittiği, bir kurtarıcıya ihtiyaç olduğu ve yeni bir düzenin tesis edilmesi gereğidir.

Bu maksada uygun olarak ta dinsizlik, milliyetsizlik, imansızlık teşvik edilmeli, beşeri duygular manevi duyguları ezip geçmelidir. Yeni dünya düzeni sevdalılarının bilerek veya bilmeyerek hizmet ettiği maksat budur ve bu hedef Rahmani değil şeytanidir.

Diziler en dar anlamda toplumun bu fikre alıştırılması için kullanılan avunmalıklardır. Sanatçıların yüksek bedellerle transfer edilmesi, belli tarikatlara (Moon tarikatı gibi) zorla üye yapılması hep gençlerde asi bir arzu ve istek uyandırmaya yöneliktir.

Mü’min televizyona ayırdığı zamandan daha fazlasını Kur’an’a ayıran, hakikati gören, sanal kandırmacalar ve zevkler uğruna hak yoldan ayrılmayandır.

İnternet dünyasının geldiği akıl almaz ahlaksız seviye işte bu maksatlı karanlık ellerin dünyayı nasıl ele geçirdiğinin resmidir. Kendileri de zaten bunu açıkça ifade etmektedir ki artık tüm devlet ve kurumlar, kişi ve inançlar kendilerine sempati duyar hatta teslim olmuş haldedir. Onların önlerinde bir tek engel kalmıştır ve o engel Türk ve İslam motifidir.

Bilenler, Türklerin yeryüzündeki Allah’ın ordularından olduğunu bilirler. Türklük baki kaldıkça ki kalacaktır İslam’ın yenilmesi Allah’ın izniyle mümkün değildir. Şimdi, o dizi ve reklamların, Ortadoğu’da yaşananların gerçek yüzünü daha iyi görebiliyor musunuz? Maddi yönden düşmanı yok edebilmek için önce maneviyatını yerle bir edip, milli birlik, aile yapısı, ahlak kuralları gibi değerleri dizi ve reklamlarla yok etmek gereğine artık inanıyor musunuz?

Tehlike büyük, yapılmak istenen acımasız, gidişat şirkin en koyu karanlığıdır.

Medeniyet gereklerini, teknoloji gereklerini kullanmak ile kandırılmak arasındaki ince çizgide kullar dikkatli olmak zorundadır. Dini hobiye çeviren, İslam’ı ılımlı hale sokmaya çalışanların gayesi İslam’sız, dinsiz bir gelecek inşa etmektir ki bu en başta Rabbimizin hükmüne isyandır.

Lakin Allah bir şeyi zorla tesis etmez. Diler ki insanlar sırf Allah sevgisi ile o şeyi isteyerek tesis etsinler. Bunun tersi de mümkündür şeytan kötülüğü bizzat inşa etmez. İster ki kandırdığı insan kendi rızasıyla kötülüğü yeryüzüne yaysın.

Ve şeytanların gayesi Allah’ın değerli kulu insanları Allah aleyhine kışkırtmak ve dini yok edip, imansız bir gelecek yaratmaktır. Şeytan bunu insan eliyle yaptırmak ister ki vebali artmasın, ister ki insan Rabbine karşı gelsin de kendisi ahiret yurdunda azmış insanı emsal gösterip af dilensin.

İşte dizi, film, reklam, medeniyet, sanat, spor gibi kontrolsüz güçlerin gideceği nokta dikkatli olunmaz ise budur.

Bu şeytani gayrete basılı medya, radyo, TV, dergiler, dernekler, internet gibi akla gelen her türlü organ dahildir. Bu keşiflerin iki ucu vardır. Ya yarar ya zarar!

Şeytan aklın şeytani maksatları için, Yüce Allah ise insanlığın selameti ve daha güzel yarınları için kullanılmasını ister.

Hele ki mü’minler dünyanın çok büyük kısmından da farklı olarak Allah ipine sıkıca sarılmış vaziyette imandan caymamak ve rahmani yaşamaya devam etmek mecburiyetindedir.

Bu kurtuluşun ilk reçetesi de her zaman olduğu gibi Kur’an’ı anlayarak, kendi dilinde okumak ve ayetleri idrak ederek, iblisin ahdini hep akılda tutmaktır.

Tevhid ve cennet sevdalısı gönüllerin aşk sarhoşluğu ve gereksiz kader saplantısı nedeniyle şirke ve batıla yenilmesi her zaman mümkündür.

Ama mü’min kalbindeki imanla kader bahsinde de olduğu gibi hem ilahi gereklere, hem beşeri zorunluluklara tabi insanca yaşayıp, cennetvari ahlaka sahip olabilen, imanı uğruna ölümü göze alacak cesaret ve isteğe sahip olabilendir.

Yoksa iman dille geçiştirilecek bir safsata değildir! Yani Müslüman olmak yetmez. her kul mü’min olmaya gayret etmelidir. 

Şeytanın egemenliğini kırmak için, ihlas ve hidayetin dünyaya egemen olması gereken ilk ve en önemli şey imandır ve bu iman Allah’ın , tüm kitap ve peygamberlerin ilk EMRİ’dir.

İbadetten de, ahlak ve salih amelden de önce iman gelir ve gelmelidir. Yoksa şeytan herkesi yutacak, İslam alemi bir gün insan yapımı-şeytana hizmet eden bir dine tabi olarak uyanacaktır.

Dizilerdeki evlilik öncesi ilişkiler, estetik ameliyat özendirmeleri, pornografik görüntüler hiç ama hiç boşuna değildir. Hepsinin bir gayesi vardır ve o gaye şeytanidir.

Zaman dizilerden uyanma vaktidir!

Bu yazıyı okudunuz mu?

siyonizm

Kur’an ayetlerini tersten okumak – Siyonizm

Kur’an ayetlerini tersten okumak – Siyonizm Bir önceki yazımızda “Kur’an hükümlerini tersten okumak” başlığı ile ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir