Anasayfa / ALLAH (cc) / Doğrusunu daima ve sadece Allah bilir
imanilmihali.com
Din Allah’ındır

Doğrusunu daima ve sadece Allah bilir

Doğrusunu daima ve sadece Allah bilir

Pek çok Müslümanın diline pelesenk olmuş bu sözün derin manası, Kur’an ayetlerinin, Peygamber sünnetinin dahi, meleklerin şehadetinin dahi çok ötesinde hükmün sadece Allah’ta olduğudur.

Çünkü O, Yaratan, Sahip ve Muktedir olan, ölümü ve hayatı sınav için var eden, bilen ve gören, kalplere, akıllara hakim olan, niyetleri, gizlileri, karanlıklardaki fısıltıları dahi bilen ve hesaba çekecek olandır. O, Peygamberlerini ve Kutsal kitaplarını insanlara iman ve fıtratı, hesap ve ahireti hatırlatmak için gönderen, rahmeti bol ama azabı çetin olandır. O, tek İlah’tır ve O’ndan başka İlah yoktur.

O her şeyin, her zaman tamını, doğrusunu, mutlak olanını, gerçeğini niyet ve ameliyle, gayret ve sakınmasıyla tam olarak gören, zamanın evvelinde ve sonrasında da her şeyi aynı anda görebilen tek Muktedir olandır.

O meleklerini şahit gönderen, şeytanları düşman olarak musallat eden, dünyayı sınav alanı olarak inşa eden, melekleri mü’minlere dost, şeytanları kâfir ve müşriklere yoldaş kılandır. O, şeytanlara karşı koruyucu kalkan olarak İMAN’ı nasip edendir. O, daha doğmadan tüm insanlardan fıtratta iman sözü alandır.

Ve O, sınav gereği şeytan ve soyuna insanlardan kimin kanıp aldanacağını ve imandan döneceğini görmek için süre verendir. Süre verendir çünkü şeytan dünya sınavının bir ara durumundan ibarettir, o şeytan ve soyu nefisleri, güdüleri, terbiyeden yoksun kalpleri körüklemede, fısıldamakta, süslü göstermede ustadır, yalan ve iftira ile, korkutup aldatmak ile insanları Allah ve iman aleyhine kandırandır.

Dünya sınavını ve tüm varlıkları var eden Yüce Allah, ahiretin sonsuz yaşamında cennetlerine konuk edeceği imanlı kalpleri seçmek, fıtrata ve imana aykırı davranan gafilleri de azapla cehenneme mahkûm etmek için rızkı, nimeti, şifa ve medeti tek başına verendir, cömerttir.

Akılla beyin arasında, kalp ile şah damarı arasında, niyet ve amel arasında, her zaman ve her yerde olan Yüce Allah, kullarına bahşettiği ruh ile her zaman ve her yerdedir. Ve sanılanın aksine meleklerin şehadeti her şey demek değildir. Çünkü melekler dahi sadece söz ve davranışlara şahitlik eder, niyetler ise sadece Allah’a malumdur.

İmanı veren ve bilen sadece Allah olduğu için de kullara insanları iman veya din bahsinde sorgulamak ve aforoz etmek yakışmaz, yanlıştır çünkü en kötü bilinen insanın niyet ve inancı, en alim olanlardan dahi yüce olabilir. Hesap sadece Allah’ın hakkıdır ve bu nedenle yargılamak sadece O’na mahsustur.

Kulun, diğer kulları hatta kendisini kandırması mümkündür. Ama kandırılamayacak tek güç Yüce Allah’tır. Çünkü o samimi, has ve el değmemiş niyet ve maksatları bilendir. Bu yüzdendir ki salih niyetle girişilen işler neticelenemese dahi sevap yazar, bu yüzdendir ki kötü işlere niyetlenenleri o kötülük gerçekleşmez ise affeder. Sonsuz rahmeti gereğidir ki kötülüğü aynıyla cezalandırırken, sevabı misliyle verir.

“Doğrusunu sadece ve daima Allah bilir” sözü bu nedenle bir tesbih vesilesi veya sıradan bir lakırdı değil, iman göstergesidir.

Bu söz yeterince idrak edilirse akıl, kalp ve ruhun hakkı verilmiş, imana teslim olunmuş, Allah’ın sınırlarına sadık kalınacağına yemin edilmiş olur. Zaten dünya sınavında insandan beklenen de tam olarak budur.

Gaybın da, zamanın da, kaderin ve ruhun da, dinin ve imanın da tek hakimi olan Yüce Allah, kullarına ve hatta meleklerine sadece lazım olan kadar ilim, bilgi ve ruhsat verir ki hakikatin tamamı sadece kendisindedir.

Yaratılan hiçbir varlığın bu mübarek sınırlarda yelken açmasına, yorum ve fikir üretmesine bu nedenle imkan yoktur. Melekler de, Peygamberler de, cinler ve insanlar da ancak kendilerine bahşedilen bilgi kadar bilgilidir ve ötesi sadece Allah’ın hakimiyet alanıdır.

Bu yüzdendir ki dinde hüküm sadece Allah’ındır.

Peygamberler dahi dini Kutsal kitaplardan ve vahiylerden öğrenmiştir ve o kitapların tek harfleri onlara ait değildir. Kutsal kitaplarca ifade edilen sınır, helal ve haramları koyan, hesap soracak olan sadece Allah’tır.

Hal böyleyken gizli ve pis işleri, hain tuzakları, haksız hileleri Allah’tan saklayacağını sanan gafiller sadece kendilerini aldatır ve fakat hesaptan kaçamaz. Kaçamayacağı gibi bu günah ve haramları gizli, tuzakla, adaletsiz ve sinsice-kötülük maksatlı işedikleri için ayrıca günaha mahkum olurlar. Çünkü aldatır ve kandırır, gerçeği saptırır, şeytana hizmet ederler.

Yani doğrusunu Allah bilir sözü hem insanlara acizlikle çizilmiş bir had sınırı belirlerken, bir yandan da ikaz manası taşır ki Allah’ın olan ve olacak her şeye şahit olduğunu anlatır.

O halde gecenin karanlığında da, sonsuz derin mağaralarda da, kapalı kapılar ardında da olsa kötülük ve iyilik tam ve kesin olarak Allah’a malumdur, saklı kalamaz. Böyle olduğu için de amellerin kıymeti taşıdıkları niyet kadardır ve bu yüzden niyetler her zaman amellerden kıymetlidir.

Buradan çıkarılacak ders ise şudur ki hain tuzaklarını bir gören yok sanan gafiller cehennemin yakıtıdırlar. Bu dünyayı, yaşamı, huzur ve refahı yok etmekle böbürlenenler, yaptıkları yanlışları doğru sananlar, imanı paraya değişenler, bu pis tuzaklarını en karanlık odalarda da kurgulasalar Allah’tan gizleyemezler ve melekler şahit olamasa da Allah niyetleri dahi bilendir.

Mazlumlar ve hakkı yenenler içinse madalyonun diğer yüzünde mutluluk ve esenlikler vardır ki Yaratan’dan başka medeti, Veli’si olmayan garipler için hakları bakidir, sabırla sarıldıkları imanları esenlik müjdesidir, fakirlik ve açlığa rağmen şeytanlara boyun eğmeyişleri cennetlerin üst katlarına inşallah aday olma ayrıcalıklarıdır.

Sonuç olarak Yüce Allah’tan başka doğruyu, tamı, niyeti, bilinmeyeni, geçmişi ve geleceği, görünen ve görünmeyeni tam olarak bilen yoktur. Çünkü varlıkların hepsi yaratılmıştır ve bilgileri kendilerine bahşedilen kadardır. Yüce Allah ise her şeye şahittir, her şeye gücü yetendir.

Karanlık odalarda pis işler tezgahlayanlar, en derin kalbi yaralara mahkum olan mağdurlar çok iyi bilmelidir ki yaşanan ve yaşanacak her şey hesaba dahildir, hak ve hesap, ahiret ve akibet haktır, yaşanacaktır. Çünkü bu dünya boşuna yaratılmamıştır.

Güzel ve doğru olan bu hayatı fıtrata ve imana uyğun, salih ve selim vaziyette tamamlamak, imandan vazgeçmemek, şeytanlara teslim olmamaktır.

Şeytanlar Allah affeder diye aldatmakta, Allah ve Peygamber adı kullanarak dine hüküm eklemede, nefisleri günah ve harama özendirmekte, yalan ve iftira ile kibirlenmekte, ehliyetsiz ve liyakatsiz olsalar da oralara gelmekte ustadırlar. Oysa hiçbir günahkar bir başkasının günahını üstlenemez, güvenilecek dost sadece Allah’tır ve şefaat tümden ve sadece Allah’a aittir.

Gaybı, kaderi, ruhu, berzah ötesini, hesabı, ahireti, kıyameti bilen sadece O’dur. Hakikati bilen sadece O olduğu için de din adına hüküm sadece O’nundur.

O’nun biliyor olması bizler için bir sakınca veya adaletsizlik asla değildir. Çünkü bizler O’nun sonsuz ilmiyle kuşattığı bu kainatta bir zerre olarak bize verilen görevi yapmaya çalışmakla mükellefiz ve o görev; imandan dönmeden başka ilah tanımadan iyilik ve güzelliğe hizmet, aynı zamanda zulme ve kötülüğe bulaşmamak ve daha da önemlisi bu pisliklere hayatı pahasına direnme yani cihattır.

Niyetleri bilen Allah, amellerden ziyade kalplere bakar ki kalpleri görmek sadece O’nun kabiliyetidir.

Şeytan ise en kötü dost ve arkadaştır, aydınlıktan karanlığa çıkarandır, akıbetleri karartandır.

O halde doğrusu ve mutlak olanı imana sarılmak, tevbe etmek, Kur’an ile yeniden doğmak ve zulme bulaşmadan, şeytanlaşmadan ecel ile ruhu ve bedeni asli sahibine temiz vaziyette teslim etmektir.

Yoksa … hesap çetin, azap fenadır.

Cennetler ise sadece iman sahibi mü’minler içindir ve iman etmeden kimse cennete giremeyecektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir