Anasayfa / İMAN ESASLARI / İman damlaları / Doğmak…dünya alemine merhaba
imanilmihali.com
ahlak

Doğmak…dünya alemine merhaba

DOĞMAK

Karanlıkları delen bir nur gelir sonra o bir damla suya. Anneyle babanın evlat arzusu, Allah emanetine aracılık yapma umudu o milyonlarca zerreden bir tanesinde hayat bulur Allah’ın izniyle. O zerre bir müddet debelenir, şekillenir azıcık ve meleklere muhatap olur.

Söz ister melekler. “Rabbin Allah’tır. O’ndan başka ne bir dost vardır insana ne de bir yardımcı. Bu hayatta O’na sadık bir kul olarak yaşamaya söz verir misin? Bu canı sahibine teslim edene kadar iman üzere yaşayacak, yalnız O’na kulluk edecek ve sevgiyle güzellikle çene kapamaya razı olacak mısın?”

Bebek tohumu cevaplar. “Evet, Yüce Rabbime söz veririm ki O’ndan başka ilah yoktur. Yalnız ve sadece O’na iman edecek, O’nun nuruyla aydınlanacağım. O’ndan başka ne bir dost ne bir yardımcı bilmeyecek, doğruluktan ayrılmayacağım!”

Ya da… tereddüt eder bebek. Belki isyan eder, belki geldiği cennete dönmeyi dünyada yaşamaya tercih eder. Söz veremez. Söz veremeyince de ahdi kesilir. Hayatı kurumuş yeryüzüne döner. Ruhunu teslim eder ilahi sahibine. Anne baba üzgün, yavru rahmetli, ruh mazlum olur.

Söz verirse bebek serpilir, gelişir, her bir hücresine işlenen Allah nakışı her gün biraz daha belirginleşir ve dantel gibi örülür bedeni. Bir yandan ruhu terbiye edilir, bir yandan kaderi tanzim.

Yalnız o değildir imtihan edilecek… anası da babası da, gelecekteki eş ve çocukları da imtihan edilir. Toplumda, insanlıkta nasibini alır o bebekten yaşamasına karar verilirse.

Birisi yanına çekmeye gayret eder daha ilk adımda. Bırak, inkâr et, teslim olma der kulakları daha yapılmamış bebeğe fısıldayarak. Ahid verme, dönemezsin. Kandırırsa bebek olmaz, kandıramazsa işini sonraya bırakır. Asla vazgeçmeden son nefese kadar o bebekle uğraşır. Abdest bozduran, niyet saptıran, gözleri kör eden bu utanmaz ses pes etmez gönül aşk ile dolu olmazsa.

Melekler sarmalar bebeği bu musibetten kurtulursa, süsler püsler ve rahime yerleştirir. Şekilden şekile sokar onu ve gelin gibi süsler beyaz dantellerle. Teni, dokusu milyarlarca hücreden kâinat gibi dokunmaya başlar tek tek.

İlkin bir tek hücre olur bebek. Sonra bir tane daha, sonra bir tane daha. Biraz sonra onlarca, yüzlerce olur. Her bir önceki hücre sonrakinden önce yerleşir yerine. Kimi beynin kimi kolun, kimi ayakların bir parçası olur. Bir hikmet yönlendirir hücrelerin bu en ufak tanelerini; sen sağa git, sen sola! Sen en uca yerleş, sen ortalarda kal. Sen pembe renge bürün sen beyaz, sen saç ol sen tüy. Sen damarsın, sen sinir.

Muhteşem senfonilerle dokunur bebek teması. Hikmetli bir el yönetiminde bu senfoni yeteri zaman çalınır gider.

Rabbinden gelen, meleklerden söylenen, anne ve babasından hatta atalarından aktarılan, ruhuna üflenenler yazılır bu beyaz kâğıda, inciler gibi destan yazarak. Doğmak zamanı, ölmek zamanı, dönüm noktaları vurulur kader damgasıyla.

Hayırlar işlenir kalbe, vicdan süslenir, gönül güzelliklerle bezenir ilkbahar şenliğiyle. Şerri tanımayan bebek iyilikten kopup dünyaya gelmek istemediği içindir ki ağlar henüz doğarken. “Doğmak istemiyorum, mutluyum burada, ruhumla bedenimle beni geri gönderin” diye yalvarır dünyayı duyunca ana karnında. Melekler dünyanın güzel olduğunu anlatır uzun uzun, dünya sınavından geçmeden cennete geri dönemeyeceğini anlatırlar bebeğe.

Ve bebek zamanı dolunca dalar dünya dehlizine karanlık sıcaklardan çıkarak. Hayırlıysa, doğacaksa acılarla yırtar bu koridoru. Anasını kan dikenleri gibi yırtar, inletir intikam alırcasına. Hayırsızsa kendisini de annesini de gömer kabrin soğuk duvarlarına.

Kimi sağlam, kimi özürlü, kimi kız, kimi erkek doğar seneler sonrasında kaza edilecek mukadderatına bağlı olarak. Nesillere, akla ve dine hükmedişidir Yaratan’ın bu tercihi. Anne ile babanın denenmesidir aynı zamanda. Evlat Allah emaneti olarak kucağa alındığı ilk andan itibaren vasisi ailesi olsa da sahibi Allah’tır yavrunun. Ve ailenin sınavı; çocuğu dini akide ve terbiye içinde yetiştirmek kadar, ahlak, ilim ve amel üretmede, değer ve fayda icat etmekte ve nihayet çocuğu topluma ve tabiata saygılı kılmadadır.

Yaşayacaksa karanlık dehlizden sıyrılıp merhaba derken dünyaya daha ilk adımında ağlar. Kendisine miras kalmış son cennet parçası ciğerlerindeki havayı atar önce. Cennet mirasından geriye ruhundaki, kalbindeki sırlardan başka bir şey kalmaz, tüm bedeni dünyevi olur çıkar. Ete kemiğe bürünmüş haliyle cehenneme düşmüş gibi ağlar ciğerleri yırtılasıya kadar.

Sıcaktan, sütten, kandan bezeli varlığıyla zor sınavı göğüslemek zorundadır artık. Ağlar, ağlar daha çok ağlar. Geriye dönüşü olmayan yolda tek umudu Rabbine yeniden kavuşmak, cennetine geri dönmek ve tek tesellisi Allah’ın ayetleriyle dolu bu yeryüzünde Muhammedin (s.a.v) teneffüs ettiği havayı koklamaktır.

Annesine bakar önce, babasına sonra ve etrafına. Anlam veremediği, hakkında söylenenlerden başka hiçbir şey bilmediği, iyilik ve kötülüğün kol kola yaşadığı bu âleme merhaba der.

Kulağına okunan ezan ve kametle adı konur, tabutuna okunacak sala ve tekbir ile kabre yollanır. Bir ömür işte bu iki ezan arası zamandır. O daha ilk ezandadır. Adı konmuş, kaderi yazılmış, basireti belli olmuş, yaşam saati başlamıştır.

İki torbası vardır artık; tekine güzellikleri diğerine çirkinlikleri dolduracak ve eceli geldiğinde bu ikisinden başka yanına başkaca bir şey alamayacaktır.

Güvencesi imanı, sığınağı Rabbi, ışığı Kur’an’dır.

Bebek gülşenden ayrılmış çöle düşmüş, gülşen sahibine hasret yaşamak ve tek bir gül ile Muhammed ile yetinerek umut etmek zorunda bırakılmıştır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İman, mü’minin her şeyidir.

İMAN ETMEK İÇİN İLK ADIMLAR

İMAN ETMEK İÇİN İLK ADIMLAR İnandığımızı iddia ederken yerine getirmediğimiz mükellefiyetler veya hepten inanmadığımızı beyan ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir