Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / Dua köşesi / Dua üzerine notlar
imanilmihali.com
dua

Dua üzerine notlar

Dua üzerine notlar

Dua, Yüce Rabbimizin şükür ile birlikte bizlere bahşettiği, bir minnet vasıtası ve hatta azaptan kurtulmaya sebep olan bir yakarma şeklidir. Kul, dua ederken bir arada pek çok şeyi gerçekleştirdiği için de rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (sav) duayı ibadet olarak tanımlamıştır.

Dua bahsinde bilinmesi gereken ilk ve en önemli husus dua ile ilgili, tüm merhalelerin, şekil ve niyetlerin, kabul ve retlerin, zaman ve mekanların en doğrusunu Yüce Rabbimizin bileceğidir. Burada yazılanlar Rabbimizin ayetlerinden, Peygamberimizin sünnetlerinden, rivayetlerden çıkarılanlardır. Lakin meçhule, görünmeyene ve gayba ait olan dua bahsi konusunda beşer olarak söyleyebileceklerimiz ancak bu kadardır ve nihayetinde birer kabul veya faraziyeden ibarettir.

Dua; acizliğini bilmek, Yaratan’ını tanımak, Allah’tan başkasından medet ummamak, yardıma muhtaç olduğunu ifade etmek, başına gelenlerin kaderin kazası olduğunu itiraf etmek, dua ihtiyacını kabul etmek, ahiret sorgusunu kabullenmek, hayatta olup bitenlerin bir tesadüf olmadığını itiraf etmek, deva istenen ne varsa hepsinin Yüce Allah’ın bir kelimesi ile meydana gelebileceğini bilmek, dünya sınavı için yardıma ve özellikle basiret manasında aydınlanmaya muhtaç olduğunu dile getirmek gibi pek çok güzel kalp sesini bir arada barındıran bir ibadet halidir.

Dua eden, Yüce Allah’ın kalbindeki aklındaki her şeyi en ince ayrıntısına kadar zaten bildiği gerçeği ile Rabbine yönelir ve el açıp yalvarırken yaptıklarına, kalbinden geçenlere, nimetlerine rağmen Yüce Rabbin rahmet ve merhametine muhtaç olduğunu ifade ederek, yalnızca O’na tabi ve kul olduğunu da ispat eder.

Kendisine dua edilen Yüce Allah ise o kadar merhametli ve sevgi doludur ki kendisine açılan elleri çoğu zaman geri çevirmez ve bir hal çaresi yollar.

Dua sistemli, monoton, basit, konsantresiz, sıradan, önemsiz yapılamayacak kadar muazzam bir iletişim vasıtası olduğu için ciddiyeti, samimiyeti, muhabbet ve sevgiyi, acizliğin kabullenilmesini gerektirir. Huşu dediğimiz ruh hali ile samimi olarak Allah’a yönelen kalpler bu yüzden cevap bulur.

Tek dua edilecek olan Yüce Allah’tır. Diğer tüm kişiler, varlıklar, kullar, nimetler kulun duasını duyamaz, bilemez, bilse ve duysa bile şifa olamaz. O halde dua edilecek tek makam muhakkak Yüce Allah’tır. Başkalarına dua edip bir şeyler dilemek malumları üzere şirktir ve başkaca medet-şifa-nimet sahipleri tanımak demek olup Allah’a imanla çelişir.

Duanın yeri ve zamanı yoktur. İnşallah demek te bir duadır, sabah namazı sonraları dakikalarca Allah için gözyaşı dökerek yakarmak ta. Camide yapılan da duadır, evde tek başına yapılan da. Kısacık yakarışlar da duadır, uzun uzadıya halini Yaratan’a ifade etmek te.

Duaları kabul edecek veya etmeyecek olan Yüce Allah kulun kalbinde ve aklında olan herşeyi bilse de kulunun kendisine müşkilatını arz etmesini ister ki kendisi tarafında olduğunu kul dil ve kalbi ile ifade etsin, Allah’tan başka sığınılacak liman olmadığını itiraf etsin, gurur ve kibirini bir yana bırakıp acizliğini ve yardıma muhtaçlığını haykırsın.

Duanın şekli ve süresi ve zamanı konusundaki rivayetler biz beşerler içindir. Peygamberimizin hayatında dua zaman ve şekillerine bakıldığında belli bir plan, kurgu, şekil, yer ve zaman göremeyiz. Ama muhakkak olan bir şey vardır ki dua için en muteber an yardımın istendiği olay yaşanmadan önceki andır. Cihadlar öncesi dualar bu şekildedir.

Yine sabah kalkma ve gece yatma vakitleri, namaz önce ve sonraları, kabir ziyaretleri, gün içinde bir nimete kavuşma veya nimeti kaybetme anları, istiğfar ve mağfiret zamanları, yağmur ve şimşek hadiselerinin gerçekleştiği anlar birer örnektir.

Duaların Allah katına belli zamanlarda yükseldiği rivayetine şüpheyle bakmak gerekir. Çünkü sözgelimi pazartesi ve perşembe günü duaların Allah katına yükseldiği şeklinde bir kabul diğer günleri boşa çıkaran ve o günlerde dua etmemeyi adeta teşvik eden bir yaklaşımdır ve bu doğru görünmemektedir.

Kul, zaman ve mekandan bağımsız olarak Yüce Rabbinden her zaman ve her şekilde dua ile isteme hakkına sahiptir ve her şeyi işiten, gören ve bilen Yüce Allah dilediği an o duaya karşılık verecek olandır.

Kulun dua konusundaki aceleciliği duayı sakatlayan ve inancı zayıflatan bir yanılgıdır. Duasına hemen olumlu cevap verilmesini uman bir kul ilahi iradenin kendi iradesine tabi olmasını istemek gibi büyük bir günaha imza atar ki bu büyük günahlardandır. Oysa o kulun kader ve kazaları, hakkındaki hayır ve şerler kendisinin hiç ummadığı bir vaziyette hayat bulabilir. Kulun duası kendisinin hiç hissedemeyeceği bir şekilde kabul bile olmuş olabilir. Veyahut kul dua etse de duası kabul olunmayacaklar arasındadır da kendisinin haberi yoktur.

Dua edildikten sonrası gayba ait olduğu için ve gayba ait bilgiler sadece Rabbimizin ilminde olduğu için biz sadece yaşantımızda duadan sonra değişen şeylere bakarak duamızın kabul olup olmadığını anlamaya çalışırız. Aslında duanın büyüklüğü kabul olmasından ziyade dua edilmesindedir.

Tehlike anlarında, can korkusuyla dua edip, yeminler sıralamak ve tehlike geçince yeminini unutup, dua etmeyi unutmak yapılabilecek en büyük nankörlüktür.

Keza dua neticesinde Yüce Allah’ın bahşettiği herhangi bir nimete şükretmemek te nankörlük ve hatta kibirle bezeli bir isyandır.

Duanın kabul şartlarının belki de ilk kuralı, o kulun duası kabul edilebilecek kullar arasında olup olmadığıdır. Bu şu demektir ki halis kalp ile sürekli Rabbine yönelen, mütevazi, zararsız yaşayarak kimselere ziyan vermeyen, salih amel ve hayırlar peşinde koşan, zulmetmeyen, ibadetine devam etmeye gayret eden bir kulun duası inşallah kabul edilecek dualar arasındadır.

Bunun tam tersi, her türlü azgınlığı yapan, iman-ibadet ve ahlaktan nasibini almamış, kalbinde başkaca ilahlara yer veren, ahirete itikadı zayıf bir kulun duası herhalde kabul olunmayacak dualar arasındadır.

Dua, Peygamberimizin öğrettiği gibi bir cümle ile kısacık da edebilir, uzun uzadıya kulun halini arz edecek şekilde dakikalarca da edilebilir. Oturarak, yaratarak, ayaktayken dua edilebilir. Ellerin ğöğe açılması ve duadan sonra amin denilmesi makbul olandır.

Duanın doğal olarak anlaşılan dil ile edilmesi şarttır. Yani bir kağıttan Arapça birşeyler okuyarak dua etmek muteber değildir. Dua, Yüce Yaratan’a halini arz etmek ve yardım umudunu iletmek olduğundan açık, net, anlaşılır vaziyette ve Türkçe yapılmak zorundadır.

Dua öncesi ve sonrasında Kur’an okumak, namaz kılmak kalbi yumuşatacağı ve huşuyu arttıracağı için muhakkak makbuldür. Keza gece saatlerinde dikkatler dağılmadan yapılan zikirlerin içinde yer alacak dua kulun halini en iyi şekilde anlatmasına fırsat vereceği için muteberdir.

Duada Peygamberimizin yaptığı gibi maddi şeylerden ziyade manevi şeylere, geçici şeylerden ziyade kalıcı şeylere yönelmek esas olandır. Yani Yüce Allah’tan villa istemek yerine sağlık ve afiyet, para dilemek yerine iman ve nefis temizliği dilemek daha güzel olandır.

Dualarda, cenneti dilemek yerine cennete götüren yollara kılavuzlanmayı dilemek, cehennemden kurtulmayı dilemek yerine cehenneme götüren yollardan uzaklaştırılmayı dilemek doğru olandır.

En güzel dua ise muhakkak Allah’ın razı olduğu kullar arasında bulunmak ve salih kimselerle birlikte ahiret hesaplaşmasında endişe taşımayanlardan olmayı dilemektir.

Şefaat bahsi muhakkak dua içinde de gizlidir ve tehlikeli bir vaziyette durmaktadır. Türbe başında merhumdan bir şey talep ediyor olmak, umudu Allah yerine o zata bağlamak demektir ki başta da bahsedildiği gibi bu bir şirktir. İsterse o zattan istenen şey Yüce Allah’ın rızasına eriştirecek bir aracılık veya ahirette azaptan kurtaracak bir şefaat olsun fark etmez ve baştan sona ilahi kudreti Allah’la birlikte başkalarına paylaştırmak demek olduğundan şirktir ve şirk affedilmeyecek tek suçtur.

Bir başkası adına dua edilebilir, başkası adına Yüce Allah’tan birşeyler istenebilir ve buna merhumlar da dahildir. Bu tür duaların kabulü diğer dualar gibi Rabbimizin dilemesiyledir ama o duadan hasıl olacak sevap bizim için de inşallah yazılacaktır. Sonuçta dua ibadettir, ibadette sevap getirir. Yapılan her dua kabul olunmasa bile has yürekle yapıldığı sür3ce sevap kazandırır.

Kabirlerde yapılan dualar konusu Peygamberimizin örneklerine bakılarak abartılmamalı ama ihmal de edilmemelidir. Yani onlara duyulan aşırı özlem Allah korusun kulu isyana götürür. O merhumlara bakarak büyüklenmek ve sayıca mesela bir kavme karşı büyüklük taslamak hatadır. Öte yandan o merhumları ihmal edip, mezarlığa hiç uğramamak ta ölümü hatırlamak şansı yitirileceği için hatadır. Kabir ziyareti mutlaka yapılmalı, orada dualar edilmeli, Kur’an okunmalı ama ziyaret sıklığı ve süresi abartılmamalı hele feryatla karışık naralar atılmamalıdır. Kabristandaki diğer merhumlara da selam vermek ve dua etmek iman ve İslam gereğidir.

Netice olarak; dua kavramı Yüce Allah’ın bizlere bahşettiği büyük bir nimettir. Kul dua ederken samimi ve içten olmalı, her şeyi bilen Rabbine bir kez de kendisi halini anlatmalı, yakarmalı, gözyaşı dökmeli ve yardım dilemelidir. Yüce Allah kulun halini de, dua esnasındaki samimiyetini de, o kul hakkındaki kader ve akıbeti de elbet bilendir. O, duaları kabul eder veya etmez, anlayacağımız şekilde kabulünü bize gösterir veya biz o duanın kabul edildiğini anlamayız bile. Duamızın kabul olmadığını düşünüyorsak ta sorgulamamız gereken haşa Yüce Allah değil kendimizdir.

Biz huşu ile dua edebilecek ve duası kabul olunacak imani ve ibadeti olgunluğa erişmediğimiz için dualarımız kabul olmuyorsa bunun sorumlusu ancak kendimizdir.

Ama Yüce Allah o denli Yüce ve rahmetlidir ki en zalim kulun duasını bile bir şekilde geri çevirmez. Yeter ki kalp kapıları, gönül gözleri sadece kendisine açılsın ve o kula temizlenmeyi nasip etsin.

Bu nedenle bir sure veya ayeti binlerce defa Arapça okuyarak dua etmek yerine, kalp sesiyle kısa, öz, maneviyata dayalı, kalıcı, sağlık, afiyet, esenlik, huzur, barış, selamet, aydınlık, emniyet gibi şeyler için dua etmek gerekir ki bu manada dua hem kendimiz hem sevdiklerimiz ve hem de merhumlar için de yapılabilir.

Kur’an ayetlerindeki Peygamber duaları ve Yüce Allah’ın emrettiği dua şekilleri bizlere birer örnektir. Keza Peygamberimizin sünnet ve hadislerindeki dualar da bizlere ışık tutar mahiyettedir.

Kulun bedeni olarak kıyafetine, mahrem yerlerinin kapanmasına, gusül abdesti durumuna, zihnin arı ve açık olması durumuna değinmeye gerek bile yoktur ki boy abdesti olmadan, alkollü, uygunsuz kıyafet ve hal ile dua etmek hoş değildir, duayı ve dini hafife almaktır.

Dua bahsinin en büyük hatası ve tehlikesi ise Allah’tan başkalarından medet ummaktır ki buna Peygamberimiz de dahildir.

Duanın en yücesi Allah rızasını dilemek, duaların güzelliği öncesi veya sonrasında İslam elçisi Peygamberimize de salavat getirmektir.

Duadan umudu kesmek, dua kabul edilmiyor diye küsmek, ümitsizliğe düşmek ise yapılabilecek çok büyük hatadır. Yüce Allah belki o şeyi onlarca kere dilemenizden sonra bahşedecektir bunu bilemezsiniz. Veya kulun dilediği o şey kendisi hakkında hayırlı değildir veya Rabbimizin o kul hakkında başkaca planları vardır.

Unutulmasın ki umutsuzluk ancak kafirlere mahsustur ve iman sahipleri umut ederek, dua, tevbe ve şükrederek, ibadet ve imanla, salih amelle yaşayarak ömür tüketmekle mükelleftir.

Yüce Allah o denli büyük kudret ve ilim sahibidir ki bir yetimin göz yaşını da dua kabul eder, vakur bir fakirin dilinden tek kelime dökülmese de kalp seslerini dua kabul eder, bir annenin evladına sevgi dolu bakışını ve özlemini dua kabul eder ve dilekleri yerine getirir.

Yine Allah o denli rahmet ve sevgi dolu ve bir o kadar da ilim sahibidir ki riya ve gösterişe bezenmiş, şaşalı, upuzun, ekranlarda naklen yayınlanan, pahalı kıyafetler içinde yapılan duaları ve dua törenlerini kale bile almaz.

Duanın cemaatle birlikte yapılmasının faydası elbet vardır. Ama esas olan duanın kalple baş başa kalarak yalnız olarak yapılmasıdır.

Duaya muhtaç olan Allah değil, insandır. Yüce Allah ne ibadetimize, ne imanımıza, ne ahlakımıza, ne dua ve şükrümüze muhtaç değildir. O, hrşeyin sahibi, Maliki, herşeyin üstünde ve hakimi, dilediği an dilediğini yapacak kudrettedir. İnsan ise aciz ve Rabbine mahkumdur.

Şu kısacık hayatta daha kolay ve huzurla yaşamak, kötülüklerden sakınmayı dilemek, Allah’a sığınmayı istemek, şeytanın vesveselerinden korunmak Rabbimizin dilemesi iledir ve bizler dua ederek Rabbimize bu selamet ve huzuru istediğimizi arz ederiz. Dua bu yüzden önemli bir ibadettir.

Rabbim ettiğiniz ve edeceğiniz duaları kabul, makbul ve muteber eylesin.
Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Anlamlı Ramazan duaları

Anlamlı Ramazan duaları

Anlamlı Ramazan duaları “De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir