Anasayfa / DAHA FAZLA / Güncel / Dünya meşgaleleri
imanilmihali.com
Dünya meşgaleleri

Dünya meşgaleleri

Dünya meşgaleleri

“Birisi sizi örnek alıp Müslümanlığa özenmiyorsa, imanınızı gözden geçirmenizde fayda vardır.”

Yaşadığımız dünyada dar zamanlar bizi bekliyor. Sürekli bir kaos, koşturmaca, telaş içindeyiz çoğu zaman ve ihmallerimiz çığ gibi büyüyor.

Bir an düşünelim neler yapıyoruz gün içinde.

Sabah kalkıp, süslenip, giyinip, kahvaltı bile yapmadan kalabalık trafiğe dalıyor, gün boyu müşteri işyeri temsilcisi münasebeti içinde diyaloglar kuruyor, öğlen atıştırıp, molalarda kahve içip, akşam yorgun eve geliyor, çoğu zaman televizyon karşısına kurulup günü bitiriyor ve belli bir saatte sabah yine uyanmak ve işe gitmek üzere yatağa atıyoruz kendimizi.

Dinlenmeyi, akraba ziyaretini, hatta anne-baba ve kardeşlerimizi ziyaret etmeyi erteliyor, hasta ve kabir ziyareti yerine patronun verdiği iş ile akşamı ediyoruz. Hafta sonlarımız alışverişle, eğlence ve alkollü mekânlarla dolu.

Hayatımızın en önemli öğeleri; işimizi kaybetmemek, patronu kızdırmamak, telefonumuzun çekmesi, kıyafet ve saçımızın bozulmaması, daha çok para kazanmak, daha lüks konutlara sahip olmak, zengin birisi ile izdivaç yapabilmek, bir evcil hayvan beslemek, kredi kartımızın limitsiz olması, faturaların ödenmesi, buzdolabının dolu olması,…

Tam anlamıyla batı tarzı bir hayata garkolmuş vaziyette yaşıyor ve önceliklerimizi dün ve bugünden ziyade hep geleceğe veriyoruz.

Meşgulüz, faturalarla, televizyon programları, iş saatleri, sıkışık trafikle, vergiler, faturalarla.

Yalnızız kalabalıklar içinde. Dünyayı tek kişilik yaşıyor, aile kurmayı erteliyor, azla yetinmek yerine hep daha fazlasını istiyor, yakınımızdakilerin dertlerini bile görmüyor, muhtaçlara yardım eli uzatmıyoruz.

Benciliz, vefasız ve körüz.

Bizden daha vahim halde olanlar yerine gözümüz hep daha yükseklerde. Daha zengin, daha güzel, daha lüks yaşamak tek derdimiz.

Şükretmeyi, sabretmeyi, dua etmeyi düşünmeden geçiriyoruz anları.

Çok ileri yaşlara kadar ateistler gibi yaşıyor, zamana-paraya-bilime suç buluyor, sanki erken yaşta ölmeyeceğimizin garantisi varmışçasına zamanı boşa harcıyoruz her geçen boş saniye ziyanda olduğumuzu unutarak.

Pahalı arabalar, güzel kıyafetler, moda saçlar daha çok çekiyor bizi. Her kıyafete ayrı bir çanta ve ayakkabı almanın derdindeyken etrafımızda çöpten yemek arayanları, sokak çocuklarını göremiyoruz.

Onları görmemek, onlardan bihaber olmak için, rahatsız olmamak için tecritli evlerde, pahalı lüks otellerde ikamet ediyoruz. Onları görmeyince onlar sanki yokmuş gibi hissediyoruz.

Televizyonlarda hep ünlüleri, pahalı şarapları, kumarı, şaşalı yaşamları izliyor, belgesellerden, sorunlu insanların hayat hikayelerinden kaçıyoruz.

Saç ve vücut bakımına ayırdığımız bir yıllık para ile yaklaşık on ailenin, evcil hayvanlar için harcadığımız para ile belki bir yıl geçinebileceğini görmüyoruz.

Tatillerde parayı saçıp savurur, tüm yasaklardan arınır, günahların adeta her birinin tadına bakar haldeyiz.

Bekarsak (hatta bazıları evliyken) geceleri eğlence, karanlık barları mekan edinmiş halde sabahsız akşamlar yaşıyoruz. Eşler, eşleri için değil başkaları için süsleniyor, saçlar her mevsim başka renge boyanıyor, pahalı estetik ameliyatlar için sırada bekleyen onlarca insan… vücutların bilmem nerelerinde acayip dövmeler, davetkar, kışkırtıcı yırtmaçlar…

Uyuşturucunun bini bir para, şişeler gani, cepten cebe yasak aşk iletileri, aynı cinsin aynı cinse şehvet dolu yaklaşımları, kısacık etekler, abartılı makyajlar, ortamı saran baştan çıkarıcı parfüm kokuları, karanlık ve duman kokan mekânlar.

Mesailer, nöbetler, görevler, para kazanma seansları arasında aldatmak, hile yapmak, tuzak kurmak serbest.

Patronlar kendisine para kazandırmayan çalışanı kapı dışarı ediveriyor. Müşterinin haklı olduğu zamanlar gerilerde kalmış, tok gözlü esnaflar, komşu dükkân siftah yapamadı diye ikinci müşterisini komşusuna gönderen bakkallar unutulmuş.

Büyük marketlerde bir karmaşa, alışverişe kışkırtan pahalı reklamlar, reklamlarda açık seçik objeler, yalan, kandırmaca ve dolandırmayla bezenmiş bir ticaret ahlakı, mahalle arasına sıkışmış komşuluk ilişkileri, pahalı gökdelenlerde birbirini tanımayan ev sahipleri, asansörde birbirine selam bile vermeyen komşular.

Namahremine çekinmeden bıyık altından bakanlar, başkası kendisine baksın diye gayret gösterenler, apartman dairelerine sığınmış günah yuvaları, merdiven altlarında toplumun duyarsızlığının eseri tiner çeken çocuklar.

Sokaklarda cinayetler, dayak yiyen kadınlar, duyarsız, sessiz geçip giden kalabalıklar.

Trafik terörü, maganda kurşunu kurbanı zavallı çocuklar…

Katledilen ağaçlar, pisletilen hava, kurbanlık kuzulara katlediliyorlar diye bakan akidesi zayıf bir toplum.

Hırsızlığı, zulmü, ahlaksızlığı, kandırmayı çirkin görmeyen bir insanlar yığını.

İnternetin çirkin yüzü, cepler sayesinde unutulan ziyaretler, mektup yazmaktan aciz bilgisayar toplumu, çalışan-üreten değil masa başında bilgisayar ile çalışmak isteyen gençlik, kahvehanelerde yığınla işsiz insan, boş kütüphaneler, zorunlu olduğu için okunan kitaplar, zehir akıtan ama best seller olan aşk romanları, taraflı gazeteler, açık seçik dergiler,…

Üç kuruş nafakasını at yarışına yatıran işsizler, umut tacirleri, tekne dolusu insanı denizin ortasında ölüme terk eden kaptanlar, ehliyetsiz şoförler, alkollü araba kullanan hayvanlar, pahalı mücevherler için her şeyi (!) yapmaya hazır genç kızlar, para ile kadınlara bedenini satan erkekler, açlığa terk edilmiş sokak hayvanları…

Kirletilmiş doğa, kıymeti bilinmeyen su kaynakları, katledilen ağaçlar, fabrika bacalarından çıkan pis duman ve kimyasal sıvı atıklar…

Dükkanlardan, arabalardan yayılan küstah, abartılı, gürültülü müzikler, etrafı rahatsız eden küfürlü konuşmalar, esnafın kaldırımları işgal eden vurdumduymazlığı…

Bunlar ve daha niceleri yabancı bir gezegenin değil yaşadığımız zamanda yaşadığımız yerde cereyan eden günlük hadiseler.

Bu pislikler arasına sıkışmış hayatlar, gürültüler arasında duyulmayan ezan sesleri, Kur’an’dan bihaber, şeytandan bile bihaber inançsızlar ordusu, Müslüman yaftalı sahtekarlar ve acizler sürüsü.

Meşgulüz.

Bu dünyaya para kazanmak için, lüks ve pahalı, gösterişli ve markalı yaşamak için gelmişiz gibi koşturmacalarda kaybolmuşuz.

Dünya meşgaleleri bizi esir almış.

Bilginin kıymetinden, ilmin derinliğinden, teknolojinin nimetlerinden, medeniyetin getirdiklerinden nemalanmaya çalışırken yaratılış gayemizi unutmuş, fıtrata ters yaşar hale gelmişiz.

Binalar, zinalar, hileler, zulüm ve haksızlıklar arasına sıkıştırmışız hayatları ve başımız hep telaşlı.

Dünya bize ahireti unutturmuş, din hobi haline gelmiş, iman hak ettiği noktadan çok gerilere atılmış.

En dindar geçinenin altında son model jipler, hırsız işadamları, hakikati örten medya patronları, Kur’an kursu diye Arapça kursu veren camiler, cami avlularında bile çalıntı, kaçak mal satan seyyar satıcılar, cami avlusunda nafile ibadet etmek, din üzerine hasbıhal etmek yerine gıybet ve dedikodu yapan cemaat…

Namazdan sonra dükkânına koşup bayat, fahiş fiyatla mal satan Müslümanlar…

Ödenmemiş faturalar, kaçak elektrik hatları, kaçak su boruları, vergi kaçıran Müslümanlar…

Araç park yerlerini gasp eden otopark mafyaları…

Umreye, hacca sülalesiyle birlikte onlarca kere giden Müslümanlar…

Kestiği kurban gösterişli olsun diye gayret sarf edenler, öte yandan kurbanın etini dağıtmayıp yıl boyu yiyenler…

Riya ve gösterişe meraklı, bundan çıkar sağlayan Müslümanlar…

Şeytanın ne olduğunu, nasıl ve nerede yaşadığını, neler yaptığını bilmeyen, şeytan dostlarını tanımayan Müslümanlar…

Şirk dinini tanımadan tevhidin tanınamayacağını bilemeyen zavallı Müslümanlar…

İsteyerek veya istemeden şirk tuzağına batmış biçare Müslümanlar…

Cihad adına Müslümanı katleden kâfirler, bu kâfirlere göz yuman kâfirler, bu kâfirlere göz yuman kafirlere destek olan öteki kafirler… bu kafirlere göz yuman kafirlere destek olan kafirleri baş tacı eden diğer kafirler…

Müslüman yaftalı münafıklar, mü’minleri zehirleyen mürailer…

Hepsi gerçek, hepsi güncel, hepsi günlük hayatın yaşananları.

Ne oldu Müslümanların Hak arayışına? Nerede Asr-ı Saadetin ruhu? Hani iman kardeşliği? Hani hanif Müslümanlar? Nerede yardımsever, mütevazı, samimi imanlı kalpler? Yetim çocukları alıp büyüten iyiler nerede? Hani Müslümanlık?

Terörü, katliamı ayin sananlarla, ibadette gösteriş ve riyayı yeterli bulanlar arasına sıkışmış İslam acınacak halde.

Hak yemekten, zulmetmekten, günahın yükünden çekinen kalmamış, haddi aşmış, azmış, helaki hak etmiş bir topluma doğru gidiyoruz.

Evlerin kapısı çelik kapılı, duvarlar adam boyu dikenli çitlerle kaplı, bahçedeki elmalardan kimseler koparmasın diye bahçelere azgın köpekleri salmışız…

İnfaktan, sadaka ve zekâttan eser yok, verginin zekât olduğunu bilmezcesine vergi kaçırır haldeyiz.

Fitrelere sıkışmış ramazanlarda, kollarda sayısız altın bilezikler ile başkalarına hava atma hevesindeyiz.

Cahiliye Arabistan’ındaki tüm pislik ve hataların aynısını yapar halde, Peygamber ve Kur’an nurunu terk eylemek üzere bir haldeyiz.

Haram-helal demeden yer, rüşvet alır-verir, sınavda birkaç soru çalar haldeyiz. İşyerlerinde mobingler-tacizler, karanlık sokaklarda tecavüz ve cinayetler almış başını gitmiş halde.

Çalmaya meraklı ve mübah görür haldeyiz dahası çalmayı ve kandırmayı kurnazlık olarak niteleyecek kadar aşağılık hale gelmişiz.

Töre cinayetleri, çocuk yaşta evlendirilen kızlar, okula gönderilmeyen çocuklar, dilenci yapılmak için ayağı kesilen evlatlar, işadamlarından zengin dilenciler, ölen anasının maaş kartıyla bankadan aylık çekmeye devam edenler, işçiye hak ettiğini vermeyen, çalışanın karşılığını teri soğumadan vermekten imtina eden, iş verirken ehliyet ve liyakat aramayan bir Müslüman camiası.

Pavyonlar, barlar, kirli mekânlar dolusu yitik gençlik, kendisini et görüp pazarlamaya kalkan genç kızlar, ufacık kızlar sarkan paralı Müslüman işadamları, kızlarını para ile satan anneler, organları kullanılmak için kaçırılan çocuklar, terörist yetiştirilmek veya cinsel ihtiyaçları karşılamak için kaçırılan çocuklar, okula gönderilmeyip zehirli fabrikalarda zor şartlarda sigortasız çalıştırılan çocuklar, sahipsiz yetimler, engeliyle baş başa bırakılan engelliler, sahipsiz ve terk edilmiş tarihi-kültürel mekânlar, AVM’lere yenilmiş bakkallar, adalet yerine hukuku egemen kılan liderler, cami malını çalıp satanlar, trilyonluk pahalı arabalara binen atanmışlar, savuran seçilmişler, endişesiz mirasyediler, babadan kalan malı satıp savuran yeni nesiller, uyuşturucu tutsağı zavallı bedenler, faiz ile geçinenler, bir gecede zengin olanlar, …

Daha başka yazmaya gerek yok. Yazarken içimiz daralıyor. Acı ama gerçek bu hadiseler yabancı ve gayri müslim bir toplumun değil yaşadığımız Türkiye’nin gerçekleri.

Bunlar acınacak halimizin acınacak tabloları.

Zaman silkinmek ve tekrar ayağa kalkmak zamanı. Biz kalkamazsak kimseler bizi kaldırmayacaktır. Biz kalkamazsak İslam kalkınamayacaktır. Biz düştüğümüz bu bataklıkta kalmaya devam edersek bir süre sonra alışacağız ve kalkmayı istemeyeceğiz bile.

Dünya bizi meşgaleleri ile oyalayıp dururken, şirk ve şeytan bizi lanetlere sürüklüyor.

Kur’an nurundan her gün biraz daha uzaklaşıyor, helaki hak eder hale geliyoruz.

Zaman başımızı önce göğe ve sonra dünyadan ahiret yurduna çevirip tevbe etmek ve silkinmek zamanıdır.

Müslüman camiası üzerine ölü toprağı atılmış halde bundan kurtuluşun yolu bir an önce şeytandan uzaklaşıp, tevhide yönelmek, imanı yakalamak, secde, tevbe ve niyaz ile Rabbimize yönelmek ve fıtrata uygun yaşamayı tercih etmektir.

Başka şansımız olmayabilir, daha fazla zamanımız da olmayabilir.

Zaman iyiliğe taraf olma, Hak’ka taraf olma zamanıdır.

Ve bu bir tebliğ ve davettir.

Duyanlar duymayanlara da aktarsın.

Sonra duyduk duymadık demeyin.

Hayırlı Ramazanlar!

 

 

 

Dünya meşgaleleri

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinen tecavüzün cezası ve mahiyeti

Dinen tecavüzün cezası ve mahiyeti

Dinen tecavüzün cezası ve mahiyeti Zina ve eşcinsellik Kur’an’ın en büyük günahlar arasında saydığı rezilliklerdir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir