Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / Dünya kafirin cennetidir
imanilmihali.com
alkol

Dünya kafirin cennetidir

Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? (En’am, 6/32)

DÜNYA KAFİR, MÜŞRİK VE MÜNAFIKIN CENNETİ, MÜ’MİNİN ZİNDANIDIR

Zulmeden kâfir olmasa zulmeder miydi?

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Dünya mü’minin zindanı, kâfirin de cennetidir.” Müslim, Zühd 1. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd l6; İbni Mâce, Zühd 3

Dünyanın mü’mine zindan, kâfire cennet oluşu, ebedî olan âhiret hayatındaki hallerine kıyasladır. Çünkü Allah Teâlâ cennette mü’minler için o kadar büyük sevaplar ve kalıcı nimetler hazırlamıştır ki, bu dünyadaki en üstün nimetler ve en lüks yaşayış tarzları bile onunla kıyas edilemez. Kâfirler için âhirette hazırlanmış olan cezâ ve azâp o derece büyüktür ki, dünyanın en sıkıntılı hayatı bile onlar için âdeta bir cennet sayılır.

Bir başka açıdan bakıldığında, mü’minler bu dünyanın pek çok şehvetini haram kılınmış olduğu için terkeder. Çünkü onlardaki Allah korkusu ve saygısı, bunları yapmalarına engel olur. Kâfirlerin ise böyle bir endişeleri yoktur. Onlar, hayatı bu dünyadan ibaret saydıkları için, geçici dünya hayatı onlar için bir cennet niteliği taşır.

Mü’minler için bu dünyanın zindan oluşu da derece derecedir. Allah’tan daha çok korkanlar için bu dünya sıkıcı bir hapishanedir. Çünkü onlar, Allah’ın yasak kıldığı her şeyden olabildiğince kaçınırlar. Dindarlıklarındaki hassasiyetleri az olanlar için ise daha rahat bir hapishane sayılabilir.

Ahiretteki mutlu hayatı gören mü’minler dünyada geçirdikleri hayatın bir hapis hayatı olduğunu, kâfirler ise dünyadaki hayatlarının cennet olduğunu anlayacaklardır.

Mü’min, dünyaya aşırı bağlanmaktan ve ona sevgi beslemekten uzak olmalı, dünyada Allah’ın emir ve yasaklarına uygun yaşamalı, âhirette ebedî mutluluğa ulaşmayı hedeflemeli, kâfir ve münafıklara özenerek dünyanın geçici zevk ve eğlencelerine dalmamalıdır. Yoksa ebedi ahiret hayatı perişan olur.

Gerçekten de kâfirlerin içinde bulundukları maddî imkân ve rahat ile mü’minlerin çektikleri sıkıntı ve meşakkatlere baktığımızda, hadis-i şerifin mânâsı daha iyi anlaşılır.

Mü’minin hizmet ve meşakkat yeri dünyadır. Zira ebedî saadeti kazanmak için devamlı bir imtihana tâbidir. İmtihan ise, beraberinde sıkıntı ve meşakkati taşımaktadır. Mü’min dünyada ibadetin külfetine, imanın üzerine yüklediği vazifeye kendisini uydurmakla imtihanı kazanabilecektir.

Onun dünyadaki küçük hata ve günahlarına Cenab-ı Hak birtakım belâ ve musibetleri musallat ederek affına vesile yapmaktadır. Hatta bir hadis-i şerifte “Ayağına batan dikene varıncaya kadar, mü’mine eza veren her şey onun günahlarının silinmesine ve manevî makamının artmasına birer vesile” olduğu buyurulmaktadır.

Bu bakımdan dünya mü’min için bir nevi ceza ve imtihan yeri olmaktadır. Ebedî saâdete nisbetle hayatı, görünürde meşakkat ve sıkıntı ile geçtiğinden “Dünya mü’minin zindanıdır.” buyurulmuştur.

Kâfirlere gelince, görüp görecekleri rahmet yalnız bu âlemdedir. Yani kâfirin bütün saâdeti kısa dünya hayatındaki zahirî rahat ve saadetidir. Kâfir ebedî cehennemi hak ettiğinden, bazı iyiliklerine mükâfat olarak dünyada rahat içinde bir nevi cennet hayatı yaşamaktadır.

Bu arada müşrik ve münafıklarda sevinmesinler. Çünkü münafıkların cezası kafirlerden de beter olacaktır! Anlatımda kafir denerek bu üç grubun tamamı ifade edilmektedir.

Hadisin ifade ettiği maddî ve zahirî manalara bakmak gerekir . Yoksa mânen ve hakikaten mü’min dünyada bir cennet hayatı yaşadığı gibi, kâfir de mânen cehennem gibi ruhî ıztıraplar çekmektedir. Çünkü rahat ve refah içinde yaşamak başka, mânevî bir huzur ve saadet; vicdanî bir rahat içinde yaşamak daha başka bir şeydir. İlk bakışta ne kadar meşakkatli olursa olsun, mü’minin imanı ruhunda manevî bir cennet hükmüne geçmektedir. Kâfirin küfrü ise onun mahiyetinde mânevî bir cehennemi saklamaktadır.

Maddi manada durum maneviyatın tersidir. Kafir bedeni, nefsi, insani, şehevi isteklerine göre sözde kendi cennetini yaşarken, mü’min ibadetler, abdestler, inzivalar, oruçlar, yasaklar arasında basit ve mütevazı bir hayat sürmektedir. Yani mümin bu dünyada bedeni olarak zindanını, manevi , ruhi ve vicdani olarak cennetini yaşar. Kafir ise bedeni olarak cennetini ama manevi olarak cehennemini.

Sanıldığı gibi ruhun gıdası müzik değil maneviyattır.

Dünyevi şeyler ve maddeler , ruha bir şey veremez. Bunun için, maddi refah içinde olan insan, içinde bulunduğu hayatın mânâ ve mahiyetini kavrayamadıkça bin bir türlü manevî işkence içinde kıvranır.

Neticede, çareyi meşru olmayan oyun ve eğlencelerde arar. Halbuki şehvet ve günahların ruhî ıstıraplara yaptığı tesir, geçici bir uyuşturucu rolünden ibarettir. Tesiri gidince, ruhtaki ıstırap bütün dehşetiyle kendini açığa çıkarıp, insanı, ıstırabını daha da arttırmış olarak, nihayet hayatına son vermeye kadar götürebilmektedir.

Mü’min ise, ne kadar maddî sıkıntı ve meşakkat içinde olsa da, önünde ebedî bir saadet olduğunu düşünerek sabreder ve tevekkül eder. Ondaki bu ruh teslimi, ruh sükûnuna, bu da iki cihan saadetine vesile olur.

İmanın, cennetin bir manevî çekirdeği ve küfür ise cehennem zakkumunun bir tohumu olduğu muhakkaktır. Bunun için, mü’min zahiri sıkıntılarına aldırmaksızın Allah’ın çizdiği ilahi yaşam projesi içinde kalmaya, harama tamah etmemeye çalışmalıdır.

Her kim geçici dünya hayatını esas maksat yaparsa, zahiren bir cennet içinde de olsa manen cehennemdedir. Ve her kim ebedi hayata ciddi olarak yönelmiş ise iki dünya saadetine adaydır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da dünyasını cennetin bekleme salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabırla şükreder.

Nefislerin terbiyesinde bu mana ciddi yer tutmaktadır. Samimi şekilde Allah’a yönelen sadık kullar Allah’ın verdiği sıkıntı ve müsibetlerin kendi günahlarının temizlenmesi için bir vesile olduğunu anlar. Nefis zorlukta isyan eder, bollukta mutlu olur. Oysa yokluğu da bereketi de veren Allah’tır. O halde yoklukta şükretmek, bollukta şımarmamak hedef olmalıdır.

Allah’ın cennette müminler için nasıl nimetler yarattığını görebilen kalp gözleri anlar ki bu dünya tüm bolluk, rahmet ve güzelliğine rağmen zindandır. Yine Allah’ın cehennemde kâfirler için hazırladığı sonsuz ıstırap ve azabı kâfirlerin gözleri görebilseydi anlarlardı ki dünya fakirlik ve perişanlık yaşasalar bile kâfirlerin cennetidir.

Ana rahmi, dünyaya göre ne ise, dünya da ahirete göre o misaldir. Ana rahmindeki çocuğa dünyadan bahsedilse, bulunduğu mekâna sağladığı uyumdan dolayı, ana rahminde kalmayı tercih eder. Halbuki bilmez ki ana rahmi, dünyaya nazaran bir zindandır. Dünyanın geçici zevk ve sefasına dalan bir insan da böyledir. Ona ahiretten ve sayılamayacak kadar çok ve devamlı cennet nimetlerinden, Allah Teâlâ’nın cemalini temâşâdan bahsetseniz, ona sonsuzluk âlemine bir doğuş ve bir geçiş olan ölüm soğuk gelir. Ama ehl-i hakikat öyle değildir. Onlar bir an önce Rab’larına mülaki olmayı tercih ederler. Bilirler ki dünya, mü’minler için bir zindandır.

Ahiret hayatının ebedîliği, cennette “hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşer kalbine gelmeyen nimetleri” ve Allah Teâlâ’nın cemalini müşahade karşısında bir mü’min için, dünya zindan değil de nedir? Amma dünya hayatı kâfirler için cennetî bir yaşantıdır. Çünkü onlar cehennemin kızgın alevleri içinde ebedî kalacak, azab olunacaklardır. Elbette cehennem ateşine göre şu dünya hayatı onlar için cennet gibidir. Mü’min cennete vasıl olma heves ve arzusu ile bu dünyadan bir an önce ayrılıp cennete kavuşmayı dilerken, kâfir ölümsüz olmayı diler.

Mü’min cennete biran önce girmesine engel olduğu için bu fani dünyada cehennemi yaşar. Allah’ın iman edenlere sabrı tavsiye etmesinin bir nedeni de budur. Kâfirler ise bu dünyada keyfekeder yaşasalar da her gün gözlerinin önünde cereyan eden ölüm hakikati nedeniyle yok olmak, bu zevklerden mahrum olmak ve hele ahirette mahkeme edilip cezaya mahkum edilmeyi hiç istemez ve ölümü de kıyameti de asla arzulamazlar. Çünkü orasının onların cehennemi olacağını çok iyi bilirler.

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’am, 6/32)

“Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi! (Ankebut, 29/64)

“Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz. “(Nahl, 16/96)

Mü’min için dünyanın zindan olarak tasvir edilmesi asla dünya hayatından vazgeçmek değildir. Kötülenen dünya sevgisidir, dünya işlerine ve nimetlerine aldanarak ahiret amellerini terk etmektir. Yoksa imtihan alanı olan dünya nimetleri, Allah Teâlâ’nın ikramı ve lütfudur. Dünyayı ve dünya nimetlerini, ahiret saadetine vasıta olarak kullanmak mü’mine düşendir.
Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.(Nahl, 16/96)

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir